20.5 C
İstanbul
Pazartesi, Temmuz 6, 2026

Ölüm Üzerine

I
Ölüm dedi adım
Ansızın çıkar, kapılarınızı çalarım
Bazen sokak ortasında kalabalıklar arasında
Bazen yapayalnız, savunmasız
uyku anında
Ama hep varım…

Bencilim dedi
Herkesten önce ve her şeyden öte ben, unutulmayı hiç sevmem
Unutmasanız şayet beni
sizi hiç rahatsız etmem…

II
Ey ölüm!
Ey asırlardır değişmeyen mukadderat!
Ey batan güneşi ömrümün!
Bileti son kalkan trenin
ve hakikati gördüğüm.

Ey toprağı titreten “Es Sala!!!”
Ey gövdemi titreten musalla!
Ey hudutları bir metrelik makber!
Naçar kalır yanında beşer, olsa da alim
Nadan ile pîr, içinde bir; her daim.

Ey nefsim!
Ey bunu ayrılık bilip gözümden akan yaşım!
Ey gönlümde pinhan kalan imanım!
Vuslat perdesi aralandı bugün
ismetin düğünü, fasıkın helakı bugün.

Ey ölüm!
Ey, en sevgiliye açılan kapı!
Ey inşirah!
Mamure-î dünya iştigali ile
mefkud olan ruhuma;
En mukaddes hediyesi ömrümün…

III
Aman ha, sakın;
Tutmayın beni el üstünde
Kalmadıkça kursağımda soluğum
Durmadıkça solumdaki uzuvum
Dinmedikçe içimdeki elem
Sakın ha, sakın
tutmayın beni el üstünde !

Almayın adımı ağzınıza müftehirane
Dünya; görkemli bomboş virane
İhtişama kapılan bariz divane
Nefis, deyip; etme bahane
Aman ha, isteğim yegane
Almayın adımı ağzınıza müftehirane…

Sakın demeyin bana
“Yalnız bırakmam seni”
Hudutlarımı sağlam bilip
düşmeyeyim atalete
Hudutlarımda âmâ olup
düşmeyeyim enaniyete
Sakın ha, demeyin bana
“Yalnız bırakmam seni”

Zira;
Tutulunca el üstünde,
İsimler ağızlarda dolanırken müftehirane
Duyulunca sesler:
“Gitme, bırakmam seni yalnız”
Adem artık olmuştur meyyit
Ruh, bedenden müteferrik;
Beden toprağa, ruh ebediyete ait.

Aman ha sakın
Gelince o müjdeli haber
düşürmeyesiniz gözünüzden bir katre
bir meyyit, diriden başka ne ister
Aman ha sakın
Gelince o müjdeli haber
Kalmaz artık ne dert ne de keder

IV
Yeryüzünün ölümleri
daha elimdir
yer altının ölülerinden
Bir hayalin ölümü örneğin
Bir umudun
ışıldayan gözlerin…

Ölmüş bir güven
Bir dostluğu öldürmüştür artık
sımsıkı elleri
sımsıcak tebessümleri
ağrısız tümceleri

Ölmüş bir huzur
el yapar evi
dört duvar
dört diyar olsa
getiremez, gideni
Ehemmiyetsizdir kalanlar
ecel burada
bulamaz artık yiyecek yemeği.

Ölmüş bir merhamet
kör eder gözleri
sağır olur kulaklar
ve lâl olur dilleri…
Bir toz bulutu inmiştir dünyaya
öldürür kafasını çevireni yaraya
Okşayanı bi kediyi
gülümseyeni bir çocuğa.

Ve, daha niceleri.
Yeryüzünün ölümleri
Viran eder bedeni…

Affet Beni

Kalbim kocaman, büyüdü büyüdü
Ha patladı ha patlayacak
Kaçacak yer bulsam,
Bi an durmazdım bilirsin.

Nereye nasıl gidilir bilmiyorum
En büyük başarım bir insanı sevmek benim,
En büyük gayem bir insan olmak ve
En büyük kavgam sevdiğimle…

Zaman mekan kavramını çoktan yitirdim,
Uzun zaman oldu takvime göz gezdirmeyeli
Günlerden bir pazar aklımda bir de pazartesi
Geri kalan aynı nasılsa…

Unutuyordum az daha kalsın baksamaydım takvime
Doğum günün kutlu olsun sevdam,
Bu sefer sayacağım aradan çekip giden,
O kocaman yıllarımızı.

Affet beni,
Sana çıkmıyor yollarım
Koşuyorum koşuyorum varamıyorum
Öylesine soluksuz kalıyorum yine de.

Bil sevgilim, seni çok sevdim.
Gözlerinden ellerinden öptüm,
Şairin dediği gibi;
“Seni sevmek gibi büyük işlere kalkıştım
Ve lütfen inkar etme sana en çok ben yakıştım”
İyi ki doğdun sevgilim

Bir Tutam Vahşet: Vikings

Bugün sizlere bahsedeceğim dizi, benim de uzun süredir beğenip izlediğim dizi olan Vikings yani Vikingler. Kendisinin büyük bir fanı olarak bunu yapmamak biraz yadırganması gereken bir durum olurdu açıkçası.

