Belki de yaşanmıştı yaşatılan Belki de hiç yaşanılmamış! Ya ‘da efsun olup gitmiş yaşanılan, İşte yine en baştayım…
Bir gün biter mi bu hengâme? Ya’ da bu hengâme den nasıl çıkarım. Yine ağlayış, Ya’da bir aldanış, ve gelen pişmanlık…
Kim bilir bu kaçıncı hengâme Ve kim bilir bu kaçıncı hezeyanım, Hayat garip bir hengâme. İçinden çıkılmıyor.
Tam çıktım diyorum bu hengâme’de Bir bakmışım, ellerime sonra ayaklarıma Ve yavaş yavaş bütün bedenime dolanmış, Düşmemek için mücadele vermiştim oysa!
Bu hengâmede eriyor ömür, Olur olmaz hayatlara, Bu kalabalık da yok oluyor. Verilen ömür.
Bazı şarkılar insana içinden geçeni, olanı, hissiyatı gösterir gibi. Kendimizi bazen içinde bulmuyor değiliz. Ağladığımızda olmuş, güldüğümüzde o hissi veren şarkılar var. Ve Sezen Aksu’nun bütün şarkıları güzel. Bizi güzel duygular içerisinde bırakabiliyor. O hissiyatı veren şarkıları var.
Hani erken inerdi karanlık, Hani yağmur yağardı inceden. Hani okuldan, işten dönerken Işıklar yanardı evlerde. Hani ay herkese gülümserken Mevsimler kimseyi dinlemezken. Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken…
İşte tam da o zaman güzeldi her şey, herkes, her duygu, her sevgi bilinmiyor. Şimdi sevgiler, sevmeler, kalmalar yok artık her şey sıradanlaştı. SezenAksu ‘nun da dediği gibi; Eskidendi, çok eskideno güzel şeyler… Eskiden bir şarkı duyulduğunda, oradaki o heyecan verici haller aklımızda, o dans hareketleri, o güzel kıvrımları, aklımızın bir köşesinde… Şimdikiler gibi mükemmel olmak, kusursuz olmak zorunda değildi eskiden ondan seviliyordu, beğeniliyordu. Ve ondandır Eskiler’e Özlem, dilimizden düşmeyen o eskilere…
Şimdi ay usul, yıldızlar eski, Hatıralar gökyüzü gibi… Gitmiyor üzerimizden. Geçen geçti, Geçen geçti, Hadi geceyi söndür kalbim. Şimdi uykusuzluk vakti. Gençlik de geceler gibi eskidendi
Ne güzel söylemiş Sezen Aksu, gençlik de geceler gibi eskidendi. Gençlik de geceler gibi eskidi. Şimdiki gençliğe sorsan eskiyi, eskileri bilmezler belki, belki yine eskilerden öğrenirler… Çünkü biz de yaşamadık, yaşayanlar anlattı biz de dinledik; bıkmadan usanmadan hem de, bazen gidip tekrar anlatmalarını isterdik. Bize hikâye, masal gibi gelirdi. O kadar güzeldi çünkü tekrar tekrar dinlememize rağmen bıkmayanlarımız çoktur.
Hani herkes arkadaş, Hani oyunlar sürerken. Hani çerçeveler boş, Hani körkütük sarhoş gençliğimize. Hani şarkılar bizi henüz bu kadar incitmeden. Eskidendi, eskidendi, çok eskiden…
Hani diyor Sezen Aksu: hani şarkılar bizi henüz bu kadar incitmezdi. Eskidendi, Çok Eskiden. Bizi anlatan ya da anlayanlar olmasa da bizi anlatan ve anlayan şarkılar var.
