20.5 C
İstanbul
Pazartesi, Temmuz 6, 2026

Borderline’ı Anlamak

Borderline Kişilik Örgütlenmesine Sahip Kişiler Nasıldır?

Borderline kişilik örgütlenmesi olan kişiler psikozdan çok değersizliğin, önemsizliğin, kimsesizliğin sınırında yaşarlar. Erken nesne ilişkilerinde tekrarlayan şekilde kendilerini değersiz, önemsiz ve yük gibi algılamışlar; terk edilme ya da dışlanma korkusu içinde kalmışlardır. Şimdi de her an kendisine değer verilmeyeceği, istenmeyeceği, yük gibi algılanacağı ya da terk edileceği korkusu içindedirler.

Bundan dolayı hep değer verildiği, önemsendiği ve terk edilmeyeceği konusunda temin edilmek ve sürekli ilişkide olduğu kişilerin kendisine iyi davrandığını, kendisini önemsediklerini, değer verdiklerini deneyimlemek isterler. Ancak böyle olumlu bir nesne ilişkisinin varlığında kendisini dengeli, anlamlı ve iyi hissedebildiği için ya olumlu bir nesne ilişkisini ayakta tutmak için çılgınca çaba harcarlar ya da bundan vazgeçip boşluk, anlamsızlık ve öfke ile harmanlanmış depresif bir ruh haline geçerler.

Borderlinelarda Sık Görülen ve Başkalarına Tuhaf ve Anlaşılmaz Gelen Davranışlar Nelerdir?

● Duyguların çabuk değişmesi, oldukça iyi ve keyifli hissederken birden üzgün veya öfkeli olmak ya da üzgün ve kederli iken çabucak mutlu olmak

● Beraber olduğu kişilerin kendisini terk etmesini engellemek için çılgınca çabalar harcama, ayrılığı kabullenememe ve her ne pahasına olursa olsun engelleme çabalarının olması

● İnsanları kolaylıkla çok beğenip kolay nefret etme

● Yersiz ve yoğun öfke ya da öfkenin denetlenememesi

● Yineleyici intihar girişimleri, tehditleri ya da kendini yaralama ( Kendisine yeterince iyi davranmayan, sevmeyen, ilgilenmeyen insanları cezalandırmak onlarda vicdan azabı uyandırmak da isterler. İntihar ederek onları kendisine karşı ilgisiz davrandıkları için pişman edecek, onların kendilerini kötü biri olarak algılamalarını sağlayacaktır. Kendi iç dünyasında onlar intiharına neden olduğu için kötü, kendisi kötülüğe maruz kalmış, mağdur kahraman olacaktır.)

● Nasıl bir insan olduğuna, nasıl kişilik özellikleri olduğuna; nasıl yaşamak istediğine, hangi işi yapmak istediğine dair fikirleri sık sık değişmesi (Borderline bir kişinin hayatını dışarıdan gözlemleyen biri, büyük zikzaklar çizdiğini, birbiriyle uyuşmayan çok farklı yaşam biçimleri seçtiğini, yaşam tarzının arkadaşlarının, siyasi görüşlerinin sık sık değişebildiğini gördüğünde büyük bir şaşkınlık yaşayabilir. Bunun nedeni de kimlik bütünlüğünün gelişmemiş olması ve kendisini elinden geldiği kadar olumlu biri olarak algılama çabasıdır. Bir arkadaş çevresi ya da bir uğraşı ona iyi hissettiriyor kendisini daha değerli algılamasına yol açıyorsa onu çabucak yüceltir ve o grubun bir parçası haline gelir.)

● Kronik boşluk ya da can sıkıntısı duygusu

● Kontrol edemediği şekilde para harcamak, ödeyemeyeceği alışverişler yapmak, yeni tanıştığı insanlarla ilişki kurmak, tehlikeli araba kullanmak, kumar oynamak, çok düşünmeden iş kurmak, ani önemli kararlar vermek gibi örneklerde olacağı gibi kendisine zararlı olabilecek şekilde dürtüsel davranışların olması

● Dışsallaştırma: Başlarından geçen olaylarda kendi rolleri yokmuş gibi her şeye pasif bir şekilde maruz kalıyormuş gibi anlatması (Davranışlarının nedeni olarak hep dışarıdaki nedenleri göstermeleri kendilerinde kusur bulmaya tahammül edememeleridir. Kendilerini kolayca değersiz, aptal, yetersiz hissedebildiklerinden bir savunma olarak kendilerini sorgulamamaya, başlarına gelen olaylarda kendi rollerini düşünmemeye çalışırlar.)

Borderline Kişiler, Neden Kolaylıkla Beğenip Kolay Nefret Ederler?

Borderline kişilerin yeni tanıştıkları ve çok da tanımadıkları insanları çok hızlı bir şekilde aşırı beğenip sonra da o kişiden uzaklaştıkları hatta nefret ettikleri görülebilir. Oldukça tutarsız gelebilecek bu davranış örüntüsü borderline kişilerin kendilik ve nesne tasarımlarının bütünlüklü olmamasına bağlıdır ve bunun doğal bir sonucudur. Borderline birinin kendisine ait olumlu kendilik imgelerini ayakta tutmaya ihtiyacı vardır. Kendisini anlamlı, değerli hissedebilmesi için başka birinin ona değer verdiğini deneyimlemeye ihtiyaç duyar. Bir insan ona değer verip ilgilendiğinde, kendisini çok iyi hissettiği için de o kişiyi çok değerli biri olarak algılar ve o kişide beğenilebilecek neler bulursa onlara aşırı değer verir. O kişi kendisi ile ilgili iken mümkün olan her şeyi yüceltirken o kişi ilgisiz olduğunda ya da uzak davrandığında artık kendisini değersiz hissettiren bu kişiye öfke duyar ve onu değersizleştirmek için kusur arayıp bulur. Hatta daha önce yücelttiği şeyleri bile değersizleştirebilir. Aynı anda bir insanı olumlu ve olumsuz yanları ile bir arada göremediklerinden de olumlu algılarken aşırı abartılı bir algıları, olumsuz algılarken de aşırı abartılı bir kanaatleri olur.

