25.2 C
İstanbul
Cumartesi, Temmuz 4, 2026

Kova’da Dolunay

Sevgili astrolojisever arkadaşlar,

3 Ağustos 2020, saat 18.58’de 11 derece Kova Burcu’nda Ay Dolacak. Etkisi min. 14 gün sürecek bu dolunayda “Asla kararımdan dönmem!” diyeceğiz.
Çünkü yaz boyunca gökyüzü etkileri hepimizi bir karara taşımak için uğraştırdı. Bu kararları gerçekleştirmek için de daha da devam ediyor. 3 Ağustos ile birlikte etkiler daha fazla ortaya çıkacak.

Bu dolunayın bizlere anlattığı “Kararlar”. Asla kararımdan dönmem diyeceğiz. Ailemiz kararlarımıza karşı çıkacak değer verdiğimiz insanlar bizi fikirlerimizden döndürmek için uğraşacak fakat ne kadar kararlı olursak o kadar başarılı olacağız. Bildiğiniz gibi dolunaylar tamamlanma enerjilidir. Olacak olan olur.

Şimdi artık yumurta kapıya geldi. Artık bundan sonra kararımızı vereceğiz. Peki kararımızdan cayarsak ne olur? Tekrar aynı dert ve sıkıntıların olma riskini yaşayabilmek cesaretini göstermek zorunda kalırız. Yani bu bir cesaret bu bir risk. Bu riske bu cesarete girmeye değer mi? Bunu bir sorgulamak gerekiyor arkadaşlar.

Şimdi biraz kovadan bahsetmek gerekirse, özgürlüğü yansıtıyor bizlere. Farklı düşüncelerin birleştiği doğayı da görüyoruz kovanın içerisinde ama sabit bir düşünce vardır çokta özgür diyemeyiz kova burcuna. Çünkü hava elementinin son üyesidir. Bu element ailesinin ilk üyesi İkizler, bize hem Kuzey Ay Düğüm hem de Venüs’ün burada olması dolunayda bu etkilerin de iyicil açılarla ortaya çıkabildiğini gösteriyor. Kuzey Düğüm Tepesinde ise sağ omzunda bulunan Bertelgeuse yıldızı bizi selamlıyor.

• Ani yer değişiklikleri, sürprizler, ani olan her şeyin konusu olduğu 14 günlük bir döneme giriyoruz!
• Ruhsal sıçramalar, yaratıcılık, kendini ön plana çıkarma isteği ve bireysellik temaları ön plana çıkacak. Farklı, sıradışı düşüneceğiz!
• Bağımsızlığımız en önemli ihtiyacımız olacak!
• Dolunaylar kontrol edilemeyen beklenmedik olayları gündeme getirirken Uranüs alışkanlıklarımızdan kopuş ve cesaret edemediğini değiştirmeye olanak sağlayabilir!
• Algılarımız, sezgilerimiz çok güçlü olacağından değişim yaşayacak gerekli içsel gücü çok rahat bulabileceğimiz bir zamana gireceğiz!
• Uranüs bireysel sıkıntılar yaratabileceği gibi toprak ve doğa koşullarında da sarsıntı olabilir!
• Evinizde, çalışma ve yaşam alanınızdaki elektrik çarpmalarına, elektrik sistemlerindeki arızalanmalara, sigorta güvenliğine karşı dikkat etmek gerekiyor!
• Bu dolunay ayrıca psikosomatik rahatsızlıkları, sinirsel gerginlikleri tetikleyebilir. Tansiyon, vertigo, kalp ve uyku sorunlarını ortaya çıkarabilir!

En çok etkilenecek burçlar: Aslan, Kova, Boğa ve Akrep burçları sabit burçlar oldukları için çok fazla etkilenecekler.

Olumlu yönde etkilenecek burçlar: İkizler, Yay, Koç ve Terazi burçları. Fırsatları kovalayın.

Yengeç, Oğlak, Balık ve Başak burçları ise direk etki almayacak ama etki alan kişiler vesilesiyle etkilenecekler. Yani burada hepimizin etkileneceği bir dolunaydan bahsediyoruz.