Senarist: Kubilay Tunçer, Elif Ayan, Abdullah Oğuz
Tür: Dram
Yapım Yılı: 2007
Süre: 123 dk
Ülke: Türkiye, Yunanistan
Dil: Türkçe
Vizyon Tarihi: 16 Mart 2007
FİLMİN KONUSU:
Filmde, Cemal ile Meryem’in Sosyoloji Profesörü İrfan Kurudal ile kesişen hayatları konu edilir. Köyde yaşayan Meryem göl kenarında tecavüze uğrar. Aile namusunun temizlenmesi için öldürülmesine karar verilir. Bu görev amcasının oğlu Cemal’e verilir. Ancak Meryem’e gizlice âşık olan Cemal, Meryem’i bir türlü öldüremez. Bu arada yolları İrfan Kurudal ile kesişir. İrfan yaşadığı kimlik bunalımı sonucu her şeyi arkada bırakarak uzun bir deniz yolculuğuna çıkmıştır. Bu karşılaşma hem Cemal ile Meryem’in hem de İrfan’ın dünyasında önemli değişiklere sebep olur.
Gördüğüm en güzel kız çocuğusun sen, Ana rahminden dünyaya yeni gelmiş bir bebeğin ağlaması var sesinde Yaşlı bir kadının yetişemeyişini de taşıyorsun ayaklarında Gözlerin hangi şehrin yok oluşuna şahit oldu bilmiyorum Kim gözlerinin önünde öldü. Kim doğduAnnen nefes alıyor mu halaBaban akşam evinin kapısını çalıyor mu, bilmiyorum
Her yokluktan ve varlıktan bağımsız senin güzelliğin Ayaklarımla basıp geçtiğim merdivenlerde oturuşun güzel Her şeyi boş vermiş gibi saçlarını savuruşun, güzel Sızısını yüreğinde hissettiğin o bakışlara karşılık Alaycı gülümsemen ile takındığın o tavır, güzel Gördüğüm en güzel kız çocuğusun sen İsmini telaffuz edemem Vatanını haritada gösterememHiç sohbet etmedim seninle Eğik başımı taşımaya çalışırken görebildiğimsin senGörebildiğimden güzelsin
Tozun toprağın esamesi yok sende Gözlerin misler gibi uyku çekmiş gibi, Uykusuzluklarını ve kirini bu toprağın Saklayacak kadar güzelsin
Aynı şehrin farklı iki kızıyız seninle Papatya özlü şampuanla yıkadığım saçlarım En rahatı değil mi hassasiyeti ile alınan yatağımdaki 8 saatlik uykum ile Senin yanında yüzünü güneşe dönmeyen bir günebakanım ben Gördüğüm en güzel kız, Sen dünyanın hala dönüyor oluşunun sebebisin Yüreğimi titreten sazın bir teli de sensin. Gördüğüm en güzel kız, İsterdim senin tarafından görünebilecek kadar Var olmasını yüreğimi
BüyükRustiyatroyazarı ve modernöykünün en önemli ustalarından olan Çehov ‘un1892 yılında yayımlanan “AltıncıKoğuş” kitabı, bize o dönemin Rusyası üzerinden sınıf farkını, duyarsızlığı, bireyselliği, eşitsizliği, yabancılaşmayı ve daha birçok detayı olağan gerçekliğiyle anlattığı bir başyapıt oluyor. Altıncı Koğuş adından anlaşılacağı üzere bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesini yani halkın tabiriyle ”akıl hastanesini” konu alıyor. Bu hastanede İvanDimitriç adında oldukça bilgili, felsefeye düşkün üst kesimden bir hasta yatıyor. Geri kalan hastalar ise orta ve alt kesime ait. Hastane çalışanları ve hastanenin durumu içler acısı. Hiyerarşi durumu mevcut ve günün birinde AndreyYefimıç adında bir doktor buraya çalışmaya geliyor. İvan Dimitriç maruz kaldıkları adaletsizliğe karşı çıkarken Andrey Yefimıç bunları görmezden gelmekte ısrar eder ve durumu değiştirmek için kılını kıpırdatmaz. Doktor sonradan felsefi yanılgının farkına varıdığında iş işten geçmiştir. Altıncı Koğuş Rusya’nın ve ülkenin sorunlarıyla ilgilenmek yerine onları uzaktan izlemeyi tercih eden Rus aydınının simgesidir.
