28.4 C
İstanbul
Cuma, Temmuz 3, 2026

Nazım Hikmet’in Yayımlanmayan 5 Şiiri Bulundu

Nazım Hikmet’in daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış olan 5 şiiri bulundu.
“Kitap-lık” dergisinin 210. sayısının ana konusu Nazım Hikmet ve onun daha önce yayımlanmamış şiirleri oldu.

Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan derginin Temmuz-Ağustos sayısında Nazım Hikmet’in daha önce bilinmeyen 5 şiirine yer verildi. Dergiyi hazırlayan Yapı Kredi Yayınları editörlerinin TÜSTAV Komintern Arşivinde yaptığı özverili araştırma sonucu usta şairin 5 yeni şiiri gün yüzüne çıkartıldı.

Nazım Hikmete ait olmayan bir el yazısı ile bulunan şiirler 1925 tarihli arşivlerden çıkartıldı.

Şiirlerin isimleri ise şöyle:

  • Beyanname
  • İstanbul’da 1 Mayıs
  • İtiraf
  • Hayatımız Yirmi İki Kelimede
  • Gecenin Penceresinde



Ankara Sanat Tiyatrosu’nun Bir Işığı Söndü

23 Mart 1948 İstanbul doğumlu, tiyatro, sinema, dizi oyuncusu ve seslendirme sanatçısı olan Jale Aylanç 72 yaşındaydı.

Halkevlerinde sanat hayatına başlayan oyuncu, 1964 yılından beri bir çok oyunda rol aldı. Orhan Elçin Tiyatrosunda ve Ankara Birlik Tiyatrosunda da sahnede görev alan sanatçı, ayrı zamanda TRT’nin dublaj ustalarından birisidir.

Bu değerli oyuncumuza Allah’tan rahmet diliyoruz. Başımız sağ olsun.

Sahip olduğu Ödüller

  • Sanat Kurumu, 1990, Tiyatro Onur Ödülü
  • 5. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali, 2000, Onur Ödülü

Rol aldığı oyunlar

  • Yer Demir Gök Bakır : (Yaşar Kemal) – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1992
  • Ayak Takımı Arasında : (Maksim Gorki) – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1990
  • Mefisto : Klaus Mann – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1989
  • Yusuf ile Menofis : Nâzım Hikmet – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1989
  • Sonuncular : Maksim Gorki – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1987
  • Silahşörün Gölgesi : Sean O’Casey – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1987
  • Bu Zamlar Bana Karşı : Yılmaz Onay – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1986
  • Nafile Dünya : Oktay Arayıcı – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1985
  • Bir Ceza Avukatının Anıları : (Faruk Eren) – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1984
  • Bir Şehnaz Oyun : (Turgut Özakman – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1984
  • Galile’nin Yaşamı : Bertolt Brecht – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1983
  • Yaz Misafirleri : Maksim Gorki – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1982
  • Oyun Nasıl Oynanmalı : Vasıf Öngören – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1979
  • Tak-Tik : Bertolt Brecht – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1978
  • Akıllı Hayvanlar : Ahmet Tünel – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1977
  • Komün Günleri : Bertolt Brecht – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1976
  • Nereye Payidar : Bilgesu Erenus – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1975
  • Dimitrof : Hedda Zinner – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1974
  • Ana : Maksim Gorki – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1974
  • El Kapısı : Bilgesu Erenus – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1972
  • Evler Evler : İsmet Küntay – Ankara Sanat Tiyatrosu – 1972

Filmografisi

  • Olur Olur – 2014
  • Yeşil Deniz – 2014
  • Rüzgarlı Sokak – 2013
  • Suskunlar – 2012
  • Türkan – 2010
  • Gece Sesleri- 2008
  • Beni Unutma – 2008
  • Nazlı Yarim – 2007
  • Hayat Türküsü – 2006
  • Fırtına – 2006
  • İnsan Kurdu – 1997
  • Tersine Akan Nehir – 1996
  • Düttürü Dünya – 1988
  • Kırlangıç Fırtınası – 1985

Kaynakça ; https://tr.wikipedia.org/wiki/Jale_Aylan%C3%A7#:~:text=Jale%20Aylan%C3%A7%2C(d.,nda%20sahneye%20%C3%A7%C4%B1kmaya%20devam%20etti.

Hem Ağlatan Hem Güldüren Yazar: Rıfat Ilgaz

Rıfat Ilgaz, 1911 yılında Kastamonu’da dünyaya gelmiş ve 7 Temmuz 1993 tarihinde İstanbul’da hayata gözlerini yummuştur. Doğum tarihi aslında net olarak belli değildir ama çoğu kaynakta 7 Mayıs olarak ele alınır.

Rıfat Ilgaz, ortaokuldayken liseye devam edip üniversite de okumak istemiştir. Fakat babasının ölümü sebebiyle Kastamonu Muallim Mektebi’ne girmiştir. Mezun olduktan sonra da Gerede ve Akçakoca’da ilkokul öğretmenliği yapmıştır.

Askerliğini henüz yapmadığı için 1933 yılında askere gitmiştir. Askerden döndükten sonra hayali olan üniversite okumayı gerçekleştirmek için Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat bölümüne başvurmuş ve kabul edilmiştir. Mezun olduktan sonra Adapazarı’na atanmıştır. Fakat vereme yakalandığı için burada öğretmenlik yapamamıştır. Bunun üzerine tedavi olmak için İstanbul’da bulunan Yakacık Sanatoryumuna yatmıştır.

Yaklaşık 8 yıl verem tedavisi görmüş fakat verem bile onu edebiyattan ayıramamıştır. Bu tedavi sırasında “Pijamalılar” isimli romanını kaleme almıştır. Bu yazmış olduğu eserde veremle savaşan hastaların hem dramını hem de güldürüsünü ele almıştır. O hem ağlatan hem güldüren yazar değil miydi zaten?

Peki Rıfat Ilgaz edebiyat hayatına nasıl başlamıştır? Bundan hiç bahsetmedik değil mi? O daha on beş yaşındayken “Sevgilimin Mezarında” isimli bir şiir kaleme almıştır. Hatta bu şiiri Kastamonu Nazikter gazetesinde de yayımlanmıştır. Bir süre bu şekilde kişisel şiirler yazmaya devam etmiştir. Hatta bu şiirleri “Varlık”, “Oluş” gibi edebiyat dergilerinde de yayımlanmıştır.