Kararlarımızı uygularken bedel ödemeden gelen bereketle karşılaşacağımıza işaret eden “Bu bereket gemilerimizi batırabilir de ama dünyanın bir numaralı gemisi haline de getirebilir!” Yorumuyla anlatıyor astrologlar bu enerjiyi. Gökyüzü etkiyi başlatıyor ve uygulaması yine bize düşüyor.

Anlık kararlar almayın,
Geçmiş konulardan arının,
Söyleyen değil dinleyen olun,
Öfke, kaygı, korku dolu insanlardan ve ortamlardan uzaklaşın,
Kararlarınızda cesur ve emin olun.

Kova dolunayı artan öz farkındalık ile senelerdir yenemediğiniz korku ve kaygılarınızı şifalandırıp duygularınızı en saf hali ile hayatınızı iyi ve güzel olanla taçlandırmayı başarabilirsiniz.

Gökyüzünüz ve yolunuz ışık olsun…

Çizgi Filmler Bize Ne Söylüyor?

Çocukluk deyince akla bir çok şey geliyor.
Onlardan biri de kuşkusuz çizgi filmler.
Sabah uyanır uyanmaz çizgi film izlemeler, sevdiğimiz çizgi film çıkınca ekrana kilitlenmeler, birçok kez kumanda kavgası yaptığımı hatırlarım.

Peki ama hiç düşündük mü? Çizgi filmler bize ne söylüyor: Bazı çizgi filmler var ki çocuk yaşta hiç de uygun değil kimi zaman ahlaki ve cinsel açıdan zararlı, kimi zaman tam bir siyasi propaganda, kimi zaman da şeytani fikirler dolu. Bazı çizgi filmlerde 25.kare (subliminal mesaj) tekniği kullanılmakta. Bu konuya çok fazla girmeyeceğim. Daha ziyade niyetini açıkça belli eden bir kaçı hakkında konuşmak istiyorum.

Ispanağı bize sevdirmeye çalıştın, teşekkürler Temel Reis. Ama Safinaz karakterinin bir Kabasakal’a bir sana gelmesi güç kimdeyse ona yani.
Bir nesli kadınlar güçlü erkek sever diye zehirledin.
Daha sonra kadını ortalık malzemesi olarak gösterdin ve daha bir çok şey. Neyse daha fazla şey söylemek istemiyorum.

Rönesans tablosu gibi çizgi film:
Ninja Kaplumbağalar. Favori yiyecekleri pizza olan bu arkadaşların amacı pizza reklamı yapıp popülerleştirmeye çalışmak yani tamamen ticari amaç gütmek olabilir mi? Bilmem.

Eğer uslu bir çocuk olursak bir gün onları mutlaka görürüz.
Şirinler: küçük mavi tatlı şeyler’de politik göndermeler içermekteydi tıpkı Scooby Doo ve Çakmaktaş gibi

Aslında daha bir çok çizgi film sayarız Tom ve Jerry gibi Bugs Bunny gibi ama. Şimdilik bu kadar yeter belki de.

Sayılı Günler: 4

262. gün: Dokunmadan

Bugün okuduğum kitaptan bahsetmek istiyorum. Kitap biteli çok oldu üzerine iki kitap okudum. Aslında Sevim teyzeyle konuşup öyle bir şeyler yazacaktım ama hasta biliyorsun. Gerçi bu kitabı okuyup okumadığını bile bilmiyorum. 

Şöyle kitabın arkasında yazan şu: Adalet, yirmi dokuz yaşında genç bir kadın. Ne mutlu ne mutsuz, öylesine yaşayıp gitmektedir. Tâ ki doktoru, ölümcül bir hastalığa yakalandığını söyleyene dek… Hayatını didik didik ederek ilk günahını, masumiyetini kaybettiği ilk gerçek suçunu bulmaya çabalar.

Özetle kitabın konusu da bu şekilde ama kesinlikle çok daha fazlası. Hiçbir şey ne kitabın başındaki ne de arka kapak yazısındaki gibi. 

Kitapta çokça kendimi bulduğum cümleler ve tepkiler oldu. Bu yüzden yazmak istedim. Ve altını çizdiğim cümlelerin bazılarını buraya yazmak istedim. İlk olarak beni şaşırtan bir kısım var. Birkaç ay önce sen daha iyi bilirsin tabii bu cümleleri kendi sözcüklerimle yazmaya çalışmıştım. 

“Anlatmakta en az işe yarayan vasıta, kelimeler. İçleri mi boşaldı, hor mu kullandım, yoksa yaşlandım mı, emin değilim. Bildiğim şu ki, artık kelimelere güvenecek, kendimi onlara emanet edecek safdil zamanları geçtim. Susmanın bir ifade biçimi olduğunu savunmuyorum. Ben sadece anlatmayı denemekten vazgeçtim.”

Eskiden sürekli böyle hissederdim. Asla kendimi anlatamıyorum derdim. 

Şöyle yazmışım hatta: Kelimelere güven olmaz. Evet ben seçiyorum onları ama güven olmaz işte.Ya anlatamazsam hissettiklerimi ya yanlış kelimelere tutunmaya çalışırsam…

Bu kadar karamsar olmama gerek yokmuş aslında bunu anlamam için bi sekiz ayın geçmesi gerekiyormuş demek ki. Aralıkta yazmışım şimdi temmuz bitiyor. Bunu çok yapıyorum. Kendimi yetersiz hissetme sorunu yaşıyorum zaman zaman.

“Çünkü bazı sızılar bir defa başladı mı artık geçmiyor.”

Kitapta yaklaşık 15-20 cümle var altını çizdiğim çoğunlukla hissettiğim ve haklı bulduğum cümleleri çizdim. Aslında hepsi hakkında söylemek istediklerim var ama birkaçını daha yazıp gideceğim.

“Konuşmanın alışmak, alışmanın da sevmek gibi yan etkileri oluyor. Ama siz insanlar da ne kolay alışıyorsunuz be. Yabancılara bile. Hatta hep yabancılara. Sonra da aslında hiç gelmemiş birilerinin gidişine üzülerek geçiyor hayatınız.”

“Ama biz insanlar, birbirimize sandığımızdan fazla benziyorduk galiba. Genellikle görünmeye çalıştığımızdan daha mutsuz oluyor, çabucak bozulan birer küçük makine gibi ha bire hata veriyor, azıcık toparlandıktan sonra da savruluşlarımızın adına insanlık hali diyorduk.”

“Hikayeler böyledir, bazen sadece bir kişi dinlesin diye anlatılır. Bir kişi çünkü dünya demektir. Dünya da hikaye…”

263. gün: Eldekilerin ağırlığı

Bazen ne istiyorum biliyor musun? Tüm hislerimi, düşüncelerimi birine 1 dakika tutabilir misin diye verip koşa koşa uzaklaşmak. Baya hafiflerim herhalde. Yerçekimine karşı bile koyabilirim o hafiflikle. Ama olmuyor işte. Kim bilir sen neler yapmak istersin sevgili defterim, belki de tertemiz kalmasını isterdin sayfalarının ya da birbirinden güzel resimler çizilsin… Renk renk boyanmak ister miydin? Ben istemezdim, çok karışık ve çeşitli şeyleri çok sevemiyorum yani bir süredir. Bazı günler iki lafı bir araya bile getiremiyorum bugün o günlerden gidip yapmam gerekenleri halletsem iyi olacak.