Vikings dizisi, konusu itibariyle savaş, aksiyon ve kimi yerde dram barındıran bir yapım. Başrollerini Travis Fimmel ve Katheryn Winnick ‘in paylaştığı bu yapım tarihi bir dizi olma niteliğini de taşıyor aynı zamanda. Ünlü Viking kralı Ragnar Lothbrok’un yaşamını konu alan dizi; Vikinglerin savaşçı ve hatta ne kadar vahşi bir millet olduğunu gözler önüne seriyor. Dinsel inanış olarak daha çok paganizme inanan Vikingler bunun için çeşitli ritüellere de sahip elbette. Örneğin insan veya hayvan kurban etmek gibi.

İstila ettikleri çeşitli yerlerden tutun da savaş stratejilerinden  kullandıkları savaş aletlerine kadar çok etkileyici bir dizi olan Vikings, virüs dolayısıyla çekimlere geç başlayacak gibi görünüyor. Şu an net bir tarih olmasa da beklentiler 2021’in Bahar aylarını gösteriyor.

Dizi Hakkında Genel Bilgi

Ülke : Kanada-İrlanda

Yapım Yılı : 2013

Türü : Tarihsel Drama

Oyuncuları : Travis Fimmel, Clive Standen, Gabriel Byrne, Nathan O’Toole, Katheryn Winnick, Jessalyn Gilsig, George Blagden, Gustaf Skarsgård, Donal Logue, Jonathan Rhys Meyers

IMDB Puanı : 8.6

Son Yayınlanan Sezon : 6. Sezon

Keyifli izlemeler…

Geçen Zaman

Sessiz bir çığlığa bürünmüş zaman

Kaybolmuş israf edilen günler

Her adımda biraz daha kaçıveriyor benden

Gözlerimin önünden akıp giden zaman

Sana değil kastım, sen masumsun

Anılar kadar masum

Geç kalınmış söylenmeyen sözler gibi

Her şeye hep kaldığım içindir belki de

Hep sonradan duyduğum bu pişmanlık

İçimden akıp gitmesini istediğim içindir belki de

O yüzden akıp gitmene engel olamayışım

Hani çok kısa geçen bir bahar vardır ya

Gönlünün ta içinden hissettiğin

İşte tam da öyledir zaman

Her şeyin bir sonunun geleceğini hesaba katmalıydım, ama olmadı

Oysaki ben de faniydim

Ve benim de hazin bir zamanda dolacaktı vaktim

Hani gönlünün gitmeyi çok arzuladığı bir yere

Gitmek için kaybettiğin bir bilet gibi

İliklerine kadar hissettiğin soğuğun

Sana verdiği çaresizlik gibi

Belki de suçumuz seni hep acılara, ayrılıklara merhem yapmaktı

Nasıl olsa gelecektin ve geçip gidecektin ömrümden

Ya üzerek, ya sevindirerek

Ayrılıkların sonunda söylenen buruk bir elveda gibi

Çare

Uzun yollar aşan, nice gönül kervanından geçen, zamanın suretinde kaybolmamış hayaller kuran, umuda sürgün yaşayan… İşte o sensin, aynaya baktığında gördüğün kişi. 

Yaşadığın yaşta mısın, yoksa yaş aldığın yaşta mı? Yaşanmayana yaşam denir mi? Yaşanmadıysa nasıl yaş alır insan hayattan? Ağlamak isteyen inadına gülmedikçe, pişmanlık külleri gözlerinden göğe savrulmadıkça nasıl yaşadım dersin? Hepsi bir bir hayatın içinden gelir. Sonuna kadar sahip çık çünkü onlar seni sen yapacak, dayanağın olacak geleceğe dair. Şimdi bunları anlamadan anlatılmaz ki çaresizlik.

Sahi neydi o?

Bir tahterevalli, ne yana bıraksan yükünü yara alacaksın kalbinden. Sağın solun sobelenmiş, kaçamazsın da, içindeki çocuğa sarılırsın. O seni saklar, değişmez sahte oyuncaklara. 

Taşacak sanırsın içinde dolan derin kuyular. Kurak topraklara ab-ı hayat gerek, nasıl filizlenir yoksa gönül bahçesine ekilen tohumlar? Seraplar görürsün gerçek dünyanın içinden sıyrılan. Bir damla olsa yetecekken, yokluğu ile adam eden, çaresizlik. Kırk kanadı kırılmış, yine de uçmaya niyet etmiş ürkek bir kuş misali. Onun çaresi uçan yüreğinde, peki sizin çareniz nerede? Çaresizliğinize bir kalp verebilir misiniz? Cevap içinizde, orada yalansız bir devlet hüküm sürer. Buyruk sizde; haydi kalbinize, yani çarenize iyi bakın.

