Meçhul soruların ihtilalinden
Salıncaksız hayallere geçtim.
Sınırsızca koşturduğum kaldırımlara geçip,
Şehrin sokaklarını yitirdim.
Belirsiz bir sokak dönüşünde,
Geçtiğim her şeye veda edip,
Hiçliği doldurdum heybeme.
Neşeli kentlerin duvar sığıntısında,
Mazinin geçmeyen vefasında kaldım.
Gecenin dumanı kalbimde,
Zihnimden defalarca kaçtım.
Düştüm, sarıldım zayıf bedenime.
Dağ da olurmuş insan kendine.
Aklımın ve kalbimin anlaşmazlığında,
Kazandığım savaşları kaybettim.
Kaçtığım insanlıktaysa durdurulmadım.
Ya ben kabul edilmedim.
Ya da dünyayı bir kalabalıkta kaybettim.
Şiirin bahanesiydi her şey.
Aşk da sevgi de.
Ait olmadığım her şeyi kağıtlara ithaf ettim.
Yetişemediklerimi ise düşlerime verdim.
Kaçtığım yerden şiire uğradım.
Kelimelerde sahiplenildi yüreğim.
Sustum ve kayboldum.
Yazdım ve unuttum…
Osmanlı padişahlarının sanat dallarıyla ilgilendiğini biliriz. Fakat edebiyat dairesinde en
göze çarpan ve bu konuda ilerlemiş olanın da Kanuni Sultan Süleyman olduğunu söylemeden geçemeyiz. Hatta bazı düşünceler Osmanlı’nın bir cihan devleti olmasının altında padişahların her konuda kendini geliştirmiş olduğu düşüncesidir. Muhibbi şahsında konuşursak şiirlerin de neden etkilendiği, devlet yönetimine dair şiirler oluşturup oluşturmadığı gündemimiz olabilir.
Muhibbi denilince akla ilk gelen mısra aşikârdır. “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet
gibi olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.” Yoruma açık bir dize olduğu da
görülmektedir. Lakin çıkarılanlarda ortak olan, devletin halk için hayati önem taşıdığı ve
sağlığın dünyevi nesnelerden çok daha mühim olduğudur. Şiirlerinden ve yukarıdaki şiiri esas alarak diyebiliriz ki; Muhibbi devlet adamlığı vazifesini fazlasıyla ciddiye almış ve bunu da tahta en uzun kalan padişah olarak da kanıtlamıştır. Muhibbinin elbette şiirlerinin konusu
siyaset, devlet, halk değildir. Dillere destan güzelliğiyle her yere nam salan karısı Hürrem’e
kaleme aldığı düşünülen aşk muhtevalı şiirlerdir. Yani Kanuni tek tip şiir yazan bir şair değil,
hayatta dair her türlü duyguyu işlemiştir.
Kanuni’nin şiirlerinde dikkat çeken bir diğer unsur ustaca kullandığı Arapça ve Farsçadır.
Hatta bununla yetinmeyip biri Farsça olmak üzere dört tane de divanı vardır. Fakat o dönemki şairler onu Muhibbi olarak değil de Kanuni olarak tanımak istemişlerdir. Muhibbi o dönemde şairlik konusunda özelliklede gazel türünde etkilendiği kişi ise Sadi Şirazi’dir. Çelebioğlu’na göre “Kanuni padişah olmasaydı bile şair olarak edebiyat tarihimiz içinde yer alması gereken isimlerden biri olduğudur. Kanuni mısralarından birinde der ki “ Saltanat dedikleri ancak cihan kaygısıdır.”
İşin özü Avrupalıların deyişiyle “Muhteşem Süleyman” dünyevi şeylerden sıyrılmaya çalışıp, dünya içinde yeterli gayreti gösterip, şiirlerinde de bunu muhteva edinmiştir. Ancak biz onu devlet adamlığıyla çokça ansak da o, divan edebiyatına adını altın harflerle yazdırmış bir “Divan Şairidir.” Ancak onun dehası ve siyaset stratejileri de onu Kanuni yapan hususlardır. İki kimliğini de yok saymamak onu şair bir padişah olarak bütünleştirmek gerekir. Ancak muhibbi Arapça ve Farsçayı bilmesine rağmen halkın eserlere ilgisi için daha çok Osmanlıcayı kullanmıştır. Kanuni sanat toplum içindir anlayışını da kısmen benimsemiştir. Osmanlı padişahlarının bu denli sanatkâr olmasının altında küçük yaşta verilen ilmi eğitimlere borçlu oldukları da yadsınamaz bir gerçektir.
I
Yaklaşmışımdır belki de sona doğru
Bozuldukça kalbim bana yanaşan acizliğimdi
Sanki yokmuş gibi, derviş gibi hissettiğim zamanlar
Saatlerimin kıbleye dönük olduğu anlarmış
Yanıldı mı? Kim kırdı çanağı tam orta yerinden
Kim yanılan, kim düştü yine bu yaban ellere
Kim derdi ki bir gün bir bozkırın orta yerinde
Koca bir harmanın içinde, dağlara karşı
Tepelerin hizasında, boynu bükük gönlü darmadağın
Dert yanacağım, dert sayacağım, dert düşüreceğim
Yağmurun yabancı olduğu bu kuru topraklara
Dert göreceğim
Ama bu kuru toprakların beni öylesine sâfiyane kavrayışı
Göğsüme postunu atan keder
Aynı güç ve kudretiyle beni öylesine arayışı
Kime malum olurdu ki aynı dertten yakınacağız
Aynı kuraklıkla yanacağız
Aynı yalnızlıkla kavrulacağız
Yaprakların sesi olan o rüzgar
Bu yetim, bu aciz, bu öksüz yanım
Bu taş kesilmiş kulaklarım
Ne konuşuluyorsa duymuyor işte!