Doğan Şahin, borderline kişilik bozukluğunu şöyle açıklar: Olgularında kimlik bütünlüğünün oluşmamasına bağlı olarak, kendini algılayışında ve davranışlarında belirgin bir dengesizlik ve tutarsızlık bulunur. Nasıl bir insan olduğuna ilişkin sorulara ya anlamlı yanıtlar veremezler ya da farklı zamanlarda farklı kendilik parçalarının etkinleşmesine bağlı olarak birbiriyle tutarsız tanımlamalar yaparlar. Bazen aynı görüşme içinde bazen de daha aralıklı olarak hem kendilerini tanımlayışları hem de tutum ve davranışları arasında belirgin tutarsızlıklar gözlemlenir. Kendilik tasarımlarının olduğu kadar nesne tasarımları da bütünleşmemiştir. Hayatındaki önemli kişilere dair düşünce ve duyguları anlamlı bir bütünlük oluşturamayacak denli yüzeysel ve dağınıktır. Annesi, babası ve kardeşlerinin nasıl kimseler olduğuna ilişkin sorulara yanıt verirken ya da onlardan bahsederken ya görüşmecinin zihninde bir kişiyi canlandırmaya el vermeyecek ölçüde bilgiden yoksun veya dağınık bilgiler aktarırlar ya da tutarlı bir kişilik çizseler bile, bir süre sonra bununla hiç uyuşmayan ve tam tersi özelliklerinden söz ederler.Kimlik dağınıklığı olan kişilerde sıklıkla kronik boşluk duygusu ve can sıkıntısı ile yalnızlığa ve terk edilmeye tahammülsüzlük bulunur.  Kendilik tutarlılıkları ve kendilik değerleri başkalarının varlığına bağlı olduğu için, yalnızlığa tahammül edemezler ve zorlayıcı bir tarzda sosyal olma ihtiyacı hissederler. Bu durum nesne sürekliliğinin olmamasına bağlıdır. Dolayısıyla ancak tutarlı değerleri olan yapılaşmış bir grup içinde, bu grubun bir parçası olarak tutarlı bir kimlik ve kişilik sergileyebilirler. Kendilerini ait hissettikleri bir grupta o grubun ortak kimliğini benimseyerek eksik kimlik duygularını giderebilirler. Çeşitli siyasi, dini ve hatta etnik çevrelerin en militan ve en tutkulu taraftarları genellikle kendi şahsi kimlik sorunlarına bu tarzda çözüm bulmuş kimselerdir.  Bu kişiler gerek grup içinden gerek grup dışından gelen eleştirilere öfke ile yanıt verirler. Gruptaki farklı yaklaşımlara karşı da dışlayıcı ve ötekileştirici tutumlar alırlar.

Ey İnsanlık!

Ey sesimi duyan, beni dinleyen insanlık!
Bilir misin?
Hayatın ne kadar acımasız,
Gençliğin ne kadar boş olduğunu,
Güneşin yakıcılığına inat,
Rüzgarın da asi olduğunu,
Bilir misin?

Kazanmanın ne denli zor,
Harcamanın ne kadar kolay olduğunu,
İnsanı insan olduğu için sevmeyi,
ve bunun bir ibadet olduğunu,
Bilir misin?

Kavganın altında menfaatlerin oduğunu,
Henüz on yaşındaki çocuğu
Gözünün önünde can verirken,
Elleri kolları bağlı bir anne,
Yavrusuna son kez sarılabilmek için
Sessiz çığlıklar atan bir baba olmak nedir,
Bilir misin?

Güneşin doğudan batıp,
Batıdan doğduğu günün,
Zalimin mazluma yaptıklarının hesabını vereceği,
Dünyaya hükmeden sultanların
Alemlerin sahibinin huzurunda
El pençe divan duracağı gün olduğunu
Bilir misin?

Yaşamak

Yaşamak tütüyor burnumda
hazin bir hava
nüfuz ediyor her zerresiyle
etime, kemiğime, tırnağıma…

bir meltemle
dilime dolansa denizin tuzu
bir yağmurla
ruhuma ilişse toprak kokusu
bir tren
götürse beni, benden.

Yaşamak tütüyor burnumda
şöyle derin bir nefes
dolaşsa bedenimin her sokağında
kaybolsa ara caddelerinde uzuvlarımın

bir nefha
dolasa kollarıma
hiç sarılmamış kolları
bir lodos
süpürse, değmemiş
oyalanmalarımı
bir heves
geçse takılmadan
kursağımı…

Yaşamak tütüyor burnumda
lüzum yok pahalı evlere,
arabalara;
bilhassa kalabalığa

yaşamak! El değmemiş huzurla
avaz avaz bir sessizlik uğruna..

Tok Hissedeyim

Benim amacım bu hayatta mutlu olmak. Sevdiklerimle olmak değil, iyi müzik dinlemek değil, istemediğime itiraz etmek değil, şefkat göstermek değil, iyi beslenmek; sağlıklı olmak değil, güzel bir manzaraya dalıp gitmek değil…

Değil, değil, değil! Ben sadece mutlu olmak istiyorum şu hayatta. Tek amacım bu.

Yani ben tok hissetmek istiyorum, doymak istemiyorum. Açsam bile tok gibi olmak, tok gibi görünmek istiyorum. Yememin, yemeğin tadını almamın, koparmamın, çiğnememin, ağzımın yanmasının, o sıcaklığı hissetmemin, içimin ısınmasının, aldığım enerjinin, doyumun hiçbir önemi yok.

Doymamın hiçbir önemi yok. Tok hissedeyim yeter. Amacım bu çünkü. Peki açlığa kaç gün dayanırım? Ölür müyüm? Kalır mıyım?

Onu bilemem…

Bülbülün Çığlığı

Bir ağacın kırılmak üzere olan yemyeşil bir dalının üstünden bana bakıyordu. İçimi büyük bir üzüntü kaplıyordu böyle zamanlarda. Bana bakıyordu ama görmüyordu. Bakmakla görmek arasındaki ince çizgiyi hala anlamamıştı.

Dal olabildiğince sallanıyor, rüzgara yenik düşmemek üzere direniyor ve bekliyordu. Bir aralık durdum ve kafamı çevirdiğimde uçup gitmişti. Ben ise onu görmüştüm. Dışarda bulunan rüzgardan ziyade onun içindeki fırtınayı hissetmiştim içimde. Artık bu fırtınalı gidişi beklemiyordum. İçimden bir şeyleri koparıp götürmüyordu sanki. Gördüğümde dallarım yeşermiyor, rengim canlanmıyordu. Hiç yaşanmayacak bir hüzündü bu. Bize hüznünü yaşamak kalıyordu sadece.

Dal en sonunda kırıldı. Yeşil yaprakları hafifçe döküldü. Sessizlikte bir kanat çırpışı duydum. Yine bakıp ama asla görmeyen bir çift göz beni izliyordu. Renkli yapraklarım kapkara ıslak toprağa kendini bırakırken, bu gözlerin yakınıma doğru geldiğini hissettim. Bir şeyler fısıldıyordu. Fakat ben fırtınanın sesinden duyamıyordum. Sonunda bir ses işittim. Bu ses hayatım boyunca beni susuz bırakacakları ana eş değerdi.

”Gül! Eş sesliliğin içinde eş sessiz olalım. Ben yine o bakışından anlarım. Konuşmayalım.”

