25.2 C
İstanbul
Cumartesi, Temmuz 4, 2026

2020 Mars’a Yolculuk Sezonu Açıldı

Barış Özcan’ın youtube kanalından “Bu taş Mars’tan geldi, yarın yine Mars’a gidecek!” isimli videosunda, Mars için Dünya’nın dört bir köşesinden dört ayrı keşif programı planlarını bizlerle paylaştı. Ve ben de bu paylaşımın çevresinde sizleri Mars’a yolculuk sezonu hakkında bilgilendireceğim.


MARS’A GİDİŞ SEZONU AÇILDI!


Şu anda Temmuz ortasından Ağustos ortasına kadar Mars’ın bize en yakın olduğu bu uygun pozisyonda bulunuyoruz. Bu bir aylık kısa dönem içerisinde Mars için Dünya’nın dört bir köşesinden dört ayrı keşif programı planlandı.

İlki Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından geliştirilen HOPE Mars Misyonu. Evet BAE’nin bir uzay programı var ve bu program dahilinde tasarlayıp geliştirdikleri bir uzay aracını Mars’a gönderdiler bile.
19 Temmuz’da Japonya’dan fırlatılan bu araç bir yörünge aracı. Yani gezegene iniş yapacak, çevresinde dönerek atmosfer hakkında ayrıntılı bilgi toplayacak.

Misyonun uluslararası ismi HOPE. Orijinal adıyla da anlayabildiğimiz yani Arapçadan dilimize geçen “Emel” adını vermişler bu göreve. Gerçekleşmesi zamana bağlı istek, beklenti, umut…

Mars konusunda beklenti sahibi bir başka ülke de hiç şüphesiz Çin. Üstelik iddialı bir beklentisi var. Bunu karşılayabilmek için bir değil tam üç farklı araç hazırlamışlar. Biri yörüngede dönecek, diğeri yüzeye iniş yapacak ve üçüncüsü de yüzeyde dolaşacak.

Geçtiğimiz hafta 23 Temmuz’da Çin’den fırlatılan bir roketle bu yolculuklarına başladılar. 13 Farklı bilimsel enstrümanla donatılmış bu araçlar yardımıyla Mars’ta suyun varlığını ve dolayısıyla canlı yaşamının izlerini arayıp ayrıntılı bir yüzey haritası çıkaracaklarını söylüyorlar Tianwen-1 görevinde.

“İlahi, Göklere Ait Sorular” anlamına geliyor. 2200 yıl kadar önce yaşamış Çinli bir şairin yazdığı uzunca bir şiirin adını vermişler bu uzay görevine.

Bu yaz Mars’a uzay aracı göndermeyi planlayan 3. Görevi Ruslar ve Avrupalılar tarafından gerçekleştirilecekti ama Exomars adlı bu uzun vadeli projenin -ki başka adımları daha önce gerçekleşti- bu adımı maalesef paraşüt sisteminde yaşanan bir arıza nedeniyle gerçekleştirilemedi. Bu görevin Mars 2022 yılında gerçekleştireceği açıklandı.

Gelelim bu yaz gerçekleşecek en iddialı Mars görevine… Mars 2020 NASA’nın keşif programı çerçevesinde gerçekleşiyor. NASA, 30 Temmuz tarihinde hayata geçirmeyi planladığı Mars görevi için resmi YouTube hesabı üzerinden animasyonlu bir video yayınladı. Yayınlanan videoda, Mars’ta gerçekleştirilecek görevlerle ilgili detaylara da yer verildi. Videoda aktarılan bilgilere göre; dünyaca ünlü uzay ajansının uzun yıllar sonra Mars’a geri dönüşü niteliğinde olacak görevde NASA, kızıl gezegeni keşfetmek için yeni bir uzay aracı gönderecek. 7 aylık bir yolculuktan sonra aracın yüzeye ulaşması, yalnızca 7 dakika alacak. Uzay aracı, bir zamanlar üzerinde su bulunduran dev bir havza olduğu düşünülen “Jezero” kraterine 2021 yılında iniş yapacak.

Bu projeye Dünya’dan 10 milyondan fazla kişi adını yazdırmış ve bilin bakalım en çok hangi ülke isim göndermiş..? Roketi gönderen ABD ve milyarlık nüfusuyla Hindistan’dan daha çok bizlerin ismi Mars’a gidecek. Her neredeyse 4 isimden 1’i bizden oluyor böylelikle. Eğer kaçırdıysanız bir sonraki uçuşa şimdiden adınızı yazdırabilirsiniz.

İsimlendirme konusuna gelince NASA’nın uzay görevlerine genellikle öğrenciler isim veriyorlar. Gönderilecek bu rover için de isim alternatifi belirlenmiş, bunlar içerisinden en çok “Perseverance” ve “Ingenuity” sevilmiş. Azim ve Beceri anlamına gelen bu iki isimlerden birini rovera diğerini de Mars helikopterine verildi.

