21.6 C
İstanbul
Cuma, Ekim 7, 2022

Zalimler Devri

Bak dört bir yanına
Zalimlerin devrini göreceksin
Kendine zalim sevgiden uzak

Kalbinin üzerinde karanlığa tutsak
İşte bu zalimler devri!

Hakikate yabancı, susmaya alışkın
Rüyası hayal ötesi gerçeği kör bir kuyu
Düşenin elini tutamaz eller
Eller ki hep umudu düşler
Unuttuğu insanlığı aramayan
İşte bu zalimler devri!
Nerde bir sevda ışığı görse
Kara geceleri boynuna yükler
Sevenlerin ayrılığı en sevdiği oyun
Kan revan edercesine yüreği kanatır
İşte bu zalimler devri!
Bir devri kapatır bir göz yaşı
Kork o günden ey zalim!
Mazlumun göğünden hüzünle  dökülen tek bir damla
Kül ettiğin toprakları yeşertecek
İşte zalimler devri,
O gün bitecek!

Yoksun ki

Soğuk bir gece yarısı,
Bir duvarla bakışan şair var odada.
Geçiyor zaman, durmuyor dünya.
Elime verdiği çiçekleri koparıyor.
Bir hiçiz sanki, hiçlik için var olmuş.
Yok olmak için doğmuş,
Bir saate takılı kalsın diye mi doğdu gözlerim?
Kalem boğazımda yaşayayım diye mi doğdu bedenim?
Ne kendimi bilirim, ne de bu saati.
Ürktüğüm bir hayatın parçası da olmam ben.
Giderim bir şairin doğduğu yere.
Bilmem ki nedir bu gözyaşları?
Nedir bu ağlamak için doğan siyah kuşları?
Gökyüzünde kanat çırpsın diye tuttuğu umutları…
Ben bilmem ki.

Sabah uyan, akşam sekize doğru git.
Kendini anlamaya adadığın ince bedeni,
Toprağa gömmek için yürüdüğünü bil.
Dünya elinde değil ve birkaç umudun da.
Sen sadece var olmak için var oldun,
Başka da değil.
Gözlerinde süsleme insanları,
Ve sesini kıs tüm o yalanlara karşı,
Bitecek bir hikayenin başrolünde olan,
Bir şairsin sen.
Kapat gözlerini, yoksun sen.
Önemi olmayan bir oyunun içine doğdun.
Elini tutup, yüreğine koyduğun acın,
Şimdi nerede?
Götüremezsin hüznü, gittiğin her yere.
Ölüm ki saklayacak her bedeni,
Değiştirecek tüm zihnini,
Şimdi sus ve dinle sessizliği.
Öyle basitsin ki.
Aynalar insana güzel konuşur, değil mi?
Sen bil kendini, bir de kalemini.
Kapat gözlerini.
Yoksun ki.

Bir yağmur damlasında buldun kendini,
Rüzgarın şehri sarması tuttu kalbini,
Ne için var oldun sen bilmezsin ki.
Gökyüzün kaldırır tüm bedenini,
Sen bil diye kendini.
Kısa bir parçası ol bu hayatın,
Üzme yüreğini,
Sevsene kendini.
Sevenin gözünden bil yüreğini.
Sesler çok fazla, kapat gözlerini.
Yoksun ki.
Adımların yavaş, hayat hızlı.
Geçmek için geldi hepsi.
Sen bilirsin, bendekini.
Aynada gördüğün şairi.
Buradasın, yüreklere dokunmak için.
Bir şair var desinler diye buradasın.
Anlasınlar diye bedenini,
Buradasın.

Zaman sadece bir rüya,
Hayat bir masal,
Kapatsana gözlerini.
Yoksun ki.

Haset ve Kıskançlık

Nasıl Tanıştım?

Üniversite üçüncü sınıf güz dönemindeyim. Hocam kuramlar dersinde nesne ilişkileri kuramını anlatıyor. Sonra konu haset ve kıskançlık kavramlarına geldi. Sahi haset neydi kıskançlık neydi? Ufak bir düşünmeden sonra cevabı yine hocam verdi. Haset; sende olmayan bir şeyin başkasında var olmasıyla ona hasetlik duygusu beslemendir. (örneğin bebek annesinden beslenir. Ama o besin kaynağı kendisinde yoktur. Anneye haset besler). Kıskançlık ise sende olmayan bir şey başkasında var olmasıyla onu başkasından almaya çalışmandır. Sen ona kıskançlık duyarsın. Yani devreye üçüncü bir kişi girer (örneğin bebekte besin kaynağı yok. Babada da yok. Bebeğe göre baba o besin kaynağını kendisinden almaya çalışır ve bebek babaya kıskançlık duyar). Böylelikle bebeğin ilişki kurduğu ilk nesne anneden aldığı besin kaynağı olur. Ve ardından hocam şunları ekledi -Detaylı bilgi sahibi olmak isterseniz Melanie Klein’in ‘Haset ve Şükran’ kitabı var. Okumanızı tavsiye ederim.-

Ben dersten çıktım ve o kitabı almam gerektiğini kendime söyledim. İlgimi çekmişti haset ve kıskançlık kavramları. Bir psikoloji kuramcısından bu kavramları incelemek eğlenceli olacaktı. Daha sonra kitabı aldım ve gerçekten de bana keyif ve bilgi veren bir kitaptı. Şimdi kısaca kitabın yazarından bahsedeyim ve sonra kitaba geçelim.