Dedi bülbül bana.

Ben ise gül(düm).

Son Dokunuştu

  • Bazı şeyler geçmiyor
  • Senin en son yaptığın,
  • O küçük dokunuş gibi
  • Bir iç çekiyorum…
  • ***
  • Yine geri gelsen güvene bilir miyim?
  • Ellerini tutma cesaretine sahip olabilir miyim?
  • Yapamam bir daha aklım,
  • Son dokunuşta.
  • ***
  • O halde,
  • Güveneceğim de olamazdın.
  • Bir şiir kaldı senden geriye
  • Dokundukça acıtan, okudukça sızlatan…
  • ***
  • Sahi, unutabilir miyim seni?
  • Olmasaydı, yaşanmasaydı bunca şey
  • Gitmeseydin belki, belki olurdu.
  • Oldururdum…
  • ***
  • Şimdi sen yoksun
  • O son dokunuş sende kalan hatıranla.
  • Bir bendeki son dokunuş kaldı gidişinden geriye.!

Özlemek

Kağıdı sararmış bir mektup gibiyim bugünlerde
İçimde binlerce sır, yüzlerce gözyaşı
Ağıtlar yankılanır dağlardan yükseklerde
Yüreğimde binlerce kir, bastırdım kan taşı
Özlemim satır satır işlenmiş gözlerimde
Zihnimde gezinir gerçek, kalbimde yalın doğru
Afakım saklı boğazımda, sözlerimde
Çözülmez dağdağalar, içimde sahipsiz koru
Anılar kâbus gibi her an üzerimde
Bitmek bilmez aldığı cevap, sorduğu soru
Sen pineklerken altın tahtların üzerinde
İstemesen de bir gün varız bir gün yokuz
Paslı bir bıçak bileniyor hırçın bedenimde
Sevmesen de bir gün aç bir gün tokuz

Aydın Yılmaz ve Hilal Gülen yazdı…

Büyük Ev Ablukada: Güneş Yerinde

Büyük Ev Ablukada: Güneş Yerinde, Her Şey Yolunda! Sözleri ve Akorlar
24Okur’da Bu Haftanın Müziği; Büyük Ev Ablukada: Güneş Yerinde, Her Şey Yolunda! Büyük Ev Ablukada Güneş Yerinde şarkı sözleri ve anlamları, Büyük Ev Ablukada – Güneş Yerinde Akorları ve Güneş Yerinde Video Klibi ‘ni bu yazımızda bulacaksınız! Keyifli okumalar, iyi seyirler… Büyük Ev Ablukada: Güneş Yerinde

Güneş Yerinde, Her Şey Yolunda – Şarkı Sözleri

Güneş yerinde, her şey yolunda
Yanıyor eteklerim
Dönüyor yanı başımda

Güneş yerinde, her şey yolunda
Dönüyor, dönüyor, dönüyor

Denizin dövdüğü taşlara benzer
Yüzümün aldığı haller
Evire çevire kapatıyor tokatı suratıma
Aklımın içi, aklımın içindekiler

Çünkü dünya benden ibaret
Öyle olmayaydı şayet
Kafatasımın içinde ne diye dolanıyor
Bütün bu güzellik, bütün bu rezalet
Hepsi benim, hepsi bana ait

Güneş yerinde, her şey yolunda
Yanıyor eteklerim
Dönüyor yanı başımda

Güneş yerinde, her şey yolunda
Dönüyor, dönüyor, dönüyor

Nerde bir sandalın ipi
Çözülecek kim bilir
Korkmaktan kaçmıyorsan artık
Su bile yola dönüşebilir

Gerçekler, tepedeyse gök
Yalanlar, kafadaysa çöl
Gerçekler, dipteyse kum
Yalanlar, laftaysa sel

Bu havaların ardı bozuk
Ne gelecek bilebilseniz
Korkmaktan korkmayalım artık
Ordular ilk hedefiniz kendiniz

Gerçekler tepedeyse gök
Yalanlar kafadaysa çöl
Gerçekler dipteyse kum
Yalanlar laftaysa sel

Güneş yerinde her şey yolunda
Yanıyor eteklerim
Dönüyor yanı başımda

Güneş yerinde her şey yolunda
Yumucam gözlerimi yumucam
Herkes korkar

Bu dünya soğuyacak
Yıldızların arasında bir yıldız
Hem de en ufacıklarından
Mavi kadifede bir yaldız heves yani
Yani bu koskocaman dünyamız

Bu dünya soğuyacak günün birinde
Hatta bir buz yığını veyahut öyle bir bulut gibi de değil
Boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
Zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız

Güneş Yerinde Her Şey Yolunda Sözleri

 

Büyük Ev Ablukada, Güneş Yerinde’yle Ne Diyor? Sözlerinin Anlamı!

Fırtınayt, Büyük Ev Ablukada‘nın üçüncü albümüdür. “Güneş Yerinde” bu albümün içinde yer alan 9 dakikalık bir şarkıdır. “Güneş Yerinde”yi seslendirenler Galvaniz Gelbiraz & Canavar Banavar’dır.

Bu şarkının sözleri ve tınısı felaket ya da kıyamet hali içinde bir iyimser olmayan umut ve etik çağrı nasıl olur, onun manifestosu gibi. “Kafatasımın içinde ne diye dolanıyor bütün bu güzellik, bütün bu rezalet? Hepsi benim, hepsi bana ait…(Âdeta Tevfik Fikret’in, dünya dönecek cennete insanla inandım demesi gibi) Bu havaların ardı bozuk. Ne gelecek bilebilseniz… Korkmaktan, korkmayalım artık!” İşte bu sözler hem felakete (ya da rezalete) rağmen güzelliği görmenin hem de felakete hiç çekinmeden bakmanın paralel ilerleyebileceğini gösteriyor. Sonra da bunu Nazım Hikmet’in (şaşırtıcı bir biçimde) çizdiği bir kıyamet sahnesine bağlıyor: “Bu dünya soğuyacak günün birinde. Hatta bir buz yığını yahut ölü bir bulut gibi de değil Boş bir ceviz gibi yuvarlanacak zifiri karanlıkta, uçsuz bucaksız.” Bu sahne toplumcu bir iyimserliği elden bırakmayan Nazım için fazla sert, tuhaf ve karanlık. Ama hemen sonrasında Nazım’ın daha tanıdık sesi geliyor: “Şimdiden çekilecek acısı bunun. Duyulacak mahzunluğu şimdiden. Böylesine sevilecek bu dünya ‘Yaşadım’ diyebilmen için.” Nazım Hikmet’in Yaşamaya Dair adlı şiirinde geçen bu felaket tasvirinin korkutuculuğuyla “Güneş Yerinde” lafının iç ferahlatıcılığının birleşmesi tam da gerekli olan pesimist ama dirimsel gücü sağlıyor. Evet burada bir ‘ve’ mantığı değil bir ‘ama’ mantığı işliyor: feci ama güzel bir dünya. Dolayısıyla çıkmak için önce o feciliğe batmak gerekiyor, gerekirse.

