Tarihsel kurgu dizileri sevenler için çok güzel bir öneri ile karşınızdayız. “REBELLION”
İrlanda Cumhuriyeti’nin kanlı özgürlük ayaklanmasını konu alan dizi, 1916 yılında geçmektedir. Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı yıllarda Birleşik Krallık için iç sorun haline gelen İrlandalı milliyetçiler Paskalya gecesi büyük bir ayaklanma gerçekleştirir.
24 Nisan 1916’da gerçekleştirilen bu ayaklanmanın 100. yılı anısına “Rebellion”, 24 Nisan 2016’da gösterime girdi. 2 sezonu yayınlanan dizi 10 bölümden oluşmaktadır.
Rebellion dizisini sadece Birleşik Krallık ile İrlandalı milliyetçileri konu alan mini bir dizi olarak görmek oldukça yanlış olacaktır. Dizide de kadınların mücadelesinden tutun kiliseler arası görüş ayrılıklarına kadar birçok konu işlenmektedir.
Dizinin yönetmenliğini Aku Louhimies yapmaktadır.
Tarih Sevenler İçin Dizi Önerisi: Rebellion
İlk Kalemime Özlem ve Sevgi ile

Herkes doğduğunda boş defter yapraklarından oluşur. İlk kalemimiz annelerimizdir. Onların yazmasıyla şekillenen defterimiz bizleri yansıtır. Ben bu konuda şanslı olanlarımızdanım.
Sekiz sene önce kalemimi kaybettim. Bana o kadar güzel şeyler not almış ki kalemim, diğer kalemlerime nazaran hâlâ daha onun izleri olan sayfalarımla yeni bilgiler öğrenip güzelliklerle bakıyorum hayata. Kalemimi kaybettiğimde cansız olan deftere yazdığı şiirlere rastladım. Dedim ki güzelliği şairliğinden geliyor. Burada bir şiirine yer vermek istiyorum.
“Yarama vururlar neşter
Durmaz kanar içinden.
Görünmeyen yaraya
Sargı bezi neyleye.
Yaram öyle derin ki
Bir sözle deşiliverir
Ben ah! edip yandıkça
Üzerime dökülen su neyleye.”
Görünmeyen yaralarımıza sargı bezi neyleye dostlar.
Kalemimi kaybettiğimde artık benim de bir kalem olduğumu fark ettim. Ben de insanlara yani boş sayfalara artık bir şeyler karalıyor, onları etkiliyordum. İlk kalemim için bir şiir kaleme aldım ve dedim ki:
“Bu, dünyanın düzeni,
Sen seversin üzeni,
Deli gibi gezeni
Gördüm, duruldum anne.
Yemek ol gel de hep piş;
Yesen de doymaz ki diş.
Her gün de yeni bir iş,
Artık yoruldum anne.
Sayarız öğünleri,
Ararız hep dünleri,
Özledim o günleri,
Resme sarıldım anne.
Hayat tam bir bulmaca,
Aşka hasret katmaca
Uçamayan atmaca
Oldum, darıldım anne.”
İlk yazımda ilk kalemime özlem ve sevgi ile güzelliklerin bol olduğu güzel hayallerin güzel hayatlara döndüğü güzel güzel günler dilerim, saygılarımla.
Uçamayan ATMACA
Kendi Kendime
Yol boyu yürü.
Hava soğuksa elin cebinde,
Şayet sıcaksa ayaklarında terlikle.
Dünyadan değil de kendinden bahset
Ama kendine.
Çıktığın merdivenleri say,
Hatta parke taşlarını, çizgilerine basma mümkünse.
Bunlar bildiğin şeyler.
Yürüdüğün yol gibi.
Gidenler
Ölüm sessiz çığlığıyla yankılanıyor kulağımda,
Gidenler, kalbimin ücra köşesinde kavuşmayı bekliyor,
Şehir sessizce ölümün çığlığına eşlik ederken,
Kuşlar dualarla yükseliyor semaya.
Küçük Kız

Bir yanın geceye yakın, diğer yanında güneş doğarken.
Küçük bir kız çocuğu oynuyor gülüşünün kıyısında.
Sonra, bir bakıyorum gözyaşın gizlenmiş gülüşünün ardına.
Uzaklara dalıyorsun bir ara
Ve denizlere hep uzaktan bakıyorsun.