Çaresizlere selametle… 

Cengiz Aytmatov’un Beyaz Gemi’si

Beyaz Gemi, Cengiz Aytmatov un en çok okunan eserlerinden biridir. Orijinal adı ise Ak Keme’dir. Cengiz Aytmatov bu eserinde kendi yörelerine ait insanların hayat mücadelerini yetim çocukların dünyasını dile getirmiştir. Eserin semboller üzerine bir anlatımı vardır; bir görünen tarafın anlatımı vardır bir de iç anlatımı.

Eserin başrolindeki çocuğun ismi yoktur. Çocuk çocuktur. Aytmatov ‘un yıllar sonra bir konferansında; Beyaz Gemi ‘deki deki çocuk benim dediği söylenir.

KONUSU
Annesi ve babası tarafından terk edilen ve dedesi tarafından büyütülen bir çocuğun hayatı anlatılmaktadır. Yedi yaşındaki çocuğun hayal kırıklıkları ve kendine ait hayalperest dünyasından bolca motif bulundurur eser. Aytmatov, bu eserinde insanın dünyasını bir çocuk gözüyle anlatmaya çalışmıştır.

İnsanın çocuğunun olmaması kötü bir şeydi, ama çocuklarının çocukları olmaması daha da kötüydü. Nine böyle diyordu.

Eğer yıldızlar insan olsa, gökyüzü onlara dar gelir, sığmazlardı.

Bu insanlar niye böyledir? Niçin bazıları çok iyi, bazıları çok kötü oluyor ? Niçin herkesin korktuğu, çekindiği insanlar var, bir de kimsenin korkutamadıkları!

Silikon Vadisi’nin Vicdani Sesi : Sosyal İkilem

“Ölümlülerin hayatına giren tüm büyük olaylar beraberinde lanet getirir”
Sophocles

Harika bir çarşamba sabahı her zamankinden farksız bir güne başladın. Kış ayı malum hava biraz kasvetli, dışarı bakıp kaslarını esnetirken güne sahip olduklarını düşünüp mutlu başlamak çok da iyi bir fikir değil, ki ne zamandır da böyle bir şey yapmadın zaten. Hemen yatağının yanındaki prizden şarj aletini söktün ve bildirimler… İnstagram ’dan gelen beğenilere bakıp kahvaltını yapmaya gidecektin keşfete bir göz atayım dedin. Tesadüfe bak en sevdiğin yemek videoları ve sabun kesme videoları, ardı ardına! Tam telefonu bırakıp camdan dışarı kafanı uzatacaktın ki Facebook ’tan o bildirim geldi “Seren Öztürk seni bir fotoğrafa etikletledi.” Tanıyor olabileceğin kişiler, arkadaşlık istekleri… Google ’a girip bir hava durumuna bakmak istedin Whatsapp grubunda konuşulan cuma günü gerçekleşecek buluşmada ne giyeceğini belirlemek için “Hava” yazdın ve hemen önerilenlerde “hava embolisi” çıktı, doktorsun malum. Ya polis olsaydın? Devam ettin yazmaya “Hava D” derken “Hava durumu Samsun” çıktı bir anda. Ya Bursa’da yaşasaydın? Hava durumunu öğrenip Whatsapp grubuna girdin, dünyanın belki de en masum belirteci ‘yazıyor…’ o kadar masum mu peki sahiden? Neyse biraz selfie zamanı. Kıyafet seçimi, doğru oda, ışık, açı, zamanlayıcı, 321… Güzelleştir. Sadece fotoğrafını iyileştirmek için çıkan bir emare mi acaba ‘Güzelleştirifadesi. Kameran iyi çekmiyor zaten boş ver gir sen Snapchat’e. Evet basılı tut evet işte başardın. Geldi ekrana “Efektlere göz at” cümlesi, şimdi uzun kirpikler, pürüzsüz cilt, elmacıklar belirginleşsin ve harika! Şimdi yollayabilirsin ellerinle usul usul kaybettiğin kimliğinin bir parçası olan bu fotoğrafı arkadaşlarına. Bu kadar mükemmel bir gün Youtube’da en sevdiğin şarkıyı dinlemeden ilerler mi Allah aşkına hemen snapini at ve Youtube’a geç, unutma önerilen videoda ilgi duyduğun felsefe içerikleri seni bekliyor. Belki siyaset de olabilir malum arama motorunda bu aralar çok araştırıyorsun siyasi içerikleri. Çok video izledin hadi artık gözlerin ağrıdı. Aldın kendine uygun bir mont bakma önerilen reklamlara!!!

Ürüne para ödemiyorsanız
Ürün sizsinizdir

Pekala en yakın dostunu düşünmeni isteyeceğim şimdi senden. Ailen bildiğin ya da belki daha ötesi. Senden ne kadar haberdar bir düşün. Fikirlerini, muhtemel tercihlerini, değişen ilgi alanlarını, hangi fotoğrafı 10 hangi fotoğrafı 3 saniye inceleyeceğini, önerilen hangi videoyu reddedemeyeceğini biliyor mu? Ya da başka ve daha önemli bir soru, bilse ne hissederdin? Google ’da araştırdığın konuları, eski sevgilinin fotoğrafında 8 saniye kaldığını, panele gelen haber bildirimlerinden hangisine tıkladığını dolaylı olarak hangi konulara ilginin kaydığını, komplo teorilerine ilgi duyduğunu ve Twitter ’da hep bu konuda twitlerde dolaştığını… İşte bunların hepsinden haberdarlar dostum, üstelik dostun da değiller! Şşş suçlama kimseyi kendi ellerinle verdin tüm bilgileri tek tek.

Esas ürün davranış ve algılarınızdaki kademeli, hafif ve algılanamaz değişimdir

Belgesel beni o kadar çok etkiledi ki üzerine günler aylarca konuşmak istiyorum. Sosyal medya içeriklerinin üreticileri, çalışanları tarafından gerçeklerin bizzat anlatıldığı bu belgeselde yapay zekanın algılarımızı davranışlarımızı nasıl kontrol ettiği aydınlatılıyor. Sayfa yenilemenin, yazıyor belirtecinin, bir arkadaşınız size etiketlediğinde gelen bildirimin birer melek yüzlü şeytan olduğunu anladığınız an eminim sizler de hayatlarınızda değişikliklere adım atacaksınız. Sahi neden sorgulamadan bilinçsiz bir şekilde sayfayı yeniliyoruz ardı ardına ? Ya da -haziran ayıydı sanırım yazıyor belirteci kalkmıştı birkaç saatliğine, deliye dönmüştük kendi kendime konuşuyorum gibi hissediyorum diye– mesele sahiden  o muydu? Yoksa yazıyor’un salgılattırdığı dopamin mi? Bir de cidden fotoğrafa etiklendi bildirimini atabilen bu çok çok zeki yapay zeka fotoğrafı neden gösteremiyor? Gösteremiyor mu yoksa derdi mi başka? Neyse kafanızı çok şişirdim, şimdiden keyifli seyirler diliyorum; hoş keyifli olmayacak izlerken rahatınız bozulacak ama olsun. Bu belgeseli izlemelisiniz demiyorum, bu belgeseli İZLEYİN diyorum..

Yeterince gelişmiş her teknoloji sihirden farksızdır

Tebessüm Provaları

İçime ve dışıma kapandım. Sonbahar mevsimi geldi. Yaprakların yüzü yere bakıyor. Acınası bir hali varmış gibi davranması da savuruyor düşüncelerini. Zaten hiçbir şeyi kararında bırakamamak ve ortasını bulamamak gibi bir sorunum var benim. Epeyce göçebe yaşadım. İki valizim de bir sürü kitabım vardı. Bir yığın insan tanıdım. Yerli ve yabancı birçok insan…  Ama hep yalnızdım.  Birkaç satır Sabahattin Ali okuyup bu şarkıyla karanlığın ötelerine baktım. Nerede son bulacağı belli olmayan hayatımızın, en nadide anları başladı. Eski zamanların bir hatırı var mı? Yanında yer bulayım. İçime atmaktan gelemedim kendime… Bulamadım kendimi… Sözlerin gelsin yanıma. Bana fayda yok bu yolda. Duymadım çığlığımı. Ağrısı sızısı merhem olmadı yarama.

Kısa bir girizgâhtan sizlere bahsetmek istediğim konuyu açıvereyim… Bir garip hallerdeyiz değil mi? Fark edebiliyor musunuz? Fark edemediğimiz, ama fark etmemiz gereken hasletlerimizi… Bir bardağın dolu tarafı dururken, evvela boş tarafa yönelişimizi…

Kim kendini en iyi ifade eder?

Hayret! Gözlerimizde ki kusur detektörleri nasıl da hızlı çalışıyor böyle. Bugün bakışımıza bir perde indirmemiz gerekiyor. Kalın bir perde…  Zekâsının başkasının yanlışlarını ile dolduran kimse, bir süre sonra kendi doğrularını kaybeder. Bizim buralarda “kusur arıyorsan tüm aynalar senin!” derler. Hakikaten insan gafildir ki başkasında eksiklik diye gördüğü kendi yansımasıdır ki bundan haberi olmaz. 

Bu icra ne boş şeydir böyle, ilk duyduğum andan beri üzerine düşünmüştüm. Hiçbir yere gitmek istemiyordum. Ama buradan da gitmek istiyordum. Kafeste amansız bir ayrılık… Fırtına da ak,  ayaz da ayakta kalmaya çalışan bir dargınlık var içimde. Her şafakta içimde bir hasret sancısı… Kuş uçsa da her uykuda sürgündük. Can yürekte, her gece de hep aynı yıldızlar…

Her adım da yanındayım diyerek geliyorum…

Sessizce gönderdim. Üzerindeki tozları hissettirmeden sildim. Gidişinin üzerinden birçok hikâye geçti. Bu delilik sarıyor bedenimi… Sağır siyah bir yorgun yol, aşk yolunda ölmek kolay. Bir dinlen çöz kendini… Dört yanımda duvarlar çevrili, bol çetrefilli bir düşteyim sanki. Nerelere gideyim? Gece ve gündüz yönünü kaybetti. Ansızın çekip gittik bu dünyadan. Peki, seni kimden soracağım? Yüreğindeki kederi kim anlatacak? Sen bilmedin çektiğin cefayı… Hasretini yağmurlar sürükledi. Ben bu hırkayı kendim giydim üzerime. Bu hayatı da kendim yaşarım dercesine asabi bir bakışı var bu dünyanın inişi çıkışı bir olmuyor maalesef. Seyrediyor âlem, gözleri ağacın üstünde.