Yazımı Nietszche’den bir sözle tamamlamak istiyorum: En derin yaralarla başlar, en derin gülücükler. En yüksek uçurumlardan düşerk en öğr en irsin uçmayı. En derin denizlerde boğula boğula becerirsin tek bir seferde yaşamayı.

Büyük Ev Ablukada – Güneş Yerinde Akorları
Şarkının Tonu: Am

G | -Am -G

Güneş yerinde, her şey yolunda
Em | Am-G -Em-D E-D
Yanıyor eteklerim, dönüyor yanı başımdan.
Bm |
Güneş yerinde, her şey yolunada
G | -Am -G
Dönüyor, dönüyor, dönüyor…

Ara: Em | | | ) x2

Em | -Am -G
Denizin dövdüğü taşlara benzer,
Em |
Yüzümün aldığı haller.
Em
Evire çevire kapatıyor tokadı suratıma;
| -Am -G Em |
Aklımın içi, aklımın içindekiler.

Ara:
Em | D/E |
A/E | Em |

Em | -Am -G
Çünkü dünya benden ibaret.
Em |
Öyle olmayaydı şayet;
Em
Kafatasımın içinde ne diye dolanıyor
Em -Am -G
Bütün bu güzellik, bütün bu rezalet?
Em | Bm |
Hepsi benim, hepsi bana ait.
G | -Am -G
Güneş yerinde, her şey yolunda
Em | Am-G -Em-D E-D
Yanıyor eteklerim, dönüyor yanı başımdan.
Bm |
Güneş yerinde, her şey yolunda
G | -Am -G
Dönüyor, dönüyor, dönüyor…

Ara: Em | | |

Em | -Am -G
Nerede bir sandalın ipi çözülecek kim bilir.
Em |
Korkmaktan kaçmıyorsan artık su bile yola dönüşebilir.
Em Am -G
Gerçekler… Tepede ise gök…
Em Am -G
Yalanlar… Kafada ise çöl…
Em Am -G
Gerçekler.. Dipte ise kum…
Em Am -G
Yalanlar… Lafta ise sel..
Em
Bu havaların ardı bozuk.
Em
Ne gelecek bilebilseniz…
Em
Korkmaktan, korkmayalım artık!
Em
Ordular ilk hedefiniz kendiniz!
Em Am -G
Gerçekler… Tepede ise gök…
Em Am -G
Yalanlar… Kafada ise çöl…
Em Am -G
Gerçekler.. Dipte ise kum…
Em Am -G
Yalanlar… Lafta ise sel..

Ara: Em Am -G ) x4
Em | | | Bm |

G | -Am -G
Güneş yerinde, her şey yolunda
Em | Am-G -Em-D E-D
Yanıyor eteklerim, dönüyor yanı başımdan.
Bm |
Güneş yerinde, her şey yolunda
G | -Am
Yumacağım gözlerimi, yumacağım. Herkes orada…

Ara: Em | E7 | Am | | |

Şiir: Am Em/G -F6 G E7/G# ) x20
“Bu dünya soğuyacak.
Yıldızların arasında bir yıldız…
Hem de en ufacıklarından…
Mavi kadifede bir yaldız zerresi yani…
Yani bu koskocaman dünyamız…
Bu dünya soğuyacak günün birinde.
Hatta bir buz yığını
Yahut ölü bir bulut gibi de değil
Boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
Zifiri karanlıkta, uçsuz bucaksız.

Bitiş: Am …

 

Büyük Ev Ablukada: Güneş Yerinde Youtube Klibi

 

24Okur: “Büyük Ev Ablukada: Güneş Yerinde” Yazısına Benzer Müzik Kategorisinden Yazılar;

Türk Romanı İçin Yeni Bir Tür Olan Gotik Edebiyatına Bir Bakış

Gotik Nedir?

Gotik kelimesi aslında önceden eski bir Germen kabilesi olan “Gotlarla, Germenlerle ilişkili olmak” anlamına gelmekteydi. Daha sonra “Gotik” kavramı Avrupa Orta Çağ’ının mimari üslubunu ifade etmek için kullanılmaya başlanmıştır. Özellikle etkileri kilise, katedral ve şatolarda görülmeye başlanmıştır. Gotik mimarinin bu anlamda en bilinen örneği de “Notre Dame Katedrali“dir.

Notre Dame Katedrali‘ni merak edenler için de kısa bir video ekliyorum alta.

Notre Dame Katedrali‘nde de fark edeceğiniz üzere Gotik mimaride en önemli unsurlar ayrıntılı süslemeler, kasvetli odalar, yüksek pencereler ve heykellerdir.

Gotik Roman Nedir?

Gotik roman, 18. yüzyılda İngiltere’de yazılmış olan Hristiyan Orta Çağı’nda kasvetli şatolarda geçen korku dolu hikâyeleri ifade etmek için kullanılmıştır. Daha sonrasında sadece şato gibi yerlerde geçen hikâyeler için değil, insanda korku yaratan, kasvetli mekanlarda geçen korku dolu olayların anlatıldığı eserler için kullanılmaya başlanmıştır. Kasvetli mekanlar varsa tabii ki çözülmesi gereken gizemlerde olmalıdır. Gotik unsurlara fantastik, ütopik, distopik, bilim-kurgu tarzındaki eserlerde sıkça rastlanır. Gotik yazılarda sıkça bazı motiflerle karşılaşırız. Bunlar: Yüce kavramı, arada kalmışlık ve tekinsizliktir (bastırılanın geri dönüşü). Romandaki karakterler yalnızlık, karamsarlık gibi hisleri derinlemesine yaşarlar. Karakterlerin yanında yapılan mekan tasvirleri de oldukça önemlidir. Gotik eserlerin çoğunda Orta Çağ’dan kalma bir dekor kullanılır. Birçok eserde ölümün, çürümenin, hastalığın olduğu sahneler bulunur. Bunlar genellikle gotiğin etkilerini artırmak için kullanılmıştır.

Gotik Unsurların Kullanıldığı Eserler ve Gotik Unsurları Kullanan Yazarlar Kimlerdir?