Dilime yapışan nasır
Dudaklarımda ki kuraklık
Dişlerimi geçirdiğim taş bu işte!
II
Aynada kendini ifşa edeni bende es geçtim
Çünkü biliyordum bu fenalık sadece bende değil
Bu acizlik, bu sahtelik
Bu kin ve nefret
İstemsizce aramıza yayılıyordu
Kim kimin katili? Kim kaçan? Kim kovalayan!
Ama bunca kargaşa içinde
Kefaretimiz için
Bize lazım olan sadece bir isimdi
Sade bir isim, kara bir isim
Kapımın önünde mahşer kalabalığı gibi bir curcuna
Gözler günah keçisine kesilmiş
Kirli eller torbaya girdi ve isim çekilecek
Katil ve fısıldayan
Cahil ve fâsık
Aciz ve cüretkar
İki parmak arasında açılan o kanlı kağıt
İdamı beklenen o isim; şeytan!
Kim bilebilirdi ki arkamıza düşen sahte gölgeyi
Değil mi? Dile lazım olan şey şeytan, şeytan ve şeytan
Yap ve yık
Yık ve körükle
Körükle ve gizle, işte şeytan
İşte sen, işte ayna artık gizleme
Artık kimliğini belli et ve af dile
Af dile, af dile, af dile!
Kana bulanan gözlerle bakılamasın sana tekrar
Olmaz desinler, bundan artık olmaz!
Öyle bir düş ki tövbenin tepesinden
Nehirlerin heyecanıyla
Toprağa karışman sonra saflaşman
Yalnızlaşan bir çocuğun yüzünde oluşan gülümsemeyle
Aklan, aklan ama saklanma
Saklanma çünkü arkanda
Arkanda çünkü yaşıyor ve savaşıyoruz
Savaşıyor ve düşüyoruz
Toprağa karışıyor ve gidiyoruz..
III
Bir bildiğim varsa idi
Yüksek tepelerin ardından gelenler hariç
Göz yumduğum kadar ağlanıyor olmamdı
Kimsesizliğin bağrına bırakıldığım an
Beni suçsuz yere öldüren akranlarım
Tabuta gizlice saklanan ruhum
Katlime tanıklık edenler eminim
Eminim ki karlı dağların ardında
Ellerinde birer sigara dillerin dua
Yalvara yakara yaşamak istiyoruz diyorlar
Yaşamak! Dillerin tadı ve tuzu olan
IV
Oysa ateşi görmekten korkuyorlar
Sahi ya beni yalanlayan yalanlamış zaten
Kırların susuzluğu bağrıma oturmuş
Gözlerin nehrine karışan tuz
Toprağın güzüne yetişti
Yüzlerinde halen o ekşime
Gözüme ilişen gök bilirim ki
Tan yerini ağırtan yüktür
Koşuşturmaktan kararan tabanlar
Evde gizlice içimden tuttuğum dilekler
Hepsi ama hepsi kefarete hazır
Alınacaklar listesinden sildirmek için adımı
Adları Paris, Londra, Starlin olanlar hariç
On adam kuvvetinde olmak lazım
On adamın göklerine ilişmeli
Ve o on adamla ölmeli
Yoksa sözüm ona başka ırmaklar paklamaz karartımı
Hem pazar yerine bırakılan çocuk
Hangi dava uğruna ölsün ki
Ne uğruna kasları gerilsin
Ayakları ne uğruna nasır bağlasın
Bizi kaçarken ki korkumuzla dünyaya bağlayan morfin
Damarlarımızda akan kanın uğultusu
Kulaklarda ki kirlilik
Yapılan pazarlığı su yüzüne çıkardı
Ağlamak bugün, gülmek bugün
Yarım kalanı tamamlamak bugün
Peki ya yarın bu sapkın bedenime iğneleyecek kimdi?
Bir acı ile bin ah
Kapımı tırmalayan bu kara fısıltı neydi!
Adıma işlenen bu günahlar
Bu kara foturlar, şapkalar, sarıklar
Ruhuma düğümlenen bu yaslı ağıtlar kimindi
Konuşulsun yüzüme, tükürülsün, ağlansın
Ağlayalım yakındığımız şeylere
Geride bıraktıklarımıza ağlayalım
Bağlarda ilkbaharın düğünü
Mezara oturan anam
Evde avuçları ateş dolu babam
Ve kardeşlerim güle dursunlar
Evet gizlemiyorum bağrıma düşeni
Göğsüme sesini iliştiren hayat
Zaman olası bir yok oluşun adı
Akıyor ve kuruyor
Bu sis bulutunda ölüyoruz duyan, gören sezen yok!
Bu iz yolunda görüyoruz, duyuyoruz, ölüyoruz umursayan yok!.
Bu yazımızda sizlere tek mekanda geçen filmler derledik. Geçmişten günümüzde bir çok izleyicinin dikkatini çekmeyi başaran ve yapımcısını da daha düşük bütçesi ile mutlu eden tek mekanlı filmler mekan algısını seyirciye çok daha iyi taşıdığından, drama bütünlüğü ve hikaye akıcılığını da seyirciye kolayca geçirerek gönüllerde daha kolay yer ediyor. En iyi tek mekan filmleri listesi 24Okur farkı ile sizlerle.
Tek Mekanda Geçen Filmler – En iyi Tek Bir Mekan Filmleri Listesi
The Man From Earth (Tek Mekanda Geçen Filmler)
Tek bir evde geçen film, ilgi çekici konusu ve diyaloglarıyla izleyiciyi içerisine kolaylıkla çekip hikayenin sonuna kadar sürüklüyor. Filmin konusu kısaca şöyle, 14 bin yıldır yaşadığını iddia eden bir adam bir grup akademisyen arkadaşını söylediğinin doğru olduğuna ikna etmeye çalışıyor ancak elinde söylediklerini destekleyecek hiçbir materyal yok.