Boş Kovan

Anlar yaşadım anılardan ibaret.
Tek gözlü koca devler,
Buyur ettiler sofralarına beni.
Ben miydim bulutları evim yapan?
Rüyalar mıydı rüzgara uçurtma salan?
Uyan uyan gidiyor yolcu, gidiyor zaman!
Anlar yaşadım içleri boş kovan.
Duyan duymayan sanmasın ki
Bir son var O’nsuz olan…

Bir Son Yazıyorum Bize

Birden bire döndü ve sonumuz ne olacak sence diye sordu. Kadın bu beklenmedik soru karşısında afalladı. Ne sonu? Dedi. Bizim sonumuz, ‘sen’ ve ‘ben’in oluşturduğu biz. Bilmem hiç düşünmedim nereden çıktı şimdi? Düşünsen böyle olmazdı diye geçirdi içinden adam. Bilmem aklımdan geçti. Bir son yazsana bize. Sonunda dikkatini çekmeyi başarmıştı kadının. Adama doğru döndü gözlerini kıstı. Aklından neler geçiyor asla anlamıyorum, fazla düşünüyorsun diye cevapladı. Beklediği cevabın bu olmadığı kesindi. Ne zaman beklediği cevabı alabilmişti ki? Aldırış etmedi, alışmıştı. Her şeye olduğu gibi buna da alışmıştı. Birkaç gündür sonlar hakkında düşünüyorum diye söze başladı. Her şeyin bir sonu var ama bunlar hakkında hiç düşünmüyoruz. Hep bir başlangıç peşindeyiz. Sonunu biliyor olsak bu kadar başlamaya hevesli olur muyduk? Bilmem olmazdık sanırım dedi ve omuz silkti kadın. Mutlu son diye bir şeyin varlığı da çok inandırıcı gelmiyor çok zamandır. Bu aralar bir son yazıyorum bize, nasıl biteceğine karar veremiyorum sadece diye devam etti adam. Son cümle dökülürken dudaklarından ses tonundaki soğukluğa kendi de şaşırmıştı. Kadının bunu beklemediği yüzünden belliydi. Gizlemeyi iyi bilirdi, çok şaşırtmıştı belli ki. Kendinden taviz vermemeye devam ediyordu. Nasıl bir son var ki aklında diye sordu. Başlangıçta hayal ettiğimden çok farklı orasından eminim diye mırıldandı adam sadece kendi duyabileceği bir ses tonuyla. Ne değişti diye sordu. Kadın anlamamıştı kaşlarını çattı ve devamını bekledi. Artık hiçbir şeyi birlikte yapmıyoruz dedi. Nasıl olur, sürekli beraberiz dedi kadın. En son ne zaman birlikte içten güldük? Kadın artık farkına varmıştı bir şeylerin. Hayatın yoğunluğuna kapıldık. İyi gidiyor sanıyordum dedi. Hep bir şeyleri sanmakla geçti ömrümüz dedi adam. Kimi kimin anlayamadığını anlayamamışlardı. Anlasalar bu kadar uzun sürmezdi sonlar. Kendi dünyanda sanarak geçti günlerimiz. İstediğinde açtın kapılarını. Kapı eşiğinde kalmak çok eskitti beni dedi adam. İkisi de ağlıyordu. Aslında biliyorlardı ama o kadar kolay değildi yol ayrımından yalnız dönmek. Adam belki hayatında ilk kez cesur davranmayı seçmişti o gece. Korkarak girdiği hiçbir kapıdan korkusuzca çıkamamıştı. Kadın sadece özür dileyebildi. Özürlerden nefret ederlerdi. Uzun bir sessizlik oluştu. Söylenmeye korkulan cümleler geçti akıllarından. Seninle geçirdiğim o kadar zaman bana sadece senin kadar tepkisiz durmayı öğretemedi. Eski bir son lazım bize artık. Yeni başlangıçlar için belki diye devam etti. Kadın başını salladı sadece. Konuşma sırası belki ilk kez adamdaydı bu gece. Belki birkaç deneyelim, birkaç olmaz, birkaç daha güzel olacak cümlesi duymayı bekledi. Yine kanmak istedi. Anlamsız olduğunu biliyordu ikisi de. İlk kez ayrı uyudular o gece. Ardından son kez çıktılar o kapıdan beraber. Sonu bile birlikte yazamamışlardı. Belki iyi bir başlangıç olurdu..

Konuş Oralet

Gelin bakalım biraz konuşalım sizle.
Covid falan diyorlar, birde sürekli sallanıyormuşsunuz.
Ben insanlar gibi çok bilmem öyle fizik, biyoloji, ama sizin bakışınız bozulmuş ve aşısı falanda yok.
Merhamet ve vicdan kalıbınızdan uzaklaşmış gibi duruyor.
Yılanın bile yakışıklısı olur, şimşek çakması bile görsel bir şölendir aslında.
Niye kötülersiniz bilmem, size dokunmayan yılanı?
Sıcacık evinizde niye söylenirsiniz çakan şimşeğe?
Sert konuştum diye darılmayın hemen, iyi olun istiyorum, çünkü çok yankılanıyor buraya çocuk feryatları, kadın çığlıkları…
Üzülüyorum…
Her gün yeni bir dehşet, aklınız nasıl hayal ediyor, mantığınıza nasıl yatıyor bilmiyorum.
Ama görüyorum ki içinde koca dünyayı iyi edecek sevgiye sahip olanlarınız da var.
Onlar hep var olsunlar.
Çok uzatmayacağım şimdi ama ara ara konuşalım böyle.

Buradan izliyorum, akıllı olun.

Oralet.

Neşesi Yeter

“Akışkan bir halde dökülen beton harcı, hava sıcaklığı nedeniyle buharlaşarak içindeki suyu kaybeder. Zamanla yüzeyinde çatlaklar meydana gelir, ufalanır ve dağılır. Betonun daha dayanıklı olması için ıslatılması gerekir.” Bu bilgiyi öğrendiğim gün, ağladığım herhangi bir gecenin sabahına nasıl daha güçlü uyandığımı anladım.
Kalbimi suladığım için, dayanıklılığını arttırmıştım. ~

Diyor pek tatlı çok sevgili İrem Yaşar, her gecenin sabahı olduğunu, her düşmenin dizimiz acısa da, dudağımız kanasa da bir kalkışı olduğunu ne de güzel anlatıyor.

Her kelimesi, her cümlesine ayrı ayrı sayfalarca yazı yazılır, öyle dokunaklı, öyle içten, öyle samimi yazmış ki, sanki karşınızda ‘Niye üzülüyorsun kendine gel, farkına var etrafındaki güzelliklerin ve neşelen‘ diyor.
Öyle de oluyor okudukça tebessüm ediyorsun ve içinde kocaman bir teşekkür etme hissi oluşuyor.
Teşekkür ederim unuttuğum değerleri hatırlattığın için, kurabiye kokusunun barındırdığı samimiyeti tekrar burnuma getirdiğin için, at gözlüğümü çıkarıp, açan çiçeğe, batan güneşe hayranlık ve sevgiyle bakabildiğim için, dimdik nasıl yürünür bu yollardan derken ışık tuttuğun için diyorsunuz içinizden.

Bir sayfasında yeni taşınılmış evde, bir sayfasında mimarlık fakültesinin kampüsünde ödev materyali arıyorum, gibi değil ama gerçekten oradayım ve ne okuyorsam onunlayım, oradayım.
İster istemez ışınlanıyorsunuz çünkü maceradan maceraya geçip ders alıyorsunuz, arada yorulunca gel diyor biraz dinlenelim, sanki karşılıklı çay içip nasihat dinliyorsunuz ondan.

Ah öyle güzeldi o sayfalarda olmak…
Bittiği için üzgün olsam da okuduğum için şanslı, mutlu ve tabii ki çok neşeliyim.
İnsanın kitap canı çeker mi?
Çekiyor işte…

sevgili İrem Yaşar’ın kaleminden NEŞESİ YETER

Son Radde

Yine bi soğuk üflüyor
Sol yanağımdan
Çivit mavisi gözlerim kan kan olmuş
Namluya çekmişim mermiyi
Dayamışım kafaya
Geriye doğru sayıyorum 10
Sonra düşünüyorum
Aklım başımda mı
Son raddedeyim 5
4
3
2
1
İptal….