Sanki boğulmaktan korkarcasına
Korkular biriktiriyorsun küçük kız,
Korkular biriktiriyorsun hep aklının kıyısında.
Sonra gözlerin kapalı karanlıkta yürüyorsun, bakmadan etrafına
Söyle Allah aşkına, söyle gelebilecek miyiz bu çelişkilerin sonuna?
Gülüşünü seviyorum küçük kız, gülüşünü.
Ve gizlemeye çalıştığın o hüznünü,
Bir de saçlarını
Babası tarafından hiç okşanmamışlığın kırıklığı var saçlarında.
Büyümeyen küçük bir kız içinde.
Sevgim üşüyor küçük kız, sevgim üşüyor.
Isıtsana yüreğinin sıcaklığında
Hani diyorum bir de,
Yaşasak bu ömrü birlikte
Ömrümü ömrüne katarcasına
Ömrünü ömrüme katarcasına
Sonsuz Eksi Bir
Sonsuz denen
-Hiç- şey…
Bir sembolden ibaret.
Söz konusu olan şey
Bir düş;
Akılcılaştırılmış!
Kafesin içinde.
Kafes daralmış!
Böylesine güzelken
Bakamadığımız bir gökyüzü var,
Kafese sıkışmış!
Sarmaşık
Hastalıksın ruhumda zuhur eden,
Yalnızca benim toprağımda filizlenen
Bilmem ne zaman zehirli sarmaşıklarını çiçek açtırırsın tamamen,
Kendi toprağına veba, başkasına şifa iken.
Nerede Olmak Vardı Şimdi
Nerede olmak vardı şimdi
Gecenin mehtabında sakin bir kumsalda
Ateşin etrafında toplaşan bir kahkahada
Hep bir ağızdan söylenen eski bir şarkıda
Dalganın kıyaya vuruşundaki kayboluşta
Nerede olmak vardı şimdi
Güneşli bir günde çiçeklerle dolu bir tepede
Yalın ayak izlerinin olduğu dar bir patikada
Tek tek toplanmış bir demet papatyada
Saçlarımızla oynayan hafif bir rüzgarda
Nerede olmak vardı şimdi
Ağaçlarla kaplı uzun ve dar bir yolda
Hafif hızla seyir halindeki bir arabada
Camdan çıkarılan her saç telinin uçuşunda
Varacağın yere yaklaştığındaki o heyecanda
Nerede olmak vardı şimdi
Sıcacık evden gelen tanıdık bir seste
Lezzetli yemeklerle dolu tatlı bir sofrada
Kanepede uzanılmış sıcacık bir kucakta
Ruhunun okşandığı yumuşacık ellerde
Nerede olmak vardı şimdi
Hayallerde, rüyalarda, yarınlarda
Görmek istediğin her yerde
Duymak istediğin her seste
Dokunmak istediğin her bedende
Şimdi sen seç nerede olmak vardı şimdi…
Bana, Bize, Size Dair
Beş yüz milyon yıl kendimle savaştım. Kendi kendime iyiyi, kötüyü ayırdım. Bazen de istemeden harmanladım. Takatim kalmayınca insanlardan sıyrıldım. Acılarını hissettim, adeta mıknatıs gibi çektim. Sevinçleri beni görünce hep karşı kaldırıma geçti. Çoğu zaman anladım onları. Kimseyi kimseden ayırmadım. Şimdi mecburi yalnızlığın ortasında tanıdık gelen öz silüetimle kaldım. İmdat naraları atıyorum etrafıma. Uyumda güçlük çekiyorum. Şiirler yazıyorum durmadan. Bazen denizin mavisini gökyüzüyle harmanlayıp önüme ucuz bir tepside sunuyorum. En çok da kendim oluyorum. Sanırım bu yüzden yalnızlaşıyorum. Yirminci yüzyılın altın kuralı olan sahteliğe meydan okuyorum.
İhtiyacım Var
Aşkım dayanamıyor,
Taşıyor Ay gözlerimden.
Her güneş gözlerine baktığımda,
Parlıyor, aydınlanıyorum.
İhtiyacım var sana,
Görmem için, görünmem için,
Güneşine ihtiyacım var.
Acaba diyorum biter mi bu günler?