Bir süre Nazım Hikmet ile de çalıştığı biliniyor. Hatta Nazım Hikmet Rıfat Ilgaz’dan umutlu olduğunu şu sözlerle ifade etmiştir:

Gençlerin içinde çok beğendiğim şairler var, hepsinin ismini aklımda tutamıyorum. İsimleri henüz yer etmedi ama şiirlerini pek beğeniyorum. Şöyle aklımda kalanları, sıra tefriki yapmadan sayayım: Dinamo, Suat Taşer, Rıfat Ilgaz, A. Kadir, Orhan Kemal, Saffet Irgat vesaire…

Hepimiz Rıfat Ilgaz’ı “Hababam Sınıfı” isimli romanıyla tanıdık. Bizi bu romanla yeri geldi kahkahalara boğdu, yeri geldi gözyaşları içerisinde bıraktı. Aslında yazmış olduğu bu romanı oğlu Aydın’ın okul maceralarını anlatmasından esinlenerek kaleme almıştır. Bu romanı 1966 yılında oyunlaştırılarak Ulvi Uraz Tiyatro topluluğu tarafından sahnelenmiştir. Asıl ününü de bu şekilde kazanmıştır. En sonunda da Ertem Eğilmez tarafından beyaz perdeye aktarılmış ve bizim şu an bile çok severek izlediğimiz şeklini almıştır.

Rıfat Ilgaz Hababam Sınıfı’nı yazma amacını şu şekilde açıklamıştır:

Hababam Sınıfı bir eğitim yergisidir. Mizah beyazdır, olumludur. Mizahta gülme ana öğe değildir. İsteyen ağlar, isteyen güler. Ben yergi yapıyorum, komedi bile düşünmüyorum. Hababam Sınıfı’nda üç şeyin yergisi yapılmıştır; kopyanın, ezberin, uydurma saygının. Benim mizahım düşündürmeye dayanır. Hababam Sınıfı’nda bize yakışmayan eğitimsel şeylerin yergisini yapıyorum.

2 Temmuz günü hepimizin bildiği o acı olay yaşanmıştır: Sivas MADIMAK Olayı. Rıfat Ilgaz da başta yakın dostu olan Asım Bezirci olmak üzere diğer ölen tüm insanlar için çok üzülmüş ve bu olaydan tam 5 gün sonra yani 7 Temmuz günü hayata gözlerini yummuştur. Saygı ve özlemle…

Rıfat Ilgaz’ın kendisinin seslendirmiş olduğu “Bilsem Ki” şiirini buraya bırakıyorum. Keyifli dinlemeler.

Hasankeyf Öldü!

Fotoğraflara iyi bakın. Bu fotoğraflar; Dicle Nehri’nin ve insanlığın binlerce yılda ilmek ilmek işlediği, yaşı insanlığın yaşına denek, doğu ve batı uygarlıklarının doğum yeri, ilk köylerin ve şehirlerin kurulduğu, tarımın keşfedilip ekildiği, yukarı Mezopotamya’nın kalbi… 12.000 yıllık koca bir tarihti Hasankeyf.

Ilısu Barajı nedeniyle sular altında kalan dev tarih, ünlü gezgin Hasan Söylemez tarafından yapılan bir paylaşımla büyük bir yankı uyandırdı. Hasan Söylemez, Hasankeyf’in son halini şu sözlerle paylaştı.

İşte Hasankeyf’in son hali:

Sosyal medyada da büyük yankı uyandıran paylaşımdan sonra gelen yorumlardan bazıları şöyle:

Hasretim

Gündüzü, geceye eklerim,

Gece bitmez benim için,

Ya seni düşünürüm ya da hayalinle konuşurum.

Resmin, ağlamam için yetecek,

Ey Ay’ın parıldamasını söndüren Güneş’in kuması,

Gözlerin, ölmem için yetecek,

Tel tel saçların musallamı hazırlayacak,

Seninle ecele gülerim,

Aşkım selam olsun Azrail’e.

Sensiz deli, divane, viraneyim,

Sensiz güneş açmaz, su yolunu bulmaz,

Sensiz yıldızlar sönük, bulutlar her gün ağlar,

Sensiz bu can ölü, cenaze, kabir,

Sensiz ben mezar taşı olmayan bir meyyit.

Hasretimi mi anlatayım?

Yok yere ağlamayalım şimdi,

Aşkımı mı anlatayım?

Yok yere sönmesin Mecusi ateşi,

Yok yere yıkılmasın koca dağlar,

Dayanamaz kainat.

Kaygılarımla…

Duygu karmaşası yaşıyorum bu aralar,

Bir yanım yaşam karşısında ayak ayak üstüne atmış saygısızca otururken,

Diğer yanım ağırbaşlı, efendice

Ceket ilikliyor ölüm karşısında.

Özkan Uğur İkinci Kez Kanseri Yendi

MFÖ grubunun solistlerinden Özkan Uğur, sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile ikinci kez yakalandığı kanser hastalığını bir kez daha yendiğini sevenlerine duyurdu. İkinci kez lenf kanserine yakalanan Özkan Uğur, sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile son testlerinin temiz çıktığını duyurdu.

Özkan Uğur yaptığı açıklamada “2. kez karşılaştığım bu maçtan da galip çıktım dualarınız iyi dilekleriniz için çok teşekkür ederim. İnşallah en kısa zamanda bu korona virüs belasından da kurtuluruz Yakında konserlerimizde görüşmek üzere Herkese sağlıklı günler dilerim Sevgilerle” ifadelerini kullandı.

özkan uğur

Ankara Uzaydan Fotoğraflandı

uzaydan ankara

Anakara uzaydan görüntülendi. Amerika Birleşik Devletleri, Havacılık ve Uzay Ajansı (NASA) tarafından Uluslararası Uzay İstasyonundan çekilen Ankara fotoğrafı NASA’nın Instagram ve Twitter hesaplarından paylaşıldı.

Uluslararası Uzay İstastasyonu tarafından 25 Mart 2020 tarihinde çekilen fotoğraf, NASA’nın Instagram hesabından “Ankara, Türkiye’nin kalbi, karanlık gece ve uzayda bir parıltı.” notu ile paylaşıldı.