Gotik roman için en bilinen örnekler, hatta hepimizin bir kez dahi olsa duymuş olduğu “Frankenstain”, “Dracula” isimli romanlardır. Genellikle ilk Gotik roman “Otranto Şatosu” olarak kabul görmüştür. Uğultulu Tepeler ve Doktor Jekyll ve Mr. Hyde’ın Tuhaf Hikâyesi’de Gotik romana örnek olarak verilebilecek eserlerdir. Edgar Allan Poe‘da Gotik edebiyatının önemli temsilcileri arasında yer alır. Hatta babası bile diyebiliriz. Türk edebiyatında pek fazla “Gotik” türünde eser veren kişiler ne yazık ki yoktur. En bilindik isimleri şu şekilde sırlayabiliriz: Hüseyin Rahmi Gürpınar, Kerime Nadir, Nezihe Muhiddin, Kenan Hulusi Koray, Hakan Günday, Hakan Bıçakçı, Sadık Yemni ve Mine Söğüt. Özellikle Mine Söğüt‘ün “Deli Kadın Hikâyeleri” bence bu türün en güzel örneklerinden birisidir.

Martin Scorsese İmzalı Sıkı Dostlar’a Yaklaşabilecek Bir Yapım: Legend(Efsane)

Efsane (İngilizce: Legend) 2015 yapımı aksiyon filmi. 1960’lı yıllarda Londra’nın doğu yakasına hakim olan organize suç şebekesi liderleri Kray ikizlerin hikâyesini anlatır.

Film gerçek hayattan uyarlanma olup iki kardeşin hikayesini konu alıyor. 24 Ekim 1933 doğumlu ikiz kardeşler Ron ve Reggie Kray, dünya suç tarihine isimlerini yazdırmış 2 karakter. 60’lı yılların İngiltere’sinde Londra’nın Doğu yakasını hakimiyetleri altına alan ve kurdukları suç şebekesiyle efsaneye dönüşen gangster kardeşler, güç, ün ve paranın getirdiği bir tanrı kompleksi ile kendi sonlarını da getirmişlerdi. Ancak bu durum efsanelerinin unutulmasını değil, tam aksine daha da fazla yayılmasını sağladı. Haklarında çekilen türlü belgesellerin ardından Tom Hardy başrolü ile beyazperde de yerini alan Legend filmi de bunlardan biri. Bu kardeşler ise ikiz. Fakat ikiz olmalarına rağmen tamamen farklı bir karakter yapısına sahipler. Film 1950-1960 yıllarında Londra’da bir çetenin şehirde hüküm sürmesini konu alıyor. Hüküm süren çetenin liderleri ise Ronald ve Reginald Kray. Bir miktar dram, bir miktar biyografi ve bir miktar da polisiyeden oluşan bir film. Tom Hardy iki farklı karakteri canlandırıyor. Bu kardeşlerden Reginald işini nasıl yapacağını bilen zeki bir adam. Ronald ise daha çok aksiyon peşinde koşan, dengesiz kararlar veren, tamamen tutarsız, ne yapacağı kestirelemeyen bir psikopatın teki. Kısacası Ronald eğer Reginald‘ın kardeşi olmasa büyük ihtimalle Reginald tarafından öldürülürdü. Fakat Reginald kardeşlik bağına çok değer verdiği için Ronald‘ın her hatasını telafi etmekle uğraşıyor. İstemeye istemeye de olsa her zaman kardeşinin kardeşinin arkasını kolluyor. Hatta sonunun belki de Ronald tarafından geleceğini bildiği halde yapıyor bunları. Filmde çok güzel bir replik var bu konuyla ilgili “Ne kadar istesem de seni öldüremiyorum.”

Stres altında yavaş yavaş parçalanmakta olan büyük kardeş Reggie ve şiddet düşkünlüğü sebebiyle dehşet saçan küçük kardeş eş cinsel Ron’u ayrı ayrı canlandırma işinin altından başarıyla kalkan oyuncuya, Reggie’nin büyük aşkı Frances rolünde narin yıldız Emily Browning eşlik ediyor. Gangsterleri yakalamaya ant içmiş olan ve en sonunda amacına ulaşan Scotland Yard dedektifi Nipper Read rolünü ise Christopher Eccleston  üstleniyor. Kardeşler arasındaki çekişme, Reggie’nin Frances ile olan ilişkisi ve Ron’un giderek kötüleşen paranoid şizofrenisini ön plana çıkartan yapımın yönetmenliğini ise Salt’ın Oscar ödüllü senaristi Brian Helgeland  üstleniyor. Filmin senaryosuna da imza atan Helgeland’ın dayanağı ise John Pearson imzalı The Profession of Violence kitabı oldu.

Zülfü Livaneli’nin Lirik Romanı: Mutluluk

Zülfü Livaneli‘nin üçüncü romanı Mutluluk’tur. Eserin ilk baskısı Kasım 2002’de İstanbul’da Remzi Kitabevi tarafından gerçekleştirilmiştir. Mutluluk, bir dönem romanı niteliğindedir. Dönem romanları, dönemin sıkıntılarını, dertlerini anlatmasının yanı sıra, içinde bulunulan toplum hakkında da bize bilgi verir. Mutluluk‘ta da okur, Meryem- İrfan ve Cemal’in öykülerini okurken, aynı zamanda romanın geçtiği dönemi ve o dönem Türkiye’sini de tanır.


Romanda Meryem’in tarikat şeyhi olan amcası tarafından tecavüze uğraması ve sonrasında izbe bir ambara kapatılmasıyla başlayan olaylar, Meryem’i öldürme göreviyle karşı karşıya kalan kuzeni Cemal’in de olaylara dâhil oluşuyla devam eder. Ölümden kaçan bu ikilinin çıktıkları uzun yolculukta karşılarına, kendi varoluş problemlerini çözmek ve mutluluğa ulaşmak için sahip olduğu her şeyi geride bırakıp bu serüveni yaşamaya doğru yola çıkan Harvard mezunu bir Profesör olan İrfan Kurudal çıkar. Geçmişlerinden kaçan ve mutluluğu arayan bu üç isim, birbirlerinden farklı olan hikâyeleri ve değer yargılarıyla yüzleşmeye başlar. Romanda Meryem’le birlikte Cemal ve Profesör İrfan’da kaçmaktadır. Cemal, Güneydoğu Anadolu’da Gabar Dağları’ndan PKK terör örgütüyle savaşmış olmanın yarattığı psikolojik bunalımdan, Profesör ise İstanbul’un elit diye bilinen zengin fakat değersiz, lümpen yaşam tarzından kaçmaktadır. Yaşamlarını değiştirecek olayların sonunda Profesör, Meryem’e bir miktar para bırakarak Ege kıyısında bir kasabada yaşayan annesinin yanına döner. Meryem ise amcaoğlu Cemal’i İstanbul’a gönderip o kasabada karşılaştığı ve ailesiyle de yakınlık kurduğu bir delikanlı ile yeni bir hayata adım atma kararı alır. Üç farklı karakterin geride bıraktıkları yaşam öyküleri, arayış ve beklentileri ile birlikte arka fonda çağdaş Türkiye’nin gelenek/modernlik, tarih/bellek yitimi, laiklik/din değerleri arasındaki karmaşık gerçekliği, bu üç farklı karakterin ruh halleri üzerinden aktarılır. Livaneli, Türkiye’nin ve arkaik kültürünün betimlemesini yaparken bu ülkenin ve insanlarının ikilemlerini başarıyla yansıtır.