“İsmini Mars’a Gönder” kampanyasıyla adını gönderen kişilerin isminin yerleştirildiği “Perseverance” isimli uzay aracı, iniş yaptığı bölgede Mars’taki antik yaşamın izlerini arayacak ve Dünya’ya döndüğünde incelenmek üzere bölgeden örnekler toplayacak. Diğer yandan uzay aracı, bu kez yalnız olmayacak. “Ingenuity” isimli küçük bir helikopter, “Perseverance” uzay aracına eşlik edecek ve Mars’ta yapılan ilk motorlu uçuşu test edecek. Bu da “Ingenuity” isimli helikopterin, kızıl gezegene gönderilen ilk uçabilen uzay aracı olacağı anlamına gelecek. Helikopterin görevleri, gelecek Mars görevleri için önemli bir referans olacak.

Mars 2020 uzay aracı
Roverin önünde yer alacak olan taş Sayh al Uhaymir 008

Barış Özcan’ın “Bu taş Mars’tan geldi, yarın yine Mars’a gidecek!” videosunun başında söz ettiği Sayh al Uhaymir 008 isimli taş doğduğu topraklara Mars 2020 projesiyle geri dönüyor! Bugün 30 Temmuz 2020’de Türkiye saatiyle 14.50’de fırlatılacak roketin içinde üzerindeki minik helikopteriyle bir rover, roverin önünde de bu taş olacak.

Kelebek

KELEBEK

Sana doğru uçan bir kelebek olsaydım.
Ömrüm 1 gün olsaydı ama yanına konsaydım
Koparsalardı kanatlarımı acımasızca
Yine de ağlamasam, huzurla gülseydim
Koymasalardı bir tabuta
Bir mezar taşım olmasaydı
Değil mi ki avuçlarında can verdim
Gül olup sularında solsaydım
Gönderselerdi beni dünyaya yine
Râyihanla tekrar tekrar ölseydim.
Olamadım sana gelen bir kelebek ama,
Bir gemi yaptım sana kağıttan
Gurbetimi, hicranımı taşıyan
Hasret kafesindeki düşüncelerimi sakladım güvertesine
En hırçın fırtınalarıma
Senin adını verdim.
Rüzgarların en delisine tutuldum hep
Sanki haziranmış gibi.
Kağıttan bir gemi yolladım sana
Amansız sevdama doğru yol alan.
Sakla onu bağrında
Her dem yüzdür göz bebeklerinde
Sanki benim gözlerimmiş gibi.

Kavuşmak ve Vuslat

Yollar, gide gide tükenen yollar,

Bir sevince sebep olup,

Bir gurbete götüren yollar,

Kavuşturur mu bizi birbirimize?

Yoksa uzadıkça uzar mı vuslat yolları.

.

Gözlerim arar gözünü, kahve gözünü,

Bulamaz ağlar içine içine kimse bilmez,

Kalbim, sahibini arar kalmış biçare,

Güneşi gösteririm kalbime gülüşünü hatırlasın diye,

Kuşlara anlatırım sana ulaşması ümidiyle.

.

Şiir yazarım mesela kalbime sığmayanlar için,

Kalem ağlar hasretimi yazdığım satırlarda,

Mürekkep ağlar her kalemi batırışımda.

Düşün Ey Sevgili düşün,

Yârin kan ağlar.

.

Özledim, artık ayrılmayalım,

Satırları bile ayırmıyorum artık virgülle felan,

Kavuşmak en bahtiyar kelime,

Özlersen yârim gökyüzüne bak,

Belki o zaman kalbimiz, gözlerimiz kavuşur.

Black: Kara Bir Doğumun Hür Işığı

İyilik yapmak için elimize çok az fırsat geçer.

Söylenmeyen

Marifetmiş diline birini dolamak,
Saatlerini verip üstüne aklını karıştırmak.
Dinlemenin koltuğunu söz kesmek almış
Uzlaşmak şapkasını hırgüre çıkarmış.

Şu zamanlar lütuf,
İnceliklere sarınmış keyifli saat
Alaydan, yapaydan, yalandan uzak.

En güzel hislere
Leke bulaştıran mı dersin,
Kolu bacağı ipe bağlı olan mı.
Çizgidir çekilmiş, çıkabilene ne âlâ.

Her vasfın öncesi insan olmak,
Yoksa solda bir, sağda sıfırlar olsa ne olacak!

İlâhiyat Talebesi Gözünden ‘AHLAK FELSEFESİ’

AHLAKIN TANIMI, MAHİYETİ (Kökü, Sözlük ve Istılah Anlamı, Yorumu), AHLAK iLMİNİN GAYESİ ve DİĞER İLİMLERLE İLİŞKİSİ ? 

KÖK (MENBA) : Ahlâk kelimesi menba olarak arapça olup çoğul anlamdadır. Ahlâkın(أخلاق) kök kelimesi  ve tekil anlamı “Hulk” خُلْقْ” kelimesidir.  Hulk sîreti (Rûhî boyut); yaratılış manasına gelen halk kelimesi ise sûreti (Madde âlemi) ifâde eder.

Hulk” kelimesi, Kur’ân-ı kerîmde kalem sûresinde  

وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيم

 “Ve muhakkak ki sen, gerçekten yüce bir ahlâk üzerindesin!” meâlinden de anlaşılacağı gibi 

 “Güzel ahlak ” anlamında kullanılmıştır.

Ve Hadîs-i şerifde:

Sa’d İbni Hişâm’dan rivâyet edildiğine göre şöyle dedi: Ben Âişe radıyallahu anhâya; “Bana Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin ahlâkını (yaşayışını) anlatır mısın?” dedim.

Âişe ; “Peygamberin ahlâkı (yaşayışı) Kur‘ân’dan ibâretti.” cevabını verdi. Bu hadisden de anlaşılacağı üzere ‘Hulkuh’u’l-Kur’an ” tâbirinde ahlâkın kök kelimesini, Âişe(r.a.) anamız, karakter ve yaşam”  tarzı anlamında kullanmıştır.

Terim anlam olarak ise ahlakın menba olan “Hulk” kelimesi huy, seciye, tabiat, fıtrat mânâsına gelir.

TANIM-TARİF:  Ahlâk, kişinin yaratıldığı fıtrat üzerine hayatını idâme(devâm)  ettirmesidir. Sîretin, sûrete olan müsbet inikâsının lügatteki yeridir.

 Hüccetül İslâm İmâm Gazâlî ahlâkın tanımını”Ahlâk ,insan nefsinde yerleşen öyle bir heyetdir (meleke) ki, fiiller, hiçbir fikri zorlama olmaksızın, düşünüp taşınmadan, bu meleke sâyesinde kolaylıkla ve rahatlıkla ortaya çıkar.” şeklinde yapmıştır. Gazâli tarifini de “Tıp, beden sağlığı ilmi olduğu gibi; ahlâk ruh sağlığı ilmidir. Bu ilim sâyesinde insan,ruhunu kötü huylardan, rezilet hastalığından kurtarmak ve ruhun sıhhati demek olan iyi huylar ve faziletlerle bezemek sûretiyle ebedî olan âhiret hayatını kurtarma ve kazanma imkânını bulur .” kıyas şeklinde yapmıştır.

AHLÂKIN MÂHİYETİ: Ahlâk, insanın ölümüne dek yanında ayrılmayan bir melekesidir. “Can çıkar ,huy çıkmaz” atasözünde huyun yani ahlâkın, insanoğlundan hiç ayrılmadığı belirtilir. Kişinin sâhip olduğu ahlâki yapı onu toplumda üst bir mevkîye terfî ettirdiği gibi, zelîl duruma da düşürür. Ezcümle: “Kişi hukuk ile yargılanır, ahlâk ile yadırganır.”. Ahlâki bütünlük kişinin içerisinde bir vicdân mahkemesi kurarak hem dünyevî hemde uhrevî saadetinde önemli rol oynar…..

Ahlâk ilmi, bu gayelerine ulaşabilmek için çalışma sahası insan olan psikoloji, pedagoji ve sosyoloji ilimlerinin verilerinden faydalanır.

1-Ahlâkın hukuk ile münâsebeti: Ahlâk, yaradanın insana saadeti için bir lütfu; hukuk ise insanın nefsî (bencil) davranışlarının hudud görevlisidir.İkisinin, ilgilendikleri konu birbirlerini tamamlayıcı niteliktedir. İctimâi organizasyonun, mevcut ahlâkî kurallarla yetinmeyip hemen hukukî bir düzenlemeye ihtiyaç duyması ahlâkın hukuka olan ihtiyacıdır.

Aynı zamanda hukuk insanları yargılanmaktan kaçabilir ama ahlâk insanoğlunu kabirde bile yadırgamaktan geri durmaz…

2-Ahlâkın psikoloji ile münâsebeti: İkisinin ortak çalışma alanı insanoğlunun karmaşık yapısı olan rûhdur. Psikoloji, insanın ne olduğu sorusuna cevap bulurken; ahlâk, insanın nasıl olması gerektiği ile ilgilenir. Bilhassa eğitim araştırmalarında ahlâk ilmi, psikoloji ilminin verilerinden yararlanarak sorunları çözmede muvâffakiyet gösterir…

3-Ahlâkın sosyoloji ile münâsebeti : Sosyoloji, kendi metodları ile sadece sosyal olaylara, ilişkilere ve kurumlara bakar ve inceler. Ahlâk ise toplumu oluşturan, olayların ilişiklerin, kurumların arkaplanındaki ferdlerle ilgilenir. Gazâlî, ahlâkî şuurun sosyolojinin çalışma alanı olan toplumsal bir varlık olmasından doğduğunu belirtir….

Hayat Acil Bir Durum Değildir

KENDİNİZE “HAYATIN ACİL BİR DURUM OLMADIĞINI” SIK SIK HATIRLATIN!

Bu strateji, bir bakıma Richard Carlson’un ‘Ufak Şeyleri Dert Etmeyin’ kitabında vermeye çalıştığı mesajın çok güçlü bir örneği. Her ne kadar pek çok insan tersine inansa da, gerçek, hayatın acil bir durum olmadığıdır.

Yıllar içinde, hayatı acil bir durummuş gibi görme eğilimleri yüzünden hem ailelerini hem de kendi hayallerini ihmal etmiş birçok danışmanım oldu diyen psikoterapist yazar, haftada seksen saat çalışmazlarsa her işin üstesinden gelemeyeceklerine inanarak sinir bozukluklarını andıran davranışlarında haklı olduklarını öne sürüyorlardı. Ben de bazen onlara, öldükleri zaman yapılacak işler listelerinin hâlâ boşalmış olmayacağını hatırlatıyordum, diyor kitabında. Bugün bu yazıyla kendime ve sizlere bir şeyleri tekrar hatırlatmak istiyorum. Şu an her ne durumdaysan kafanda yüksek seste sirenler çalmıyor, ünlemler ve işaretler yolunu, işini, düşüncelerini kesmiyor. Hayat acil bir durum derecesiyle gelmiyor sen derece veriyorsun, bunu hatırlatıyorum!

Kendim de dahil olmak üzere küçük şeyleri büyük bir acil duruma dönüştürmemiş biriyle hiç karşılaşmadım. Kendi hedeflerimizi o kadar ciddiye alıyoruz ki, hayatımızdan eğlenceyi yok ediyor ve kendimize müsamaha göstermiyoruz. Basit tercihleri mutluluğumuzun katı şartlarına çeviriyoruz ya da yapmamız gerekeni belirlediğimiz tarihte bitiremediğimizde dövünüyoruz.

İtiraf etmeliyim ki bende hepiniz gibi ‘Yapılacak işler listeme’ olan saplantımın geçici olduğuna ve işlerimi bitirdiğimde sakin, rahat ve mutlu bir insan olacağıma kendimi inandırdım. Fakat gerçek böyle değilmiş, çünkü listedeki işleri tamamladıkça aşağıdan yenileri ekleniyor.

Aslında hemen her şey bekleyebilir. Hayatımızda çok az olay gerçekten “Acil” kategorisindedir. Şayet yaptığınız işe iyi odaklandıktan sonra göreceksiniz ki her iş zamanında bitivermiş.

Daha huzurlu olma hedefimize ulaşmak için atmamız gerek ilk adım: “Birçok durumun aciliyetini kendimizin yarattığını kabul etmektir.”
Hayat, plânlarımıza uymasa da devam eder. “Hayat acil bir durum değildir!” cümlesini sık sık tekrar etmek size de bu gerçeği hatırlamanıza yardımcı olacaktır.

Sevgiyle ve ışıkla…

Gömülen İnsan Portresi

Güvenin parlak kanatları kırıldığında
Karanlık bürüdü güneşi.
Bulutlar büyüdü, örttü gecenin üstünü.

Gecenin içinde bir garip insan, tutsak.
Avuçlarında birkaç solgun güven parçası,
Hatırında bıraktığı güneşli günlerin acısıyla.

Mavi taşlarla süslediği düşler,
Birer birer ve kesilmeden
-ve her biri diğerinden daha yüksek sesle-
Aklına düşmekte.

Damarlarında akan isli kan,
Bulaştırıyor soğukluğunu
ve yalnızlıkla suluyor,
Dökük duvarlarını kalbinin.

Kovuşturduğu hayat elinin tersinde,
Durgun nabzı tahammülün son raddesinde,
Ani hıncı acıya mı, ölüme mi?
Artık o, ufuk boyu bir boşluğun gölgesinde.

Kiralık Aile

Artık bu ev küçük geliyor bize, dendi.

Anlam veremedim.

Hane halkında bir artış da olmamıştı halbuki.

Gönlü yine daralmaya başlamıştı sanırım evdeki söz sahibinin!

* * *

Bir arayışa girildi.

Kirası en uygun yeri bulma çabası.

Ha bir de şehrin merkezinde de olmalıymış.

* * *

Evdekilerden biri, mutfak çok önemli benim için, dedi.

Diğeri, benim de kendi odam olmalı.

Başka biri, ama bu evin adı da güzel olmalı!

Küçüğü, bahçemiz de olacak değil mi?

* * *

Bitmeyen isteklere, büyük bir ‘isteksizlikle’ bakıyordum.

Çok güzel bir aileydi bu insanlar.

Bir süredir kiramı veremiyorum, umarım sorun etmezler.

Gerçi varlığımı da unuttular sanırım.

* * *

Bana yine göç yolu göründü gibi.

Başka bir kiralık aile bulmalı şimdi.

Uyku Ölümün Gölgesidir

Ve gecenin sonunda 

Beyin yorgun düşer.

Düşünceler inzivaya çekilir.

Gözler kararır.

Vücut hareketsiz kalır.

Geçici bir süreliğine ölür insan…

Ayna – Ⅲ

…Yiğit arkada hazır bir şekilde beklerken cevabı, Melahat teyzenin ağzından şu sözler döküldü “Yok güzel kızım hiçbir şey duymadım ki ben, hem geceleri rahat uyumak için baş ucumda duran uyku ilaçlarım fena yapıyor beni. Top patlasa duymuyorum uyanana kadar. Yaşlılık işte, kullanmazsam onları da rahat uyuyamıyorum. Yani ne bir şey gördüm evladım ne de duydum.” Yiğit duydukları karşısında çok mutlu olmuş ve içi rahatlamıştı, sonuçta katil olmasına ramak kalmıştı. Böyle bir şeyi yapmak asla istemiyordu. Fakat içini daha da rahatlatmak için yatak odasına girdi sessizce ve baş ucunda duran ilaçlara baktı. Kutuların birinde Unisom – SleepGels yazdığını gördü ve hemen girip telefondan ilacı araştırdı. Evet gerçekten de uyku ilacıydı. Şimdi gönül rahatlığıyla içeri geçebilirdi.

İçeri geçip tuvaletten çıkmış gibi yaparak “Teşekkür ederim Melahat teyze kusura bakmayın saatlerdir koşturuyoruz vakit olmadı lavaboya girmeye” dedi. Melahat teyze de “Ne demek evladım olur mu öyle şey? Burası sizin de eviniz sayılır. Aç mısınız size bir şeyler hazırlayayım mı?” diye sordu. Sonrasında Yiğit problem yok değil mi dercesine Sinem’in gözlerinin içine baktı, aynı şekilde Sinem de ona hayır yok der gibi gözleriyle konuşarak cevap verdi. Sonra Yiğit “Yok Melahat teyze çok teşekkür ederiz biz daha fazla rahatsızlık vermeyelim en iyisi size, sonra yine geliriz kalkalım” dedikten sonra kalkıp kapıya yöneldi. Melahat teyze “Tamam evladım siz nasıl isterseniz, işiniz varsa tutmayayım ben sizi” dedi ve onlara kapıya kadar eşlik etti.

Evet artık yine baş başa kaldılar. Görgü tanığı olmadığı için içleri rahat etmişti fakat ortada bir ceset vardı ve bununla ilgilenmeleri gerekiyordu şimdi. Yiğit, ihtiyaç olan malzemeleri almak için dışarı çıkacağını söyledi. Sinem, “Ben de geleyim lütfen, saatlerdir evdeyim, hiç iyi değilim yalvarırım” dedi ve pek istemeden de olsa Yiğit bu teklifi kabul etti. Önce beraber nalbura gittiler. Parmak izi ve kalıntıları temizlemek için bir şeyler alacağını zanneden Sinem şaşkınlıkla Yiğidi izledi. Sanırım izlediği cinayet filmleri ve gördüğü haberler yüzünden Yiğit gözünü karartmış farklı planlar peşindeydi.

O sırada Yiğit kenara çekilip birini aradı. Kimi aradığını merak eden Sinem gizlice konuşmayı dinledi. “Şey, evet Mesut Bey bugün maalesef işe gelemeyeceğim. Çok acil bir işim çıktı, onu halletmem gerekiyor. Kusura bakmayın, bilginiz olsun diye aradım” der. Sinem olayı anladı ve müdahale etmeden etrafa bakmaya devam etti. Yiğit kesici birkaç alet aldı. Testere, bıçak, balta tarzında.

Sinem şok geçirerek sessizce “Yiğit bunlar ne? Delirdin mi?” dedi.
Yiğit ise duygusuzca “Ne var? Tek parça halinde çıkartamayız cesedi” dedi.
“Parçalayacak mısın? Saçmalama başka yolunu buluruz.”
“Nasıl bulacaksın Sinem!”
“Kaşıkçı cinayetinin etkisinde kalmışsın sen hayatım. Oldu olacak küvetin içine asit döküp eritelim” diye dalga geçti Sinem.
Sinirlenen Yiğit “Peki Sinem Hanım buyurun sizin önerinizi nedir?”

Bu tartışma arasında Sinem birkaç dakikada bir telefonuna baktı. Sinem’in ilgisizliği karşısında daha da sinirlenen Yiğit “Sen ne yapıyorsun ya? Ne bakıyorsun telefonuna birinden haber mi bekliyorsun?”
“Yok canım… Ne haberi (alaycı bir gülümseme ile) saate bakıyorum sadece” diyen Sinem hızlıca telefonunu çantasına attı.

Yiğit, “Evet seni dinliyorum.” diye çıkışınca.
Sinem, “Bak temizlik malzemesi alıp gidelim. Bir şekilde hallederiz. Biz cani değiliz bunu asla yapmamalıyız” dedi.
Yiğit, “Tamam, ben de zevk almıyorum sonuçta, bir günde güzelim hayatımın içine ettiğin için çözüm bulmaya çalışıyorum” dedikten sonra sinirlenme sırası Sinem’e gelmişti.
“Bir dakika, bir dakika, ne dedin sen? Güzelim hayatım mı? Sen kendi hayatına güzel mi diyorsun? Hani nefret ediyordun? İntihara kalkışan sen değil miydin? Neden hayatın bir anda güzel oluverdi?” diye içindekileri döken Sinem büyük bir kavgaya hazırlanmıştı. Ama toparlayan taraf Yiğit oldu.
“Tamam, sakin olalım, odağımızı ve enerjimizi kavgaya ayırmayalım, boşa vakit kaybediyoruz. Sana bırakıyorum, ne istersen alıp gidelim’’ diyen Yiğit biraz olsun Sinem’i yatıştırıp o anı kurtarmışa benziyordu. İşin ilginç yanı, ilişkilerindeki ilk çatırdama yaşamış fakat Sinem bu durumdan mutlu olmuş gibi görünüyordu.

Temizlik malzemeleri almak için en yakın süpermarkete girdiler. Çamaşır suyu, yüzey temizleyici, oda parfümü, temizlik eldiveni gibi birçok şey alıp çıktılar. Eve doğru yürümeye başladılar. Yiğit bu sırada Sinem’e dönüp “Ali’yi arayacağım. Bize birkaç günlüğüne kalacak bir ev ayarlasın. Orada kalırız sonra ona göre plan yapıp yolumuza bakarız” dedi. Ali, Yiğit’in en yakın arkadaşıydı. Çocukluk arkadaşı yani ne isterse Yiğit sorgusuz yapar, her zaman yardım ederdi. Sinem “Olabilir fakat bir anda ortadan kaybolmamız daha çok göze batmaz mı? Bence birkaç gün evlerimizde kalıp tatile gidiyormuş gibi gidelim. Hem sen de yıllık izin alırsın” dedi. Yiğit “Mantıklı, tamam öyle yaparız olmadı ben yine de Ali’yi ararım. Birkaç gün sürer belki ev bulması, biz de bulduğu zaman hemen geçeriz” dedi. Sinem başıyla onayladı. Tam eve doğru yaklaştıklarında Yiğit bir anda olduğu yerde çivi gibi çakılı kaldı.
Sinem Yiğit’e bakarak “Yiğit ne oldu?” diye sordu.
Yiğit gözlerini iri iri açmış “Sinem apartmanın önünde Polis arabası var. Ne oluyor Sinem! Ne yapacağız şimdi?” diyerek panikledi.
Sinem beklenmedik bir soğuk kanlılıkla “Beni dinle şimdi, sakin ol, hiçbir şey yokmuş gibi davran. Durup dönersek çok dikkat çekeriz. Yürümeye devam edeceğiz normal bir şekilde. Belki başka bir şey için gelmişlerdir. Lütfen sakin ol” dedi.
Yiğit duyduklarını mantıklı bulmuş olmalı ki “Tamam” diyerek olabildiğince sakin görünüp yürümeye devam etti. Bakıyorlarsa da neden durduklarından şüphelenmemeleri için poşetin içinden bir şey arıyormuş gibi yapıp bir şey çaktırmamaya çalıştı. Polislere yaklaştıklarını hissettiğinde poşette bir şeyler aramayı bıraktı ve önüne baktı. Apartmanın tam önü sayılmasa da çok yakında bekliyordu polisler. Apartmana iyice yaklaştıkları esnada arakadan gelen bir sesle irkildiler.
“Gençler! Bir bakar mısınız?”
Polislerden biri sesleniyordu. Yiğit’in içinden elindekileri atıp Sinem’e koş diye bağırmak geldi ama yapamazdı. Her şey orada biterdi.

Soğuk kanlılıkla dönüp Yiğit “Buyurun bize mi seslendiniz?” dedi.
Polis “Evet size seslendim. Bir gelir misiniz?”
Polislere doğru olan birkaç adımlık mesafeyi katederek polislerin yanına gittiler.
Polis “Kimliklerinizi verir misiniz? Kontrol yapıyoruz.” dedi. Yiğit ve Sinem sormadan ve ısrar etmeden “Tabii ki” deyip kimliklerini uzattılar. İçlerinde kopan fırtınayı belli etmemek için fazla çaba sarf ediyorlardı. Polis kimlikleri aldı ve elindeki cihazdan sorgulama yaptı. Cihazda tarama yaparken gözlerini kaldırıp Yiğit ve Sinem’e baktı. Göz göze geldikleri esnada ekip arkadaşlarına seslendi
“Alalım arkadaşları”…

Yaşamaya Dair

Bu defa duymuyorum deniz sesini

Her yanım kara parçası, her yanım toprak

Bu defa yok kayalara ısrarla çarpan deniz

Sineye çekilmiş rüzgar, yaprağı okşayan yok

Bu defa değişik bir şey var

Yüzümüz yine manzaraya dönük

Ama manzarayı gösteren ışıklar sönük.

Bu defa hiç ışık yok şehrimde

Bu defa hiç şık yok senin dışında

Sana uğramayan yol

Seni yaşatmayan ölüm yok

Bir çocuk düştüğünde

Bir çocuk üşüdüğünde

Ve bu çocuk düşlediğinde yaşamı

Sen olacaksın güç veren

Sen olacaksın yön gösteren

Sen olacaksın CAN veren

İçimdeki bu çocuğa.

Dedim ya sen yaşatacaksın ölümleri

Sen yaşatacaksın ölenleri

Çünkü ne varsa sende var,

YAŞAMAYA DAİR.

Manzaram

Karşımdaydı manzara birazcık narin

Bırakın beni ben o hayalin içindeyim

Sevdim sevdim gözler önüne serdim

Ama bi arpa yol ilerleyemedim

Hayvan Çiftliği

George Orwell ya da asıl adıyla Eric Arthur Blair(1903-1950), 20.yy İngiliz edebiyatının önde gelen kalemleri arasındadır.