2007 yapımı ABD filminin yönetmenliğini Richard Schenkman, senaristliğini Jerome Bixby yaparken başrolde ise David Lee Smith var.
Ağustos Böcekleri Ve Karıncalar (En iyi Tek Bir Mekan Filmleri Listesi)
Yönetmenliğini ve senaristliğini Erhan Tuncer’in yaptığı, başrollerinde Gün Koper, Bennu Yıldırımlar, Erdem Akakçe ve usta oyuncu Yücel Erten’in bulunduğu 2016 yapımı festival filminde birbirileri ile iyi ilişkileri olmayan ve uzun zamandır görüşmeyen 3 kardeş, ölmek üzere olan babaları dolayısıyla yeniden bir araya gelirler. Kardeşlerin miras kavgasına tutuşmasıyla eski defterler birer birer açılır. Kardeşler arasındaki iletişim bozukluğunun ön planda tutulduğu film; ağır temposuna karşın, yaratılan gerçek atmosfer ve diyaloglar ile bu tarz filmleri sevenler için iyi bir seçenek olacaktır. Ayrıca film, her ne kadar monoton bir havada ilerlese de finali sizi oldukça vuracaktır. Tek Mekanda Geçen Filmler – En iyi Tek Bir Mekan Filmleri Listesi
The Hateful Eight (En iyi Tek Bir Mekan Filmleri Listesi)
İlk çeyreği fırtınalı ve karlı havada bir fayton yolculuğuyla geçen filmde; yolcuların biri bir cellat, biri onun yakaladığı kaçak, biri bir kelle avcısı ve diğeri de kasaba şerifi olduğunu iddia eden güneyli bir haydut. Bu dört tehlikeli kişi, fırtınadan korunmak için bir konaklama yerine sığınırlar ancak onları orada mekanın sahibi değil, kendileri gibi tehlikeli 4 kişi karşılar. 8 ürkütücü karakter, şiddetli fırtına nedeniyle beraber konaklamak zorundadırlar. Klasik bir Tarantino filminde aradığınız her şeyi bu filmde de bulacaksınız.
Karakterler arasında geçen ilginç diyaloglar, anlatılan ilgi çekici hikayeler ve kaçınılmaz olarak şiddet. 2015 yapımı filmin başlıca rollerinde Samuel L. Jackson, Kurt Russell, Jennifer Jason Leigh, Walton Goggins, Demián Bichir, Tim Roth, Michael Madsen ve Bruce Dern yer alıyor
Phone Booth (Tek Mekanda Geçen Filmler)
Başarılı bir reklamcı olan Stu Shepard, özel görüşmelerini yaptığı bir telefon kulübesinde bir gün her zamanki gibi görüşmesini yapıp gidecekken telefon çalmaya başlar. Shepar’dın telefonu açmasıyla gerilim dolu dakikalar onun için başlar. Dürbünlü silahıyla Shepard’ı hedef alan bir katil, eğer istediklerini yapmadan telefon kulübesinden ayrılırsa onu öldüreceğini söyler. Zaman ilerlemesine rağmen kulübeden bir türlü ayrılmayan Shepard, dikkatleri üzerine çeker. Onu kulübeden çıkarmak isteyen bir adam da keskin nişancı tarafından vurulup öldürülünce olaylar iyice kızışır. Bir taraftan polisler olayın sorumlusu olarak gördükleri Shepard’ı tutuklamak isterken diğer taraftan keskin nişancı, Shepard’ın kulübeden ayrılmasına ve polislere olayın aslını anlatmasına izin vermez. Tek Mekanda Geçen Filmler – En iyi Tek Bir Mekan Filmleri Listesi
Gerilimin her dakika arttığı ve temponun hiç düşmediği 81 dakikalık bu film, tek bir mekanda geçen filmler arasında sürükleyicilik olarak kesinlikle başka bir noktada.
Senaryosunu Larry Cohen’in yazdığı 2002 yapımı filmin yönetmen koltuğunda Joel Schumacher otururken başrolde Stu Shepard karakteriyle Colin Farrell yer alıyor.
Breakfast Club (En iyi Tek Bir Mekan Filmleri Listesi)
Farklı suçlar nedeniyle cumartesi gününü okulda geçirme cezası alan 5 öğrenci, kapalı bir ortamda gün boyunca beraber vakit geçireceklerdir. Aynı okulda olmalarına rağmen farklı sosyal çevrelere sahip ve birbirilerinden tamamen uzak bu farklı 5 karakter, bu zorunluluk hali ile ilk kez kendi içlerinde iletişim kurar ve birbirlerinin dünyalarını öğrenmeye başlarlar. Hem birbirilerine karşı olan ön yargılarının konuşulduğu hem karakterlerin kendilerine bile söyleyemediği hislerinin açığa çıkarıldığı diyaloglar, sert bir yüzleşme tadındadır.
Tek Mekanda Geçen Filmler – En iyi Tek Bir Mekan Filmleri Listesi
Gençlik/dram türünde kategorilendirebileceğimiz 1985 yapımı filmin hem senaristliğini hem de yönetmenliğini John Hughes yaparken başrollerde ise Emilio Estevez, Anthony Michael Hall, Judd Nellson, Molly Ringwald ve Ally Sheedy yer alıyor.
Ev – (Tek Mekanda Geçen Filmler)
Televizyon şovlarındaki yapaylığa önemli eleştiriler getiren filmde “Biri Bizi Gözetliyor” tarzı bir yarışma programında yarışmacılar evde rutin şekilde vakitlerini geçirirken eve silahlı birisi girer ve tüm yarışmacıları rehin alır. Saldırgan, yarışmacılara kendi kurallarıyla kendi oyunlarını oynatmaya başlar ve içeride olanlar tüm ülkede canlı olarak yayınlanmaya devam ederken gerilim de her geçen dakika artmaya devam eder. Tek Mekanda Geçen Filmler – En iyi Tek Bir Mekan Filmleri Listesi
Caner Özyurtlu’nun yazıp yönettiği 2009 yapımı filmin başrolünde silahlı saldırgan rolüyle Deniz Celiloğlu var.
Tek Mekanda Geçen Filmler Benzeri 24Okur Makalelerine Göz Atın!
Dear Prerna, sana hangi lisan ile sarılayım? Ecnebi lugatlerin seni incitmesinden korkarım. Korkarım gözlerindeki ışıltının göçüp gitmesinden. Seninle ben Prerna, farklı lisanlardaki aynı sese talibiz. Gözlerimizde ki rengi kuşanmak isteyenler için baharın habercisi olacağız.
Sen Prerna, genç kızlığımın sancağı semada seyredaldığim hayallerimin minberisin. Parlayan bir ışığı kapatmaya hangi setrin yeter ki? Sendeki Prerna, bu hayatı yaşanabilir kılan. Âlemde varolan durağanlık veyahutta süreğenlik. Biricik mahsus ve münhasır kılınan insan vasfına yakışı kalır mı? İnsan , kelâm olmadan doğduğunu mu sanır? Ne yazık! Çünkü âlemden gayrı tek kişilik tahtında yaşar insanoğlu. Issız ve yalnız bu tahttın ihtişamı, o derin boşluğu kapatmaya yetmezdi. Sendeki bu temsil, tüm dünyayı memleket kılan tezahürlerdendir. Yani Prerna, bu ikindi manzarası güzellemesi şüphesiz hayal cepheme nazırdı. Benimdi, bana özeldi. Âdeta kelamımın ziynetiydi. Benim arzuma tâbîydi. Onu memleket bildim, hattından nazar etmedim. Kıymet bilmek, kimlik bilmekten öteydi. Çünkü kıymet, nimetti. Ardı arkası kesilmeyen şükrünü sığdırmaya yer ararım. Yeşilin hoyratlığını kesmek, mecnunluktur. Peki ya bozkıra teslim olmaya ne demeli? Hangi şehirde olduğunu bilmek seni o topraklara yâr etmeye yetmez.Gönlün mutmain kılındığı her belde de gurbetsin artık.
Aman ha Prerna! Doğumu bu fidandan mahrum kılıpta yazık etmeyelim ömre. Sonra başlar her tebessüme bel bağlayışlar. Her taşı kader sanmalar. Her nefeste onu aramalar. Her çığlıktan ürkmeler. Ak, karadır. Belkide kara, ak. Yansıması bu hayatın yanıltır beni. Engebesiz vücudun titreşimleri varır kapıma. Sesi kısılmış satırların şairi hatrına Prerna! Seninle ben, farklı lisanlardaki aynı sese tâlip kalmaliyiz.
Yabancı kelimelerin anlamları;
Lisan= dil , sert=örtü, münhasır=özel kılınan, tezahür=görünen, nazır=bakan
Divan Edebiyatı Ve Hiciv
Hicvin kökü Arapçada “yermek” anlamına gelmektedir. Bu türü yazanlara da “heccav” denir. Hiciv bir olayı bir nesneyi yahut bir kişiyi yermek için yapılan sanat türüne denir. Hiciv’e İslam dünyasında pek sıcak bakılmaz. Sebebi de tahmin edildiği üzere hoşgörüden uzak ve İslam’ın kusurunu kapat ki hakta senin kusurunu kapatsın anlayışına ters düşmesidir. Ancak İran edebiyatında sıra dışı bir sebepten dolayı kullanılmıştır. O da şudur, halk savaşmadan önce savaşacağı kabileyi kötüleyici ve yerici bir şekilde tanımlamasıdır. Türk toplumunda hiciv örnekleri 14. yüzyılda görülmüştür. Fakat bunlarda özgünlükten uzak İran edebiyatını taklit niteliğindedir. Ancak ilerleyen zamanlarda özgün eserler ortaya çıkmıştır. Hicivleriyle tanınan şairlerimiz; Şeyhi, Nefi, Zati, Namık Kemal, Ziya Paşa’dır. Hicvin ne olduğunun anlaşılması için bir emsali,
Bize kâfir demiş müfti efendi Dutalım ben ana diyem Müselman Varıldıkta yarın divan-ı Hakk’a İkimiz de çıkarız anda yalan.
Yukarıda verilen Nefî’nin bir beyitidir. İncelemek gerekirse müftiye sinirlenmiş ve sert bir şekilde eleştirmiştir. Ancak örnekten de anlayacağımız üzere dini imgeler hicivde de yer alır. Nefi’nin hicivleri çoktur. “Siham-ı Kaza” eseri bu konuda en çok bilinendir.
Hiciv konusunu bazı kesimler hoş görmesede Hiciv eleştirmek hatta bazen halkı bilinçlendirmek için yapılmaktaydı. Hatta Fatih Sultan Mehmet, Vakıf Üniversitesi’nden Türkan Alvan 27 Nisan 2016 da yaptığı bir konuşma da hiciv için “Hiciv halka hizmet için yapılır, kral çıplak diyebilmektir.” şeklinde tanımlamıştır. Bu türün iyi yanlarından biridir. Alvan’ın tanımından yola çıkacağımız üzere “sanat toplum içindir” anlayışı bu türe daha uygundur. Hicvin mizah yönünden bahsetmemek olamaz. Mizahında toplumda niçin kullanıldı bilinmektedir, eğlenirken düşünmek ve hakikati görebilmek. Hiciv ve Latife‘nin kullanıldığı zaman bunları amaç edindiği yadsınamaz bir gerçektir.
Gönle Düşmek İçin Latife
Latife insanların gönlünü sevindirmek, gönle girmek için yapılan güzel iltifatlardır. Arapçada latif kökünden gelir, latif de iyi hoş olan anlamında kullanılır. Günümüzde hala böyle kullananlara da rastlamak mümkündür. Türün içeriğin de ise mizah vardır. Bizde ise ilk örnekleri, İslam Ansiklopedisinden aldığım bilgiye göre; “Türk edebiyatında ilk yazılı örneklerine Dîvânü lugāti’t-Türk, Kutadgu Bilig ve Dede Korkut hikâyeleri gibi İslâmî edebiyatın ilk dönem eserlerinde rastlanan latifenin Osmanlı devri edebiyatı içinde edebî bir terim halini alarak kullanılması”
Latifelerin toplandığı eserlere de letaifname denir. En bilineni de tahminimce, Ahmet Mithat Efendi’nin Leatifi –i Rivayyat adlı eseridir. Ancak yukarıdaki alıntıdan anlaşacağı üzere Dede Korkut hikâyelerinde de vardır. Günümüzdeki karşılığına ise fıkra türü diye cevap vermek yanlış olmaz, kanımca. Latife söylenilen dönem dil yapısını ve mizah anlayışını bize rahatlıkla aktarır dolayısıyla bu metinlerden araştırma yaparak birçok unutulmuş kelimeyi gün yüzüne çıkartırız. Dilimize yapılan bu katkı belki daha güzel latife eserleri ortaya koymamızı sağlayabilir. Latifenin İslam dünyasında ve Türk dünyasında yeri büyüktür. Çünkü İslam’ın amacı güzel sözle birlikte gönle girmektir. Bu tür bize daha yakın ve doğrudur. Ancak hicvinde halka katkısı büyüktür. Dil uzmanları özellikle bu unutulmaya yüz tutmuş metinleri bir cevher niteliğinde saymalı ve tarihin tozlu raflarından çıkarmalıdır.
Ecodation Yıldız Teknik Üniversitesi’nin Teknopark alanında kurulmuş BT danışmanlığı ve özellikle teknoloji alanında eğitimler sağlayan bir plaftform. BT danışmanlığı başlığı altında Mobil Teknolojiler, Fintech ve Eğitim Teknolojileri üstüne Ar-Ge faaliyetleri yürüten Ecodation ayrıca anahtar teslim teknoloji projeleri de yapıyor. Proje yönetim, analiz, dizayn, geliştirme, test ve son olarak teslimatını gerçekleştiriyor.
Fakat sizlerle bugün özellikle eğitim başlığı altındaki Ecodation’ı tanıştırmak istiyorum. Ecodation aslında öğrencilere, öğrenmeye meraklılara, kendini geliştirmek isteyen herkese açık bir eğitim platformu. Sadece bir üniversite diploması almanın iş dünyasında yer edinmekte pek de yeterli olmadığı günümüz dünyasında kariyer basamaklarını dolu dolu tırmanmak ya da hayaliniz olan bir hobiyi gerçekleştirmenin ilk adımını atmak için Ecodation harika bir fırsat.
Ecodation sayesinde yapay zekadan iş analistliğine, siber güvenlik eğitimden dijital pazarlamaya kadar birçok alanda kendinizi geliştirebiliyorsunuz. 40-100 saat aralığındaki eğitimlerde sektörün önde gelen isimlerinden uzman oldukları konuları dinlemek bir tıkla sizin elinizde. Aynı zamanda proje bazlı eğitimleri özenle tamamladığınız takdirde takım çalışması, iş bitiricilik gibi kavramları yaşayarak öğrenmekle kalmayıp bir de staj yapma hakkı kazanıyorsunuz. Kazanacağınız bu staj hakkı ile diğer eğitim platformlarından farklı olarak ilgilendiğiniz alanda tecrübe kazanma şansına sahip olmak sektörde bir ilk.
Özellikle üniversite 1,2. sınıf öğrencileriyseniz ve sürekli staj kriterleri arasında “3 ve 4. sınıf öğrenciler” radarına takılıyorsanız bu fırsat tam size göre. Sadece onlar değil; üniversite mezunları, lise mezunları fark etmeksizin bu eğitimlere siz de katılın, kariyer basamaklarını tırmanırken daha sağlam adımlar atın!
İşte Ecodation eğitimlerinden bazıları:
Robotik Kodlama Eğitimi
İş Zekası Power BI Eğitimi
Siber Güvenlik Eğitimi
Dijital Pazarlama Eğitimi
C# Kodlama Eğitimi
Veri Madenciliği & SQL
Yapay Zeka Eğitimi
Android Kodlama Eğitimi
SAP ABAP Eğitimi
İş Analistliği Eğitimi
Python Kodlama Eğitimi
SAP Lojistik Eğitimi
Java Kodlama Eğitimi
Bilgi almak için şu linkteki forma tıklamanız yeterli:
Tüm olmazları yaşadıktan sonra hâlâ bir şeylerin olmasını bekleyenler için..
Bir gün..
Her şeyi yeniden ve bu kez çok daha kıymetini bile bile, sahip çıkarak yaşayacaksın. Bir gün, sevdiğin birinin hiçbir anını ıskalamayacaksın. Günaydın demek zor olmayacak bu kadar. Üstelik o zaman gün gerçekten aydınlık olacak. Gece olunca sızlamayacak yaraların, güzel hayaller uğurlayacak seni uykuya..
Gözlerinin içi yeniden ışıl ışıl olacak. Gitmesi gerekeni kalsın diye yaka paça tutmaya çalışmayacaksın. Bitmiş bir şeyi sürdürmeyi bırakacaksın. Aynı yolları arşınlayacak olsan da asla aynı kişi olmayacaksın. Umudun, anlayışın ve sevginin dünyadaki servetimiz olduğunu keşfedeceksin.
Yeniden başlamak mümkün. Bir kere susmanın kapı araladığı tüm susuşların acısını, uzun uzun konuşmalar ile çıkaracaksın. Hiç kimseye ve hiçbir şeye yetişmeye çalışmadan sakinliğin güzelliğini yaşayacaksın. Senin yolunu kendi yolu sayan biri olunca tüm yokuşları tek nefeste çıkmak mümkün olacak senin için..
Başlangıçlar her zaman belirsizliklerle doludur. Tünelin sonu görünmez, detaylar siliktir. Ama göze alan ilerler. Geç kalmışlığı telafi edecek bir şey yok yeryüzünde. Durup beklersen, uzaktan izlemeye devam edersen geç kalacaksın. Ve geç kalandan mutlaka bir şeyler eksilir. Göze almayı öğrenecek, teslimiyeti iliklerine kadar hissedeceksin.
Yaşamak yarışmak değil. Kazanmak ya da kaybetmek mesele olmayacak senin için asla. İstikametine sadık kalmak tek gayen olacak. Pusulalara ihtiyaç duymayacaksın mesela yürüdüğün yolda. Varacağın yer için taşıdığın büyük arzun harita olacak ayaklarına. Erkenden yorulup soluklanacak bir mesken arayanların aksine, yürüdükçe genişleyecek senin göğsün. Öyle ya, insan en uzununu yürümeden evine giden kestirme yolları bulamıyor.
Bir gün.. Fırtına dindiğinde, üç cemre düştüğünde, güneş bulutların arasından kendini gösterdiğinde dünya, çok daha güzel bir yer olacak.
…
Ormangülüm, annemin karnı huzurlu bir yermiş. Bunu dünyanın karmaşasıyla baş edemediğimde anladım.
Ben sevdanın şairiyim ancak
Yenildim bu meydanda
Alaca atlarım yollarını kaybetti
Uzak köylere koştular dörtnala
Kavuştuğum ölümle vedalaştım artık
İliştir beni zihninin yosunlu duvarlarına
Alevlendi el sürülmemiş sevdamız
Yenildim şu zalim orduya
Bin gece amansız ölümlerle tanıştım
Zırhımı söküp attım Yusuf'un kuyusuna
Göğsümün ortasında infilak etti kelimeler
Yeniden doğdum ilk kadehin dudak payında
Zulümlere layık ruhumu heybeme alıp
Prangalarımdan kopup gelmek isterdim
Sürgün çığlıklarımı duyurmak üzere sana
Beni yakışına yalınayak koşup gelmek
Hüznü ve kederi lügatımdan silmek
Sırtımı dayamak yenilgisiz topraklara
Kuş bakışıyla baktığım gecemden birkaç not getirdim sizlere;
Hasret çekmek vuslat zamanı belli olunca daha bir anlamlı geliyormuş.
Hayattaki her şeyin bir vakti varmış. Acele etmek gönlü yormaktan başka bir işe yaramıyormuş.
Vedalar birlikteliklere daha çok anlam katıyormuş.
Korkular ile ilgili hala net bir bilgiye sahip değilim. Ansızın gelen kasvet havasına ilişkin duygularım da pek farklı değil. Fakat ümit hiçbir zaman yok olmuyormuş.
Hayat her an yeni bir başlangıca gebe olabiliyormuş.
Uzun süredir tanınan bir yüz ansızın bilinmeyen bir surete dönüşürken, hiç tanınmayan bir yüz sanki yıllardır biliniyor gibi hissedilebiliyormuş.
Ertelemek içeride bir yerleri öldürüyormuş. Bekletmek heves kaçırıyormuş sadece. Bir hediyeyi, sevgiyi ansızın sahibine vermek gönle güneşler açtırıyormuş. Bir çift gözü insanın cenneti yapıyormuş.
Sevmeyi insanlar yerine kedilerden öğrenmek gerekiyormuş. Sebepsiz, şartsız, özgür bırakarak sevmeler ve sevilmelermiş en güzeli. Daha iyi, daha güzel olmak için çabalamak, gözlerindeki ufak bir ışıltıyı, mutluluğu görmek için heyecandan uykusuz kalmak sevginin doğasından geliyormuş.
Yavru kediler lazım bize, evimize, boynumuza, yolumuza, ömrümüze…
Omuzların neden düştü sevgili Lusin? Bir ağaç altında gülümserdin, şimdi neden koşturuyorsun tüm o yolları? Neler oluyor o küçük hayatında? Ve neden hâlâ gülümsüyorsun gökyüzüne doğru? Büyüyorsun, değil mi? Büyüyorsun işte. Bunu gördüm. Koştururken gökyüzüne bakmaktı hayat. Ayakların yorulunca bir nefesti gökyüzü, senin için. Sana ve bize… Bir sessizlikti o ellerinde avuçladığın, bir merhaba idi o mutluluğa ulaştığın. Öyle basit yaşıyorsun ki…
Sevgili Lusin, gözlerini kapat. Çünkü ben de tüm aklındaki odaları kapatacağım. Senin yaşaman için elimden gelen her şeyi yapacağım, yollarındaki taşları kaldıracağım. İncinmemesi için her bir kanadının, tüm insanları hayatından koparacağım. Solan yapraklar düşmeye mahkumdur çünkü. Onlar düşmek için var, sen ise açmak için. Şimdi anlıyor musun? Sevgili Lusin, kanatların o kadar ince ki, bir gökyüzü sarsa benliğini yine de kapatamaz yağmurun gelişini. Fakat şiddetini azaltabilir. Ben de senin gökyüzün olacağım. Yağmurlardan koruyacağım yaprağını. Tek bir damlası bile yakmayacak canını. Senin için yaşayacağım. Sende hayat bulacağım. Bu çemberde, sadece sen ve ben olacağız. Bir şairin ellerine kazıyacağım ismini, dillerde olmasa da kalplerde olacak. Bir yüreğe dokunacak o süslü cümlelerin, rüzgar gibi geçeceksin yüreklerinden. Sen de bunu biliyorsun. Yavaş yaşayacağız bu çemberi, sadece gökyüzü için. Bir maviye hasret olduğun için, keşke görebilseydi o gözler, bir şairin hayatı nasıl gördüğünü. Mavi gökyüzünün üstündeki hayal kırıntılarını bir görseydi insanlar, nasıl hissederlerdi? Belki de bir yalnızlığı avuçlardı hayalinde. Şair olmak biraz yalnız olmaktır çünkü. Ve o yalnızlıkla bütünleşmek, onu kelimelerle bağlamaktır. İşte sende bunu gördüm. Bir şairdi bunları yapan. Sadece kötü olanda hayat bulan. Bir yalnızlıktı sana hayat veren, kelimelere götüren. Ben de seni orada buldum işte, o kelime dağarcığında. Nefes almak için çabalarken geldim sana. Seni yaşatacağım dedim. Bileğine bir umudu bağladım, gülümsemen için. Birlikte koşalım diye.
Biliyorsun, senin bir göğe bakma durağın olduğunu. O durakta şairlerle buluştuğunu ve seni anlayan için olduğunu. İşte bunun için varsın, sevgili Lusin. Ve en önemlisi, iyi ki varsın.
Sende hayat bulan birçok yüreğe koş, bunu yapmadan ölmek istemediğini biliyorum sevgili Lusin. Korkma yollarındaki taşlardan, ben seni koruyor olacağım. Bir damla gözyaşın idi seni bu yola getiren, biliyorum. Bir yıldıza baktın ve dedin ki, “Gözyaşımın içinden bir yol çizeceğim kendime.” Başın dik ve gururluydun. Oysaki ben biliyordum sakladığın o hüzün kırıntılarını, yok etmek istedim hepsini. Vurmasın, dağıtmasın istedim o güzel benliğini. Hayat bundan ibaretti. Dağıtan, benliğini parçalayan parçalarla güzel bir resmi tamamlamaktı. Kim başarabilirdi ki bunu? İşte bir ruhun tamamlanma parçaları idi o acılar. Gelecek olan gelecek, gidenler gidecekti. Geriye kalan, aynaya baktığın o benlik, sana sarılacaktı. Biliyorsun, Lusin. Oynamak istemediğin bir oyunun parçası olmak zor.
Biliyorsun Lusin, görmek istediğin yıldızların gökyüzün var. Uzat o kurduğun güzel düşleri, yaşamak diye fısılda kağıdına. İşte yaşamak. Varsın ama yoksun. Biliyorsun, Lusin. Sen bir rüyasın. Bir taraftan gerçeksin de. Sen kimsin? Zamanın kancasına takılmış küçük bir ruhsun. Peşinde koşacaksın katilinin, sürükleneceksin bu hayatta. Saniyeler birbirleriyle savaşacak, kaçmak isteyeceksin. Sonra bir durağa geleceksin, kağıda fısıldamak, kağıtta yaşamak isteyeceksin. Benliğe doğru gittiğin yol olacak bu. İnan ki ben de bilmiyorum, kısa bir hayata kaçıncı yazışımız bu. Ve yine biliyorum ki, bitmeyecek bu kağıtlar. Senle birlikte zamanı anlamaya çalışacağız, gökyüzüne dalıp şiirler yazacaksın. Yolun sonunda ise bana koşacaksın, sen ve ben süslüyor olacağız o düşleri. Hayal dünyanda koşuyor olacaksın.
Sadece nefes al Lusin. Geliyor ve geçiyor. İşte bunun için varsın, ama yoksun da.
Geçmek için geliyor.
Nefes al Lusin, çünkü bir şair geçmek için geliyor.
KENDİNİ KEŞFETMEYE ZORLUKLARLA BAŞA ÇIKMAYA VAR MISIN?
Her zaman olduğu gibi yine sorular sorarak başlıyoruz kitabımızı anlatmaya. Sorulardan rahatsız olan yahut soru sormayı reddeden beyinler lütfen dinlenme odasına 🙂
GÜÇLÜ BİR YAŞAM İÇİN ÖNERİLER
Kitabımızı anlatmaya başlamadan önce hatırı sayılır bir değere sahiptir kendileri. Yokluğu henüz kapının eşiğinden içeri girmemişken bu hatırlatma dokunduğu onca hayata bir teşekkür olsun isteriz. Okurken çokça tebessüm, duygu yoğunluğu ve yağmur niyetine farkındalıklar ile karşılaşacağınızı temin ederiz.
Kiminin Doğan ağabeyi, kiminin hocası ve bir çoğunun başucu kitabı. Doğan CÜCELOĞLU…
Doğan Cüceloğlu Kimdir?
Mehmet Doğan CÜCELOĞLU 9 Şubat 1938 Silifke/MERSİN de dünyaya gelmiş. 16 Şubat 2021 Beşiktaş/İSTANBUL da aramızdan ayrılmıştır. Türk psikolog ve akademisyendir. Birçok kişisel gelişim kitabı yazmış, aynı zamanda televizyon programı ile tanınmıştır. 1980/1996 yılları arası ABD’nin Kaliforniya (FULLERTON) Eyalet Üniversitesinde görev yapmıştır. Kırktan fazla bilimsel makale yayınlamış ve 1990’dan itibaren Türk insanının, duygu, düşünce ve davranışlarını bilimsel psikoloji kavramları ile inceleyen Türkçe kitaplar yayımlamıştır. Bu süreçte 3 çocuğunun annesi olan Emily ile evlenmiştir. 11 yıl süren evliliğini sonlandırdıktan sonra, ikinci evliliğini Türkiye’de Yıldız HACIEVLİYAGİL (CÜCELOĞLU) ile yapmıştır.