Melanie Klein, Avusturya asıllı İngiliz psikanalist. Çocukluğun ilk yıllarını temel alan psikanaliz kuramı ve oyunla tedavi tekniğiyle tanınmıştır. Nesne ilişkileri kuramının kurucusudur. Anne- çocuk ilişkisini anne sütü kaynağı üzerinden ele almış ve bebekliğin ilk yıllarını bunun üzerinden incelemiştir. Aynı zamanda son yıllarda ülkemizde de popüler hale gelen Oyun Terapisini ortaya atan ilk isimdir. Psikolojinin babası Freud’un görüşlerine karşı çıkarak 2-3 yaşındaki çocuklarla psikanaliz tedavisi yapılacağını savunmuştur. Bunu da oyun aracılığıyla yapmıştır. Hatta Freud’un kızı Anna Freud da kendisine destek veren bir isimdir.

Haset ve Şükran

Kitap bilgi ağırlıklı bir kitap. Gerçekten yeni şeyler öğrenmek istiyor, anne-çocuk ilişkisine psikolojik bir bakışla bakmak istiyorsanız bu kitap sizin için. Özellikle sizde benim gibi haset ve kıskançlık kavramlarını incelemek isterseniz işte bir kaynak. Size kitaptan birkaç alıntı vereceğim ve okumak isteyenleri bu alıntılar içine çekecektir.

Kitaptan…

“Sevgi, haset duymaz.”

“Haset, hiç kuş­kusuz en büyük günahtır; çünkü bütün öbür günahlar sadece bir erde­me karşı günah işler, oysa haset her türlü erdeme ve bütün iyiliklere karşıdır.”

“Bana söylediklerinizi anlıyorum ama hissede­miyorum. “

“Kıskançlık, elinde olanı yitirmekten kor­kar; hasetse, kendi istediğinin bir başkasında olduğunu gördüğü için acı duyar.”

“Şüphesiz, hüsran ve mutsuz deneyimler, her bireyin yaşamında belli ölçülerde haset ve nefretin gelişmesine yol açar.”

“Her kaygı, en başından itibaren, ona karşı geliştirilmiş savunmayla birlikte var olur.”

“Hasetli kişi, haz ve memnuniyet görüntülerinden sıkıntı duyar. Ancak başkalarının sefaleti huzur verir ona. Bu yüzden hasetli kişiyi tatmin etmeye yönelik her türlü çaba nafiledir.”

Lösemiyi yenen Elif Ayça donörüne mektup yazdı: Donörün ağabeyinden gelen cevap yürekleri dağladı

Lösemi tedavisi gören Elif Ayça, ilik naklinin gerçekleşmesiyle sağlığına kavuştu. Bağışçısına bir mektup yazarak onunla tanışmayı isteyen minik kız, ilk mektubuna cevap alamadı. İkinci bir mektup kaleme alan Elif Ayça ve ailesi donörün ağabeyinden gelen cevap mektubuyla yıkıldı. 

Adana’da yaşayan 8 yaşındaki Elif Ayça Arık’a 2 yıl önce lösemi teşhisi konuldu. Aylarca kemoterapi gören Elif Ayça, ilik nakli sonucu sağlığına kavuştu.

”CEVAP 3 AY SONRA GELDİ”

9 donörün kemik iliği yüzde 100 uyumlu çıktı. En uygun kök hücre bağışçısından alınan ilik, minik kıza nakledildi. Elif Ayça hızla iyileşirken, Türkiye Kök Hücre Koordinasyon Merkezi vasıtasıyla adını bile bilmediği donör için çizdiği bir resim gönderdi.

Elif ve ailesi mektuba karşılık alamayınca 2 ay sonra başka bir mektup kaleme aldı. Cevap, 3 ay sonra geldi.

”KARDEŞİM YAŞAMININ BAHARINDAYDI”

Donörün ağabeyinden gelen cevap mektubunda şöyle yazıyordu:

”Öncelikle size cevap vermek için bu kadar zaman beklettiğimiz için çok özür dileriz. Ben size donör olan kişinin abisiyim. Kelimelere nerden başlayacağımı bilmiyorum. Kardeşim sizleri göremeden vefat etti. Trafik kazasında ağır olarak yaralandı ve doktorların müdahalesine rağmen birkaç gün yaşayabildi. Şu satırları yazarken çok zorlanıyorum ki kardeşimi size nasıl anlatsam bilemedim. Kimseye zararı dokunmayan, daha yaşamının baharındaydı. Sizden gelen ilk mektubu okuduğunda o denli sevinmişti ki bunu derhal bizimle paylaştı. Yüzündeki o heyecan gözümün önünden asla gitmiyor. Kardeşim, yaşamının baharındaydı. Keşke fakat keşke bu kaza yaşanmasaydı; sizler de onu tanıyabilseydiniz. Ben ve akrabalarım, sizi artık bizlerden biri olarak görüyoruz. Annem ve babam da sizlerle tanışmayı o denli fazlaca istiyorlar ki, evlatlarının acısını bir nebze de olsa bu şekilde dindirebilmeyi umuyoruz.”

”SÜPER KAHRAMANIM” 

İlik bağışıyla hayata tutunan minik kız, ”Ben hep donörümle vakit geçirmek istiyordum ama o vefat etti. O yüzden ailesiyle görüşeceğim. Onlara sımsıkı sarılacağım. O benim süper kahramanım.” dedi.

”AİLEYLE BULUŞMAK İSTİYORUZ”

Elif Ayça’nın annesi Betül Demirbaş, kızına donör olan kişiyle tanışmak istediklerini belirtti. Onları kendi ailesi gibi gördüğünü söyleyen Demirbaş: ”Biz hep umut ettik. Tanışalım, görüşelim istedik. Çünkü arada bir kan bağı oluştu. İkinci mektuptan sonra bizi yetkili birisi aradı. Aldığım cevapla yıkıma uğradım. Önce kızıma söyleyemedim. Günlerce birbirimize sarılıp ağladık. Ailesine taziye ziyaretinde bulunmak istedim. Fakat bir türlü ulaşamadık. Aileyle buluşmak istiyoruz” dedi.