Eserlerinde yer alan netlik, zeka, sosyal adaletsizliğe karşı farkındalık ve totalitarizme karşı duruşu onun imzası niteliğindedir. Yazılarının belirlenmesini sağlayan ve son derece etkileyen bir hayatı olmuştur. Burslu okuduğu Eton Koleji’nden mezun olduktan sonra, o sırada bir İngiliz sömürgesi olan Burma’da bulunmuş, kısa süreliğine buranın polis teşkilatında görev yapmıştır. Görevi süresince şahit olduğu haksızlıklar, zulümler ve uygulamalar emperyalizme karşı geliştirdiği derin öfkeye katkıda bulunmuştur.

Para sıkıntısı çektiği gençlik döneminde Fransa’da bulunmuş parasızlığını giderebilmek adına farklı meslek yaparak kaleme aldığı kitabını rahatlıkla bitirmek niyetindeydi, fakat ne yazık ki parasızlık yakasını bırakacak kadar zayıf değildi.

George Orwell yazarlığa başladığı ilk günden beri, kendi çizgisinden çıkmış biri olmadığı ilk eserinde göstermiş olduğu hünerlik ve objektiflikle  savaş sonrası yazdığı eserlerindeki (1984, hayvan çiftliği) konuların yalnızca despot diktatör, Stalin, Franco ve Hitler’in dünyasından ibaret olmadığı ve ayriyeten  günümüz siyasetini de önsezi ile yazmış olduğu farklı bir göz merceği olma yolunda ki hicivleridir diyebiliriz.

Hayvan Çiftliği, devrim niteliğinde yazılmış ve yaşanmış  trajikomik, fabl türünden hayvanlara aksedilmiş devrim ruhuyla çiftlik sahiplerine ayaklanma başlatarak isyan edip, özgürlüğün boğazlarından geçmelerini hedef alarak yapılmış bir ayaklanma.

1917 Rus Devrimi ve sonrasında yaşanan olayların etkisiyle kaleme aldığı bu kitabı devlet adamlarını, sistemi ve sistem içinde habersizce sürüklenen insanları da  ele alıp hayvanlar üzerinden politikalarla dolu yolları gözler önüne sererek, kitabında öne çıkan domuzların propagandaları, güç kazanma, gücü elinde tutma ve ikna yöntemleriyle günlük dilde yazılmış metaforik,s ade içeriği ile lafızda değil manada bulunabilecek adeta  bir fikir ejderhası.

                                              

Yazarın insanları uyandırma, uyanık olup diğer insanları kullanmalarını eleştirmesi doğrultusunda emperyalizm ve komünizmi taşlamayı amaç edindiği yolu, hayvanlar üzerinden benzetme yaparak Hayvan Çiftliği eserini kaleme almış ve ilk yayınlandığından geçen 71 yılda, yaklaşık 70 dile çevrilip milyonlarca satılarak amacını herkese duyurmuş ve amacının etkisini dünya çapında kitabıyla hissettirmiştir. Kitaba dünya çapında sürekli ve azalmayan bir ilginin olmasının nedenlerinden biri, içinde örneği sunulan propaganda ve ikna yöntemleri ile insanların rızasını kazanma şekillerini günlük yaşamda da geçerliliğini kazanmasındandır.

 Eserin  karakterleri  sade ve güçlüdür: Alaycı eşek Benjamin, çalışkan at Boxer, akılsız kısrak Mollie, kurnaz domuzlar (Nopeléon,Squelar, Snowboll…), aptal koyunlar ve diğer hayvanlardan oluşan eğlenceli, canlı her bakımdan eleştirilebilecek insan karakterine yakın özelliklerle hafızalarda kolayca yer edinebilecek huyları vardır.

Kitabın en çok anılan, çiftliğin yönetimini ele almış entrika yönleriyle siyaseti menfaatleri uğruna kullanmış ve bu olaylardan öne çıkan domuzların resminin kullanılması kitabı biçemiyle bütünleştirmemizi kolaylaştırmaktadır.

Hayvan Çiftliği’nde çıkan ayaklanma (Sovyet devrimi), koca reisin ölme arifesindeyken hayvanları çağırıp, görmüş olduğu rüyayı ve yaşanmışlıklarından aldığı dersleri anlatması ile  hayvanların daldıkları tutsak rüyadan silkip çıkarması ve hayvan sahipleri olan Bay Jones’in hayvanlara yeterince iyi davranmayıp yem vermeyi bile unutması ile başlar.

Şaşılası bir anda çıkan hengamede (devrimde) bütün hayvanlar gövdelerini siper ederek savaşır, inekler boynuzlarıyla, tavuklar gagalarıyla, domuzlar toynaklarıyla,  Boxer ve Benjamin de ayaklarıyla çifteyi Jones’e çoktan savurmuş ve nasıl olduğunu anlamadan galip gelmişlerdi bile.

Ayaklanmaya kadar Beylik Çiftliği diye anılan çiftlik artık Hayvan Çiftliği olarak anılacaktı. 

Özgürlük  sevincini yaşadıktan sonra yönetici olarak en sakin ve yaratıcı kişiliğiyle Napoléon kadar sağlam duruşu olmasa da Snowboll seçilmişti.

