Tebessüm Provaları

İçime ve dışıma kapandım. Sonbahar mevsimi geldi. Yaprakların yüzü yere bakıyor. Acınası bir hali varmış gibi davranması da savuruyor düşüncelerini. Zaten hiçbir şeyi kararında bırakamamak ve ortasını bulamamak gibi bir sorunum var benim. Epeyce göçebe yaşadım. İki valizim de bir sürü kitabım vardı. Bir yığın insan tanıdım. Yerli ve yabancı birçok insan…  Ama hep yalnızdım.  Birkaç satır Sabahattin Ali okuyup bu şarkıyla karanlığın ötelerine baktım. Nerede son bulacağı belli olmayan hayatımızın, en nadide anları başladı. Eski zamanların bir hatırı var mı? Yanında yer bulayım. İçime atmaktan gelemedim kendime… Bulamadım kendimi… Sözlerin gelsin yanıma. Bana fayda yok bu yolda. Duymadım çığlığımı. Ağrısı sızısı merhem olmadı yarama.

Kısa bir girizgâhtan sizlere bahsetmek istediğim konuyu açıvereyim… Bir garip hallerdeyiz değil mi? Fark edebiliyor musunuz? Fark edemediğimiz, ama fark etmemiz gereken hasletlerimizi… Bir bardağın dolu tarafı dururken, evvela boş tarafa yönelişimizi…

Kim kendini en iyi ifade eder?

Hayret! Gözlerimizde ki kusur detektörleri nasıl da hızlı çalışıyor böyle. Bugün bakışımıza bir perde indirmemiz gerekiyor. Kalın bir perde…  Zekâsının başkasının yanlışlarını ile dolduran kimse, bir süre sonra kendi doğrularını kaybeder. Bizim buralarda “kusur arıyorsan tüm aynalar senin!” derler. Hakikaten insan gafildir ki başkasında eksiklik diye gördüğü kendi yansımasıdır ki bundan haberi olmaz. 

Bu icra ne boş şeydir böyle, ilk duyduğum andan beri üzerine düşünmüştüm. Hiçbir yere gitmek istemiyordum. Ama buradan da gitmek istiyordum. Kafeste amansız bir ayrılık… Fırtına da ak,  ayaz da ayakta kalmaya çalışan bir dargınlık var içimde. Her şafakta içimde bir hasret sancısı… Kuş uçsa da her uykuda sürgündük. Can yürekte, her gece de hep aynı yıldızlar…

Her adım da yanındayım diyerek geliyorum…

Sessizce gönderdim. Üzerindeki tozları hissettirmeden sildim. Gidişinin üzerinden birçok hikâye geçti. Bu delilik sarıyor bedenimi… Sağır siyah bir yorgun yol, aşk yolunda ölmek kolay. Bir dinlen çöz kendini… Dört yanımda duvarlar çevrili, bol çetrefilli bir düşteyim sanki. Nerelere gideyim? Gece ve gündüz yönünü kaybetti. Ansızın çekip gittik bu dünyadan. Peki, seni kimden soracağım? Yüreğindeki kederi kim anlatacak? Sen bilmedin çektiğin cefayı… Hasretini yağmurlar sürükledi. Ben bu hırkayı kendim giydim üzerime. Bu hayatı da kendim yaşarım dercesine asabi bir bakışı var bu dünyanın inişi çıkışı bir olmuyor maalesef. Seyrediyor âlem, gözleri ağacın üstünde.

Dalı incitme ey gönül!

 Bir hâlin içindeyim. Şimdi her şeyin yapılması için son bir vakit daha var. Ama son bir vakit…  Güneş doğmak üzere ve bahçedeki çiçeklerin üzerin yapışmış yalnızlığın, ihtirasların sesini işitiyorum. Ben bu aşkın çilesini toprağa el vurduğumda anladım. Şiirlerin demini aldığı bir günün sabahına uyandırıyorum. Şimdi küçük bir meyve için, dalı incitme ki o da sana güzel meyvelerin içine saklanmış sevgiler, saygılar, merhametler verebilsin…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir