Pencerenin kıyısına oturmuşum, düşünüyorum. Bu şehir artık bana ne kadar tanıdık, ne kadar alışmışım her sokağına. Dikkatimi çeken şeyler yok artık, bir yolculuk gerek bana. O zaman şiir okumalı, Metin Altıok şiirlerini… Ve başını sürekli çarpacağını bile bile otobüsün camına yaslayarak, sanki Metin Altıok çiziyor gibi dışarıyı seyretmeli.
Metin Altıok, 14 Mart 1941 Bergama doğumlu, ressam, şair ve Felsefe öğretmenidir. Çocukluğunu ve ilk gençliğini İzmir Karşıyaka’da geçirmiştir. Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesinde Felsefe bölümünde okumuştur. Eğitim hayatından sonra öğretmenlik yapmıştır. Metin Altıok, Türkiye İşçi Parti üyesidir. Bir süre de Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsünde görev yapmıştır. Metin Altıok resim yapmakla başlayan sanat hayatına, 30’lu yaşlarından sonra şiir yazıp yayınlayarak devam eder. Çağının en romantik şairlerindendir. Şiirlerinde yalın bir dil kullanmasına karşılık, çokça benzetme ve anlaşılması kolay imgeler kullanırdı. 1967 yılında ilk resim sergisini Ankara Fransız Kültür Merkezinde, Orhan Taylan’la birlikte açar. İlk şiirleri ise 1970’lerde yayınlanır. 1976 yılında Gezgin isimli şiir kitabı yayınlanır ve Behçet Necatigil’in deyimiyle “ilk kitabıyla şair olur”.
Metin Altıok için şiir;
“.. bir duygu ve düşünce sanatıdır. Ama duygu şiirde hiç kuşkusuz düşünceden daha önemli bir yer tutar. Her şiirin içeriği dışa vurulmuş bir duygu ya da duygularla belirlenmiştir.”
‘
Ah kavaklar, kavaklar…
Acı düştü peşime ardımdan ıslık çalar.
Kavaklar
İki evlilik yapan Metin Altıok’un Zeynep Altıok Akatlı isimli bir kızı vardır. Yazarlar ve sanatçılardan oluşan, Aziz Nesin, Hasret Gültekin, Asık Bezirci gibi isimlerin de bulunduğu 51 kişilik grupla birlikte Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’a gider. Türkiye Cumhuriyeti Tarihinin en kara günlerinden 2 Temmuz 1993’te, bir grup insanın Madımak otelini ateşe vermesi sebebiyle ağır yaralanır. Madımak otelinden sağ çıkan tek kişidir. 9 Temmuz 1993’te Ankara’da vefat eder.
”Ben birini sevdiğim zaman Göğünü durmadan genişletir. Ama herkes rahattır kozasının içinde, O sevgi artık kimsesizdir.
Ölsem ayıptır, sussam tehlikeli Çok sevmeli öyleyse, çok söylemeli.”
Yerleşik Yabancı
Ölümünün üzerinden 27 yıl geçmiş sen ise hala şiirlerinle duygularımızı ilmek ilmek örmektesin. Duygu şairi, seni şiirlerinle anıyor, Allah’tan rahmet diliyoruz.
Metin Altıok Eserleri
ŞİİR:
Gezgin (1976)
Yerleşik Yabancı (1978)
Kendinin Avcısı (1979)
Küçük Tragedyalar (1982)
İpek ve Kılabtan (1987)
Gerçeğin Öte Yakası (1980)
Dörtlükler ve Desenler (1990) Süveyda (1991)
Alaturka Şiirler (1992)
Yel ve Gül (1993)
Hesapişi Şiirler (1993)
Şiirin İlk Atlası (Şair ve Şiir üzerine denemeler, 1992)
Ben buralarda fazla kalmayacağım… Yaşamam gereken ne varsa Yaşayıp gideceğim.
Bir kediyi seveceğim, Bir kuşun özgürce uçuşunu Mutlulukla seyredeceğim, Bir roman okuyacağım İçeriği hayatım olan, Ve sonra gideceğim. Ben buralarda fazla kalmayacağım…
Sokak aralarında top oynayan çocuklara eşlik edeceğim, Kapısında hüzünle oturan kadının Derdini dinleyeceğim, derdine deva olasın gelecek. Sandalyesinde oturmuş çayını yudumlayan yaşlı adamdan Eski zaman sohbetlerini dinleyeceğim. Gitmem gerekecek sonra… Ben buralarda fazla kalmayacağım…
Gökyüzünde bulutları, yıldızları izleyeceğim, Bulutların hüznüne saklanmış yağmurun yağışını bekleyeceğim Ve ıslanacağım yağmurun hüznüyle. Yağmurdan sonra mis gibi toprak kokacak her yer. Nefesimle derin derin alırken kokusunu toprağın Adabımla kalkıp hatır isteyeceğim dünyadan. Ben buralarda fazla kalmayacağım…
Son kez giyeceğim en sevdiğim giysilerimi, Son kez süslenerek çıkacağım evden, Kimseyle vedalaşmadan çıkacağım, Gidişim hüzünlü değil mutlu olacak. Son kez baktıktan sonra gökyüzüne Derince alacağım son nefesimi, vermeksizin Ben buralarda fazla kalmayacağım…
Gittiğim yer belli olacak ama kimseye dönemeyeceğim…
Geceleri çalarlar, kalbini hep kırarlar, bolca efkar sunarlar, neşeni uyuturlar, korkunu unuturlar, sev yalnız bırakırlar, yoluna taş koyarlar, arkandan iş yaparlar, yüreğini yakarlar, hayatını alırlar
Neşet Ertaş, 1938 yılında Kelismailuşağı köyünde dünyaya gelmiştir. Daha küçük yaşlarında birçok enstrüman çalmayı öğrenip, babası Muharrem Ertaş ile düğünlerde saz çalıp türkü söylemeye başlamıştır.