“Acı ve sevinç geçicidir…”
İnsanın huzuru dışarıda değil, içindedir.
Nasıl yani?
Sıradan bir insan iyiyi, kötüyü dışarıdan bekler. Düşünen bir insan ise kendinde bulur.
“Hayatı idrak etmeye çabalayan özgür ve derin düşünce, saçma dünyaevi kaygıları tamamıyla hor görme; işte bu iki şey, insanın daha yükseğini göremeyeceği iki lütuftur.”
EPIC GAMES Bedava oyunları ile yüzleri güldürmeye başladı!
Oyun dağıtıcıları arasında başlayan devasa indirim, ücretsiz oyun savaşı bu yılda epeyi heyecanlı geçiyor. Önceki gün 15 gün ücretsiz oyun dağıtacağının haberlerini sizlere duyurduğumuz Epic Games ilk ücretsiz oyununu duyurdu!
17 Aralık Epic Games Yılbaşına Özel ücretsiz oyunu: Cities Skylines
GTA 5’i bedelsiz dağıttığı günden bugüne popülaritesini çok ciddi bir şekilde arttıran Epic Games geçtiğimiz günlerde de 15 günde 15 oyunu ücretsiz vereceğini duyurmuştu. Sızdırılan oyun listelerini dikkate aldığımızda bizleri şaşırtan Epic Games, Cities: Skylines oyununu ücretsiz olarak dağıtıma sundu.
İNDİRİMLER DEVAM EDİYOR!
Ayrıca oyunun ücretsiz olmasıyla birlikte DLC‘leri de oldukça uygun fiyatlara indirildi. Cities Skylines‘ı DLC’ler ile birlikte oynamak istediğinide aldığınız keyif kesinlikle artırıyor. Cities Skylines‘ı oyun kütüphanenize eklediğinizde Epic Games Store size 60 TL indirim kuponu veriyor. Ayrıca bu kuponu da 80 TL ve üzeri oyun satın alımlarında kullanabilirsiniz.
Epic Gamessitesindeki Cities Skylines oyun sayfasına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Cities Skylines Sistem Gereksinimleri
Minimum Sistem Gereksinimleri:
İşletim Sistemi: Microsoft Windows XP/Vista/7/8/8.1 (64-bit) İşlemci: Intel Core 2 Duo, 3.0GHz or AMD Athlon 64 X2 6400+, 3.2GHz Bellek: 4 GB RAM Ekran Kartı: nVIDIA GeForce GTX 260, 512 MB vRAM ya da ATI Radeon HD 5670, 512 MB vRAM
Tavsiye Edilen Sistem Gereksinimleri:
İşletim Sistemi: Microsoft Windows 7/8 (64-bit İşlemci: Intel Core i5-3470, 3.20GHz or AMD FX-6300, 3.5Ghz Bellek: 6 GB RAM Ekran Kartı: nVIDIA GeForce GTX 660, 2 GB vRAM ya da AMD Radeon HD 7870, 2 GB vRAM
Başrol: Cillian Murphy, Paul Anderson, Helen McCrory
Tema müziği bestecisi: Martin Phipps
Ülke: Birleşik Krallık
Dili: İngilizce
Sezonsayısı: 5
Bölüm sayısı: 30 (bölümleri listesi)
Gösterim süresi: 57 dakika
Yayın tarihi: 30 Eylül 2014 – günümüz
İngiltere 1. Dünya Savaşı’ndan yeni çıkmıştır. Halk savaşın kendisinde açtığı maddi ve manevi yaraları sarıp, hayatın normal akışına devam etmek zorundadır. Hikâyenin geçtiği 1919 yılının Birmingham’ında yasa dışı faaliyet gösteren diziye de adını veren acımasız Peaky Blinders çetesi ve savaştan sonra yeni yeni grupların çıktığı dönemin karanlık ve puslu atmosferini iliklerimize kadar hissedebileceğimiz diziye gelin yakından bakalım. Hikâyenin merkezinde yer alan Peaky Blinders çetesi, şehirde gerek halkın gerekse polislerin bile şapkalarını