Fotoğrafın açıklamasında ise “ISS’de görevli NASA astronotları tarafından çekilen bu fotoğrafta, elektrik ışıklarının ağ gibi ördüğü ve ip gibi uzanan otoyollarla birbirine bağladığı Türkiye’nin başkenti görülüyor. Işık renklerindeki farklılık, değişik ampul türlerinin kullanılmasından kaynaklanıyor ve sanayi bölgeleri ile yerleşim yerlerini birbirinden ayırıyor.” ifadeleri kullanıldı.

uzaydan Ankara

Amâk-ı Hayal

Şehbenderzâde Filibeli Ahmet Hilmi (1846, 17 Ekim 1914)

Tanınmış Türk mutasavvıf, düşünür ve aynı zamanda tanzimat döneminin en verimli yazarlarından. Maddeciliğe karşı çıkmış, çağdaşı ve materyalistleri yoğun biçimde tenkid etmiş, metafizik eserler kaleme almıştır. Filibe doğumlu olan Ahmet Hilmi bu nedenle Filibeli olarak anılmaktadır. Babasının görevi (şehbender/konsolos) nedeni ile de şehbenderzade olarak anılır. Eğitimini Galatasaray Lisesi’nde tamamladıktan sonra Düyûn-ı Umûmiyye’de çalışmaya başlamış, Beyrut’a atanmıştır. Siyasi meseleler yüzünden buradan kaçmış en sonunda da İstanbul’a dönmüş. Fakat burdan da Fizan’a sürülmüştür. Bu yıllarda tasavvufa olan ilgi alâkası da artmış, Vahdet-i Vûcud inanışına bağlanmış, fikirlerinde tasavvufun büyük etkisi olmuştur.

Masonluk ve siyonizm gibi maddecilik ve dinsizlikle uğraşmak adına, meşrutiyetin ilanıyla İslam’a hizmet düşüncesiyle 1908’de İstanbul’a dönmüş ve burada İttihat-ı İslam adlı gazeteyi çıkarmaya başlamıştı ki çeşitli siyasi engeller ve daha birçok neden yüzünden  gazete, uzun soluklu olmayı başaramamıştı. Koordinede bulunduğu gazetelik mecrasını kapattırmış olsalar da başka (ör. Hikmet Gazetesi) gazeteler çıkarmaktan ve yazmaktan vazgeçmemiştir.

Önüne çıkan engellerle mücadele etme yollarından biri, karşı fikirli insanların da yaptığı faaliyetten yola çıkarak o zamanda kurulmuş olan İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni eleştirmekten geri kalmamıştır. Ekim 1914 yılında masonlar tarafından İstanbul’da zehirlenerek öldürüldüğünü söyleseler de daha sonraları bakır zehirlenmesi olarak değiştiriliyor.

Hayatını felsefeye karşı tasavvufu savunarak geçiren yazar, 1910 yılında kaleme almış olduğu ve bizim de incelemek üzere ele almış olduğumuz amak-ı hayal (hayalin derinliklerinde) eserindeki Raci, karakterinin kişiliğinde, felsefenin insan hayatına mutluluk katamayacağını ancak Allah’ı anmakla mutlu olabileceğini (rad suresi), yaratıcının birliğini, vahdetini kabul etmekle olduğunu savunmuştur. Büyük arzu ve önemle yazılan kitap, Tasavvuf Edebiyatı arasına girmeyi başarıyor.

Zübde-i âlem olarak dünyada anılan “insan”  Mahluktan Halik’te (evrenin yaratıcıda) olması, Tanrı ile evren arasında öz bir bağın ve birliğin bulunması görüşünü de aktarmıştır. İslamiyetten önce de bu görüşü savunan; Permenides’le başlayan Eflatun’la büyüyen ve daha sonraları Hallac-ı Mansur, Nesimi, Muhyiddin Arabi gibi bilginleri tarafınca da devam ettirilmiş bir görüştür.

                                         

19. yüzyılda ise bu görüşün en iyi savuncusu ve ispatlayıcısı olarak kaleme almış olduğu eserden de anlaşılacağı üzere Filibeli Ahmet Hilmi olmuştur. Tasavvufun anlaşılması, hadiselerin değerlendirmelerinin yerinde yapılması gibi olayları ele alarak amak-ı hayal (hayalin derinliklerinde) eserinden önce de kırka yakın eser bırakmıştır.

Kitabında materyalistlerin düşünce sığlıklarını ve muhayyalin gücünü göstermek niyetiyle yazılmış bir eser diyebiliriz çünkü eserde fazlasıyla hayale yer vermiş ve şu konulara değinmiş bir şekilde: varlık, hiçlik, kainatın sırları, yaratılışın gayesi ve ruh gibi sıradışı sorular ve cevaplarıyla okuyucularını şaşırtıyor.

Eserin tamamı 23 “fantastik” hikayeden oluşarak; iki bölümden meydana gelir. Ağır bir dil kullanılmış olması münasebetiyle bizlere üstad Bediüzzaman Said Nursi’ye ilham ettirilmiş olan Risale-i Nur hatırlatılıyor.

Raci yani rücû eden anlamına gelen ve bu ismi taşıyan kitabın baş kahramanı Ahmet Raci, rüya alemine dalmalarını anlatarak çoğu yerde söz sahibi olurken bazı yerlerde de yazar konuyu ele alarak anlatmaktadır.

Eserin birinci bölümü daha çok fantastik maceralardan, mistik olaylardan bahsederken; ikinci bölümü ise gerçek hayata daha yakın bir şekilde anlatılır…

Kitap “Raci’nin Aynalı Baba ile karşılaşması” ve “Manisa Tımarhanesinde” olarak önümüze getiriliyor.

Birinci bölüm dokuz günden, gece gördüğü ya da daldığı hayallerden oluşmaktadır diyebiliriz.

Bu bölümde felsefeye susamış bir âvare baş karakter olan Raci, dindar iyi bir ailenin çocuğu, iyi eğitim almış bilimsel diyebileceğimiz her şeyle ilgilenmiş fakat manevî sorularına bir türlü yetinmemiş ve şüphe ejderhasıyla baş edememiştir. Raci, küfür ile iman, inkar ile ikrardan, tasdik ile şüpheden meydana gelmiş bir halet-i ruhiyeye sahip olmaktan öteye gidememiştir. Bütün bu halet-i ruhiyeye iyi gelecek sorularına cevap verebilecek bir mürşide, şeyhe ihtiyaç duyuyordu.

Derken bir gün mezarlığın önünden geçerken kapının açık olduğunu fark eder ve kendisinin de bilincinde olmadığı manevi bir kapı açılır. Onu ruh ve madde âleminden söküp tarikat-ı âliyye’ye ulaştıracak meczup Aynalı Baba ile tanışır. Aynalı Baba’ya  dışarıdan bakıldığında sefil ve ezik gibi görünürken içeriden feylosoflara taş çıkartacak bilgilere sahipti. Aynalı Baba’yla her gün buluşup hayalinin derinliklerinde yatan cevapsız sorulara kanat çırpan Raci’nin anıları, hikayelerin çeşitliliğiyle anlatılır.