Bir zaman sonra babası ile bölgenin en saygın ve olgun seviyesine ulaşıp Türkmen, Abdal müziğin yeni yorumcusu olmuştur.
Yoğun ve yöresel baskın özellikleri ile donanmış olarak müziğini kendi yöresinden çıkarmış ve sadece Türkiye değil yurt dışına da çıkarmayı başarmış, tanınmasını sağlamıştır.
1957 yılında, İstanbul da, Şen Çalar Plak’ta ilk plağını “Neden Garip Garip Ötersin Bülbül” adlı plağı babasına ait türküyle çıkartmıştır. Halk tarafından çok beğenilmiş olan plak Ertaş’a kısa sürede; plak, kaset, halk konserlerini beraberinde getirmiştir.
Yaşadığı bazı sağlık sorunları yüzünden kardeşinin yanına Almanya’ya gitmiştir. Çocuklarının eğitimi için uzun bir süre Almanya’da kalmıştır. 2000 yılında ise İstanbul’da verdiği konser ile sahne hayatına ara veren Neşet Ertaş, sahnelere geri dönmüştür. Neşet Ertaş, Nisan 2011 tarihinde İTÜ Devlet Konservatuarı tarafından, fahri doktora unvanına layık görülmüştür. Tavrı ve saygınlığı ile konservatuar okullarında ders olarak okutulmuştur.
Neşet Ertaş, sanatı ile müziğin özünü, ruhunu kavrayan yapmacıklıktan uzak kalmış, kendini, ruhunu ve hislerini saza, söze dökmüştür. Bu nedenle de “Bozkırın Tezenesi” olarak tanınmaktadır.
Saygınlığını ilk günkü gibi yitirmemiş olan Neşet Ertaş 25 Eylül 2012 tarihinde İzmir’de tedavi olduğu hastanede son evre prostat kanserine yakalanmış, hayata veda etmiştir.
Zeynep Bastık, 8 Temmuz 1993 Çanakkale doğumludur. Ortaokul ve liseyi ise İzmir’de tamamlamıştır.
Profesyonel olarak müziğe İzmir’de bir cover grubu olan “Jackpot” ile başlamıştır. 2012 yılına kadar birçok şehirde bu grupla beraber sahne almıştır. Bunun yanı sıra “Anadolu Ateşi”nde dansçı olarak yer almış ve Murat Dalkılıç’ın da yaklaşık üç yıl vokalistliğini yapmıştır. 2014 yılında ise ilk teklisi olan “Fırça” şarkısını dinleyicilerle buluşturmuştur. Sanırım ben de dahil çoğumuz Zeynep Bastık’ı bu şarkıyla tanıdık. O zaman burada kısa bir müzik arası verelim ve biraz geçmişe yolculuk yapalım.
Fakat en büyük çıkışı Ezhel’in “Felaket” şarkısına yaptığı cover ile yapmıştır. Şarkıya yeni bir yorum getirdi diyebiliriz. Hem insanın içini kıpır kıpır yapan hem de içerisinde hüzün barındıran bir yorumlama olmuş. Ben bu halini orijinal halinden daha çok sevdiğimi açıkça ifade edebilirim.
Ezhel’in haricinde Fikri Karayel, Harun Kolçak, Sertab Erener gibi birçok şarkıcının şarkılarını seslendirdiğini ve bu konuda ne kadar başarılı olduğunu da hepimiz biliyoruz.
Elbetteki sadece müzik alanında bizlere bir şeyler katmakla kalmamış birkaç dizide de yaptığı oyunculukla gönüllerimize taht kurmuştur. Bilmeyenler için veya unutmuş olanlar için hangi dizilerde rol aldığına da kısaca bir değineceğim. 2015 yılında Fox TV’de yayına girmiş olan “Adı Mutluluk” isimli bir dizide “Gonca Gül Duran” isimleri bir karakteri canlandırmıştır. 2016 yılında yine Fox TV’de yayına girmiş olan “Umuda Kelepçe Vurulmaz” isimli dizide “Rüya” karakterini canlandırmıştır. Beni de oynadığı diziler arasında en çok etkileyen dizi budur. Özellikle konusu insanın yüreğine dokunur tarzdadır. Daha sonrasında 2018 yılında yine Fox TV’de yayına giren “Yasak Elma” isimli dizide de “İrem” karakterini canlandırmıştır.
Karantina süreci içerisinde çıkarmış olduğu “Her Mevsim Yazım” isimli şarkısı da gerek klibiyle olsun gerek sözleriyle olsun insanın içinde pozitif duygular uyandırıyor. Dışarı çıkmak konusunda tereddüt yaşadığımız bu günler için ilaç gibi geldi diyebilirim. Zaten Zeynep Bastık o güzel enerjisini ve pozitifliğini şarkılarına o kadar güzel yansıtıyor ki ruhumuza ilaç gibi geliyor. O kadar bahsettik şarkıdan, şimdi dinlemesek olmaz değil mi? O zaman küçük bir ilaç molası…
Zeynep Bastık’ın bu kadar çok kişi tarafından severek dinlenmesinin bir başka sebebi ise bence dinleyicilerine karşı takındığı tavır: Çok içten, doğal ve pozitif bir yapıya sahip. Böyle bir yapıya sahip olması ve bunu müzik ile çok başarılı bir şekilde harmanlaması, içimize bu kadar dokunmasını ve yüreğimizde bir yer edinmesini sağlamasında en büyük faktör olduğunu düşünüyorum. Artık yavaş yavaş son sözlerimize geçelim. İyi ki doğdun müziğin çiçeği. İyi ki bizleri bu güzel sesin ve şarkılarınla buluşturdun. Bugün güneşin tüm enerjisi seninle olsun.