Dalı incitme ey gönül!

 Bir hâlin içindeyim. Şimdi her şeyin yapılması için son bir vakit daha var. Ama son bir vakit…  Güneş doğmak üzere ve bahçedeki çiçeklerin üzerin yapışmış yalnızlığın, ihtirasların sesini işitiyorum. Ben bu aşkın çilesini toprağa el vurduğumda anladım. Şiirlerin demini aldığı bir günün sabahına uyandırıyorum. Şimdi küçük bir meyve için, dalı incitme ki o da sana güzel meyvelerin içine saklanmış sevgiler, saygılar, merhametler verebilsin…

Epic Games’ten 17 OYUN BEDAVA!

Büyük İndirimler de yolda! (DEV FIRSAT) ?

EPIC GAMES yine oyuncuları havalara uçuracak bir yıl sonu hediyesi ve bir seri kampanya ile karşımızda. Epic Games 17 Aralık’tan itibaren 15 gün boyunca her gün bir yeni oyun hediye edecek ve oyunculara büyük indirimler sunacak.

HER GÜN BİR OYUN!

Geçen yıl da olduğu gibi Epic Games, müthiş bir kampanya ile karşımızda. Epic Games çok kısa bir süre için haftalık olarak verdiği bedava oyunları günlük olarak vermeye hazırlanıyor. Firma aynı zamanda Yeni Yıl İndirimleri’nin tarihini de şimdiden açıkladı.

Ayrıntılar Videoda;

Ben’i Sen’de Buldum

Ben kaybolmuştum. 

Kendi benliğimde 

Faili meçhul bir şekilde kaybolmuştum,

Yirmi küsür yıl süren

Ve bu süre zarfında bulamadığım bir ben vardı. 

“Kendini bir başkasında bulmak” diye bir söylenti var. 

Yani bir B’aşk’a dünyada bulmak

Ben kendimi sende buldum. 

Arayışsız tesadüfen buldum

Hem kendimi hem seni…

Sonra beraber bulmaya başladık

Bir çiçeğin dalında güzel duracağını,

Gök’Yüzün’deki derinlikteki huzuru,

Sabahın seherinde doğan güneşin neşesini,

Gece Gök’Yüzün’ü süsleyen Ay’ın sevgisini,

Ve bu sevgiyi katlayan parlak yıldızları…

Renklere inancımı yitirdiğim zamanlardı

Gülüşünde bir renk keşfettim

Bir renk ama öyle ki 

Her rengin yerine göre yakıştığı bir güzelliği vardı

Bu rengin güzelliği gülüşünde saklıydı

Sen güldükçe renklere olan inancım arttı. 

Gülüşün dünyama renktir.

Bulamadığı başka şeyler vardır ya insanın

Tek başına görmez, işitmez, hissetmez…

Sevgiyi sende

Huzuru sende

Güzelliği sende

Mutluluğu sende

Aydınlığı sende

Düşünerek güzelleşmeyi sende

Güzel düşünmeyi sende 

Ne varsa güzel diye nitelendirilecek

Ben sende buldum.

Hepimiz Aşkla Bağlıyız!

Nessi Gomes’ in büyüleyici sesinden aşkın, sevginin, kardeşliğin, minettarlığın şarkısı…

Nağmeleri o kadar büyüleyici ki içindeki rakkaseyi dansa kaldırıyor.

Ruhunun, bu melodilerin ahengiyle sarhoş bir şekilde raksa meylettiğini görüyorsun tüm viraneliğinden sıyrılmışçasına…

Ve latif bir seda dökülüveriyor en ulvi köşesinden dil*in. “Hepimiz aşkla bağlıyız”, diye

Sonra toprak anaya minnettarlığı sezinliyorsun.
“Minnettarım toprak anaya”,

Daha fazla karanlığa gerek olmadığını tekrarlıyorsun ve hepimizin ortak bir paydada buluştuğunu hatırlıyorsun tekrardan.
“Hepimiz sevgiyle bağlıyız”,

Yamor
Misterio de la luna
Amor
Mi vida preciosa
Amor
Dame dame fuerza
Amor
Confia medicina