Buddha ile hiçlik zirvesinden, Zerdüşt diyarına Ehrimenle (kötülük/karanlık) Hürmüzün (iyilik/ışık) savaşı, kaf ve Anka’ya…  Nihayetinde ilahi aşka doğru yapılan göç, ruhun teslimiyeti ve ejderhanın yenilişi gibi muazzam ontolojik olaylar içeriyor.   

Raci’nin Yakaza Boyutu

– Birinci gün – Zirve-i Hiçi (hiçlik zirvesi):

Nirvanaya ulaşmaya çalışan Raci’ye rehberlik eden Buddha Gotama, arzusunu bir kenara bırakması, canlı cenaze konumuna geçmesi ve dünyadan yüz çevirmesi gerektiğini anlatmış ve nefsani duygularını bırakamazsa hurilerle dolu şaşalı saraylardan geçemeyeceğini anlatsa da Raci, arzusunu yenmeyi başaramamıştır. Buddha, cadıyı dünyaya, arzuyu ejderhaya, Raci’yi ise dünyanın köpeklerine benzeterek huzurundan sert ithamlarla kovar.

– İkinci gün – Ya Nur (Ey yaratıcının ışığı zalimleri yok et!):

Karanlığın değeri ışıkla, ışığın değeri ancak karanlıkla anlaşılabilir bir meydanda, Zerdüşt’ün sarayında Bel şehrinde açar gözlerini. Ehrimen (kötülük) ve Hürmüz (iyilik) taraftarlarının savaştığı ok meydanında; Nifak, Muhabbet, Gazap, Hikmet (Raci) Nefs-i emmare gibi pehlivanlarının birbirine ölüm darbeleri salladığı, bir tarafın karanlığın yok olması adına çarpışırken diğer tarafın ışığı karanlıkla sarmak hayaliyle vuruşur. Vuruşmaların ardı ardına kesilmeksizin yaşandığı cenk muharebesinde ters giden bir şey olmuş ve iki tarafı ikna eden “Aşk” pehlivanı çıkar gelir. Savaştan sonra Raci her şeyin kıymetine daha çok varmıştır ve  yeryüzünden kötülüğün yok edilemeyeceğini anlamıştır.

– Üçüncü gün – Bilgelik Yolu:

Bu günün sonucunda, gözlerini açtığında kendini Devri Daim şehrinde görür. Suda gördüğü aksiyle bütünleşerek hiçliğe varmaktadır.

– Dördüncü gün – Meydan-ı İmtihan (sınav meydanı):

Bilginlerle yapılan sınavlara katılan Raci, gerçekleri görmekte ve gerçeğe verilen önemin arpacık soğanı oranında değeri olduğunu anlamıştır.

– Beşinci gün – Saha-ı Azamet (büyüklük meydanı):

Rehberi Anka Kuşu ile çıkmış olduğu bu yolculukta Tanrı olmadan dünyanın nokta olduğunu ve kendi varlığını da yine bir nokta ibaresinden olduğunu anlar.

– Altıncı gün – Kaf-ü Anka (masal kuşu, masal dağı):

Bu hayal âlemine kralın oğlu olarak uyanır fakat bir soru(n) vardır ortada. Her yıl halka soru sorup cevabını alamadığı müddetçe yedi kız ve yedi erkek kurban alacağını duyuran bir canavarla boğuşmak zorundadır. En sonunda Raci, canavarın sorduğu şu  sorusuna; “bu kervan nereye gidiyor” cevaben “parçanın bütüne kavuşması” diyerek canavarı alt etmeyi başarıyor.

– Yedinci gün – Umman-ı Azamet ve Girdab-ı (büyüklük denizi ve heybetli kibriya girdap):

Manevî yönden anlamış olduğu bin kapılı efsaneli şehirden; “ilahi ilmin karşısında bilinen, gaip bir nokta olduğu”.

– Sekizinci gün – Muammayı Ebedi (sonsuzluk bilinmezlik):

Raci gözünü açtığında Çin’dedir. Burdan aldığı ders; “Ölmek” için önce “olmak” gerektiğini kanısıdır.

– Dokuzuncu gün – Mahfel-i Azam (yüce insanların cevapları):

Hz. Adem, İbrahim, Musa ve diğer birçok peygamber ve âlimle görüşmesinden sonra onlara bir soru yöneltmişti ki cevabı şöyle olmuştur; “Hakiki saadetin yalnız Hz. Muhammed eliyle dünyaya dağıtılır.”

Raci Aynalı Baba’nın ney üflemeleriyle hayalin derinliklerine inip cevap bulduğu sorularından mutluyken, şeyhinin bilmiş olduğu “fenafişşeyh” kavramından dolayı müridini terk eder. Uyanıp şeyhini bulamayan Raci sürekli her yerde onu arar.

Manisa Tımarhanesi

Arkadaşlarıyla mektuplaşan Raci’nin fikirlerinin sabit ve somut olmadığını söyleyerek artık ona “deli” gözüyle bakılıyordu. Tımarhanede yatan Raci, başta delilerle uğraştıktan daha sonraları inzivaya çekilir, kendisini tatmin eden, şüphelerden arındıran hayallerine kavuşturarak bunu sağlayan Aynalı Baba’yı düşünür. Günler sonra tımarhanede ilgi gören bir adam belirir ve Raci’nin de dikkatini çeker, bakmaya gider ve anlar ki o şeyhi Aynalı Baba’dır.

Tasavvufu anlamaya çalışarak mürit mürşit ilişkisinden fantastik hayallere dalma, Aynalı Baba gibi gerçek olmuş olabilir, şüphesiyle Ahmet Hilmi bizleri bununla yalnız bırakıyor.

Birçok yayın evi tarafından basılmış olması gibi güzel bir huyuyla karşımızdayken bunun verdiği bir diğer duyguyu da peşinde getiriyor; “üzüntü”. Çünkü fazla sadeleştirilmiş olması sonucu, kelimenin manasını bile kaybettiği yerler olmuştur.

Roman tekniği açısından zayıf olsa da kitap mana bakımından değerli addedilmiştir. Çoğu yeri ilk okumada anlayamacağımız şekildedir ki bununla beraber tek başımıza halledemeyeceğimiz yerler de mevcut.

Filibeli Ahmet Hilmi’nin Buddha’yı hiçlik zirvesinde konuşturduğu yerde Raci’nin hata yapıp arzularına yenilmesi üzerine, “kadın yaratılışlı insan” demesiyle Ahmet Hilmi’nin kadınlar hakkındaki görüşünün çok da olumlu olmadığı az çok anlaşılıyor ve de yadırganmaktadır.

Aynalı Baba’yla Raci’nin arasındaki güzellik ve derinlik  Şemsi Tebrizi ile Mevlana hazretlerinin arasındaki meseleye benzer.

Günümüz Dünyasına Küçük Bir El Aynası

  Ya bu özlem sarı gökyüzüne lacivert güneşe ise? Ya mutluluk insanlığa gün ile güneşin yer değiştirilmesiyle bahşedilecekse. Alengirliyiz ondan pimpirikliğimiz bir de asıl galeyan uçsuz bucaksız düşüncelerimiz. Tüm bunların içinde insanlığın huzurunu çalan insanlık; kendi bünyesinde huzuru barındırdığına inandırıyormuş. Hem suçlu hem masum. Ne iki düzden bir ters ne de iki tersten bir düz oluyormuş. Hepsinin toplamı düzensizlik eden bu sistem; masum insanlığın öldüğü, zalimin el emeği, beyninin nuru şüphesiz (!) İnsanlık hem gösterişe, şöhrete hemde sadeliğe, sıradanlığa özendiriyor. Ne güzel seçenekler öyle değil mi? Sonrada “Yeni savaşa merhaba. Bugün güne bir barışın daha ölümüyle başladık. Gösteriş severler sadelik severlere savaş açtı.” Akabinde olaylar olaylar… “İnsanlık Öldü mü?” “İnsanlık öldü.”  Hayır! İnsanlığı öldürdüler. Her gün az az. Temeli güvenden sarstılar, öldürmeyi sıradan, kavgayı – şiddeti baş tacı yaptılar. Kirli ruhlara aşkı bahşetmeyi marifet, ceplerine para girmesinde her yolu mübah saymayı görev bildiler. Kalpsiz makinelere, eşyalara gönül verdiler. Öyle ki pencereyi açmaktan aciz yattıkları yerden bilmem kaç inç.’le gökyüzünü seyrettiler. Özlemler arttı toprağa, maviye, yeşile. İnsanlığı öldüren insanlık; herkesi birbirine düşman edip toprağı, yeşili de yok etti. Kardeşiz dediler içlerindeki nefretle. İki yüzlülüğe masumane maske dediler.     

Görüntü güzelinin başına taç, çirkin dediklerinin bedenine silikon taktılar. Sonra da “Asıl önemli olan  iç güzelliktir,” dediler; kimsenin ruhunun kapısını bile tıklatmadan. Oysa ben televizyonda en fakirinin evinin bile çoğumuzun evinden kat kat güzel olduğunu gördüm. Hem aldatanı ayıplayıp aldatılan da suç buldular hem de şu dizide kim aldatılmış bu programda kim aldatmış büyük bir merakla izlediler. Ağzından yalakalık damlayana -çıkarları uğruna- “Al sana rütbe hem de en koltuklusundan,” dediler. Artık herkes laf ebesi bunu unuttular. Sonra da buyurun sizi en üst kattaki bilmem ne görevlisine oradan bir yan odaya oradan da bir alt kata yönlendire yönlendire biz bıktık onlar bıkmadılar…


     

Pozitif Haberler

Her gün televizyon kanallarında, gazetelerde, internette birçok farklı habere rastlıyoruz. Çoğumuzun dikkatini çektiği üzere günümüzde bu haberlerin büyük bir çoğunluğunu hepimizi sarsan üzücü haberler oluşturuyor. Dünyada olup biten şiddet, pandemi, ırkçılık gibi olaylara göz yummak tabii ki mümkün ve doğru değil.

Etrafımızda gelişen olayları öğrenmek çok önemli ama bu sadece negatif içerikli haberleri okumamız gerektiği anlamına da gelmiyor. Dünya’nın dört bir yanında hepimizi sevindirici gelişmeler de yaşanmakta ve biz tüm bu endişe ve hayatın meşguliyeti arasında bu gelişmeleri fark edemiyor olabiliriz. İnsanlığın, doğanın gidişatına dair bizi umutlandıracak birkaç haberi her hafta sizler için derleyeceğiz.

Her gün iyi olmayabilir ama her günün içinde iyi bir şey mutlaka vardır. -Alice Morse Earle

İşte yeni bir haftaya pozitif başlamamızı sağlayacak, gergin yüzlerimizde güzel bir tebessüme sebep olacak haftanın haberleri:

1- Almanya Tek Kullanımlık Plastik ve Strafor Üretimini Yasaklıyor!

Almanya hükümeti Avrupa Birliği’nin çevre dostu hareketinin izinde büyük bir değişikliğe gidiyor. Saatte 320 bin plastik ürünün çöpe gittiği Almanya’da 3 Temmuz 2021’den itibaren tek kullanımlık plastik ürünler ve strafor tüketimi yasak olacak. Alman Çevre Bakanı Schulze bu yasağın “kullan-at” kültüründen uzaklaşmanın büyük bir parçası olduğunu belirtiyor.

2- MIT Bilim İnsanları Bulunduğu Ortamı 30 Dakikada Dezenfekte Eden Bir Robot Geliştirdi!

Göremediğimiz, dokunamadığımız her türlü madde bizler için bugün Covid-19 tehlikesini oluşturuyor. Neyse ki kimyasal ürünlerimiz temizlik konusunda oldukça etkili. Ama ne yazık ki kimyasal ürünler bazen pahalı, tehlikeli veya zaman öldürücü olabiliyor.

Tam da bu sebepten Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) robotik takımı, Ava Robotics ve Greater Boston Food Bank ile işbirliği yaparak yüzeyleri kısa bir sürede korona virüsünden dezenfekte eden bir robotik sistem geliştirdiler. Geliştirdikleri bu sistemde UV-C ışınları kullanan robot otonom bir şekilde 30 dakika içerisinde Boston Gıda Bankası’nı dezenfekte etmeyi başarıyor.Bu teknolojik gelişmenin korona virüsü ile mücadelede büyük bir yeri olduğuna inanılıyor.

3- Ankara’da Umutlu Yaşam Uygulama Merkezi açılıyor!