Son günlerde gündeme gelen “sosyal medya yasakları” farklı çevrelerden tepki ve destek görüyor. Bizde sizin için Dünyanın en baskıcı ve katı kurallara sahip ülkelerinden ikisi olan Çin ve İran’da yasaklı olan sosyal medyaları ve internet sitelerini derledik.
O halde Çin ile başlayalım. Bakalım bu Dünya devinde hangi sosyal medya platformları ve internet siteleri yasak.
Dünyanın en büyük arama motoru olan Google ve Google uzantıları ile Youtube Çin’de yasak. Çinliler bunun yerine Baidu adı verilen milli arama motorunu kullanıyor. Dünya genelinde popüler olan 3 ana sosyal medya Çin’de yasak. Bunlar: Twitter, İnstagram ve Facebook. Bunun yanı sıra Whatsapp ve Tumblr da yasaklı listesinde yer alan uygulamalardan.
Bir dönem ülkemizde de erişim yasağı getirilen Wikipedia Çin’de uzun süredir erişime kapalı. Dünya genelinde popülaritesini arttıran Netflix de Çin hükumetinin ambargosuna maruz kalmış durumda.
Uluslararası yayın yapan birçok medya kuruluşu da bu yasaklardan payını almış durumda. BBC, New York Times, Bloomberg, The İndependent, ABC Avusturalya, Returs, Time, The Economist, France 24, LeMonde ve Spiegel gibi medya kuruluşları Çin Hükumeti tarafından yasaklılar listesinde. Bunun yanı sıra, Dailymotion, HBO, Sony Music, AliMovie, Ustream, SoundCloud gibi dijital film, video ve müzik siteleri ile bu sitelerin mobil uygulamaları da yasaklı.
İran’ın Ambargosuna Takılanlar
İran’da ise durum pek farklı değil. Kapalı bir ülke imajı çizen İran, batılı ülkeler tarafından ekonomik ambargoya maruz kalmaktadır. İran ise bu ambargolara dijital yasaklar ile karşılık vermektedir.
İran’da, Facebook, Twitter ve İnstagram kullanmak yasak. Bunun yanı sıra Google ve Google hizmetlerinden yararlanılamıyor.
Çin’de olduğu gibi İran’da da birçok uluslararası medya kuruluşu üzerinde sansür uygulanmaktadır. Bunlar: BBC, Voice Of America, Al Arabiya, Fox News, CBS News, Haaretz, The Times Of India, Daily Mail ve The Onıon’dur.
Bunların yanı sıra İran’da, Netflix, Flicker ve WordPress’de yasaklar kapsamında.
Sosyal medya yasaklarının konuşulduğu bugünlerde sizlere İran ve Çin’de ki son durumu aktardık. Çin var olan teknolojik altyapısı sayesinde yasakladığı birçok sosyal medya platformunun ve arama motorunun yerini kolayca doldurabilmektedir. Fakat bu durum Çin’e internet üzerinde yerellik getirmektedir. Mcluhan’ın da dediği gibi küresel bir köye dönen Dünya’da, yerel kalmak ne kadar doğru? Bu sorunun cevabını zaman verecek.
Ayrı şehirlerdeydik. Ama nefesini boynumda hissediyordum. Yan yana olduğumuz insanlara rağmen birbirimizi hayal etmeyi öğrendikçe, mesafeler anlamını çokça yitiriyordu. Oysa ben seni ve tenini çok da tanımıyordum. İsmet Özel’in Münaacat şiirindeki şu dizelerde sürekli aklıma geliyordun ama sen bunu bilmiyordun.
onunla ben hep sevişecek gibi baktık birbirimize. bir kez öpüşebilseydik dünyayı solduracaktık.
Biz bir türlü kavuşamıyorken ve buna da inancımız belki de hiç yokken birbirimizin yüzünde bir tebessüm oluşturabilecek kadar emek veriyorduk birbirimize. ‘Emek bunun neresinde?’ dediğinizi duyar gibiyim. Öyle demeyin. Bir yüzü güldürebilmek bence dünyanın en kıymetli mesaisi. Sen bunu tek bir mesajınla yapıyordun kilometrelerce öteden, ve ben yanımda olsaydın atacağımız kahkahaları kulağımda çınlatarak bir günü daha deviriyordum.
Sesin çok güzel geliyordu kulağıma. Hem konuşmak, hem söylemek, hem okumak adına yaptığın her şeyin en iyi dinleyicisiydim. Ve büyük ihtimalle sen bundan da habersizdin.
Bizden başka herkes habersizken bizden, biz seninle ayrı yerlerde ve ayrı hayatlarda ve ayrı zamanlarda akıtıyorduk zamanı. Ve sen benim aklıma geldikçe şu sözler çınlıyordu kulağımda
Birgün gelir de bir an, çokça zamanlardan sonra Geri dönüp baktığında bilmem anlar mısın? O senin bir anının benim ömrüm olduğunu Ne çok sevildiğini Artık çok geç olduğunu
Bazı hikayeler yarım kalır. Ama bu hikayenin duygusunun okuyucuya geçmesine engel değildir. Hikaye sadece yarım kalmıştır. O kadar. Sizin hikayenizin yarım kalmaması temennisiyle…
Bu sabah yine boğazımda senden kalan bir fazlalıkla yutkunamayarak uyandım. Bu kez her zamankinden daha fazla cüretkârdı cümlelerin, oysa ben hâlâ bir sürü süzgeçten geçiriyordum kelimelerimi. Bu kez kalmak için olayların iyi tarafından bakmaya çalışmamaya söz verdim, Gitmem için bu kadar çabalarken sen, ve bu kadar değersiz hissediyorken kendimi.