We are all related in love
Give me strenght in this love

Yaşan(a)mayanlara

Bilmediğim bir zamanın, beklenmedik bir anından sesleniyorum. Bu kez kalemimi kendime rastlayışımla doldurmuşum kara kaplı defterin bembeyaz sayfalarına bir bir akıtıyorum. Bir de bir türkü tutturmuşum ki… Sormayın. Şu an içinizden neyi mırıldanmak geliyorsa onu mırıldanın. Belki olur ya, aynı türkünün veyahut aynı şarkının nakaratında rastlaşırız. Olur ya, geçmişin tozlu raflarında kalmış o mutluluğa buruk bir tebessüm bırakırken hatırlaşırız. Belki de en acı haliyle Cemal Süreya’yı yad eder, ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz mısrasıyla bir iç çekeriz. Her iç çekişle hiç istenmeyen apayrı bir gafletin içine düşeriz. İçine düşülen o gafletin bir kefareti olsa katbekat öder uğruna nelerden vazgeçebilirdik? Bir ihtimal daha vara sığınabilirdik. Ama yok, yitik zamanın peşindeyiz.
Her gece hayaliyle uykuya dalıyor, her sabah uyanır uyanmaz ilk iş o düşleri fırçalıyoruz.Ve bir ihtimale sığınamadığımız o günden beridir üşüyoruz.

Hatra gelen gülüştüklerimize değil, gülüş(e)mediklerimize; yaşanabilecekken yaşan(a)mayacaklara…
Ve daha nicesine… Kırgınız. Bir ihtimale sığınamayan bedenimizle, yorgun yüreklerimizle üşüyoruz.
Ruh üşüyünce, nasıl neyle iyice örtünür bilmiyoruz. Doğrusu ruh üşümesine ne bir hırka var ne de bir palto. Ne de ısıtacak başka bir şey… Lüzum da yok.

Farkına varmanın ötesinde tecrübeyle sabit anlaşılıyor ki; mutluluk da üzermiş insanı, yaşanabilecekken yaşanamayan mutluluklar gibi mesela.

Tecahülüm bu kez arifane değil, ciddi:
”Sahi yaşanabilecekken yaşan(a)mamış kaç mutluluk var hayatımızda?”

Yol ve Erdemin Bilgisi: Tao Te Ching

“Başkalarını bilmek akıllılık,
Kendini bilmek irfan sahibi olmaktır.
Başkalarının üstesinden gelen iktidar sahibi,
Kendisinin üstesinden gelen ise güç sahibidir
Neyin yeterli olduğunu bilmek zenginlik,
Azimle yol almak irade sahibi olmaktır.
Sahip olduğunu kaybetmemek kalıcı olmak,
Ölüp unutulmamak uzun ömürlü olmaktır.”

Dao De Jing ya da eski Wade-Giles sistemi yazılışına gore Tao Te Ching. Çin edebiyatının en eski ve ünlü klasiklerinden olan bu eseri üst üste gelen tavsiyeler üzerine alıp bir solukta okudum. Kitap yüzyıllar boyunca imparatorlar tarafından anıtlarla teşhir edilmiş, sanatçılara ilham kaynağı olmuş, üzerinde çeşitli tartışmalara sebep olmuş.

İki kolunla anca sarılabildiğin ağaçlar küçük bir filizden,
Dokuz katlı kuleler bir avuç topraktan ortaya çıkar.
Binlerce kilometrelik yükseklere çıkmak bir adımla başlar

Kitabın yazılışına dair rivayetlerin birini de sizinle paylaşmak isterim, bilinene gore Laozi isimli bir ermiş (isim hem yaşlı usta hem de yaşlı çocuk anlamlarına geliyor) yaşadığı toplumdaki yozlaşmalardan sıkılır ve Batı’ya gitmek için yola koyulur ancak onu durduran bekçi memleketin faydası adına tüm bilgi ve irfanını yazıya dökmesini ister. Bunun üzerine Laozi tek oturuşta her köşesinden istifade edilmesi gerekilen bu kitabı kaleme alır. Kitabın ismindeki dao: yol, öğreti anlamlarına gelirken de: erdem, iktidar güç gibi anlamlara geliyor.

Saygınlık zenginlik ve kibir felaket getirir.

Laozi kitap boyu size fark ettirmeden zihninize sadeliği benimsemeyi, arzuları azaltmayı, kendinizi öne çıkarmak için çaba sarf etmemeyi, övgüde cimriliği, her konuda aşırılıktan kaçmayı işliyor. Dışarıdan bakıldığında bireyin erdemliliğine yönelik didaktik bir eser gibi görünse de aslında taşların hedefi devlet, yönetim ve liderlerden ibaret. Yüzyıllar öncesinde kaleme aldığı ve hâlâ en büyük sorunlardan olan şu kısım ise eminim ki sizleri de düşünmeye sevk edecektir
Halkın açlığına değinecek olursak:
Halktan alınan vergi çok yüksek
Ve bu yüzden açlar

Kitapta beni üzerinde düşünmeye sevk eden başka bir konu ise doğrunun öğretilmesi doğrunun kaybolmasından doğar düşüncesiydi. Ahlâk kurallarının öğretildiği bir toplumda düzenin kalmadığından, mühim olan meseleninse doğrunun öğretilmeden insanların ahlâk çerçevesinde davranmaları olduğundan sık sık bahsediyor.
“Büyük Yol göz ardı edildiği zaman
“İnsancıllık” ve “doğruluk” prensipleri ortaya çıkar.
Alimlik ortaya çıktığı zaman
Sahtelik ortaya çıkar
Ailevi ilişkilerde uyum kaybolduğu zaman
“Anne babaya saygı” ve “merhamet”
Prensipleri ortaya çıkar
Devlet ve aile işleri kargaşa içinde olduğu zaman,
“Örnek devlet adamı” mefhumu ortaya çıkar.”