Modern Türkiye’de apayrı hayatlara sahip bireyler aracılığıyla bu ülkenin güzelliğini, şiddete meylini, kolektif itaatin, saygı ve onur kavramlarının insanları bir yaptırım içerisine nasıl sürüklediğini ve neticesinde mutlu bireyler olmalarını engellediğini gözler önüne sermektedir. Livaneli, bu çıkarımlara ulaşmamızı sağlarken bir yandan da şiddet içinde sevgiyi, sıcaklığı, umutsuzluk içinde umudu, kısıtlamalar içinde özgürlüğü tüm yoğunluğu ile bizlere hissettirir. Diğer romanlarında olduğu gibi Livaneli bu eserinde de her şeyden önce bir hoşgörü izleği etrafında bütün toplumların dinî veya siyasî fanatizme, ayrımcılığa düşmeden bir arada barış ve mutluluk içinde yaşamaları yönünde bir çağrıda bulunmuştur.

Evet rüyalar! Hayatının en büyük gerçeği; kendin olduğun ve gerçek bir insana dönüştüğün tek an. Yaşamındaki en samimi varoluş anı.

Mutluluk, Zülfü Livaneli

Hayatımda mutlu günlerim olmuştu elbette. Ama mesele sadece mutluluk değildi. Önemli olan yaşadığın hayatın bir anlamı, bir değeri olduğunu hissetmekti.

Mutluluk, Zülfü Livaneli

Hep başka insanların seni nasıl gördüğüne göre yaşadın. Çünkü kendin olmaya cesaretin yoktu.

Mutluluk, Zülfü Livaneli

Defiato ‘dan 150 TL’lik 2000BWF Coin Hediye!

Yılbaşına Özel 2000 Coin BEDAVA

Bu Yılbaşında hediyeler Defiato‘dan.

Airdrop : 2000 BWF Token = Değeri ~20$

BWF Token, Bittrex borsasında listeli şekilde yer alıyor. 
Dilerseniz, 2000 BWF Tokenin değerini oradan doğrulayabilirsiniz.
Kesinlikle Kimlik Doğrulama Gerekmemektedir!

Adım Adım Yapacaklarımız (Çok Basit)

– https://www.defiato.com  Bu Linkten GMAIL hesabınız ile kayıt oluyoruz. 

– Mail onayını yaptıktan sonra siteden çıkış yapıyorsunuz…

– Sitedeki hesabınızdan çıkış yaptıktan sonra Christmass Gift bu linkten tekrar AYNI GMAIL hesabı ile LOGIN WITH GOOGLE (Google ile giriş yap diyerek) giriş yapıyorsunuz ve BİTTİ =)

2000 BWF Coini 14 Ocakta Çekim yapabiliyoruz… ❤️

Kimlik Onayına filan gerek yok…

Üye Ol: https://defiato.com/signup?r=NRH8JT

Bedava Bitcoin Kazan

9 Kere Leyla Filminden Lilith Efsanesi

Lilith Efsanesi

9 Kere Leyla filminden sonra gündemde olan Lilith Efsanesi tarihte feminizmin temellerini atan bir efsane olarak bilinir. Lilith Sümer, Pers, Babil mitolojilerinde vampir, baykuş ve yılan olarak tasvir edilir. Gılgamış Destanı‘nda kötü ruhlu bir dişi olarak yer alır. Rönesans Dönemi’nde ise birçok ünlü esere konu olur.

Efsaneye göre Adem’in Havvâ’dan önceki ilk eşi olan kızıl saçlı Lilith tüm kötülüklerin anasıdır.

Lilith, Adem ile aynı şekilde aynı topraktan geldiği için eşit olduklarını savunur ve ona itaat etmek istemez. Ancak bir türlü anlaşamazlar ve sonunda Lilith cennetten kaçışın tek yolu olan Tanrı’nın yasak ismini söylerek cennetten kaçar. Bu kaçışla birlikte dışlananlardan kabul edilir ve şimdi ki Kızıldeniz’de bir mağarada bulunan İblisler ile yaşamaya başlar. Günde yüz çocuk doğurduğu ve bu çocukların cin, şeytan, vampir olduğu söylenir. 

İnanışa göre ona kötülüklerin anası denmesinin ve dünyada bu kadar çok kötülük olmasının sebebi bu çocuklardır. Tanrı, Lilith‘e Senoy, Sansenoy ve Samengelof adında üç melek göndererek geri dönmesini ve itaat etmesini, eğer dönmezse her gün bir çocuğunu öldüreceklerini söylerler. Ancak Lilith bu çağrıyı geri çevirir ve geri dönmez. Bunun üzerine melekler her gün Lilith‘in kötülüğü yayan bir çocuğunu öldürür.

Tanrı yalnız kalan Adem için Havvâ’yı yaratır. Ancak bu kez eşit olmamaları adına Adem’i uyutup onun kaburga kemiğinden yaratmıştır. Adem’in Havvâ ile olan bu birlikteliğini kıskanan ve çocuklarının acısını çeken Lilith intikam almak için yılan formuna bürünür ve cennete gider. Havvâ’yı yasak meyveyi yemesi için kandırır. Yasak elmayı yiyen Adem ve Havvâ cennetten kovularak dünyada ölümlü olarak yaşamaya başlar. Lilith ise ölümsüzdür ve Adem ve Havvâ’nın çocuklarını öldürmeye başlar. Söylentilere göre erkekleri sekiz, kızları yirminci gün içinde öldürür.

Lilith İslamiyet’te yer almaz ancak Türk Mitolojisi’nde “Albastı”, “Albız” veya “Al Karısı” olarak bilinir. Birçok batıl inanca da yol açmıştır. Türk adetlerinde lohusa kadını al basmasın diye yanında dini kitap bulundurulur, kırmızı kurdele takılır ve yalnız bırakılmaz. Akşamları çocuk kıyafetleri çamaşır ipinde bırakılmaz. Çünkü bunları gören Lilith‘in o evde bir çocuk olduğunu anlayıp öldürmesinden endişe edilir.

9 Kere Leyla’da Lilith

Yönetmenliğini Ezel Akay’ın yaptığı başrollerinde Demet Akbağ, Haluk Bilginer, Elçin Sangu, Fırat Tanış, Alican Yücesoy‘un yer aldığı geçtiğimiz hafta vizyona giren 9 Kere Leyla filmi Lilith efsanesini konu ediniyor.