çıkartıp selam durmak zorunda kaldıkları, at yarışı bahis işleriyle ilgilenen ve soygunculuk da yapan zamanın acımasız gangster çetelerindendir. Üyelerinin çoğunluğu Shelby ailesine aittir. Tahmin edebileceğiniz gibi zamanın rüşvetle dönen ortamında, onlar da kirli işlerini yapabilmek için polislere rüşvet yedirirler. Onlar için her şey yolunda giderken, yanlış bir soygun şehre, onların başına bela olacak yeni bir müfettiş gelmesine neden olur. Dizinin konusu sadece Peaky Blinders çetesiyle sınırlı değil dönemin savaş sonrası karmaşık atmosferi de tüm hatlarıyla hikâyeye yansıtılmış. Şehirde savaştan dönen askerler, çeşitli fabrikalarda düşük ücretle karın tokluğuna çalışmaktadır. Ülkelerine verdikleri hizmetin karşılığını alamadıklarını düşünen bu eski askerler, komünizm kışkırtıcılarının da emellerine ulaşabilecekleri kolay bir hedef haline gelmişlerdir. Bu askerleri kışkırtarak genel greve çağırırlar. Ülkeyi olası komünizm devrimi endişesi kaplar. Bir diğer yandan da Fenianlar (İrlanda Bağımsız Milliyetçiliği) şehirde aktif olarak yer edinen bir diğer örgüttür. İrlanda sorunları da ülkede tıpkı komünistler gibi hiyeranarşik grupların türemesine neden olur.
Bu kitapta, bir kadının ne kadar çok sevdiğine, her ne olursa olsun ona karşı olan aşkın bitmemesine, onunla birlikte olduğu adamın onu hiç tanımamasına rağmen onu hâlâ sevebilen bir kadına şahit olacaksınız…
Zira kimdim ben senin gözünde? Yüzlercesi arasından sadece birisi, sonrası sürüp giden bir zincirde tek bir serüven halkası.
Kitabın içeriği çokça duygu yoğunluğu barındırıyor. Kavuşamamak ve bunun neticesinde en acısı da adamın kadını hiç tanıyamaması, o kadar birliktelikler yaşadığı halde… Belki de o kadar kadınla oldu ki sadece o kadar sevildiğini anlamamış, hissetmemiş, görmemiş olabilir. Bir insan bu kadar tanır sevdiğini, onun kendisini tanımadığı kadar.
Seni tanıyorum; belki kendi kendini tanımadığını kadar iyi tanıyorum.
Sen beni, beni asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine, yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?
Bu mektubu ne zaman mı adamın eline geçti? Kadının çocuğu öldüğünde bu mektubu yazdı. Senden olan yok artık, öldü dedi ve yazmaya başladı onunla geçen her saatini, her anını, bütün yaşanmışlıkları. Adam hiç bilemedi, bilemedi kadını olanları, sevgisini, çocuğun olduğunu mektuptan öğrendi. Belki şimdi eskiyi göz önüne getiriyor kadını hatırlamak için, ama zor. Kadından geriye kalan mektup sadece şimdi…Ve koskoca bilmemezlik adama kalan… Bu kitabı okuyanlar şahit olmuştur. Oradaki sevgiyi, onun için verdiği mücadeleyi, ona adadığı hayatını…
Artık benim için dünyada yalnız sen varsın, yalnız sen, benim kim olduğumu bilmeyen, şu anda her şeyden habersiz gönül eğlendiren, bir şeylerle ya da birileriyle hoşça vakit geçiren sen. Yalnız sen, beni hiç tanımamış olan ve daima sevdiğim sen.