SÜKÛT MU, KELÂM MI?

İnsan, üşür, meczup, mutsuz
Meczup, kin, mutsuz, sevgi, fırtına, tebessüm

Üşür insan,

Yazın sıcakta dahi üşür, içi titrer.

Sanırsın sıtma tutmuş,

Bilmezsin ki çaresizliğin sıtması tutmuş.

Dışarıdan gören belki de meczup sanır.

Ama en çokta kendi içinde kaybolmuş, Umudu sönmüş,

Karanlığın içinde bîçare kalmış yalnızlıktır o.

Konuşsa derdini anlatacak kelimeler bulamıyor.

Sussa içinde deli fırtınalar kopuyor.

Gözleri masum bakışlar atarken,

Yüzü hep tebessüm ediyor.

Tebessüm ediyor ki içindeki fırtına yüzünden okunmasın.

Kimse anlamasın çaresizlik içinde debelendiğini.

Kimse anlamasın kalabalıklar içinde çektiği yalnızlığı.

Kimse anlamasın aydınlıklar içinde karanlıkta iz sürdüğünü.

Kimse anlamasın, kimse anlamasın.

Sır dolu bir küp,

Yüze vurmuyor yapılan hataları.

Konuşmuyor ki yanlış bir kelâm çıkmasın ağzından.

Sevmeye devam ediyor ki kin dolu bir yüreğe sahip olmasın.

Kendiyle kavgalı, kendiyle çelişkili..

Çıkamıyor aklı ve kalbi arasında ki araftan.

Dünya yıkılmış da altında kalmış gibi virâne,

Ama dışarıdan bakan, elif gibi dik duruşa sahip biriyle karşı karşıya.

Nasıl bir güçtür ki kalbi ağlarken,

Başı dik, yüzü güleçtir.

Nasıl bir saklayıştır insanlardan serzenişini.

Sanki tek suçu dünyaya gelmekmiş gibi.

Aman sus kimse duymasın diye,

İç sesini bile hizaya getirmiş.

Sebep, kimse mutsuz olmasın.

 

 

 

 

 

Hakk-ı meftun

Şiiir’de reâliteden kopuk ve hissiyâtı galeyana gelen gönüle tavsiyeler verildi. Hakiki âşık olunması gerekenin Allah olduğu post-mistik şekilde kaleme alındı. İyi okumalar…

(F. Ü.Ö) ithafen…

 

 

Katre-i matarın çîseleri

Islatıyor kûşey-i kalbimi

Doğ ey hakikat şemsî!

Çekmiyor yürek zulmetin sıkletini

 

Kantarlara bedel bir dirhemim

Çünkü zihnim hakikat bîn

Ol hakîkat ki menşei sünneti nebevî

Ol nebî ki kenz-u ilmî semâvî

 

Kur’an okudu diller

Daldan düştü bülbül

Güzel’e meftun gönüller

Güzel’e isim koydular gül

 

Ömür de biter, güz de geçer

El-ân bahar bitti, gül soldu

Güzele meftun o gönüller

Ağlayarak hep virân oldu.

 

 

LÜGATÇE

Katre-i matar: Yağmur taneleri.
Kûşe: Köşe
Hakîkat Şemsi: Güneşin gerçek yansıması.
Zulmet: Karanlık
Sıklet : Ağırlık
Hakîkat bin: Hakikat aşığı
Menşe’: Kaynak
Kenz-u ilmî Semâvî: Semâvî ilmin hazinesi.
El-ân: şimdi

 

 

 

DEĞERLİM

Ben seni bitmeyen
İbadetimin
Tükenmeyen Duasıyla
Sevdim
Ben seni yüreğime yazdım
DEĞERLİM

Bir Demet Mersiye

Bir Demet Mersiye

 

Kalbi koltuk değnekleriyle atan bir adamın gözlerine perde inmeden önce döktüğü son gözyaşıdır.

 

İnsan şüphesiz ki

Bir acıdan var olmuştur

Gözlerinde kurduğu düşlerin

Ellerine dökülen rahmetine sığınmış

Ne vakit bir yangın görse

İbrahim aşkıyla alevlerine koşmuştur

İnsan şüphesiz ki bir acıdan var olmuştur

 

İnsan şüphesiz ki

Bir yokluğa kanmıştır

Varlığı var edenden bilmemiş

Her köşe başına bir put serpmiş

Var olmayı yokluk bilmiş

Bilmekten ziyana girmiş

Güneşini erken batırmıştır

İnsan şüphesiz ki

Bir yokluğa kanmıştır

 

İnsan şüphesiz ki

Yarım kalmıştır

Ne söylese kifayetsiz

Ne yazsa zarardadır

Kaderi gitmekten

Atası sevmekten

Canı istemekten

Gönlü özlemekten bıkmamıştır

İnsan şüphesiz ki

Yarım kalmıştır

 

 

 

 

 

 

Mazinin Vefası

 

Meçhul soruların ihtilalinden
Salıncaksız hayallere geçtim.
Sınırsızca koşturduğum kaldırımlara geçip,
Şehrin sokaklarını yitirdim.
Belirsiz bir sokak dönüşünde,
Geçtiğim her şeye veda edip,
Hiçliği doldurdum heybeme.
Neşeli kentlerin duvar sığıntısında,
Mazinin geçmeyen vefasında kaldım.
Gecenin dumanı kalbimde,
Zihnimden defalarca kaçtım.
Düştüm, sarıldım zayıf bedenime.
Dağ da olurmuş insan kendine.
Aklımın ve kalbimin anlaşmazlığında,
Kazandığım savaşları kaybettim.
Kaçtığım insanlıktaysa durdurulmadım.
Ya ben kabul edilmedim.
Ya da dünyayı bir kalabalıkta kaybettim.
Şiirin bahanesiydi her şey.
Aşk da sevgi de.
Ait olmadığım her şeyi kağıtlara ithaf ettim.
Yetişemediklerimi ise düşlerime verdim.
Kaçtığım yerden şiire uğradım.
Kelimelerde sahiplenildi yüreğim.
Sustum ve kayboldum.
Yazdım ve unuttum…

Sarayın Şairi Muhibbi

Osmanlı padişahlarının sanat dallarıyla ilgilendiğini biliriz. Fakat edebiyat dairesinde en
göze çarpan ve bu konuda ilerlemiş olanın da Kanuni Sultan Süleyman olduğunu söylemeden geçemeyiz. Hatta bazı düşünceler Osmanlı’nın bir cihan devleti olmasının altında padişahların her konuda kendini geliştirmiş olduğu düşüncesidir. Muhibbi şahsında konuşursak şiirlerin de neden etkilendiği, devlet yönetimine dair şiirler oluşturup oluşturmadığı gündemimiz olabilir.

Muhibbi denilince akla ilk gelen mısra aşikârdır. “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet
gibi olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.” Yoruma açık bir dize olduğu da
görülmektedir. Lakin çıkarılanlarda ortak olan, devletin halk için hayati önem taşıdığı ve
sağlığın dünyevi nesnelerden çok daha mühim olduğudur. Şiirlerinden ve yukarıdaki şiiri esas alarak diyebiliriz ki; Muhibbi devlet adamlığı vazifesini fazlasıyla ciddiye almış ve bunu da tahta en uzun kalan padişah olarak da kanıtlamıştır. Muhibbinin elbette şiirlerinin konusu
siyaset, devlet, halk değildir. Dillere destan güzelliğiyle her yere nam salan karısı Hürrem’e
kaleme aldığı düşünülen aşk muhtevalı şiirlerdir. Yani Kanuni tek tip şiir yazan bir şair değil,
hayatta dair her türlü duyguyu işlemiştir.

Kanuni’nin şiirlerinde dikkat çeken bir diğer unsur ustaca kullandığı Arapça ve Farsçadır.
Hatta bununla yetinmeyip biri Farsça olmak üzere dört tane de divanı vardır. Fakat o dönemki şairler onu Muhibbi olarak değil de Kanuni olarak tanımak istemişlerdir. Muhibbi o dönemde şairlik konusunda özelliklede gazel türünde etkilendiği kişi ise Sadi Şirazi’dir. Çelebioğlu’na göre “Kanuni padişah olmasaydı bile şair olarak edebiyat tarihimiz içinde yer alması gereken isimlerden biri olduğudur. Kanuni mısralarından birinde der ki “ Saltanat dedikleri ancak cihan kaygısıdır.”

İşin özü Avrupalıların deyişiyle “Muhteşem Süleyman” dünyevi şeylerden sıyrılmaya çalışıp, dünya içinde yeterli gayreti gösterip, şiirlerinde de bunu muhteva edinmiştir. Ancak biz onu devlet adamlığıyla çokça ansak da o, divan edebiyatına adını altın harflerle yazdırmış bir “Divan Şairidir.” Ancak onun dehası ve siyaset stratejileri de onu Kanuni yapan hususlardır. İki kimliğini de yok saymamak onu şair bir padişah olarak bütünleştirmek gerekir. Ancak muhibbi Arapça ve Farsçayı bilmesine rağmen halkın eserlere ilgisi için daha çok Osmanlıcayı kullanmıştır. Kanuni sanat toplum içindir anlayışını da kısmen benimsemiştir. Osmanlı padişahlarının bu denli sanatkâr olmasının altında küçük yaşta verilen ilmi eğitimlere borçlu oldukları da yadsınamaz bir gerçektir.

Kalbin İadeli Mektubu

İadesiz mektupların gerçek finali

Merhaba adını koyduğum en güzel mutluluğum…

Nedensiz başladığım iadesiz mektuplarımın ilk ve son cümlesi, umudu hep sendin; bilinmeze uğurladığım adını koyamadığım sevgim, hüznüm ve sitemlerim artık bilmekten hoşnut olduğum ait olduğu adreste.

Gökyüzünün türküsü bir uçurtma misali yüreğimde gezerken belki de kaçarken kendi dünyasından, derin ve masmavi bir deryanın yansımasında gördü kendini, bu nasıl bir sevinçtir ki tüm yalnız harfleri birleştirdi içimde… işte bana gelişinin bana göre tarifi 🙂

kalbimin kuşu

Işıkları kapalı, perdeleri çekilmiş ve pencereleri sıkı sıkıya kapanmış sessiz bir ev gibiydi kalbim, önce merhamet isteyen minik bir serçe gibi pencereme kondun ve sabırla o perdenin aralanmasını bekledin perde açıldı ardından pencere, öylece deli bir rüzgar süpürdü başkalarına fazla gelen tozlanmış köhne duygularımı. Işığa ise gerek kalmadı zira güneş doğdu, içinden içime…

 

Hayatta güzel olan bozulmamış masum çok az şey kalmıştı, akıbetler niyetlere galebe çalmış herkes başı boş bir oradan bir oraya savrulan dibi delik tekneler gibi. Bunca karamsarlığın, kötülüklerin arasından sıyrılıp hayallerimi de gülüşünün ucuna takıp öyle masum geldin bana. Neyi nasıl düşlediysem hepsi sende birleşmiş, bir insan nasıl eksikse ve nasıl tamamlanmak isterse işte öyle tamamladın tüm eksikliğimi, ötesi yok gayrısı yok. Kalbe iyi geldin, iyi ki geldin…

Ben duygularıma hiç gem vurmadım, onları hep özgür bıraktım ama bu özgürlük hep de canını yaktı o kadar yandı ki artık kurumuş kup kuru bir ağaca döndü hislerim. Sonra onları korumak için aldım sakladım kilitledim, kilidi attım bilinmez sulara. Bilemedim o kilidi senin bulabileceğini, sen yaralarına tutsak yaşayan bir denizdin ve dalgalarını huzurla kıyıya vuracağın bir limanın yoktu. Ben kalbimi merhametli sularına teslim edeceğim denizimi sen ise özgürce dalgalarını salıverecek huzurlu limanını buldun.