Sana çıksın diye caddelerim, vazgeçtiğim tüm ara sokaklar geçti gözümden. Sen bil diye sevdiğimi, anlatmaya çalıştığım onca şeyi hiç anlamamış olduğun gerçeğiyle sarsıldım biraz. Bana inan diye ve güven diye mesela, Elini sımsıkı tutmaya çalıştığım ellerimi acıtmanı seyrettim.
Ben hiç yokmuşum gibi davrandın çünkü istediğin buydu. Peki sevgilim, Yokluğumu hisseder misin bilmiyorum ama, Karşına alıp istediğin gibi üzebileceğin biri yok artık. Beni bir daha ağlarken göremeyeceksin Bir tek buna seviniyorum.
En popüler müzik platformlarından olan Spotify, masaüstü görünümünü daha modern bir hale getiriyor. 2006 yılında bir İsveç markası olarak kurulan platform, Dünya üzerinde 125 milyondan fazla kullanıcıya 50 farklı dilde hazırlanmış uygulamaları ile hizmet veriyor.
Mobil işletim sistemlerin hepsinde uygulamaları ile yer edinen Spotify, kullanıcılarına masaüstü sürümünde yıllardır aynı tema ile hizmet veriyordu. Bu oturmuş ve alışılmış görünümün kurumsal kimlik açısından faydası olsa da değişen trendler ile bu sektörde artan rekabet hızı bazı değişiklikleri kaçınılmaz hale getiriyor.
Daha Modern Görünüm
Spotify’ın güncelleme haberi, sitenin kendisi açıklamadan önce yayılmaya başladı. Özellikle sosyal medya sitelerinin tatlı baş belası Jane Manchun Wong, her zaman yaptığı gibi tersine mühendislik yaparak site üzerinde test edilen yenilikleri ortaya çıkardı.
Jane Manchun Wong, Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamada yeni sürümün bir web oynatıcıya benzediğini söyledi. Kendisinin de söylediği gibi, paylaştığı görüntülerde de görülüyor ki yeni görünüm çok farklı olmamakla birlikte çok daha modern ve şık bir tasarıma sahip.
Wong’un paylaştığı bir diğer değişiklik ise kullanıcıların müzik kalitesini istedikleri gibi değiştirebildikleri bir ayarlar kısmı.
Spotify, daha tasarım aşamasında olan bu şablonun çok az kullanıcı tarafından denendiğini ve bunların rastgele seçildiğini açıkladı. Bu tasarım bittikten sonra eski sürüme geçiş olmayacağı düşünülüyor. Bu tasarım değişikliği ile Spotify da pek çok marka ve uygulama gibi sadelik trendini seçenler kulübüne katılacağa benziyor.
Bakalım güncelleme bitene kadar, Spotify bizi şaşırtacak yeni görünüm ve özellikler ekleyecek mi? Spotify kullanıcıları olarak siz yeni tasarım hakkında ne düşünüyorsunuz? Modern görünüm ve sadelik yakışmış diyenlerden misiniz, yoksa “Spotify’ıma dokunma” diyenlerden misiniz?
Hikâye atmadığımız bir Google kalmıştı. Sosyal medya platformları arasında hızla yayılan ve çok sık kullanılan hikâye özelliği artık Google’da da var.
Geldiği her yeni sosyal medya platformunda kullanıcılara “bunların da bir farkı kalmadı canım” dedirten hikâyeler artık Google üzerinden de atılabiliyor. Aslında Google’ın bu özelliği yeni değil. Geçtiğimiz Şubat ayında yayınlanan özellik artık ülkemizde de kullanılmaya başlandı.
İnternet kullanıcıları için artık en önemli şeyler hız, farklılık ve paylaşımın ilgi çekici olması. Google, web hikâyeleri ile kullanıcıları tam ekranlı bir ilgi girdabına sokmayı planlıyor. Kullanıcıyı zorlamayan bir arayüze sahip AMP hikâyeleri ücretsiz bir şekilde, açık kaynak olarak herkese hizmet veriyor. Bir üyelik ya da giriş gerektirmeyen AMP, tüm web âleminde kullanılabilir şekilde tasarlandı.
Google, web hikâyeleri ile içerik üreten kullanıcılarına hızlı ve görsel zenginliği artırılmış yayın imkânı ile reklam veren kullanıcılarına da daha fazla kitleye ulaşma imkânı sunmayı amaçlıyor.
Web Hikâyelerinin Faydaları
Hikâye üretimini teknik açıdan oldukça kolay hale getiren web hikâyeleri, ilgi çekici paylaşımları ulaşılabilir kılıyor.
Kendi esnek şablonları ile paylaşımların kontrolünü de daha kolay hale getiren web hikâyeleri editörlerin de iş yükünü azaltıyor.
Kapalı bir sistem içerisinde dönmeyen hikâyeler açık kaynak ile tüm web kullanıcılarına kolayca ulaşabiliyor.
Reklam yayınlarında önemli olan veri ölçümlerini kolay bir biçimde kontrol imkânı sağlayan web hikâyeleri analiz ve bookend özelliklerini destekliyor.
Web hikâyelerini farklı kılan en önemli özelliklerinden biri de hızdır. Artırılmış paylaşım ve gösterim hızı ile web hikâyeleri kullanıcıların dikkatini çekiyor.