8 bin metrekarelik bir alana kurulacak olan Umutlu Yaşam Uygulama Merkezi’nde engelli bireylerin tüm ihtiyaçları karşılanacak ve sosyalleşmeleri için birçok faaliyet düzenlenecek. Gölbaşı Belediye Başkanı Ramazan Şimşek,”Doğal yaşam alanı ile vatandaşlarımızı buluşturacağımız bu merkezimizde havuzlu bahçe ortamını sunmuş olacağız. El sanatlarından takı tasarımına halk oyunları, seramik, robotik kodlama gibi çok yönlü atölyelere ev sahipliği yapacağız. Bu sayede Gölbaşı’nda yaşayan engelli vatandaşlarımız, hem kendi başlarına mücadele edebilme hem de yeteneklerini geliştirip meslek edinebilme imkanına sahip olacaklar.” sözleriyle merkezin detaylarını belirtti.

4- Yapay Zekanın Etik Olmayan Kararlar Vermesini Önleyecek Bir Matematik Formülü Açığa Çıkarıldı!

İngiltere ve İsviçre’den araştırmacılar iş yerlerinde etik olmayan ve potansiyel dahilinde masraflı kararlar verilmesini önleyecek bir formül buldular. Warwick Üniversitesi, Londra Imperial College, EPFL ve strateji firması Sciteb işbirlikçileri yeni bir “Etik Olmayan Optimizasyon Prensibi” oluşturarak yapay zekanın tüm kararlarını etkileyecek basit bir formül geliştirdiler. 1 Temmuzda tüm detayları Royal Society Open Science adlı bir gazetede açıkladılar.

5- Sağır İnsanlar İçin Yoga Teknikleri Geliştirildi!

Yeni bir yoga okulu, duyma güçlüğü çeken insanlar için işaret dili ile dersler hazırladı ve karantina süreci sebebiyle şu anda çevrimiçi olarak ders vermekte. Öğrenciler derslerden çok memnun ve hayatlarında daha önce hiç bu kadar huzurlu ve sakin hissetmediklerini belirtiyorlar. Sıradan yoga derslerine kabul edilmediklerini belirten ve bu gibi bazı aktivitelerden geri kalmak zorunda kalan işitme engelli insanlar için umut verici bir gelişme.

6- Paris’te Her Sokağa Bir Bisiklet Yolu!

Paris’in ilk kadın başkanı Anne Hidalgo her sokağa bir bisiklet yolu yapılacağına dair bir kampanya başlattı. Birçok vatandaş tarafından pozitif oylanan kampanyanın çevre kirliliğini büyük oranda azaltacağına inanılıyor.

Her hafta pozitif haberlerin katlanarak artması dileğiyle, huzurlu bir hafta dileriz!

İyi Ki Doğdun Levent Üzümcü

Benim Avrupa Yakasında Cem karakteriyle tanıdığım, bir çoğumuzun tiyatroda yaptığı işlerden aşina olduğu Levent Üzümcü, 6 Temmuz 1972 İzmir doğumludur.

Çocukluğunu İzmir de geçiren Üzümcü, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Oyunculuğu, Los Angeles Film Okulu Oyuncu Yönetmenliği eğitimi almıştır. Mezun olur olmaz Bursa Devlet Tiyatrosu’ndan teklif almış ve orada işe başlamıştır .

Levent Üzümcü’nün ilk tiyatro deneyimi lise sonda, Haşmet Zeybek’in yazmış olduğu “Düğün ya da Davul” ile olmuştur. Bunun öncesinde çocukluğundan beri eline mikrofon verilerek sahneye çıkarılan kişi olduğunu da söyler.

Bursa’da ayrıca yeni kurulmuş olan AS TV’de canlı yayın sunuculuğu yapmıştır.

Levent Üzümcü’nün kendisine de ait bir Youtube kanalı var. Ayrıca YouTube’da katılmış olduğu bir programda ömrü boyunca tek bir şarkı dinlemek zorunda kalsa ne dinleyeceği sorusuna “Şopen” dinlemek isteyeceğini söylemiştir. İstanbul Şehir Tiyatrolarında 1996 yılından 2015 yılına kadar çalışmıştır. Şubat 2014’te Gülse Birsel’in yazdığı ve oynadığı çoğumuzun severek izlediği “Avrupa Yakası” adlı dizide Cem karakterini canlandırdı, çok sevildi ve tanındı.

Dünyayı gezmeyi ve keşfetmeyi çok seven Üzümcü, Muammer Muammer adlı oyunun Anadolu turnesi ile Türkiye’nin pek çok yerini gezdi.

1998 yılının mart ayında askere, askerliği biter bitmez Kaliforniya’ya gitti. Los Angeles Film Okulu’nda “Oyuncu Yönetmenliği” eğitimi dersleri aldı ve 2001 yılının Temmuz ayında Türkiye’ye döndü.

2001’de Türkiye’ye dönmesiyle birlikte Reklam anlaşması yapan Levent Üzümcü, dizilerde de oyuncu yönetmeni ve oyuncu olarak çalışmaya başladı. Bu sırada tekrar şehir tiyatrolarında da çalışmaya başladı.

“Ne zaman da yaşamak isterdiniz?” sorusuna “1930’larda yaşamak isterdim, yapılacak işler vardı” diyen Üzümcü’ün yazdığı ve 2016’da çıkardığı Boyun Eğme adlı bir kitabı vardır.

“Sanatçı kimdir?” sorusuna “Sanatçı halk tarafından kabul görmüş ,çağın tanığı olan, eyvallahları olamayan insanlardır.” diyerek cevap vermiştir Levent Üzümcü. Bir Yaz Gecesi Rüyası oyunundaki rolüyle 2015 Sadri Alışık Tiyatro Ödüllerinde Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu seçilmiştir.

Şişli Belediye Meclisi Kültür ve Sanat Komisyonu başkanı olan Üzümcü, CHP’den 2019 yılında Şişli Belediye Meclisi üyesi seçilmiştir.

Şubat 1997 yılında Psikolog Ebru Tuay ile yaptığı evlilikten Üzümcü’nün, Ada ve Batu adında iki oğlu vardır.

Levent Üzümcü bir süre ayrı kaldığı işine, Şehir Tiyatrosunun bir oyunda yer alması istenmesiyle geri döndüğünü 5 Mart’ta attığı bir tweetle duyurmuştur. Bizde ona hem hoş geldin diyelim, hemde doğum günü olan bugün de sahnede olduğu bir yıl dileyelim. Doğum günün kutlu olsun Levent Üzümcü.