Filmin başında şu konuşmayı dinliyoruz:

Yine kan revan içinde her yer. Cinayetin keşfi. Düşünsene erkeğin biri çıkıyor ve cinayet işlemeyi keşfediyor. Kardeşini öldürüyor. İcada bak. Bunların bildiği tek şey öldürmek. Öldürecek kimse kalmasa kendilerini öldürürler. Halbuki kadın aşkı buldu. Onlar ne yaptı? Onlara aşık olmaz yetmez. Kendini ispatlayacak ya. Uğruna ölürüm diye kandırabileceği kadın lazım. Sonra… Çok sevmiyordu, öldürdüm. Beni sevmiyordu, öldürdüm. Başkasını sevdi, öldürdüm. Ya aşkın cinayeti olur mu? Aşkın sevişmesi olur… Adem dünyayı güzelleştirdi ben kadınlara musallat oldum. Ha? Hadi oradan! Aslında yazıyı bulan bendim. Ekip biçmeyi önce ben öğrendim, öğrettim. 

Yıllardır evli olan Adem (Haluk Bilginer) ve Leyla (Demet Akbağ) evlilik terapisti Nergis’e (Elçin Sangu) giderler. Bu görüşmede Adem, Nergis’e aşık olur. Nergis ise zengin bir arkeolog olan Adem’in parasına aşık olur ve ilişkileri başlar. Bu yasak ilişkideki tek engel ise Leyla’dır. Adem Leyla’ya boşanmak istediğini söyler ancak Leyla kocasına aşıktır ve boşanmak istemez. 

Nergis ise Adem’i ayrılmakla ve avukat Hâris (Alican Yücesoy) ile evlenmekle tehdit eder. Bunun üzerine Adem, Leyla’yı öldürmeye karar verir ve bunu kaza süsü vererek yapmayı planlar. Leyla’yı tam dokuz kez kaza süsü vererek öldürmeye çalışır. Tüm bu olayların arasında ise Adem’in bir servet ödeyerek müzayededen aldığı Lilith‘in el yazmaları tablosunu arayan Mahdum Bey (Fırat Tanış) de Adem’in başına bela olur.

Adem’in küçükken üzerine düşen dayısının korkusu film boyunca peşimizi bırakmıyor. Her öldürme planınında renkli takım elbiseleriyle farklı şarkılar söyleyerek dans eden, rüya ve bayılma serüveni yaşayan Adem’in komik maceralarına yakından tanık oluyoruz. Çizgili pijamalı dayı ise uzun süre hafızalarımıza kazınıyor. 

Kızıl saçları, beyaz teni, filmin giriş konuşmasıyla Elçin Sangu‘yu Lilith sanmamız isteniyor. Ancak filmin sonunda mitolojiden alışık olduğumuz Lilith‘ten çok daha farklı bir Lilith görüyoruz. Önemli bir mesajı da Lilith‘in temsil ettiği feminizmle birlikte muhteşem bir kadın gücü oluyor. 

“Hiç erkek pilot, erkek yazar, erkek doktor diye bir şey duydun mu? Utanmasalar, ‘İnsan, bir de yanına ‘Kadın İnsan’ diyecekler!”

Ava giderken avlanan Adem ardında iki kadın bırakıyor ve aralarında şöyle bir diyalog da geçiyor:

Nergis: Bu kadar şeyden sonra nefret etmediniz mi erkeklerden? 

Leyla: Olur mu öyle şey? Cinsiyet meselesi değil, zihniyet meselesi bu.

Unutmak Yıllar Alır, Hatırlamak Bir An: Suskunlar

Kime koşarsın canın yandığında?

“34 yaşındayım, bir seni sevdim çok saçma. Çok saçma ulan buradasın dokunamıyorum çok saçma” repliğinden ibaret kimi için Suskunlar kimi içinse “İçerde dokudunlar mı oğlum sana” sahnesinden… Fakat hep popüler olanın dışında, kuytu köşe dingin bir yerde bulmaz mıyız kendimizi?

Siz diyin Ecevit, Bilal, İbo, Zeki ben diyim Şerif, Sarı, Iska, Yanık… Bu 4 küçük ufaklık ve onların biriciği Ahu’nun masum bir haylazlığıyla başlar dizi. Sonra olanlar olur ardı ardına.. Haylazlığın sonu hapishaneye, hapishane kapısı Takoz’a, Yarasa’ya, Gazanfer’e, Sait’e açılır. Dayaklar, işkenceler birbirini kovalarken artık hapishaneden çıkış vakti gelmiştir ki her şeyin bittiği fakat her şeyin yeniden başladığı, hayatlarının onlara sunabileceği en kötü geceyi yaşarlar. Takoz, Şerif ve diğerlerine tecavüz eder. Birbirlerini bir daha görmemek tekrar o geceyi hatırlamamak için birbirlerine söz verirler ve yollarını ayırırlar…

En çok sevdiğin, en zor anında yanına koştuğundur.

Yıllar ne Ahu, Sarı ve Iska’yı ayırabilmiştir. Ne Şerif’ten karanlığın korkusunu silebilmiştir. Her biri hayatlarına yeni yollar çizerken Yanık, kız istemeye gideceği günün sabahında özel şoförlüğünü yaptığı arabada o ismi duyar ve geçmişin tüm karanlık kapıları tekrar aralanır… Özcan Tiryaki ya da namıdiğer Yarasa Yanığın kurşunlara dizilirken haberini gören Sarı, Iska ve Şerif tekrar,ayrılmamak/ayrılamamak üzere bir araya gelir…

Unutmak yıllar alır,hatırlamak bir an

Şimdi Ahu’nun Şerif’le Sarı arasında gitgelli aşk ikilemi. Sarı’nın öfkeli intikam planlarına karşı çıkmaya çalışan Şerif’in Takoz, Sait ve diğerlerini adalete teslim etmekle çocukluğundan kaybettikleri arasındaki gitgelleri. Iska’nın herkesin yüreğine değen masum bakışları ve gözyaşları ve çok daha fazlası izlerken yüreğinize dokunacak sahnelerle can bulur.