Oyuncular: Haluk Bilginer, Cansu Dere, Şebnem Bozoklu, Necip Memili, İbrahim Selim
OrtalamaSüre: 60 dk.
Yapım Yılı: 2018
Konu
Şahsiyet dizisi, Onur Saylak tarafından yönetilen ve Mart – Haziran 2018 tarihleri arasında internet platformu üzerinden yayınlanan dram/polisiye türünde, 12 bölümden oluşan bir dizidir. Dizinin senaryosu Kinyas ve Kayra, Piç ve Az gibi romanların yazarı Hakan Günday tarafından kaleme alınmıştır.
Ana karakter olan Agâh Beyoğlu, ülkemizin usta tiyatrocularından Haluk Bilginer tarafından canlandırılmıştır. Agâh Bey, İstanbul Beyoğlu’nda bulunan ve eşinin ismini taşıyan apartmanın bir dairesinde yaşamaktadır. Altmış beş yaşında olan Agâh Bey, emekli adli kâtip memurudur. Eşi Mebrure Hanım vefat ettiğinden beri Agâh Bey yalnız yaşamaktadır. Agâh Bey ’in Şebnem Bozoklu tarafından canlandırılan, Avustralya’da yaşayan Zuhal adında bir kızı ve Deha adında bir torunu vardır. İlerleyen bölümlerde Zuhal ’in alkol problemi olduğu, evliliğinde sıkıntılar yaşadığı bilgisi verilir ve Zuhal eşinden ayrılıp İstanbul’a babasının yanına döner. Dizinin ilk bölümünde Agâh Bey, yalnız yaşadığı evin içerisinde kedisi Münir Bey’i göremeyince onu aramaya çıkar ancak aklına son zamanlarda kedisiyle ilgilenmediği gelmez. Bu dramatik unutma sonucunda, kedisini bir koltuğun arka tarafında yatar vaziyette gördüğünde ona ne olduğuna anlam veremez. Öyle ki kedisinin ölüm nedenini anlamak için onu veterinere götürür. Bu sayede ölüm nedeninin açlık ve susuzluk olduğunu öğrenir. Bu haber neticesinde Agâh Bey’in yaşadığı şaşkınlık ve hüzün, yalnızca kedisini kaybettiği için değil, aynı zamanda bu durumun zihninde bir sorun olduğunu işaret ettiği içindir. Eski bir adliye memuru olarak belleği onun her şeyidir. Kedisinin açlık ve susuzluk nedeniyle ölümüyle birlikte, Agâh Bey ’in Alzheimer hastası olduğunun ortaya çıkmasının, karakter gelişimiyle ilgili seyirciye kısa zamanda ve başarılı bir biçimde bilgi verilmektedir.
Agâh Bey Alzheimer hastalığına yakalandığını öğrenir ve izleyen bölümlerde Agâh Bey ’in bir seri katile neden ve nasıl dönüştüğü anlatılmaktadır. Agâh Bey, Alzheimer hastalığı tanısı aldıktan sonra, seri cinayetlerine planlı olarak başlamıştır ve ilk öldürdüğü kişi, bir tecavüz davasında herkese beraat verip olayı örtbas eden emekli hâkim olmuştur. Dizinin bir başka önemli karakteri olan Nevra Elmas, Cansu Dere ’nin canlandırdığı genç bir polistir. Esasen kamu yönetimi okumuş ve bir süre yöneticilik yapmış olan Nevra, polis olan babasının izinden gitmeye karar vermiş, parlak kariyerini bırakarak cinayet büroya atanmıştır. Agâh Bey dizi boyunca işlediği cinayetler sonrasında öldürdüğü kişilerin bedenlerinin üzerine Nevra ’ya hitaben notlar bırakmaktadır. Dizinin sonunda Agâh Bey ’in bir zamanlar kâtip memuru olduğu Kambura adlı ilçede, Nevra ’nın arkadaşı olan 14 yaşında bir kız çocuğuna (Reyhan) 53 kişinin tecavüz ettiği çocuğun hamile kaldığı ve sonrasında kendisini öldürdüğü ortaya çıkmaktadır. Aylarca tecavüze uğrayan bu kız çocuğunun günlüğü Agâh Bey ’in eline geçmiştir. Günlükte aynı zamanda Nevra ’nın, Cemil adlı kişi tarafından istismara uğradığı bilgisi yer almaktadır. Dizinin son bölümünde ise Cemil ve Nevra, Agâh Bey’in oyunlarıyla karşı karşıya gelmektedir ve geçmişin hesaplaşması yapılmaktadır.
Hayatını adalete adamak şahsi bir mesele değil, şahsiyet meselesidir.
Onur Saylak, Şahsiyet dizisi.
Dokuz yaşındayım, yıl 1961…Annem benim doğum günüm için pasta yapmış. İlk defa o zaman mum üfleyip bir dilek tuttum. Dileğim de şu; o sıralar Yuri Gagarin uzaya çıkan ilk insan olacak. Ben de dedim ki, ne olur beni de yanına alsın…O kadar inandım ki dileğimin gerçekleşeceğine, bir çanta yapıp beklemeye başladım. Güya Sovyet elçiliğinden gelip alacaklar beni. Ama sağdan soldan duyuyorum onlar komünist diye. Diyorlar ki aman komünist onlar. Olsun diyorum, ben de komünist olurum. O sıralarda, bizim giriş katında üniversite öğrencileri oturuyor. Annem onlara da komünist diyor. Biliyorum onlar bizim kömürlükte kitap saklıyor. Ben gittim, yürüttüm bir tane. Nazım Hikmet’in şiirleri. En kısasını buldum ezberledim. Dedim ki şimdi Ruslar gelirse, ben bu şiiri okurum onlara. Onlar da der ki tamam bu da bizden, götürürler beni. Neyse… Tarih 12 Nisan. Uzak mekiği fırlatılacak, Vostok 1 ama hâlâ gelen giden yok. Ben diyorum unuttular herhalde beni. Mekik fırlatıldı, herkes dua ediyor, mekik atmosferi geçsin, uzaya çıksın diye. Bir ben diyorum ki yarı yolda dursun dönsün beni alsın. Belki bir de Amerikalılar, Vostok’un uzaya çıkmaması için dua ediyordu. Neyse… Bütün gün radyonun başında içimden o şiiri okudum:
Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda,
Budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
Ne zaman bu şiiri okusam uzaya gitmiş kadar olurum. 65 yaşıma geldim. Geçen doğum günümde yine bir dilek tuttum, çocuk gibi. Yine imkansız bir dilek tabii. Ne diledim biliyor musunuz? İyi bir insan olmayı.
Nerde bir türkü söyleyen görürsen korkma yanına otur. Çünkü kötü insanların türküleri yoktur!…
Türküler, türkülerimiz… Her biri ne derin anlamlara yazılmış ne derin sızılarla bestelenmiş, ne acı olaylar sonucu gönülden dile dökülmüştür… Size derin, derin olduğu kadar da acı bir hikâyeyle geldim bugün. Uyan Sunam türküsüyle geldim. Uzun yol türkülerindendir Uyan Sunam, uzaklara seyre dalmalık. Dinlemenin anlamaya, anlaşmaya yetmediğinin türküsüdür. İffet adı verilen o kelimeye bulaşan çamurun sonuçlarının türküsüdür. Eşine kendini aklayamamış Suna’nın çıkmazlar içinde kaybolup bulduğu acı çözümün türküsüdür… Sizi hikâyeyle baş başa bırakıp önce keyifli okumalar sonra da keyifli dinlemeler diliyorum. Bu öykünün üzerine söz söylemek haddime değildir, o yüzden cümlelerimi burada sona erdiriyorum… Görüşmek üzere.