Her saati asır, her dakikası sene olan günler.
Sevgi, aşk yaşatıyor beni,
Sev, sev ki erisin zaman,
Gül, gül ki genç kalalım,
İlk günkü gibi bir kördüğüm misali.
Nefes alıyorum, anlıyorum nefes sensin.
Uyanıyorum anlıyorum sensiz yaşamak,
Göz kapatıp açmak sadece.
Gülmeye çalışıyorum, konuşmaya,
Anlıyorum sensiz her laf güzaf.
Sonra durup,
Acaba diyorum biter mi bu günler?
Kavuşur mu güneşini arayan ay gözlerim?
Pamuğu andıran ellerine kavuşur mu?
Yanı başımda çalıyor,
Cahit’in Yedi Güzel Adam’ı,
Yaş olup akıyor,
Sezai’nin Mona Rosa’sı,
Ben ise anlatamıyorum,
Bulamıyorum, elim boş,
Kalem dilsiz, kağıt sessiz,
Affet sevgili kelimeler kifayetsiz.
Tükendi kalem, gerisi güzaf,
Kalbime bak bu dizeler yetmezse,
Kaleme sor ne kadar yazmak istediğimi,
Kağıda sor kaç damla yaş döktüğümü.
Ay, Güneş’ini bekler her gece gecikmeksizin,
Ben Ay’ım gel artık Güneş’im,
Birbirimize bakıp parlayalım,
Özüm kaldı kavuşalım.
(S)onsuzluk Feneri
Yanaştı bana ızdıraplı günler,
Mecburiyetten bu bayat gülüşler.
İnanır mısın kırık pembe düşler?
Bilirim (s)onsuz, bitirir gidişler.
Vurur duygular karaya bak nasıl?
Karanlık, limana basınca asıl…
(S)onsuzluk fenerim sendin kaç asır?
Sabahları yoksun, geceleri sır…
Elimde değilsin gönül kıyımda,
(S)onsuzluk fenerim vardı yanımda.
Bizli hangi anı kalır aklımda?
Fenerim sönmüşse uyandığımda.
Ruhun ruhumda ve kalbin kalbimde,
Ne ellerimde ne derinlerimde…
Fener denizde ve (k)okun genzimde,
(S)onsuz bir şiir var emanetimde.

En Kötüsü
Hani en kötüsü ümitlenenlerdi,
Ümit ve umut kırılmaya mahkum,
Ve ben çaresizlik içinde hapis,
Hayaller suya âşık.
İnsanlar, değer vermeyle değerlenmeyen insanlar,
Ve insanlar, bir elmas gibi değerli olup fark edilmeyen insanlar.
Hani en kötüsü sevenlerdi,
Aşk ve sevda imkansıza mahkum,
Ve ben çaresizlik içinde zindandayım,
Sevgili; ölümsüzlük suyuyla büyüyen bir kaktüs,
Ve hayat, hayaller için çok acı, katı ve gerçek.
Şeker Portakalı
Yazıda “Jose Mauro De Vasconcelos- Şeker Portakalı“ hakkında bilgiler, eserin konusu, ana fikri, kahramanları, “Jose Mauro De Vasconcelos- Şeker Portakalı” nın olay örgüsü, romanın yazarının hayatı, şahıs kadrosu ve yazarın diğer eserleri, eserden alıntılar yer alır. Eser hakkında yorumlar, “Jose Mauro De Vasconcelos- Şeker Portakalı“ anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki ilişki ile eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
ŞEKER PORTAKALI BASIM VE YAZIM ÖYKÜSÜ HAKKINDA BİLGİLER
Şeker Portakalı özgün adı ile My Sweet Orange Tree, Brezilyazlı yazar Jose Mauro De Vasconcelos tarafından 1968 yılında yazılmış olan bir romandır. Brezilya’nın Minas Gerais bölgesinde yaşayan fakir bir ailenin beş yaşındaki oğlu olan ve çok geniş bir hayal gücüne sahip olan Zeze adlı bir çocuğun izlenimlerini, hayallerini, çocukluk yıllarını konu edinen roman aslında yazarın kendi biyografisinden kesitler sunmaktadır. Yazar eserinin arka kapağında romanın yazılış süresi, zamanı ve içeriği hakkında şöyle bir bilgi vermiştir; “ Bu kitabı yirmi yıl yüreğimde sakladım ama 12 günde yazdım “. [1]
Çok yoksul bir ailenin çocuğu olan yazar, Natal kasabasındaki amcasının yanında yetişmiş, Potengi Irmağında yüzmeyi öğrenmiş ve günün birinde yüzme şampiyonu olmak hayaliyle yaşamışken liseyi de Natal’de bitirmiştir. İki yıl tıp öğrenimi gören yazar öğrenimini yarıda bırkarak Rio de Janeiro’ da hafif sıklet boks antrenörlüğü yapmış, ondan sonra da hayatı boyunca çeşitli işlerde çalışmıştır.