Günlerce haftalarca anlatabileceğim nadir diziler arasında Suskunlar, mana yüklü, her şeyiyle çok kıymetli… Göz yaşınız göz pınarlarınıza geldiği an sakın çaba harcamayın durdurmak için, Ahmet Kaya en güzel ezgileriyle bir anda çıkıverir ortaya ve döker yaşları usulca… He bir de öneri iyisiyle kötüsüyle olsun ki samimiyetimiz, güvenimiz artsın. Bana kalırsa 2.sezon 1.sezonun hatırına izlenir;naçizane fikrim. Ha bir de çocukluklarını canlandıran çocuklar, yetenekleriyle gönülleri fethedecek benden söylemesi.Keyifli seyirler dileyip en sevdiğim sahnelerden birini size bırakırken dizinin her anında hissedilen ve final sahnesine de eşlik eden o cümle geçiyor zihnimden…

Bizim sonumuz ta en başından belliydi

Âşık Sümmâni: Ervah-ı Ezelden

Âşık Sümmâni: Ervah-ı Ezelden - Sözleri, Ne Demek? Grup Abdal
Âşık Sümmâni: Ervah-ı Ezelden - Sözleri, Ne Demek? Grup Abdal

Şâirim,

Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası,

Ayak seslerinden tanırım.

Ne zaman bir köy türküsü duysam,

Şairliğimden utanırım.

Bedri Rahmi Eyüboğlu

Âşık Sümmâni Kimdir?

Âşık Sümmâni: Ervah-ı Ezelden

1861 yılı Erzurum Narman ilçesi Samikale doğumludur. Asıl adı Hüseyin olan Âşık Sümmâni, okuma yazma öğrenememiş ve bir eğitim almamıştır. Uzun süre çobanlık yapan Âşık Sümmâni, hayali sevgilisi Gülperi’yi bulmak için yazdığı ve içerisinde koşmalarının da olduğu Sümmâni ile Gülperi hikâyesiyle ünlüdür. Kendi adıyla anılan türkü ağzının sahibidir. 11 yaşında gördüğü rüya ile aşk ateşine düşmüş, rüyasında gördüğü Gülperi’yi ömrü boyunca aramıştır. 11 yaşında yine dönemin büyük şairlerinden olan Âşık Erbabi ile karşılaşmış kendisini ustası olarak kabul etmiş, ilk eğitimini Âşık Erbabi‘den almıştır. Şiirlerinde daha çok aşk, sevgi, tasavvuf ve nasihat konularını işlemiş olan şair, genellikle şiirlerini hece ölçüsüyle yazmıştır. Aruz vezni ile yazdığı çokça şiiri mevcuttur. Ancak 11’lik hece ölçüsü ile yazdığı şiirleri hafızalarda daha çok yer etmiştir. Birçok halk şairi ile karşılaşmıştır. Ancak Aşık Şenlik ile yaptığı karşılaşmalar Erzurum ve Kars’ta dillere pelesenk olmuş dizelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. 5 Şubat 1915 yılında hayata gözlerini yuman Sümmâni, Samikale köyündeki mütevazı türbesinde ebedi istirahatine devam etmektedir.

Ervah-ı Ezelden Sözleri

Ervah-ı ezelde levh-i kalemde,
Bu benim bahtımı kara yazmışlar.
Bilirim güldürmez devr-i âlemde,
Bir günümü yüz bin zâra yazmışlar.


Ervah-ı Ezel, ruhların ilk yaratıldığı zamandır. Ervah ruh, ezel ise başlangıcı belli olmayan, öncesizlik anlamına gelir. Buna “kâlû belâ” da denir. Burada “kâlû belâ”yı açıklamakta yarar görüyorum. Allah dünyayı ve içindeki varlıkları yaratmadan evvel, öncelikle gelmiş ve gelecek bütün insanların ruhlarını yaratmıştır. Tüm ruhları bir âlemde bir araya getirmiştir. Daha sonra hepsini birden huzurunda toplayarak “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sormuştur. Ruhlar da “Evet, sen bizim Rabbimizsin.” diye cevap vermişlerdir. “Ancak sana ibâdet eder, senden yardım dileriz.” demişlerdir. İşte bu konuşmanın vuku bulduğu zamana, kâlû belâ denir. Lev, levhadan gelmektedir. Lev-i kalem ise levhayı yazan kalem manasına gelir. İnsanın kaderinin, var olduğu sürece gerçekleşecek olayların yazılı olduğu levhayı yazan kalemdir. Buna levh-i mahfuz da denir. Dolayısıyla, ervah-ı ezelden levh-i kalemden ifadesi ruhların ilk yaratıldığı, Rablerine söz verdikleri ve bu sözleriyle birlikte kaderlerinin yazılıp muhafaza altına alındığı anı nitelemek için kullanılıyor. Bir tanıma ve söz verme olduğu için, insanın bu dünyadaki sorumluluğunun da kaynağını oluşturuyor. Sümmâni kaderini anlatmak için şu dizeyi kurmuş: Bilirim güldürmez devr-i alemde, bir günümü yüz bin zâra yazmışlar. Zâr Farsçada inleme, ağlama manasına gelen bir kelimedir. Her gününün yüz bin sıkıntı olduğunu dile getirmektedir.

Dünyayı sevenler velî değildir,
Canı terk edenler deli değildir,
İnsanoğlu gamdan hâli değildir,
Her birini bir efkâra yazmışlar.

Erbab-ı garez: garez duyan, kötülük ve kin besleyen insanları temsil etmektedir. İkinci dizede de nefsinden vazgeçip ilahi aşka yönelenleri anlatmıştır. ”İnsanoğlu gamdan hâli değildir.” Hâli: tenha, boş, sahipsiz, ıssız, içinde bir şey olmama anlamını taşır. “İnsanoğlu gamdan hali değildir” ifadesi gamdan uzak değildir veya gam ile doludur manasına gelir. Her insanın levh-i mahfuzuna yazılmış bir efkarı, bir derdi var demektedir.

Nedir bu sevdanın nihayetinde,
Yâdlar gezer yârin vilayetinde,
Herkes diyârında muhabbetinde,
Bilmem bizi ne civara yazmışlar.

Arif bilir aşk ehlinin hâlini,
Kaldırır gönlünden kîyl-ü kâlini,
Herkes dosta yazmış arz-ı hâlini,
Benimkini ürüzgâra yazmışlar.

Arif olan aşkı yaşamış, görmüş, özümsemiş olanın halinden anlar. Gönlünden dedikoduyu, vesveseyi (yani kîyl-ü kâli) kaldırır. Arzuhalci; arz-ı hâl demek, dilekçe, istek temenni anlamına gelir. Herkes dosta yazmış, benimkini ürüzgara yazmışlar. Bu dizede bir kabulleniş söz konusudur. Devamında Sümmâni bu kabullenişi şu ifadelerle sorgulamaya gitmiştir:

Olaydı dünyada ikbâlim yaver,
El etse sevdiğim acep el ne der?
Bilmem tecelli mi, yoksa ki kader,
Beni bir vefasız yâre yazmışlar.

Yazanlar Leyla vü Mecnûn kitabın,
Sümmâni’yi bir kenara yazmışlar.

https://youtu.be/dR8enIV2GWw