Hayvanlar özgürlükle beraber hiç olmadıkları kadar mutluydular ve  artık daha az çalışıp daha çok yiyorlardı.

Makam-mevki  sevdası üzerine tartışma yaratan çoğunlukla “Napoléon” ve “Snowboll” haricinde hayvan çiftliği bütün bir yılı hasarsız atlatmıştı, hattâ daha önce toplanmadığı kadar hasat toplandı. Bu geçen bütün bir yılı çalışarak geçirmiş olsalar da özgürce ve kendileri için çalıştıklarından dolayı asla şikayet etmiyorlardı.

Koca reisin nasihatleri ve diğer hayvanların refahı ve düzeni üzerine aralarında  yedi emir belirlemişlerdi:

YEDİ EMİR :

1. İki ayak üstünde yürüyen herkesi düşman bileceksin.

2. Dört ayak üzerinde yürüyen ya da kanatları olan herkesi dost bileceksin.

3. Hiçbir hayvan giysi giymeyecek.

4. Hiçbir hayvan yatakta yatmayacak.

5. Hiçbir hayvan içki içmeyecek.

6. Hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmeyecek.

7. Bütün hayvanlar eşittir.

Artık bütün hayvanlar işlerini yedi emire  uyarak yapıyorlardı, tâ ki Napoléon’un gözünü makam hırsı  bürüyüp her tarafa çekilebilecek koyunları kendine dalkavuk olarak seçip Snowboll’u mevkiinden daha önce ortada olmayan köpeklerle kovana dek.

Artık her şey çok değişmişti, Snowboll’un yel değirmeni üzerine olan çalışması üzerine olan fikir ayrılığı bile ortadan kalkmış, hattâ Napoléon kendisine ait olduğunu iddia edip inşaatını derhal başlatmak istiyordu. Bütün bu uydurma sözlerine inanılması için propagandacı domuz Sguelar’dan (Rus medyası)sözler yumuşatılarak, diğer hayvanlara aktarılıyordu.

Çiftlikte oluşabilecek herhangi bir zararı olmayacak şekilde Snowboll’a yıkılıyordu ve bütün esbablar onu gösteriyordu adeta günah keçisi seçilmişti.

Siyaset artık sadece kendi işlerine göre kullanılmaya başlanmış ve diğer hayvanlara da  yeniden esaretle birlikte domuzlara karşı kölelik gelmişti.

Bu kendi menfaatince uygulanan siyaset  çerçevesinde artık hayvanlar daha çok çalışıp daha az yemeye mecbur tutulmuştu. Domuzlar için de yeni kurallar gelmiş “insanlaşma” yolunda ki ilk adımlar atılmıştı. Çiftlik sahibinin evinde kalınmaya başlanmış yataklarda uyuluyor, içkiler içiliyordu.

Koca reisin en olmamasını istediği şey hayvanların insanlara benzemesi ve katliamı ortadan kaldırmaktı, fakat domuzlar bunu çoktan unutmuş ve kendi yoldaşlarının cezasını ölümle sonuçlandırmaya başlamışlardı.

Artık Hayvan Çiftliği’nde yılgı ve korku kol geziyordu. Herkes atacağı adımın hesabını vereceğini düşünerek hareket etmeye başlamıştı ve bu Bay Jones’in zulmünden daha ağır bir şeydi. Kanın aktığını görenler hayvanlar içlerinde korkuyla beraber tereddüt oluşmaya başlamıştı ki Sguelar hayvanlara büyük yoldaşları Napoléon’un sözlerini süsleyerek getiriyor ve yine yapılanı doğru görmeye başlıyorlardı…

Diğer hayvanların gariplerine gitmemesi, akıllarının kurcalanmaması üzere kuralları yaptıkları şeyler üzerine yumuşatarak, yastığa kılıf uyduruyorlardı insanlarla iletişime geçmiş ve artık yedi emir garip bir değişikliğe uğramıştı:

1. Dört ayak iyidir, iki ayak daha iyidir.

2. Hiçbir hayvan sebepsiz öldürülemez 

3. Hiçbir hayvan çarşaflı yataklarda uyuyamaz

4. Bütün hayvanlar eşittir, bazıları daha eşittir

Hayvan Çiftliği ve 1984 gibi güçlü yapıtların sadece Josef Stalin’i yermek için yazıldığını varsaymak eserleri basitleştirmek olacaktır. Oysaki George Orwell sadece siyasetçileri değil siyasetçilere sorgusuz sualsiz tâbi olan budalaları da taşlamaktadır.

Romanın alt başlığı “Bir Peri Masalı”dır. Oysa bu bir peri masalı değildir, ama roman bir masal anlatımıyla yazılmıştır. Büyük küçük demeden her kesimin okuyup keyifleneceği beyin jimnastiği niteliğinde ki bu eser, çağın yalancı siyasetinden, kendi hamallığının narkozundan uyanmasına vesile olacak güçtedir.

Bir Küçük Amerika

Ah şu dejenere olmuş
Bir küçük amerika
Seni çok seviyorum
Ama böyle olmuyor anla…

Düşmeyecek bak
Daha çok yıl o bardak
İzleyelim ve görelim
Bir küçük amerikam benim