Hikâyelerin kullanıcıları ne kadar çektiği kullanıldığı başka platformlarda kanıtlanmıştır. Bu çekiciliği bir de bağımsız hale getirildiğini düşünün ve web hikayelerinin ne kadar etkili olacağına siz karar verin.
Web üzerinden para kazananlar için Google reklamları kullanılması gereken çok önemli bir platformdur. Web hikâyeleri ile reklam veren kullanıcılar hedefledikleri kitleye daha çabuk ve kolay ulaşabilecekler.
AMP ile atılan İlk web hikâyelerini merak edenler ve nasıl hikâye atılacağını öğrenmek isteyenler buraya tıklayabilirler.
Ünlü K-pop grubu BTS, şubat ayında piyasaya sürdükleri yeni albümleri Black Swan ile dünya rekoru kırdı. Toplam 103 ülkede pazar gecesi iTunes listesinde birinci sıraya yerleşerek rekor kıran BTS, “Hello” şarkısıyla beş yıldır 102 ülkede birincilik unvanı ile bu rekoru elinde bulunduran Adele’i de yerinden etti. Ünlü grubun hayranları, sevinçlerini “BTS World Domination” etiketi ile Twitter’da dünya gündemine ilk sıradan yerleşti. Aynı şekilde Türkiye’de de BTS hayranları “Black Swan 103” etiketi ile bunu kutladı.
Merhaba sevgili okurlar. Bu yazımda sizlere severek takip ettiğim Astrofizikçi, Konuşmacı, Popüler Bilim Yazarı, Bilim İletişimcisi Dr. Selçuk Topal’dan bahsedeceğim.
Dr. Selçuk Topal
Başlamadan önce şunu belirtmeliyim ki Selçuk Topal ile iletişime geçtim ve kendisine birkaç soru sordum. Hocamız -sağ olsun- beni kırmadı ve sorularımı cevapladı. Umarım sizin için hazırladığımız bu röportaj bana olduğu kadar size de bir şeyler katar, iyi okumalar dilerim.
Selçuk Topal Giresun / Eynesil doğumludur ve iki çocuk babasıdır.
Akademik hayatına gelecek olursak, lisans ve yüksek lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri bölümünde; doktorasını Oxford Üniversitesi Astrofizik bölümünde tamamlamıştır. Nagoya Üniversitesi’nde ziyaretçi araştırmacı olarak görev yapmıştır. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fizik bölümünde öğretim üyesi olarak görev alan Selçuk Topal, 2017’den bu yana Açık Öğretim Fakültesi Felsefe Lisans eğitimi almaktadır.
Popüler astronomi yazıları yazan, TV ve radyo programlarında yer alan, bilim-toplum projelerini hayata geçiren, seminerler veren, söyleşiler ve konuşmalar yapan Selçuk Topal; tüm bunların yanında YouTube üzerinden popüler astronomi temalı, “Gelecek Uzayda” isimli bir video serisi hazırlamaktadır.
Ülkemizdeki eğitim kurumlarını bizzat ziyaret eden astrofizikçimiz yüz bini aşkın bilimsevere Gelecek Uzayda temalı seminerler vermiştir ve bu seminerler devamlılığını korumaktadır. Katıldığı TV ve radyo programları vasıtasıyla çok daha fazla sayıda insana ulaşmış ve ulaşmaya devam etmektedir.
Kâr amacı gütmeyen ve hâlâ devam eden Gelecek Uzayda projesi ülkemizde bireysel olarak gerçekleştirilen en kapsamlı bilim-toplum ve astronomi projesidir.
Tüm bu bilgileri aldığım siteyi (www.astronomselcuk.com) ziyaret ederek daha ayrıntılı bilgiye sahip olabilirsiniz. Siteye girdiğinizde sizi iki tane güzel yazı karşılayacak. İlk yazı yaratılış amacımız hakkında, ikincisi ise başarının sırrı hakkında…
Sorduğum sorular ve cevaplarını paylaşmadan önce Dr. Selçuk Topal’a, bizimle iletişime geçmesinin yanında, bilime ve ülkemize sunduğu katkılar için ve erişebildiği her yeri aydınlattığı için teşekkür ederiz.
Hocamızın sorularıma verdiği yanıtları okumak için buyurunuz efendim:
Bu alana ilgi duyduğunuzu fark ettiğinizde kaç yaşındaydınız ve bu ilginizi nasıl fark ettiniz?
-Aslında “Daha küçük bir çocukken hep astronom olmak istiyordum.” gibi bir hikâyem yok. Bu tarz hikâyelere de çok fazla inanmam. Nitekim çocukken her hafta bir meslek değiştirmek gayet normaldir. Ankara Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü üniversite sınavı sonrası tercih sıralamamda 15. sıradaydı. Ancak o bölüme gittim. Gitmek zorunda kaldım. Astronomi mezunu ne iş yapar, hiçbir fikrim yoktu. Bölümde başarılı oldum. Şimdi buralardayım. O güne dönsek ve bana bugünümü tarif etseniz siz güler geçerdim herhalde.
Astronomi ve Uzay Bilimleri bölümünde okumanın zorlukları ve güzellikleri nelerdir?
-Matematik, fizik ve en az bir kodlama dilini iyi derecede bilmeniz gerek. Ve uyumayı seviyorsanız astronomluk size göre bir iş değil. 2005 yılında yüksek lisans tezim için seçtiğim iki yıldızın gözlemlerini Antalya’da bulunan TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi’ndeki teleskopla yaparken fonda Zeki Müren çalıyordu. Ben de şarkıda ona avazım çıktığı kadar eşlik ediyordum. Böyle sabahlamıştım. Astronom bir nevi vampir gibidir. Gece uyanıktır gündüz ise uyur. Ve astronomda olması gereken üç önemli özellik şunlardır: Astronom uyumaz, acıkmaz ve üşümez.