Ağustos Ayında Birlikte İzleyelim- Belgeseller

İzleyiciden tam not almış belgesellerden seçtim sizin için. Haydi gelin bu listeyi Ağustos ayında birlikte izleyelim.

1- Hitler’s Circle Of Evil

Tarih belgeseli seviyorsan bu belgesel dizisi tam sana göre. Hitler’in çevresindeki Nazi liderleri ve onların planlarını anlatan bu belgesel dizi tarih sevenler için birebir. 10 bölümden oluşan Netflix belgeseli 2017 yılında yayınlandı.

2- Dünya’da Gece

Bir doğa belgesel dizisi. Netflix yapımı bu belgesel hayvanların gecelerini gözlemliyor. Avlanma şekilleri ve yaşam mücadeleleri izlemeye değer. 6 bölümden oluşan bu belgesel serisi 2020 yılında yayınlandı.

3- Modern Dünyanın Dahisi

Tarihçi Bettany Hughes; Nietzche, Karl Max, Freud’un biçimlenmesine yardımcı olan yerler ve ortamları keşfediyor. 3 bölümden oluşan Netflix belgesel dizisi 2013 yılında yayınlandı.

4- The Mind Explained

Beyin ile ilgili neyi merak ettiniz? Rüyaları? Hafızayı? Peki ilaç ve etkilerini? İzledikçe ufkunuzun açıldığını fark edeceğiniz 5 bölümlük Netflix belgesel dizisi sizi bekliyor.

5- 100 Humans

100 insana sorulan sorular, minik ve eğlenceli deneyler, cevaplar. Eğlenceli bir belgesel dizisi arıyorsanız 100 Humans’a bir bakın.

Hoşçakalın

Son kez öptü annnesinin fotoğrafını
Mektubunun dizelerini hızlıca okudu
“Sevgili köpeğim pako,
Arkadaşlarım
                         Hoşçakalın…”
Masadaki bardaktan biraz su içti
Pencereyi açtı kuşları selamladı
Aynanın karşısına geçti son kez gülümsedi
Oturdu yerine radyosunu açtı
Bir şarkı dinlemek istedi
Şarkıya eşlik etti
” ağlama bebek, ağlama sende…”
Şöyle bi baktı etrafına unuttuğu ne vardı diye
Gerçi zaten
Artık hiç bir önemi yoktu unuttuğu ne varsa.

Hayır Delirmedim, Kapı Konuştu

KAPI İLE RÖPORTAJ; AÇILDIM, KAPANDIM, ÇARPILDIM.

BEN: Merhabalar, bize biraz tarihinizden bahseder misiniz?
KAPI: Şemsî mısralarında, “Bir kapıyı bend ederse bin kapı eyler küşâd / Hazret-i Allah, efendi, fâtihü’l- ebvâbdır” (Hazreti Allah, bir kapıyı kapatırsa bin kapıyı açar, kapalı kapıları açacak anahtarların sahibi ancak O’dur) der. Bir bakıma kapıyı bir yol olarak tahayyül ederek kaderin cilveli gidişatına telmih yapar. İnsanoğlunun ilk eşiği aşıp da dünyaya geliş serüveninden bu yana türlü mecazi şekillerde çıkarım karşınıza vesselâm.

BEN: İnsanlar sizin için ne anlam ifade ediyor, onları seviyor musunuz?
KAPI: Ben burada bir araç görevi görüyorum. İnsanlar beni kullanıyor, hor kullanılıyorum genelde. Açıldım, kapandım, çarpıldım. Hatta daha kötü zamanlarım da oldu, tekmelendim. İnsanlar öfkelerini benden çıkardılar. Ama ben hep istediklerinde açılıp istediklerinde kapandım. İnsanları olmasa da, görevimi seviyorum.

BEN: Görevimi seviyorum dediniz. Nedir sizin göreviniz?
KAPI: Herkesin bir özel alanı ve sırları var. Beni kapatınca herkesin gerçek yüzünü görüyorum. Birçok şeye şahit oldum. Bunları görmemeniz gerektiği için kapattım kendimi. Sırlarınızı sakladım. Bazen göstermek istedim, rüzgardan yardım alıp açıldım. Bu onları o kadar öfkelendirdi ki karnıma tekmeler yedim.