Yaralı bir kuş belki uçamaz ama tek kanatlı hiçbir zaman uçamaz, göğe bıraktığımız kuşumuzun bir kanadında senin diğerinde benim yüreğim var. Biliyorum ki yüreğimiz özgürce uçmaktan hiçbir zaman vazgeçmeyecek çünkü gerçek sevgi umudun göğünde özgürce uçmak ister!

Sevde Aktaş
Temmuz 2022

Kırların Bağrında Bir Yıl

I
Yaklaşmışımdır belki de sona doğru
Bozuldukça kalbim bana yanaşan acizliğimdi
Sanki yokmuş gibi, derviş gibi hissettiğim zamanlar
Saatlerimin kıbleye dönük olduğu anlarmış
Yanıldı mı? Kim kırdı çanağı tam orta yerinden
Kim yanılan, kim düştü yine bu yaban ellere
Kim derdi ki bir gün bir bozkırın orta yerinde
Koca bir harmanın içinde, dağlara karşı
Tepelerin hizasında, boynu bükük gönlü darmadağın
Dert yanacağım, dert sayacağım, dert düşüreceğim
Yağmurun yabancı olduğu bu kuru topraklara
Dert göreceğim
Ama bu kuru toprakların beni öylesine sâfiyane kavrayışı
Göğsüme postunu atan keder
Aynı güç ve kudretiyle beni öylesine arayışı
Kime malum olurdu ki aynı dertten yakınacağız
Aynı kuraklıkla yanacağız
Aynı yalnızlıkla kavrulacağız
Yaprakların sesi olan o rüzgar
Bu yetim, bu aciz, bu öksüz yanım
Bu taş kesilmiş kulaklarım 
Ne konuşuluyorsa duymuyor işte!
Dilime yapışan nasır
Dudaklarımda ki kuraklık
Dişlerimi geçirdiğim taş bu işte!

II
Aynada kendini ifşa edeni bende es geçtim
Çünkü biliyordum bu fenalık sadece bende değil
Bu acizlik, bu sahtelik
Bu kin ve nefret
İstemsizce aramıza yayılıyordu
Kim kimin katili? Kim kaçan? Kim kovalayan!
Ama bunca kargaşa içinde 
Kefaretimiz için 
Bize lazım olan sadece bir isimdi
Sade bir isim, kara bir isim
Kapımın önünde mahşer kalabalığı gibi bir curcuna
Gözler günah keçisine kesilmiş
Kirli eller torbaya girdi ve isim çekilecek
Katil ve fısıldayan
Cahil ve fâsık
Aciz ve cüretkar
İki parmak arasında açılan o kanlı kağıt
İdamı beklenen o isim; şeytan!
Kim bilebilirdi ki arkamıza düşen sahte gölgeyi
Değil mi? Dile lazım olan şey şeytan, şeytan ve şeytan
Yap ve yık
Yık ve körükle
Körükle ve gizle, işte şeytan
İşte sen, işte ayna artık gizleme
Artık kimliğini belli et ve af dile
Af dile, af dile, af dile!
Kana bulanan gözlerle bakılamasın sana tekrar
Olmaz desinler, bundan artık olmaz!
Öyle bir düş ki tövbenin tepesinden
Nehirlerin heyecanıyla
Toprağa karışman sonra saflaşman
Yalnızlaşan bir çocuğun yüzünde oluşan gülümsemeyle
Aklan, aklan ama saklanma
Saklanma çünkü arkanda
Arkanda çünkü yaşıyor ve savaşıyoruz
Savaşıyor ve düşüyoruz
Toprağa karışıyor ve gidiyoruz..

III
Bir bildiğim varsa idi 
Yüksek tepelerin ardından gelenler hariç
Göz yumduğum kadar ağlanıyor olmamdı
Kimsesizliğin bağrına bırakıldığım an
Beni suçsuz yere öldüren akranlarım
Tabuta gizlice saklanan ruhum
Katlime tanıklık edenler eminim
Eminim ki karlı dağların ardında 
Ellerinde birer sigara dillerin dua
Yalvara yakara yaşamak istiyoruz diyorlar
Yaşamak! Dillerin tadı ve tuzu olan