Elbette astronominin en güzel yanı çalışma alanınız. Dünyanın dertlerinden uzak, sonsuz uzay boşluğu incelediğiniz şey. Biz astronomlar çok seyahat ederiz. Kullandığımız teleskoplar şehir merkezlerinden uzak ama yıldızlara yakın yerlerdedir. Astronom olduğum için hep mutlu olmuşumdur. Ekmeğimi böyle bir işten kazandığım için kendimi çok şanslı hissediyorum.
İngiltere’de doktora yapmak nasıl bir deneyimdi?
-Self-study ne anlama geliyor, orada öğrendim. Doktoranın ilk yılı boyunca hayatımda çalışmadığım kadar çalıştım -ki kendimi doktora öncesinde de hep çalışkan bir öğrenci olarak görüyordum. Doktora başladıktan sonra aslında çalışkan olmanın başka üst seviyeleri olduğunu anladım. İlk yıl çok zorlandım. Günde 12-14 saat ofiste çalışıyordum. Ama başardım. Zaten azmin elinden ne kurtulabilir ki… Elbette Oxford Üniversitesi gibi dünyanın en iyi üniversitesinde okumak ayrı bir deneyim oldu benim için. İngiltere’yi seviyorum. Oxford kentini de öyle. Ve acayip özlüyorum. Bir gün ziyaret amaçlı ya da bir astronomi konferansına katılmak için tekrar gideceğim. Bugünlerde iki minik çocuğuma çok vakit ayırmak zorunda olduğum için yurt dışı planları yapamıyorum. Malum bir de COVID-19 var.
Japonya’da ziyaretçi araştırmacı olarak görev aldığınız süreçle ilgili bir veya birkaç anınızı/tecrübenizi bizimle paylaşır mısınız?
-Japonya’da yaklaşık bir yıl süre geçirdim. Kocaman bir ofiste, 1.5 metre genişlikte bir masam vardı. Tek alanım oydu. Bulunduğum ofiste yaklaşık 10 kişiydik. Ofiste doktora sonrası araştırma yapan bir arkadaş vardı. O beni hep şaşırtmıştır. Ben sabah 7-8 gibi ofise gelirdim ama o arkadaş ofiste yatar kalkardı. Ben kapıyı açtığımda çıkan sesi duyunca sabaha karşı sızdığı o bilgisayar klavyesinin üzerinden suratını kaldırır, ağzından akan salyaları siler ve çalışmaya devam ederdi. Neden Japonya’nın uzayda lider ülkelerden biri haline geldiğini verdiğim bu örnekle sanırım daha iyi anlamışızdır. Çalışmak zorundayız. Ölene kadar çalışmak. Ama günümüzde herkes kısa yoldan zengin olmanın, bir şirkette veya kamuda kadro koparmanın, sanal hayat durağı sosyal medyada meşhur olmanın peşine düşmüş. O nedenle yozlaştıkça yozlaşıyoruz.
Japonya’da dikkatimi çeken bir diğer şey de halkın birbirine ve yabancılara olan saygısıydı. Her hafta bölümdeki arkadaşlarla futbol maçı yapardık. Bu Japonlar futbola bayılıyor. Ancak saygı oyun esnasında da devam ediyor. Mesela biri hata ile ayağıma vurduğunda birkaç kez başını hafifçe öne eğerek “Sumimasen.” (Afedersin, üzgünüm) diyordu. Bizde olsa yavuz küfürler duyarız. Kesin kavga çıkar.
Ben Nagoya kentindeydim. Bir gün arkadaşlarla şehrin merkezine gittim. Çünkü onlara bir iddiada bulunmuştum: Dünya’nın her yerinde dönerci bulabilirim. Onlar da “Gel, seni bir yere götüreceğiz.” dediler. Ve merkezde aradığımızı bulduk. Çok güzel bir dönerdi. Sibel Can’ın şarkısı eşliğinde Nagoya kentinin merkezinde yediğim o döneri unutmam. Çok acayip bir andı…
Siz akademik anlamda yolunuza devam ederken önünüze mutlaka irili ufaklı engeller çıkmıştır diye düşünüyorum, bu engelleri aşmak için ihtiyacınız olan gücün kaynağı neydi?
-Evet, engeller oldu. Ben yurt dışı doktora bursu kazanmadan önce İstanbul Üniversitesi Astronomi bölümüne doktora için başvurmuştum. O günkü jüri üyesi profesörler benimle dalga geçip kasıtlı olarak beni elemişlerdi. Bana yüksek lisans tezimden ortaya çıkan iki uluslararası yayınım hakkında veya temel astronomi hakkında bir tane bile soru sormadılar. Yanlış hatırlamıyorsam beni 0.5 puanla bıraktılar. 0.5! Ve ben sonra Oxford Astrofizikte doktora yaptım. Ve bildiğim kadarıyla o bölümde doktora yapan ilk Türk oldum. Hayat ne garip değil mi… Ve İstanbul’da onların bana yaptığı o muameleyi doktora tezimin sonundaki öz geçmişimde anlattım. Ve o tez şu an Dünya’nın en ünlü kütüphanelerinden birinde, Oxford’da duruyor. Bana yapılan haksızlığın bir vesikası olarak.
Verdiğiniz seminerlerde ve yaptığınız konuşmalarda kendinizi en iyi şekilde ifade etmek için izlediğiniz yollar nelerdir?