Sevgi Ölümü Yok Eder…
Türkiye’ye döndükten sonra üniversite öğrencilerine, eğitimcilere, ebeveynlere ve iş adamlarına yönelik seminerler, konferanslar ve atölye çalışmaları yapmıştır. Birden fazla kitap yazmıştır. Tüm kitaplarını şiddetle tavsiye etsek de kaleme alacağımız bu kitap diğerlerinden apayrı bir yere sahip fikrimizce. Çünkü bu kitap Doğan Ağabeyimiz ile son sohbetimiz. Deniz BAYRAMOĞLU’ nun arkasına sandalyemizi çektik ve Doğan CÜCELOĞLU’nun GÜÇLÜ BİR YAŞAM İÇİN ÖNERİLER’ini dinlemeye hazırız. Bu söyleşinin her satırı altı çizilesi konuşmalar. Okuyanlar şimdi, okuyacaklar sonra hak verecektir.
Yaşamın hangi döneminde olursak olalım tesadüflere yer yok diyebiliyoruz bazen. Kimse öylesine girmez hayatımıza ya da hiçbir veda hafıza kaybı yaşatmaz insana. Mutlak hayatımızın bir noktasında karşımıza çıkacak olan tecrübeler bunların yazılısı galiba. Bu yüzden öğretmenlere verilen değerin tekrar altı çizilmeli. İlk öğretmen olan ebeveynlere Doğan CÜCELOĞLU şu cümleyi armağan ediyor.
”MÜKEMMEL DEĞİL, İYİ İNSAN YETİŞTİRMEYİ HEDEFLEYİN!’’
Tüm büyük ayak izlerinin ve sahiplerinin de gösterdiği gibi, eğitime ailelerden başlanması gerektiğinin ve geleceğe olan yatırımı çocuklara yapmanın önemini her konuşmasında vurgulayan Doğan CÜCELOĞLU, yaşadığı zorlu ve inişli çıkışlı dönemleri, en önemlisi çocukluğundan kalan izleri paylaşıyor bizlerle. Hayatını anlamlı kılan ve onca insana öğretmenlik yapan CÜCELOĞLU, her dönemi başarıyla atlatmış ve topladığı ders notlarını ne mutlu ki bizlere de aktarmaya çalışmış. Kendisinin de dediği gibi ona acı kazanımlar getiren yaşamı, umarız ki bize öngörü ve farkındalık kazandırır. Bu kitapta nelere değinildi? Birey olmak, ekip olmak, sorumluluk almak ve yaşamın anlamını inşa etmek.
Hayatımızda büründüğümüz karakterler bizi hangi yaşanmışlığa götürüyor. Neden kötüyüz bazen, neden tepkisiz çoğu zaman. Ya da neden bu kadar bencil ve umarsızız varoluş nedenimizi hiç hatırlamadan. Ne için yaşar insan? Neden ebeveyn olmak ister? Her yaşam sütliman mıdır gerçekten? Aile olmak en önemlisi insan olmak neyi gerektirir? Bu sorulara cevaplar ararken CÜCELOĞLU geçiyor karşımıza ve her bireyin yokluğunu hissettiği sohbet eksikliğini fazlasıyla gideriyor bu söyleşide. Yine CÜCELOĞLU’nun dediği gibi
”İNSAN DOĞDUK, OLABİLECEĞİMİZ EN İYİ İNSAN OLMAYI İSTEMEK VE BU YOLDA EMEK VERMEK GEREK.’’
Bizim sormak isteyip de soramadığımız tüm soruları sevgili Deniz BAYRAMOĞLU en güzel şekilde sormuş ve bu muazzam söyleşiyi bizlere sunmuş. Başta Deniz BAYRAMOĞLU olmak üzere, kitapta emeği geçen herkese, Doğan CÜCELOĞLU ağzından okurları olarak bir teşekkürü de biz borç bildik. Yine CÜCELOĞLU ağzından, torunları Sibel ve Ayla’ya sevgiler. Bizi bu sevgi dolu cümle karşılıyor ilk sayfalarda.
Bu kitapta hangi soruya değinirsek, diğeri eksik kalacak. Daha fazla okurlarını meraklandırmadan genel bakışımızı sunup, iyi okumalar dileyeceğiz…
Bölüm 1: HAYATIN ANLAMI NEDİR?
Bölüm 2: İNSAN KENDİNİ NASIL GELİŞTİRİR?
Bölüm 3: UMUTSUZLUĞU NASIL AŞARIZ?
Bölüm 4: İÇİMİZDEKİ ‘’ÖZ’’Ü NASIL BULURUZ?
Bölüm 5: ÇEVREMİZ BİZİ NASIL ETKİLER?
Bölüm 6: KİME AKIL DANIŞILIR?
Bölüm 7: YAŞAM NELERİ ÖDÜLLENDDİRİR?
Bölüm 8: NASIL EŞ SEÇİLİR?
Bölüm 9: ZİHNİMİZ NASIL İŞLER?
Bölüm 10: NASIL MESLEK SEÇİLİR?
Bölüm 11: NASIL BİZ OLURUZ ?
Bölüm 12: TOPLUM NASIL DÖNÜŞÜR ?
Bölüm 13: NASIL OKUMALI, GEZMELİ VE NE DİNLEMELİYİZ ?
Bölüm 14: NELERİ OKUMALI, DİNLEMELİ VE SEYRETMELİYİZ ?
Bölüm başlıkları, aradığımız neredeyse tüm soruların cevabını devamında saklıyor. Deniz BAYRAMOĞLU’nun da dediği gibi, ”EMİN OLUN, BİRKAÇ SAYFA SONRA ÖMÜRLÜK BİR MACERA SİZİ BEKLİYOR. ”
Her sayfasında derin nefes aldıran, gerçekte ölümün aslında ne kadar yakın görünen ve bir o kadar uzak bilinen yıldızlara benzediğini kanıtlayan… Yaşamın ve insan olmanın değerini her satırda hatırlatan bir ders kitabını okuduk. İyi ki geçtin bu dünyadan dediğimiz bir değeri daha saygı ve özlemle anıyoruz. Sonsuz teşekkürlerimizi bu son satırlar ile sunuyoruz.