IV
Oysa ateşi görmekten korkuyorlar
Sahi ya beni yalanlayan yalanlamış zaten
Kırların susuzluğu bağrıma oturmuş
Gözlerin nehrine karışan tuz
Toprağın güzüne yetişti
Yüzlerinde halen o ekşime
Gözüme ilişen gök bilirim ki
Tan yerini ağırtan yüktür
Koşuşturmaktan kararan tabanlar
Evde gizlice içimden tuttuğum dilekler
Hepsi ama hepsi kefarete hazır
Alınacaklar listesinden sildirmek için adımı
Adları Paris, Londra, Starlin olanlar hariç
On adam kuvvetinde olmak lazım
On adamın göklerine ilişmeli
Ve o on adamla ölmeli
Yoksa sözüm ona başka ırmaklar paklamaz karartımı
Hem pazar yerine bırakılan çocuk
Hangi dava uğruna ölsün ki
Ne uğruna kasları gerilsin
Ayakları ne uğruna nasır bağlasın
Bizi kaçarken ki korkumuzla dünyaya bağlayan morfin
Damarlarımızda akan kanın uğultusu
Kulaklarda ki kirlilik
Yapılan pazarlığı su yüzüne çıkardı
Ağlamak bugün, gülmek bugün
Yarım kalanı tamamlamak bugün
Peki ya yarın bu sapkın bedenime iğneleyecek kimdi?
Bir acı ile bin ah
Kapımı tırmalayan bu kara fısıltı neydi!
Adıma işlenen bu günahlar
Bu kara foturlar, şapkalar, sarıklar
Ruhuma düğümlenen bu yaslı ağıtlar kimindi
Konuşulsun yüzüme, tükürülsün, ağlansın
Ağlayalım yakındığımız şeylere
Geride bıraktıklarımıza ağlayalım
Bağlarda ilkbaharın düğünü
Mezara oturan anam
Evde avuçları ateş dolu babam
Ve kardeşlerim güle dursunlar
Evet gizlemiyorum bağrıma düşeni
Göğsüme sesini iliştiren hayat
Zaman olası bir yok oluşun adı
Akıyor ve kuruyor
Bu sis bulutunda ölüyoruz duyan, gören sezen yok!
Bu iz yolunda görüyoruz, duyuyoruz, ölüyoruz umursayan yok!.

Tek Mekanda Geçen Film Önerileri

Tek Mekanda Geçen Filmler - En iyi Tek Bir Mekan Filmleri Listesi

Bu yazımızda sizlere tek mekanda geçen filmler derledik. Geçmişten günümüzde bir çok izleyicinin dikkatini çekmeyi başaran ve yapımcısını da daha düşük bütçesi ile mutlu eden tek mekanlı filmler mekan algısını seyirciye çok daha iyi taşıdığından, drama bütünlüğü ve hikaye akıcılığını da seyirciye kolayca geçirerek gönüllerde daha kolay yer ediyor. En iyi tek mekan filmleri listesi 24Okur farkı ile sizlerle.

Tek Mekanda Geçen Filmler – En iyi Tek Bir Mekan Filmleri Listesi

The Man From Earth (Tek Mekanda Geçen Filmler)

The Man From Earth - Dünyalı - Tek Mekanda Geçen Filmler - En iyi Tek Bir Mekan Filmleri Listesi

Tek bir evde geçen film, ilgi çekici konusu ve diyaloglarıyla izleyiciyi içerisine kolaylıkla çekip hikayenin sonuna kadar sürüklüyor. Filmin konusu kısaca şöyle, 14 bin yıldır yaşadığını iddia eden bir adam bir grup akademisyen arkadaşını söylediğinin doğru olduğuna ikna etmeye çalışıyor ancak elinde söylediklerini destekleyecek hiçbir materyal yok.

2007 yapımı ABD filminin yönetmenliğini Richard Schenkman, senaristliğini Jerome Bixby yaparken başrolde ise David Lee Smith var.

Ağustos Böcekleri Ve Karıncalar (En iyi Tek Bir Mekan Filmleri Listesi)

Ağustos Böcekleri ve Karıncalar - En iyi Tek Bir Mekan Filmleri Listesi

Yönetmenliğini ve senaristliğini Erhan Tuncer’in yaptığı, başrollerinde Gün Koper, Bennu Yıldırımlar, Erdem Akakçe ve usta oyuncu Yücel Erten’in bulunduğu 2016 yapımı festival filminde birbirileri ile iyi ilişkileri olmayan ve uzun zamandır görüşmeyen 3 kardeş, ölmek üzere olan babaları dolayısıyla yeniden bir araya gelirler. Kardeşlerin miras kavgasına tutuşmasıyla eski defterler birer birer açılır. Kardeşler arasındaki iletişim bozukluğunun ön planda tutulduğu film; ağır temposuna karşın, yaratılan gerçek atmosfer ve diyaloglar ile bu tarz filmleri sevenler için iyi bir seçenek olacaktır. Ayrıca film, her ne kadar monoton bir havada ilerlese de finali sizi oldukça vuracaktır. Tek Mekanda Geçen Filmler – En iyi Tek Bir Mekan Filmleri Listesi

The Hateful Eight (En iyi Tek Bir Mekan Filmleri Listesi)

Nefret Sekizlisi (The Hateful Eight) - Tek Mekanda Geçen Filmler

İlk çeyreği fırtınalı ve karlı havada bir fayton yolculuğuyla geçen filmde; yolcuların biri bir cellat, biri onun yakaladığı kaçak, biri bir kelle avcısı ve diğeri de kasaba şerifi olduğunu iddia eden güneyli bir haydut. Bu dört tehlikeli kişi, fırtınadan korunmak için bir konaklama yerine sığınırlar ancak onları orada mekanın sahibi değil, kendileri gibi tehlikeli 4 kişi karşılar. 8 ürkütücü karakter, şiddetli fırtına nedeniyle beraber konaklamak zorundadırlar. Klasik bir Tarantino filminde aradığınız her şeyi bu filmde de bulacaksınız.