Ödülleri :
2015 – 20. Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri – Komedi, Müzikli Oyun ya da Müzikal dalında “Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu” (İstibdat Kumpanyası/Bir Yaz Gecesi Rüyası)
Oynadığı Reklamlar:
1997 – İpana
1998 – Pamukbank
1999 – Posta Gazetesi
1999 – Omo Matik
2002 – Arçelik
2005 – Garanti
Oynadığı Tiyatro Oyunları:
2014 – 2015 – Bir Yaz Gecesi Rüyası : William Shakespeare – İstanbul Şehir Tiyatroları
2010-2011 – Tehlikeli İlişkiler : Choderlos De Laclos – İstanbul Şehir Tiyatroları
2008-2010 – Maskeliler : Ilan Hatsor – İstanbul Şehir Tiyatroları
– Alevli Günler : Irmak Bahçeci – İstanbul Halk Tiyatrosu
– Gagarin Sokağı : Gregory Burke – İstanbul Halk Tiyatrosu
– Can Tarlası : Kemal Kocatürk – İstanbul Halk Tiyatrosu
– Tozlu Çizmeler : İsmet Küntay – İstanbul Şehir Tiyatroları
– Barut Fıçısı : Dejan Dukovski – İstanbul Şehir Tiyatroları
– Gündüze Gebedir Gece : – İstanbul Şehir Tiyatroları
– Danton’un Ölümü : Georg Büchner – İstanbul Şehir Tiyatroları
– Candan Can Koparmak : Orhan Asena – İstanbul Şehir Tiyatroları
– Macbeth : William Shakespeare – İstanbul Şehir Tiyatroları
– Bir Adam Yaratmak : Necip Fazıl Kısakürek – İstanbul Şehir Tiyatroları
– Küçük Nasrettin (Çocuk Oyunu) – İstanbul Şehir Tiyatroları
– Kuyruklu Yıldız Altında : Hüseyin Rahmi Gürpınar- Güner Sümer – İstanbul Şehir Tiyatroları
– Metro Canavarı – İstanbul Şehir Tiyatroları
– Defne Dalı – Bursa Devlet Tiyatrosu
– Hayvan Çifliği : George Orwell – Bursa Devlet Tiyatrosu
– Mumammer Muammer – Bursa Devlet Tiyatrosu
– Çil Horoz – Bursa Devlet Tiyatrosu
– Vişne Bahçesi : Anton Çehov – Bursa Devlet Tiyatrosu
– Oz Büyücüsü – Bursa Devlet Tiyatrosu
Yönettiği Oyunlar:
Don Kişot Petmen’e karşı (Çocuk Oyunu Şehir Tiyatroları)

Filmleri ve diziler:

2012 – Harem (dizi)
2012 – Acayip Hikayeler
2011 – Anneleri ile Kızları
2010 – Şen Yuva
2009 – Abimm
2008 – Umut
2006 – Kabuslar Evi: Kaçan Fırsatlar Limited
2005 – Beyza’nın Kadınları
2004 – Avrupa Yakası (2004 – 2005 – 2006 – 2007 – 2008 – 2009 sezonları)
2003 – Serseri Aşıklar (dizi)
2002 – Bayanlar Baylar
2002 – Biz Size Aşık Olduk
2000 – Evdeki Yabancı
1998 – Küçük İbo
1997 – Bir

Sıla’nın ‘Karanfil’ Şarkısı RTÜK Tarafından Yayından Kaldırıldı

sıla rtük

Sıla’nın “Karanfil” şarkısı RTÜK’e takıldı. Sarıay Derneği Başkanı Orhan Kural’ın şikayeti üzerine Sılanın “Karanfil” şarkısı sigarayı özendirdiği gerekçesiyle RTÜK tarafından yayından kaldırıldı.

Sarıay Derneği Başkanı  Prof. Dr. Orhan Kural, Ekim ayında savcılığa yaptığı suç duyurusunda şarkının sigarayı özendirdiğini ve yayından kaldırılmasını talep etmişti. Bunun üzerine savcılık konuyu Tarım ve Orman Bakanlığına iletti. Konuyu  Tütün ve Alkol Dairesi Başkanlığı’nda inceleyen bakanlık, şarkının alkol ve tütün ürünlerini içerdiğine karar verdi. Bu durum üzerine RTÜK yaptığı inceleme sonrası Sıla’nın “Karanfil” şarkısının yayından kaldırılmasına karar verdi.

Şarkının RTÜK’e takılan kısmı ise şöyle:

An beni, al bi’ karanfil tak
Benden olsun, bi’ sigara yak
Bana kor olsun

Hiç olmazsa yılda bi’ gün
An beni, al bi’ karanfil tak
Benden olsun, bi’ sigara yak
Bana kor olsun, sigara yak
Bana kor olsun

46. Pantene Altın Kelebek Ödülleri

46. Pantene Altın Kelebek Ödülleri bu yıl da sahiplerini buldu. Cem Davran ve Çağla Şikel’in sunuculuğunu yaptığı bu gecede çeşitli dallarda ödüller verildi. Covid-19 sebebiyle Altın Kelebek için tören yapılmasa da kazanan isimlerin çekmiş oldukları videolar yayınlandı. Heyecan dorukta. Bakalım bu ödülün sahipleri kimler oldu?