-Ben nasılsam, derste öğrencilerimle nasıl iletişim kuruyorsam, normal yaşantımda nasıl biriysem konuşmalarımda da öyle davranmaya çalışıyorum. Ve konuşmalarımda birçok şeyi doğaçlamaya bırakırım. Dinleyici ile sohbet etmek isterim. Konu konuyu açar. Sahte bilimlere göndermeler yaparım. Güleriz ama özellikle toplumda gördüğüm bilime karşı olan duyarsızlığı ciddi şekilde eleştiririm. Mesajlarımı veririm sonra mutlu mesut dağılırız. Seminerlerime katılan yüz binlere buradan selamlar olsun!
Gelecek Uzayda projesinin ışığını ve enerjisini öğrenim verdiğiniz gençlerin veya çevrenizdeki insanların gözlerinde görebiliyor musunuz?
-Kesinlikle. Çok üst düzey zihinlere sahip birçok çocuk ve gençle tanıştım. Geleceğe dair umutlarımı ayakta tutanlar onlar. Gelecek Uzayda benim yıllardır yaptığım bilim ve toplum projeleri ile ulaşmak istediğim idealin adı. İnsanlığın uzayda yayılacağına ve bunu yaparken ürettiği teknolojilerle Dünya’nın bugün karşılaştığı birçok soruna (mesela temiz enerji gibi) çözüm bulacağına inanıyorum. Bizler kozmik denizden adına Dünya dediğimiz bu sahile vuran deniz kabukları gibiyiz. Ve bir gün tekrar o denize döneceğiz. Öyle ya da böyle, nihayetinde olacak olan bu.
Türkiye’de Astronomi ve Uzay Bilimleri okuyan bir bireyin iş imkânları nasıldır?
-Astronomlar için kamuda çok daha fazla kadro seçeneği olan başka bölümlere kıyasla çok az iş imkanı var. Ülkemizde ne yazık ki liselerdeki astronomi dersini astronomlar veremiyor. Çünkü formasyon alma hakları yok. Neredeyse her temel bilim mezunu formasyon alıp öğretmen olabiliyor ama astronomlar olamıyor. Yani bilimlerin anası astronomiyi okuyanlar formasyon alamıyor! Önce bu düzeltilmeli. Bugün astronomi %99 akademik bir bölümdür. Yani amacı kamuya (üniversite hariç diğer kurumlar) personel yetiştirmek değildir. Astronomi okumak isteyen biri yüksek lisans ve doktora yapmayı da hedefine koymuş olmalıdır. Peki her astronomi okuyan akademide devam edebilir mi? Hayır. Zaten sorun da burada başlıyor. Diğer başka sorunlar ve iş imkanları gibi konular için okuyucuya geçen yıllarda Hürriyet’in internet sitesinde kaleme aldığım ve üç yazıdan oluşan “Türkiye’de Astronomi” başlıklı yazıyı okumalarını tavsiye ediyorum. İnternetten kolayca ulaşabilirler.
Bazı alanlarda iş bulmanın zor olduğunu savunanlardan mısınız yoksa herkes işini en iyi şekilde yaparsa kimsenin işsiz kalmayacağını savunanlardan mısınız?
-Azmeden, samimiyetle ve profesyonelce çalışan herkesin hedefine ulaşma noktasında üzerine düşeni yaptığına inanırım. Sonuç beni ilgilendirmez. Samimiyetle alın teri akıtan herkes benim için Dünya’daki en onurlu şahıstır. Ve böyle insanların çok ama çok büyük bir çoğunluğu önünde sonunda amacına ulaşır. Elbette hayat adil değil. Dünya evrende liyakatsizliğin bir temsili adeta. O nedenle bazen sizden çok daha kalitesiz ama nüfuslu biri önünüze taş koyabilir. Ama burada önemli olan bunun hayatın (hiç de adil olmayan ama) normal bir akışı olduğunu kabullenebilmek ve yoluna başka bir şekilde devam edebilmektir. Yılmamaktır. Umutlarını yok etmemektir. Eğer bunu başarabilirsek eninde sonunda amacımıza ulaşırız. Ulaşamazsak bile o uğurda onurlu bir şekilde mücadele etmiş biri oluruz ki böyle insanların sayısı çok ama çok azdır. Herkes yaşar ve ölür ama büyük bir çoğunluk bu Dünya’ya yararlı bir şey bırakamaz. Nasıl yaşayıp nasıl öleceğimize, geride nasıl bir fotoğraf bırakacağımıza biz karar veriyoruz. Kararımızı iyi verelim. Kolay başarı yok. Başarı bir yoldur. Yılmadan devam etmen gereken bir yol. Bir son durak yoktur.
Çevrenizden ve ülkenizden yeterli desteği alabildiniz mi ve alabiliyor musunuz?
-Ailem bana her zaman destek oldu. Bu memleketin insanlarının vergileri ile ilk adımları Atatürk’ün emriyle 1929 yılında atılan bir bursu kazandım. Ve inanıyorum ki o vergilerin hakkını da verdim. Doktoramı başarı ile sonlandırdım ve şimdi ülkemde çalışıyorum. Bu yolda benim de tökezlediğim zamanlar oldu. Hayatın normal akışı böyle. Ama herkes düşer. Kalkıp yola devam etmek lazım.
Başarı yolunda zekâ, çalışma, aile ve genler gibi faktörler arasından sizce en etkili olan hangisidir?