Karakterler arasında geçen ilginç diyaloglar, anlatılan ilgi çekici hikayeler ve kaçınılmaz olarak şiddet. 2015 yapımı filmin başlıca rollerinde Samuel L. Jackson, Kurt Russell, Jennifer Jason Leigh, Walton Goggins, Demián Bichir, Tim Roth, Michael Madsen ve Bruce Dern yer alıyor

Phone Booth (Tek Mekanda Geçen Filmler)

Telefon Kulübesi - En iyi Tek Bir Mekan Filmleri Listesi

Başarılı bir reklamcı olan Stu Shepard, özel görüşmelerini yaptığı bir telefon kulübesinde bir gün her zamanki gibi görüşmesini yapıp gidecekken telefon çalmaya başlar. Shepar’dın telefonu açmasıyla gerilim dolu dakikalar onun için başlar. Dürbünlü silahıyla Shepard’ı hedef alan bir katil, eğer istediklerini yapmadan telefon kulübesinden ayrılırsa onu öldüreceğini söyler. Zaman ilerlemesine rağmen kulübeden bir türlü ayrılmayan Shepard, dikkatleri üzerine çeker. Onu kulübeden çıkarmak isteyen bir adam da keskin nişancı tarafından vurulup öldürülünce olaylar iyice kızışır. Bir taraftan polisler olayın sorumlusu olarak gördükleri Shepard’ı tutuklamak isterken diğer taraftan keskin nişancı, Shepard’ın kulübeden ayrılmasına ve polislere olayın aslını anlatmasına izin vermez. Tek Mekanda Geçen Filmler – En iyi Tek Bir Mekan Filmleri Listesi
Gerilimin her dakika arttığı ve temponun hiç düşmediği 81 dakikalık bu film, tek bir mekanda geçen filmler arasında sürükleyicilik olarak kesinlikle başka bir noktada.

Senaryosunu Larry Cohen’in yazdığı 2002 yapımı filmin yönetmen koltuğunda Joel Schumacher otururken başrolde Stu Shepard karakteriyle Colin Farrell yer alıyor.

Breakfast Club (En iyi Tek Bir Mekan Filmleri Listesi)

The Breakfast Club - Tek Mekanda Geçen Filmler

Farklı suçlar nedeniyle cumartesi gününü okulda geçirme cezası alan 5 öğrenci, kapalı bir ortamda gün boyunca beraber vakit geçireceklerdir. Aynı okulda olmalarına rağmen farklı sosyal çevrelere sahip ve birbirilerinden tamamen uzak bu farklı 5 karakter, bu zorunluluk hali ile ilk kez kendi içlerinde iletişim kurar ve birbirlerinin dünyalarını öğrenmeye başlarlar. Hem birbirilerine karşı olan ön yargılarının konuşulduğu hem karakterlerin kendilerine bile söyleyemediği hislerinin açığa çıkarıldığı diyaloglar, sert bir yüzleşme tadındadır.

Tek Mekanda Geçen Filmler – En iyi Tek Bir Mekan Filmleri Listesi

Gençlik/dram türünde kategorilendirebileceğimiz 1985 yapımı filmin hem senaristliğini hem de yönetmenliğini John Hughes yaparken başrollerde ise Emilio Estevez, Anthony Michael Hall, Judd Nellson, Molly Ringwald ve Ally Sheedy yer alıyor.

Ev – (Tek Mekanda Geçen Filmler)

Ev - Tek Mekanda Geçen Filmler - En iyi Tek Bir Mekan Filmleri Listesi

Televizyon şovlarındaki yapaylığa önemli eleştiriler getiren filmde “Biri Bizi Gözetliyor” tarzı bir yarışma programında yarışmacılar evde rutin şekilde vakitlerini geçirirken eve silahlı birisi girer ve tüm yarışmacıları rehin alır. Saldırgan, yarışmacılara kendi kurallarıyla kendi oyunlarını oynatmaya başlar ve içeride olanlar tüm ülkede canlı olarak yayınlanmaya devam ederken gerilim de her geçen dakika artmaya devam eder. Tek Mekanda Geçen Filmler – En iyi Tek Bir Mekan Filmleri Listesi

Caner Özyurtlu’nun yazıp yönettiği 2009 yapımı filmin başrolünde silahlı saldırgan rolüyle Deniz Celiloğlu var.

Tek Mekanda Geçen Filmler Benzeri 24Okur Makalelerine Göz Atın!

PRERNA

PRERNA

Dear Prerna, sana hangi lisan ile sarılayım? Ecnebi lugatlerin seni incitmesinden korkarım. Korkarım gözlerindeki ışıltının göçüp gitmesinden. Seninle ben Prerna, farklı lisanlardaki aynı sese talibiz. Gözlerimizde ki rengi kuşanmak isteyenler için baharın habercisi olacağız.

Sen Prerna, genç kızlığımın sancağı semada seyredaldığim hayallerimin minberisin. Parlayan bir ışığı kapatmaya hangi setrin yeter ki? Sendeki Prerna, bu hayatı yaşanabilir kılan. Âlemde varolan durağanlık veyahutta süreğenlik. Biricik mahsus ve münhasır kılınan insan vasfına yakışı kalır mı? İnsan , kelâm olmadan doğduğunu mu sanır? Ne yazık! Çünkü âlemden gayrı tek kişilik tahtında yaşar insanoğlu. Issız ve yalnız bu tahttın ihtişamı, o derin boşluğu kapatmaya yetmezdi. Sendeki bu temsil, tüm dünyayı memleket kılan tezahürlerdendir.  Yani Prerna, bu ikindi manzarası güzellemesi şüphesiz hayal cepheme nazırdı. Benimdi, bana özeldi. Âdeta kelamımın ziynetiydi. Benim arzuma tâbîydi. Onu memleket bildim, hattından nazar etmedim. Kıymet bilmek, kimlik bilmekten öteydi. Çünkü kıymet, nimetti. Ardı arkası kesilmeyen şükrünü sığdırmaya yer ararım. Yeşilin hoyratlığını kesmek, mecnunluktur. Peki ya bozkıra teslim olmaya ne demeli? Hangi şehirde olduğunu bilmek seni o topraklara yâr etmeye yetmez.Gönlün mutmain kılındığı her belde de gurbetsin artık.