Yazarlık hayatında birçok roman yazan yazarın en tanınmış romanı ise Şeker Portakalı’dır. Orijinali Portekizce olan eser, ilk kez Brezilya’da basılmış, gördüğü ilgi üzerine toplam 16 dile çevrilmiş, pek çok ülkede basılmış, pek çok ülkede yüksek satış rakamları elde etmiştir. Şeker Portakalı dışında yazarın Güneşi Uyandıralım adlı eseri de ülkemizde çok sevilmiştir ( Güneşi Uyandıralım Hakkında ve Özeti J.Mauro De Vasconcelos Hayatı ).
Bu roman Vasconcelos’un çocukluğunun özeti olmasının yanısıra çocukluk yıllarındaki duygular ve hayal dünyasından da derin izler taşımaktadır. Şeker Portakalında, fakir bir aile çocuğu olan “günün birinde acıyı keşfeden küçük…” Zeze’nin çevresindeki insanların hayatlarını algılamaya çalışması, onun hüzünlü dünyasını ve hayatın acılarını yaşayarak öğrenişi dile getirilmiştir. Eser, işlediği dostluk, yoksulluk, fakirlik, yitiklik ve siliklik temaları ile de dikkati çekmektedir. Yazarın Güneşi Uyandıralım ve Delifişek adlı romanları bir ölçüde Şeker Portakalı adlı romanının devamı niteliğindedir. Şeker Portakalı ile çocukluk yıllarını anlatan yazar, “Güneşi Uyandıralım” ve “Delifişek” adlı romanları ile gençlik yılları ve olgunluk dönemini anlatan üç kitaplık bir seri oluşturmuştur. Üç kitaptan oluşan bu serinin ilki ise Şeker Portakalı’dır.
Ülkemizde de çok sevilen bu eser; yönetmenliğini Marcos Bernstein’in yaptığı, senaryosunu Marcos Bernstein ve Melanie Dimantas’ın hazırladığı ve başrollerini José De Abreu , João Guilherme Ávila , Caco Ciocler , Eduardo Dascar ve Ricardo Bravo’nun paylaştığı bir film haline de getirilmiştir. ( 2012 ) [2]
ROMANIN KONUSU
Roman yazarının ifadesi ile “günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü”dür. Ailesinden baskı gören ve istediği sevgiyi görmeyen Zeze, aradığı sevgiyi diğer insanlarda ve varlıklarda bulmaya başlar. Hayaller dünyasında yaşayan Zeze; yaramaz, haylaz ama zeki ve duygusal bir çocuktur. Ailesinde bulamadığı sevgiyi başka şeylerde aramaya ve bulmaya başlamıştır. Yine de her zaman eksik bir şeyleri vardır.
ANA FİKİR
Her çocuk sevgiye ve ilgiye muhtaçtır. Ne sebeple olursa olsun aradığı sevgiyi bulamayan çocuk bu sevgiyi ailesinde göremez ise başak yerde arayıp bulacaktır. Fakat bu şekilde büyüyen çocuklar, ileriki yıllarda da çevresi ile uyumsuz olacak, insani ilişkilerde de zorluklar çekecektir.
ŞAHISLARI:
• Zeze: Baş kahraman, yoksul bir ailenin küçük çocuklarından biridir.
• Totoca: Zeze’nin ağabeyidir. Bencilce ve tutarsız davranışlar sergiler.
• Edmundo Dayı: Yaşlı bir akrabadır. Ona ailesinden çok daha iyi davranır.
• Jandira: Zeze’nin ablasıdır. Zamanını roman okumak ve sevgililerini düşünmekle geçirir.