Eminim ki her sayfada altını çizecek cümleler bulacağınız incecik ama asırlar boyu geçerli öğretiler sunan bu kitabı tek solukta okuyacak, tekrar tekrar altını çizdiğiniz yerleri açıp göz atacaksınız… Şimdiden keyifli okumalar dilerim…

Çok bilen konuşmaz
Çok konuşan bilmez

Bir Dizi Önerisi: Bir Başkadır

Bir Başkadır
Kolektif Bilinçle Barış Sağlayan Bir Dizi: Bir Başkadır
Bir Başkadır

Berkun Oya ’nın yazdığı ve sekiz bölümünü de kendi yönettiği Netflix dizisi “Bir Başkadır” Fransız sinemasının en önemli yönetmenlerden Maurice Pialat nın Bosphore isimli kısa filminden kesitler yer alıyor. Dizi, Türkiye’nin çift kutuplu, gelenek ve modern arasında sıkışmış yapısıyla alakalıdır. Dizinin uluslararası alanda Ethos adıyla anılıyor. Ethos, kişilerin sahip oldukları ön yargılarla oluşturmuş oldukları fikirleri, bakış açılarıdır. Dizi bu noktada seküler kesimle muhafazakar kesmin birbirine nasıl baktığını çok iyi gösterir. Dizi, Jung ’un kulaklarını epey çınlatılır; kolektif bilinçdışına ve insanın karanlık taraflarına yani gölge arketipine rastlarız. Farklı hayatların birbiriyle çarpışmasından doğan yüzleşmelere, çağımızın tüketim odaklı kadın-erkek ilişkilerine tanık oluyoruz. Bu insanların birbirleriyle yolları kesişir, hepsi bu toprağın insanı aslında ama birbirlerine bariyerler kurmuştur. O çok mustarip olduğumuz kutuplaşmanın nasıl tüm hücrelerimize işlediğini ve ötekinde kabul edemediğimiz şeyin başka biçimlerde de olsa kendi içimizde nasıl gezindiğini anlatır. Dizinin sonlarına doğru bunun biraz kırıldığını görüyoruz. Meryem, Peri sayesinde Peri ‘nin de Meryem sayesinde bu engeli aştığına tanık oluyor gibiyiz.

Table of Contents

Meryem

Meryem
Bir Başkadır, Meyem.

Meryem karakteri bütün yaşadıklarına rağmen güçlü kalabilen, neşesini, espri yeteneğini yitirmeyen, kendisine neyin iyi geleceğini sezen bir Anadolu kadınıdır. İçinden çıkamadığı durumlarda beden üzerindeki kontrolünü kaybeder ve kısa bayılmalar yaşar. Buna konversiyon deniliyor. Konversiyon kabaca; bir şeyi bir şeyle değiştirmektir. Orada bayılma, duygusal olarak kaldıramayacağı bir yükün bedensel bir belirtiye dönüşerek kişinin o durumla başa çıkmaya çabalamasıdır. Meryem, Hilmi ‘nin verdiği yüzüğü görene kadar kendi dünyasından olmayan Sinan ’a aşıktır. Dizi âdeta yüzük sahnesiyle senin dünyan Hilmi gibi biri dercesine Meryem’i kendine getirir. İnsanın kendine gelebilmesi için bazen kendinden geçmesi gerekir. Meryem’in de bu bayılmalarını böyle değerlendirmeli çünkü evlilikle ve cinsellikle alakalı bilinç dışında bastırdıkları bayılmalarla su yüzüne çıkıyor.

Dizide bir başka karakter Meryem ‘in abisi Yasin ’dir. Yasin için duygularından bahsetmek çok zor, duygularını ifade edemedikçe öfkelenir ve bağırmaya başlar. Bu da duygularını bastırmaya yönelik bir hareketin sonucudur. Bizler her türlü ilişkide, ailede, toplumda görünmeyen bağlarla birbirimize bağlıyız. Bunu dizinin bir başka karakteri olan Meryem ’in yengesi rolündeki Ruhiye ’den anlarız. Ruhiye’nin gençken yaşadığı bir travmayla yüzleştikten sonra konuşamayan oğlunun konuşmaya başlamasını bu noktada değerlendirebiliriz. Konuşulmayan şeylerin konuşulmaya başlandığında yani sembolleştirildiğinde artık o şeyin etkisinin nasıl azaldığını ve başka bir şeye dönüştüğünü görüyoruz.

Peri

Peri
Bir Başkadır, Peri.