En İyi Yarışma Programı

Masterchef

En İyi Erkek Oyuncu

Taner Ölmez-Mucize Doktor

En İyi Kadın Oyuncu

Ebru Şahin-Hercai

En İyi Gündüz Kuşağı Programı

Müge Anlı ile Tatlı Sert

Başarı Ödülü

Alice Müzikali

En İyi Erkek Sunucu

Acun Ilıcalı

En İyi Kadın Sunucu

Müge Anlı

En İyi İnternet Dizisi

Şahsiyet

En İyi Romantik Komedi Dizisi Kadın Oyuncu

Burcu Özberk-Afili Aşk

En İyi Romantik Komedi Dizisi Erkek Oyuncu

Çağlar Ertuğrul- Afili Aşk

En İyi Romantik Komedi Dizisi

Afili Aşk

En İyi Dizi

Mucize Doktor

En İyi Haber Programı

Cüneyt Özdemir-5N1K CNN Türk

En İyi Influencer

Kafalar

En İyi Kadın Haber Sunucusu

Ece Üner-Show TV

En İyi Erkek Haber Sunucusu

Cem Öğretir-ATV

En İyi Dizi Çifti

Aybüke Pusat-Furkan Andıç-Her Yerde Sen

En İyi Kadın Şarkıcı

Hadise

En İyi Erkek Şarkıcı

Mabel Matiz

En İyi Müzik Grubu

Yüzyüzeyken Konuşuruz

Azerbaycan’ın En İyi Şarkıcısı

Röya

En İyi Klip

Mabel Matiz-Mendilimde Kırmızım Var

Yılın Şarkısı

Reynmen-Ela

En İyi Komedi Dizisi

Çok Güzel Hareketler Bunlar 2

En İyi Çocuk Oyuncu

Ebrar Demirbilek-Hercai

En İyi Dj

Hey! Douglas

En İyi Yönetmen

Yusuf Pirhasan-Mucize Doktor

En İyi Senarist

Deniz Akçay Katıksız-İstanbullu Gelin

En İyi Dizi Müziği

Aytekin Ataş-Bir Zamanlar Çukurova

Başarı Ödülleri

Demet Akbağ

Kerem Alışık

Hande Yener

Emrah

Serhat Hacıpaşalıoğlu

En İyi Komedi Dizisi Erkek Oyuncusu

Onur Buldu-Güldür Güldür Show

En İyi Komedi Dizisi Kadın Oyuncusu

Ecem Erkek-Güldür Güldür Show

En İyi Spor Programı

Yüzde Yüz Futbol – Rıdvan Dilmen – Murat Kosova

En İyi Magazin Programı

Müge ve Gülşen’le 2. Sayfa

En İyi Çıkış Yapan Şarkıcı

Zeynep Bastık

En İyi Fantezi Müzik Erkek Şarkıcı

Hakan Altun

En İyi Fantezi Müzik Kadın Şarkıcı

Ebru Gündeş

En İyi Proje

Tuna Kiremitçi ve Arkadaşları 2

En İyi Rapçi

Ceza

En İyi Halk Müziği Kadın Şarkıcı

Elif Buse Doğan

En İyi Halk Müziği Erkek Sanatçı

Erkan Oğur

Herkesi en içten dileklerimizle tebrik ediyoruz…

Acıların, Devrimin ve Aşkın Kadını: Frida Kahlo

frida kahlo

Acıların, aşkın ve devrimin kadını olan Frida Kahlo, iyi ki doğdun.
Meksikalı ünlü ressam Frida Kahlo, Tam adı ile Magdalena Carmen Frida Kahlo Calderon, 6 Temmuz 1907’de Meksika’nın Coyoacán bölgesinde  dünyaya gelir. Devrimci bir kişiliğe sahip olan Frida Kahlo doğum tarihini, Meksika Devriminin gerçekleştiği 7 Temmuz 1910 olarak değiştirmiştir.
Acılarla geçen 47 yıl ve sanata adanmış bir hayat. Karşınızda Frida Kahlo.

frida kahlo resimleri

Frida Kahlo henüz 5 yaşındayken babasıyla çıktığı bir doğa yürüyüşünde ayağının bir ağaç köküne takılması sonucu acıyla yere düşer. Frida, bu olaydan sonra çocuk felci geçirir. O günden sonra topallayarak yürüyen Frida’ya “Tahta Bacak” denmeye başlanır.

frida kahlo

Okul hayatına Meksika’nın en önemli okullarından birisi olan “Ulusal Hazırlık Okulu”nda başlayan Frida, gelecekte Meksika tarihinde yer edinecek olan önemli isimlerle sıra arkadaşı olur. Frida Kahlo’nun peşini bir türlü bırakmayan kötü kader, 18 yaşında tekrar karşısına çıkar. Frida, okul çıkışı evine gitmek için bindiği otobüsün tramvay ile çarpışması sonucu ağır yaralanır. Tramvay demirinin sol kalçasından girip leğen kemiğinden çıkması sonucu 32 kez ameliyat edilir.

frida kahlo

Frida Kahlo bunca acıya karşın hayata resim ile tutunur. Odasının tavanında yer alan ayna sayesinde oto-portreler çizmeye başlayan Frida’nın ilk eserinin ismi “Kadife Elbiseli Oto-portre”dir.

frida kahlo

Kazadan iki sene sonra tekrardan yürümeye başlayan Frida Kahlo, sanat ve politika camiasına yakınlaşmaya başlar. 1929 yılında Meksika Komünist Partisine üye olur. Frida Kahlo aynı yıl Meksika’nın önde gelen sanatçılarından birisi olan Diego Rivera ile yakınlaşır, ona resimlerini gönderir. Aralarında duygusal bir bağ kurulan çift 21 Ağustos 1929’da evlenir.

frida kahlo

Fakat birbirlerini çok sevmelerine rağmen evlilikleri çok dalgalı geçer. Diego’unun sadakatsizliği, Frida’yı derinden üzmektedir. Frida 3 kez hamile kalmasına rağmen 2 kez düşük yapar ve bir çocuğunu da aldırır. Çift bu çalkantılı evliliği 1939 yılında sonlandırır. Fakat 1 yıl sonra yeniden evlenirler.

Bir gerçek varsa o da bedenime acının ilk kez o gün girmiş olduğudur. Seni sevmeye başladığım o günden beri acı çeken bir yüreğim var.

Frida Kahlo

İlişkilerindeki bu sadakatsizlik tek taraflı değildir. Frida, evliliği boyunca farklı erkeklerle birlikte oldu. Bunlar arasında en önemlisi ise, Rus Devriminin önde gelen isimlerinden birisi olan Lev Troçki ile yaşadığı gizli aşktır. Troçki, Meksika’ya düzenlediği ziyaretlerde Frida’nın evinde kalıyordu. Troçki’nin eşinin bu ilişkiyi öğrenmesi sonucu Frida, Troçki’den ayrılmak zorunda kaldı. Bu ayrılıktan sonra Troçki’ye yönelik düzenlenen suikastin Frida’nın yakın arkadaşının gerçekleştirmesi akıllarda soru işaretleri bırakıyor.

Frida sadece Meksika’da değil, dünya genelinde eserleri ile gündem olmayı başarmıştır. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Fransa’da gerçekleştirdiği sergilerle adından sıkça söz ettirdi. Frida Kahlo’nun yaşamı boyunca 143 resmi bulunmaktadır. Bunların 55 tanesi ise oto-portredir. Son portresini ismi ise “Yaşasın yaşam”dır.

frida kahlo

Frida Kahlo yaşamının son dönemlerinde dayanılmaz acılar yaşadı. 1953 yılında kangren olan sağ bacağı kesilir. Frida Kahlo 13 Temmuz 1954 tarihinde akciğer embolisi teşhisi ile hayata veda eder. Cenazesi ertesi gün yakılır. Külleri ise mavi evlerde muhafaza edilmektedir.

Başıma gelen en iyi şey, acı çekmeye alışmaya başlamam.

Frida Kahlo