BEN: Para her kapıyı açar diyorlar, ya sizi?
KAPI: Affedersiniz, anlayamadım.

BEN: O kapıdan çıkan bir daha geri geliyor mu?
KAPI: Ne bileyim sanki dönmeyecekmiş gibiydi herkes, dönmeyecekmiş gibi de terk ediyordu herkes birer birer buraları.. Yani herkes gitmek istiyordu lakin istedikleri yere varabiliyorlar mıydı insanlar?  Ne bileyim herkes böyle çıkar yola da bedenini değil önce kendini yola çıkarmayı kalbini götürmeyi bilmeli insan. Diye cevabını vermiş benim yerime Manuş. Benim kapım gidene de gelene de hep açıktır vesselam.

BEN: Kıskandığınız biri var mı?
KAPI: Şu karşıdaki pencereyi biraz kıskanıyorum doğrusu. Manzarası çok güzel ve şeffaf. Bir şeyleri gizlemek zorunda değildi. İnsanlar da iyi davranıyorlar ona.

BEN: Peki hiç yara aldınız mı?
KAPI: Her kapı bir yaraya açılır ve her kapı bir yarayı kapatır. Her yarayla ben açıldım, her kabukla ben bağlandım.

BEN: Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
KAPI: Çarpıp çıktığınız kapıya dikkat edin, kader bir gün önünde oturup ağlatabilir sizi.

Kıyamet

Evler görüyorum, çatıları akan;
Evler görüyorum, camların ardından mavilikleri seyre dalan.
Çocuklar var doyumsuz istekler peşinde,
Amaçsızca savrulan.
Çocuklar var umuda olta atan,
Laf anlamaz söz dinlemez;
Oysa çocuk bilmez yoksulluğu
Ey zamanın insanı bu ne hak!
Biri yerken biri baktı;
Kıyamet hani kopacaktı?
Senin kalbinde yaprak bile kımıldamadı.

Tanrı Aslında Kimdir?

Sensiz burada çok eksik gibiyim. Ve her zaman küçük bir işaretini beklerim. Beni gördüğünde gülümsersin bilirim ve bilirim ki sen her zaman en iyisisin. Sandığımdan daha fazlası olduğuna eminim. Her zaman bana bir nefes kadar yakın olduğunu da.

Peki şimdi neredesin?

Gülümser misin bir kez daha bana ve sığınırsam tekrar tekrar sana beni reddedebilir misin? Bir his gibi olduğunda ürperirken sevinirim ve her zaman tedirginim, sana uzak olduğum her an boyunca.

Yolumdayım ve seni her zaman ararım. Fısılda kulağıma ve bana burda olduğunu söyle, her kederimden kurtar beni öylece. Ama beni o derde salan da sen değil miydin?

Korktuğumda ışığım olursun ve sıcaklığımda seni bulurum.

Beni en mutlu eden de sen değil miydin?

Ve sorular birikir kafamda cevap arasam da onlara bulamam bu benim bilmecemdir.

Ve aynada bakıp düşünürüm her dakika

TANRI ASLINDA KİMDİR?

Hoş Geldin Ağustos

Hoş Geldin Ağustosss, bizim Ağustos temamız yaz ve güneşten sonra sıcak…
Ağustos ayı, yazın sıcak günleriyle birlikte insanın içini coşturan birçok şeyleri de beraberinde getiriyor.

Ben de bilmiyorum, tutamıyorum zamanı…
Biliyorum.
Yine haziran yine temmuz yine ağustos…

Murathan Mungan

Yaz mevsiminin kavurucu sıcaklarının hissedildiği, ağustos böceklerinin sesleri ile şenlenecek ağustos ayı ile ilgili söyleyecek sözlerimiz var. Şimdi benim de sözlerim belki de denizde geçen sıcak ve rüzgarsız bir Ağustos gününde buzlu su içmek gibi gelecek size.

Sabahları güneş sana taze enerji getirsin.
Geceleri ay yavaşça onarsın seni.
Yağmur endişelerini alıp götürsün.
Esinti varlığına taptaze güç üflesin.
Dünya’da nazikçe yürüyesin ve bütün yaşamın boyunca hayatın güzelliğini deneyimleyesin.

Her yeni güne her yeni aya yeni umutlarla ve güzel niyetlerle başlıyorum. Yaşamın iyileştirici gücüne inanıyorum.

Düşün ki bir tatil beldesindesin, denize girilmiş çıkılmış akşamüstü olmuş. O gün çektiğin fotoğrafları da almışsın yanına, tuzlu saçlarınla ve kahvenle o gün unutmak istemeyeceğin şeyleri defterine not düşüyorsun. İşte öyle bir şey…

Dünya’da olabilecek her bir olay için misal aleminde sayısız ihtimal uyur. Siz ağzınızdan çıkardığınız sözlerle o ihtimalleri uyandırırsınız. Güzel kelimeler söyleyin ki güzel ihtimaller uyansın. İnsanın kaderine müdahalesi buradadır…

Bu güzel ayın enerjisi ile pozitif kelimelere döktüğüm düşüncelerimi birleştiriyorum.

Güneş açmış, sermişiz piknik örtümüzü çayıra çimene, çaylar, kahveler, simit, beyaz peynir, domates, zeytin, yanında meyveler bir de brownie gibi bir tatlı mesela. Sosyal mesafesiz piknik ama bu, eski günlerdeki gibi… Eh var bir hayalimiz.

Geceleri ağustos böceği seslerine karışan ılık, değişmeyen bir sessizlik ve yaz kokularıyla dolu temiz bir hava… Deniz durgun ve bir zamanlar ekvator gecelerinde görmek istediğim kadar parlak…
Yeni aya giriş yapmakla birlikte:
O kitabı, o şiiri, o romanı, o öyküyü yaz artık!
Ruhunla, hayallerinle, kalbinle bağlantıda kal!
Mutlu ol ve kendine vakit ayır!
Kendini geliştirmeye devam et!
Hayvan dostları ihmal etme!
Bakış açılarını fark et ve yenile!

Ümitsizliğe düşmeden yola devam. Umut her zaman var. Giderek daha fazla şeyi ihmal ettiğimiz şu günlerde umut iptal edilemez, umut yok olamaz. İyi şeyler olacak.

Çiçekler ağaçlarda kalsın, uçurtmalar göklerde…
Haziran, temmuz, ağustos birbirine sokulsun.
Ne olur böyle olsun!

Edip Cansever

İçinize yağmurlar yağmaya, buzlu sisler çökmeye başlar da üşürseniz; ağustosun sıcak gülüşünü, teşekkür ve tevazudan başını eğen ekinleri, deniz kabuklarını ve plajları, gölgesinde dinlendiğin ağacı, oltayla umut tutmaları, demleri ve özlemleri, yayladaki kır çiçeklerini, gökyüzündeki bulutları benzettiğimiz şekilleri, tatiller ve köyler, ikindi meltemlerinde dostlarla sohbetler, kovaladıkça kaçan ateş böcekleri, çocukların şen sesleri, günlerin bayram tadında geçişini, şu anın zevkini ve kıymetini hatırla…

Hayatı seçin! Sevgiyi seçin! Sağlığı seçin! Mutluluğu seçin! Bu Ağustos ayına güzel seçimlerle başlayalım. Yaz gibi sıcak, güneş gibi parlak, tadınız kadar tatlı kaldığınız, etrafınıza da -pozitif- enerjinizi yaydığınız bir ay olsun.

Her mevsim aynı iklimde gülümsemeniz dileğimle…

Paylaşılan Sıcaklık

ah ne güzeldir
hep üşüyen bir annenin
hep sıcak bir babanın
kollarında
ısınarak uyuduğunu
bilmesi
bir çocuğun
her gece
ne güzeldir