Öykünün Suna’sı, Fahri Kayhan’ın eşidir. Fahri Bey, eşi Suna’yı çok sevmektedir. Sevmelerin dile getirilmesinin ayıplandığı dönemlerde Fahri Bey daima eşine olan sevdasını dile getirir. Suna da, büyük bir aşkla bağlıdır Fahri Bey’e. Hamam sefaları, o dönemlerde kadınların en büyük eğlencesidir. Kadınlar kararlaştırdıkları bir günde toplanıp hep beraber hamama giderler. Kadınların arasındaki Suna Hanım’ın yakın arkadaşı Neriman Hanım, Suna’nın kimselerin bilmediği sırtındaki beni fark eder. Kıyafetlerinden varlığı anlaşılmamaktadır bu benin. Neriman Hanım eve döndüğünde Suna’nın sırtındaki beni kocası Mustafa Bey’e anlatır. Aradan günler geçer. Fahri Bey bir gün, evlerinin civarındaki kahvehanede Mustafa Bey’e denk gelir. Bir dizi diyalogdan sonra aralarında münakaşa başlar, karşılıklı küfürleşmeye gider mesele. Fahri Bey’in tehdidine karşı Mustafa Bey: “Sen benimle kavga edeceğine, karına sahip çık. Ben senin karının sırtındaki beni dahi bilirim” diye çıkışıverir. Fahri Bey, duyduklarına inanamaz. Tek sevdiceği Suna’sının kendisine ihanet ettiği fikrine kapılır. Yabancı bir adam, eşinin sırtındaki beni nereden bilecektir! Eve vardığında, Suna’sı anlatır kendini Fahri Bey’e. Gözünün ondan başka kimseyi görmediğine ikna olur Fahri Bey. İkna olmuştur olmasına ama kafasındaki şüphe hiç gitmez. Suna’sına kötü davranmaya başlar o meseleden sonra. Bir akşam yemek esnasında sudan bir sebeple başlayan münakaşa sonrasında Fahri Bey alır ceketini, atar kendini sokaklara. Sabaha karşı eve gelir. Eve girdiğinde gördükleri karşısında donakalır. Tek sevdiceği Suna’sı kendini asmıştır. Başucunda bir mektup bırakmıştır.Son dizeleri şunlar olmuştur:
“Kusura bakma beyim. Uzun zamandır kafandaki soru işaretlerinin sebebini bilmekteyim. Kendi adımı temize çıkarmak için başka yol bulamadım. Şunu unutma ki, ben sana hiç ihanet etmedim.”
Fahri Bey, sevgilisinin cansız bedenini ipten ayırır, yere yatırır. İçi yangın yeridir artık. Sözün tükendiği yerde, kelimelerin küllerinden o meşhur türküyü yakmıştır:
Şafak söktü gine sunam uyanmaz Hasret çeken gönül derde dayanmaz Çağırırım sunam sesim duyulmaz Uyan sunam uyan derin uykudan
Çektiğim gönül elinden Usandım gurbet elinden Hiç kimse bilmez halinden Uyan sunam uyan derin uykudan
Bunca diyar gezdim gözlerin için Niye küstün bana el sözü için Dilerim Allah’tan sızlasın için Uyan sunam uyan derin uykudan
Çektiğim gönül elinden Usandım gurbet elinden Hiç kimse bilmez halinden Uyan sunam uyan derin uykudan
Türkçede Umudunu Kaybetme orijinal ismi ise The Pursuit of Happyness olan filmin yönetmenliğini GabrieleMuccino yapmıştır. Chris Gardner adlı kişinin biyografik yaşamı dram tarzında ele alınmıştır. Chris Gardner (Will Smith) evli ve ufak bir oğlu olan, geçimini kemik yoğunluğunu ölçen bir tıbbi cihaz satarak kazanmaya çalışan ama işleri çok da iyi gitmeyen bir adam olarak karşımıza çıkmaktadır. Aslında kafası çalışan, azimli ve dürüst birisidir lakin, işleri ters gitmektedir. Bu yüzden de evinde karısıyla sorunlar yaşayan Chris’in hayatı daha da zorlaşmaktadır. Film, baba ve oğul konulu ve içerisinde bolca dram içeren bir film olma niteliği taşıyor. Filmin özeti şeklinde verilmiş isimden anlaşılacağı gibi, hayallerinin peşinden koşması gerektiğini ve bu uğurda her türlü fedakarlığa ve zorluğa katlanılması gerektiğini ortaya koyuyor.Umudumu kaybetme, başımıza gelen her türlü şanssızlığa rağmen hayallerimizden vazgeçmememiz gerektiğini öğütleyen sıradan bir başarı öyküsü aslında. Çoğunlukla gerçek hayattan esinlenilerek çekilen bu tarz öykülere günümüzde sık sık rastlıyoruz ve izledikçe bizlere azim gücü aşılayarak üzerimizde garip bir anti-depresan etkisi yarattıklarının farkına varıyoruz.