Dizide bir başka karakter Peri ‘dir. Peri üzerinden Türkiye gerçeğinden uzak bir dünyada büyümüş ve kendini aydınlanmış, özgürlükçü ve gerçekleri herkesten daha çok görebildiğini sanan oysa fazla artıları olmayan, zekasını insanlık için değil de kendi bencil çıkarları için kullanmaya alışık üst sınıf insanı anlatmaya çalışıyor. Peri, Meryem ‘le ilişkisinde bir şeylerin yolunda gitmediğinin farkındadır. Orada negatif kontransferans yani karşıt aktarım geliştirdiğinin farkında ve bunu Gülbin ‘le konuşuyor. Peri hayatta varoluşuyla ilgili çaresizliğini tam anlattığı sırada Gülbin terapiyi kesiyor. Çünkü Gülbin de Peri’ye karşı kontransferans geliştiriyor ve bir bahaneyle terapiyi sonlandırıyor. Gülbin’le Peri’nin sahnelerindeki hoşa giden şey, bir terapistin kendi hastasında yüzleştiği öfkesi ve direncini kendi süpervizyonunda anlatırken aslında o süpervizörün de orada kendi öfkesiyle meşgul olduğunu göstermeleriydi. Peri’nin kapalı kadınlar hakkındaki öfkesini dinlerken onun da öfkelenmesi aslında kendi dindar ablasına duyduğu hem sevgi hem rekabet hem de öfkeye dokunduğu içindi.

Bir Başkadır

Sinan

Dizide Sinan karakteri kadınlar tarafından reddedilen ve annesiyle çok ağır bir duygusal boşluğu olan biridir. Meryem’e karşı ödipal bir aktarım gerçekleştirir. Meryem’e duyduğu aşk, bir anne ihtiyacından kaynaklanan regresif bir durumdur. Bir nevi oral döneme geri dönüş gibi. Bir gün kaslarını şişirmek için gittiği gymde yüzüne çarpıveren bir gerçekle karşı karşıya kalır. Aslında sadece şişme bir cinsel nesne olduğunu öğreniverir, oysa kendini özne sanıyordu. O, annesinin kavrulmuş kıyma sevmediğini bile bilmediği bir duygusal boşluktan geliyor ve mümkün olduğu kadar çok kadınla yatarak kırıntı halinde de olsa bir anne sevgisi arıyor. Bir Başkadır dizisinin müziklerine gelecek olursak piyanist şantörlerin en sevileni Ferdi Özbeğen ‘in seçilmiş olması da filmi tamamlamıştır.

Bir Fransız Atasözü II

Bir Fransız atasözü vardır, ”Ezik burunlunun enfiye kesesi büyük olur,” diye. Peki bu atasözü bize ne anlatıyor. Örnekler üzerinden anlamaya çalışalım.

Bir insanın yaptığı işlerdeki tavrı, içinde yaşadıkları ve psikolojisinin genel anlamda bir yansımasıdır. Bunun, kişinin gündelik tavırlarından tutunda oturup kalkmasına, oturup kalkmasından tutunda sosyal çevresine kadar bir çok şekilde yansıması olabilir.

Örneğin muhatabınız size karşı agresif bir tutum takınmışsa ya yapmak istediği bir şeyi yapamamış, ya kendisine yapılan bir şeyi sindirememiş, ya da herhangi bir olumsuzluk yaşamıştır. Sonuç olarak bunu agresif, huysuz veya öfkeli bir portre ile dışa vurmuştur. O halde zahirde yaşanan her bir olayın batında mutlaka bir açıklaması vardır diyebiliriz.

Bununla beraber bizler her olayın iç yüzüne vakıf olamayabiliriz. Yine de bazı tahminlerimiz olur ama. Örneğin son dönemde hem siyaset hem de edebiyat dünyasında meydana gelen (ya da yeni açığa çıkmış) taciz olayları. Bu konunun bireysel olmayıp toplumsal olduğunu düşünüyorum. Yani cevapları bireyler üzerinden değil de toplum üzerinde arasak daha sağlıklı bir sonuca varabiliriz. Şöyle ki, insanların, toplumsal yozlaşmanın zirvesinde olduğumuz şu dönemlerde, fıtrat üstü ve abes fikir ve arzularının fireni patlamış durumda. Keza toplumsal fikir özgürlüğünü savunan bazı insanların, konumunun (gayet) gereği olarak bir görüşü eleştiren kimselere dava açıp suçladığı bir dönemi yaşıyoruz. Bu açıdan baktığımızda, ne kendi görüşlerimizi, ne savunduklarımızı, ne yaptıklarımızı, ne de yapmak istediklerimizi güzel bir akıl süzgecinden geçirmediğimiz anlaşılıyor, diyebilirim sanırım.

Tüm bu anlatılanlar üzerine atasözüne dönecek olursak, ‘Ezik burunlu’ sıfatının zahire, ‘Enfiye kutusu büyük olur’ tabirinin de batına işaret ettiğini söyleyebiliriz. Zira bir kimsenin burnu (enfiye çekmekten) ezilmişse çok enfiye çektiği anlaşılır. Çok enfiye çekenin de bu ihtiyacı karşılayacak büyük bir keseye ihtiyacı olduğu aşikardır. Her zahirin bir batını olduğuna işaret eden bu atasözünün yansımalarına günümüzde çokça rastlamaktayız.