-Bireyin kendi becerilerine olan inancı, hedefinde ilerlerken gerektiği zaman risk alabilmesi ve zorluklarla karşılaştığında onu hedefinde ilerlemeye devam ettiren tükenmek bilmez bir motivasyona ve azme sahip olması. İnsanlar hangi genden, sosyal tabakadan veya aileden gelirse gelsin daha iyi ve güzel bir hayata ulaşmak için yeterli kapasiteye sahiptir diye düşünüyorum.
Alanınız günlük yaşantınızı nasıl etkiliyor, örneğin gökyüzüne bakarken aklınızdan geçenler neler oluyor?
-Son zamanlarda, felsefeye ilgimin artmasının da etkisiyle, şu koca evrende kapladığım minicik hacmin anlamı ve anlamsızlığı hakkında çok düşünmeye başladım. Neden buradayız? Amacımız ne? Bir amacımız olmak zorunda mı? Nereye gidiyoruz? Madem evrenin tarihine kıyasla fark edilmeyecek kadar minicik bir süre var olabiliyoruz bunda nasıl yüce bir amaç olabilir ki? Ya evren bir yerde hata yaptıysa ve biz ortaya çıktıysak? Bilinç gerçekten var mı ve ben ölünce onu benimle birlikte götürebilecek miyim? Ben çocuklarımla olan anılarımı hep hatırlamak isterim mesela. Ya öldükten sonra hatırlayamazsam? Bu olasılık beni acayip korkutuyor. Daha bugünden bir gün ölecek ve çocuklarıma veda edecek olmak beni üzüyor. Daha bugünden… Ölmek ne garip şey. Daha başından yaşamaya başlamak da öyle. Belki de yaşam ve ölümümüze hep derin anlamlar yüklediğimiz için şimdi bu ruh halindeyim, halindeyizdir. Belki solan bir gül nasıl ölüme yenik düşüyorsa ve bu bize normal geliyorsa, bizim doğup, yaşayıp ölmemiz de evrene normal geliyordur. Onun umurunda değilizdir. Bizim için gizemli bir planı yoktur. Bu fikir bana son zamanlarda çok mantıklı gelmeye başlasa da bana gülen minik kızımın bende hissettirdiği o tanımlayamadığım sonsuz sevginin ve genel anlamda sevgi denen şeyi içimizde taşımamızın bir anlamı olmalı, bir son olmamalı diye düşünmeden de edemiyorum. Evreni ve onun içindeki yerimi daha iyi anladıkça bende bıraktığı izler bunlar oluyor. Kafam çok karışık yani…
Alanınıza ilgi duyan bireyler için önerebileceğiniz film/dizi/belgesel/kitap/dergi varsa bizimle paylaşabilir misiniz?
-Aslında çok kitap ve film var ama hepsini hatırlaman mümkün değil. Hızlıca aklıma gelenleri yazayım.
Film: Elysium, Interstellar, Europa Report, Sunshine, The Cloverfield Paradox, Contact, Event Horizon, Galaxy Quest, Guardians of the Galaxy, Bir Otostopçunun Galaksi Rehberi, ve dizi olarak Space Force öneriyorum.
Kitap: Karanlık Bir Dünya’da Bilimin Mum Işığı (Carl Sagan), Ütopya (Thomas More), Tüketim Toplumu (Jean Baudrillard), Kozmos (Carl Sagan), Karanlık Madde ve Dinozorlar (Lisa Randall), Bilim Tarihi (John Gribbin), Evren Avucunda (Christophe Galfard) ve son olarak Eylül 2020’de piyasaya çıkacak nevi şahsına münhasır popüler bilim ve astronomi kitabımı tavsiye ediyorum! Adı sürpriz olsun!
Bilimsever genç bireylere bilime katkı sağlama yolunda verebileceğiniz tavsiyeler nelerdir?
-Beni bugünlerde çok rahatsız eden bir şeyden bahsetmek ve genç dostlara naçizane birkaç tavsiye vermek istiyorum. Fanatik olmasınlar. Yani bir fikre, gruba veya kişiye körü körüne bağlanmasınlar. O kişi, görüş ve grubun üyesi değil diye başkalarına kin beslemesinler. Sorgusuz sualsiz araştırmadan kimseyi yargılamasınlar. Mesela Ekşi Sözlük ortamında benim hakkımda da yalan yanlış ve maksatlı bir yorum var. Bir fanatik yüzünden. Genç arkadaşlar kendilerine model olarak aldıkları biri varsa o insanın etiketinin sevdalısı olmasınlar. O insanı insan olarak, hayata ve topluma karşı düşünceleri üzerinden değerlendirsinler. Belki her meslek dalında fanatikler olabilir. Bir siyasi figüre veya şarkıcıya karşı fanatiklik derecesinde sempati duyanlar olabilir. Anlayamadığım şey bilim insanlarının veya kendine bilim insanı diyenlerin de fanatiklerinin olması. Oysa fanatiklik bilimin doğasına aykırıdır. Sosyal medya aslında çok tehlikeli bir yer. İnsanların haysiyetini ayaklar altına almak için karanlıklarda bekleyen tiplerle dolu. Genç arkadaşlar sosyal medyada kendilerine dikkat etsinler. Hiçbir negatif yoruma aldırış etmeden hayalini kurdukları o mesleğe ulaşmak için çalışmaya devam etsinler. Dünya nüfusunun sürekli arttığı doğrudur. Ancak yeni meslekler de ortaya çıkıyor. Dünyanın en büyük sorununun işini profesyonelce yapan insan sayısındaki azlık olduğu düşünülürse, işini profesyonelce yapan herkes için iş fırsatı olacaktır diye düşünüyorum. Hangi çağda olursa olsun kalite her zaman önceliklidir. Tüm genç arkadaşlara selamlar gönderiyor ve onlara başarılar diliyorum. Yolları açık olsun.