Bir daha kimsenin sana bir şeyi yapamayacağını söylemesine izin verme, benim bile. Bir hayalin varsa peşini bırakmamalısın. İnsanlar kendilerinin yapamadıkları şeyleri senin de yapamayacağını söyler. Bir şeyi istiyorsan peşini bırakma! Git ve al! O kadar!..
Maltada derin bir sessizlik Düşünceler sarmış duvarları Tereddüt düşmüş ayaklarıma Atsam mı atmasam mı bilemiyorum Ağır ağır basıyorum zemine İncitmekten korkar gibi Dağılıp gitsin istemiyorum Düşlediğim hayallerim belki de Kurtulmak istiyorum bir yandan Tuzağa çeken özgürlük şarkılarından Maltada derin bir sessizlik Umutsuzluk kovalıyor adımlarımı Kaçırıyorum herkesten bakışlarımı Görmemeliler gözümdeki umudu Onu da alırlar o zaman benden Alırlar, Karakalemle çizdiğim gökkuşağımı Maltada derin bir sessizlik Hasret kovalıyor adımlarımı…
Kovar mı bir hüzün, bir mutluluğu Konar mı bir kuş dala habersizce Aşık bülbül güle haykırır mı yüreğini Gökyüzü dolar mı beyaz pamuklarla De ki; gönlüm dolar mı neşeyle Kalbimizi kıymet bilene emanet etsek Bulabilir mi kıyısını, gizli geçidini Ya da kıymet bilenini… Bazen aklıma düşüyor, Bazen de aklım düşüyor Düşünmek bir yol mu bu yangın yerinde?..
İçimizde bir yolsuzluk türküsü var bu aralar Sallana sallana kavruluyor aynı ateşte Tam sönecekken rüzgar esiyor, Bir kıvılcım düşüyor, alevler yineliyor kendini
Göçmen kuşlar misali göçüyoruz Ne kaldığımız yer belli, Ne o eski tat var, ne düzen… Çırpıyoruz kanatlarımızı olabildiğine Bırakıyoruz kendimizi göğe, alabildiğine
Yüzümüz gülüyor, dudaklar rolünü iyi oynuyor Sen rolünü çok iyi oynuyorsun! Perde arkasında yatan mücadeleyi kim biliyor Kim biliyor senin gizini Yaratan’dan başka Kimler biliyor senin kıymetini?…
Bir rüzgar uğultusuyla savruldun bazen gözlerimde Boyum bir uzadı bir kısaldı anne Eteklerin kadar yakındın hep Bazen ağladım ayaklarına kapanıp Bazen düştü başım kekik kokulu avuçlarına Birazdan tren duracak garda Ve ben salınacağım sokağımıza Pabuçlarım duruyor mu eşik dibinde Pijamalarımı serdin mi boylu boyunca Yatağım hazır mı ben geliyorum anne