Aman ha Prerna! Doğumu bu fidandan mahrum kılıpta yazık etmeyelim ömre. Sonra başlar her tebessüme bel bağlayışlar. Her taşı kader sanmalar. Her nefeste onu aramalar. Her çığlıktan ürkmeler. Ak, karadır. Belkide kara, ak. Yansıması bu hayatın yanıltır beni. Engebesiz vücudun titreşimleri varır kapıma. Sesi kısılmış satırların şairi hatrına Prerna! Seninle ben, farklı lisanlardaki aynı sese tâlip kalmaliyiz.

 

Yabancı kelimelerin anlamları;

Lisan= dil , sert=örtü, münhasır=özel kılınan, tezahür=görünen, nazır=bakan

 

 

 

 

 

 

 

Latife Ve Hiciv

Kapı Aralığı Mektup Şiir

Divan Edebiyatı Ve Hiciv
Hicvin kökü Arapçada “yermek” anlamına gelmektedir. Bu türü yazanlara da “heccav” denir. Hiciv bir olayı bir nesneyi yahut bir kişiyi yermek için yapılan sanat türüne denir. Hiciv’e İslam dünyasında pek sıcak bakılmaz. Sebebi de tahmin edildiği üzere hoşgörüden uzak ve İslam’ın kusurunu kapat ki hakta senin kusurunu kapatsın anlayışına ters düşmesidir. Ancak İran edebiyatında sıra dışı bir sebepten dolayı kullanılmıştır. O da şudur, halk savaşmadan önce savaşacağı kabileyi kötüleyici ve yerici bir şekilde tanımlamasıdır. Türk toplumunda hiciv örnekleri 14. yüzyılda görülmüştür. Fakat bunlarda özgünlükten uzak İran edebiyatını taklit niteliğindedir. Ancak ilerleyen zamanlarda özgün eserler ortaya çıkmıştır. Hicivleriyle tanınan şairlerimiz; Şeyhi, Nefi, Zati, Namık Kemal, Ziya Paşa’dır. Hicvin ne olduğunun anlaşılması için bir emsali,

Bize kâfir demiş müfti efendi
Dutalım ben ana diyem Müselman
Varıldıkta yarın divan-ı Hakk’a
İkimiz de çıkarız anda yalan.

Yukarıda verilen Nefî’nin bir beyitidir. İncelemek gerekirse müftiye sinirlenmiş ve sert bir şekilde eleştirmiştir. Ancak örnekten de anlayacağımız üzere dini imgeler hicivde de yer alır. Nefi’nin hicivleri çoktur. “Siham-ı Kaza” eseri bu konuda en çok bilinendir.
Hiciv konusunu bazı kesimler hoş görmesede Hiciv eleştirmek hatta bazen halkı bilinçlendirmek için yapılmaktaydı. Hatta Fatih Sultan Mehmet, Vakıf Üniversitesi’nden Türkan Alvan 27 Nisan 2016 da yaptığı bir konuşma da hiciv için “Hiciv halka hizmet için yapılır, kral çıplak diyebilmektir.” şeklinde tanımlamıştır. Bu türün iyi yanlarından biridir. Alvan’ın tanımından yola çıkacağımız üzere “sanat toplum içindir” anlayışı bu türe daha uygundur. Hicvin mizah yönünden bahsetmemek olamaz. Mizahında toplumda niçin kullanıldı bilinmektedir, eğlenirken düşünmek ve hakikati görebilmek. Hiciv ve Latife‘nin kullanıldığı zaman bunları amaç edindiği yadsınamaz bir gerçektir.

Gönle Düşmek İçin Latife
Latife insanların gönlünü sevindirmek, gönle girmek için yapılan güzel iltifatlardır. Arapçada latif kökünden gelir, latif de iyi hoş olan anlamında kullanılır. Günümüzde hala böyle kullananlara da rastlamak mümkündür. Türün içeriğin de ise mizah vardır. Bizde ise ilk örnekleri, İslam Ansiklopedisinden aldığım bilgiye göre; “Türk edebiyatında ilk yazılı örneklerine Dîvânü lugāti’t-Türk, Kutadgu Bilig ve Dede Korkut hikâyeleri gibi İslâmî edebiyatın ilk dönem eserlerinde rastlanan latifenin Osmanlı devri edebiyatı içinde edebî bir terim halini alarak kullanılması”

Latifelerin toplandığı eserlere de letaifname denir. En bilineni de tahminimce, Ahmet Mithat Efendi’nin Leatifi –i Rivayyat adlı eseridir. Ancak yukarıdaki alıntıdan anlaşacağı üzere Dede Korkut hikâyelerinde de vardır. Günümüzdeki karşılığına ise fıkra türü diye cevap vermek yanlış olmaz, kanımca. Latife söylenilen dönem dil yapısını ve mizah anlayışını bize rahatlıkla aktarır dolayısıyla bu metinlerden araştırma yaparak birçok unutulmuş kelimeyi gün yüzüne çıkartırız. Dilimize yapılan bu katkı belki daha güzel latife eserleri ortaya koymamızı sağlayabilir. Latifenin İslam dünyasında ve Türk dünyasında yeri büyüktür. Çünkü İslam’ın amacı güzel sözle birlikte gönle girmektir. Bu tür bize daha yakın ve doğrudur. Ancak hicvinde halka katkısı büyüktür. Dil uzmanları özellikle bu unutulmaya yüz tutmuş metinleri bir cevher niteliğinde saymalı ve tarihin tozlu raflarından çıkarmalıdır.