• Gloria: Zeze’nin ablasıdır. Onu ailede en çok seven ve koruyan kişidir.
• Bay Arivaldo: Bir sokak şarkıcısıdır. Zeze ile aralarında sessiz bir dostluk gelişmiştir.
• Lala: Zeze’nin diğer ablasıdır. Son zamanlara kadar Zeze ile ilgilenmiş ama sonraları ya bıkmış ya da sevgilisiyle olmayı tercih etmiştir.
• Luis: Zeze’nin küçük kardeşi, kardeşlerden en küçüğüdür. Ailede herkes tarafından sevilir.
• Luciano: Luciano adındaki yarasa, Zeze’nin isim takıp konuştuğu çok sevdiği arkadaşlarından biridir.
• Minguinho (Xururuguinho): Bir şeker portakalı ağacıdır. Zeze, Luciano gibi onunla da konuşur. Hatta onların da konuştuklarını düşünür.
• Bay Paulo (Baba): İş bulamadığı için psikolojik sorunlar yaşamaktadır. Bu yüzden çocuklarına karşı yeterince sevecen ve sabırlı olamaz.
• Anne: Ailenin geçimini sağlamak için çalışmak zorundadır. Çocuklarıyla ilgilenemez. Bu yüzden romanda arka planda kalır.
• Manuel Valadares (Portuga): Zeze’ye sevgiyi, yaşamın sevilebilecek yanlarını öğreten insandır. Onun iyi ve mutlu bir çocuk olabilmesi elinden gelen her şeyi yapar.
• Cecilia Paim (Öğretmen): Yaptığı bütün haylazlıklara rağmen onun mükemmel bir çocuk olduğunu düşünen duygulu ve anlayışlı biridir. [3]
• 
ROMANIN ÖZETİ:
Zeze, çok çocuklu yoksul bir ailenin en küçüklerinden biridir. Babası işsizlik yüzünden bunalıma düşmüş, abisi ise kardeşlerinin sorumluluğunu üstlenmiştir. Luis henüz olayları algılayamayacak kadar küçüktür. Anne ise ailenin geçimini sağlamak için çalışmak zorunda olan ve çocuklarına ayıracak vakti hiç olmayan silik bir kadındır.
Zeze’nin yaptığı şakalar ve yaramazlıklar, yaşadığı yalnızlık duygusundan kaynaklanmaktadır ama insanlar ona “şeytanın vaftiz oğlu” demekte ve Zeze’da buna inanmaktadır. Yüreğindeki sevgiyi kapatmak için hayali arkadaşlar edinmiştir. Bunlardan birisi de bir yarasadır. Diğeri ise hiç kimsenin beğenmediği bir şeker portakalıdır. Zeze, onlara birer isim takmış ve onlarla konuşmaktadır.
Zeze’nin en sevdiği şey; hayal gücüyle baş başa kalıp yeni hikâyeler üretmektir. Yeni taşındıkları evde olan portakal ağacı sığınabileceği tek varlıktır. Zorlukları aşabilmenin tek yolu portakal ağacının dallarının altıdır.
Ailesi dışında Zeze’yle ilgilenen Edmundo Dayı ile Zeze’nin öğretmenidir. Edmundo Dayı ona ara sıra para verip bir şeyler öğretmektedir. Öğretmeni ise söylenenlerin aksine Zeze’nin mükemmel bir çocuk olduğunu söylemektedir.
Zeze bir süre sonra bir sokak şarkıcısı ile tanışır. Sokak sokak dolaşıp şarkı söylemeye başlar. Zeze bu işten çok hoşlanmıştır. Ama o şarkıcı açık saçık şarkılar söylediği için babası onunla arkadaşlık etmesini istememektedir. Zeze ise bunu anlayamaz. Çünkü söylediği şarkıların anlamını bilmemektedir. Bir gün babasını mutlu etmek için bu şarkılardan birini söyleyince babasından dayak yer. Bu olaya en çok Gloria üzülmüş ve aile fertlerinin onu dövmesini yasaklamıştır.
Zeze, bir yaramazlık sonucu çok tehlikeli bir oyun öğrenmiştir. Bu oyun, giden arabaların arkasına yapışarak rüzgârı ve hızı hissetmek yani yarasa olmak oyunudur.
Portekizli Manuel Valadares ‘in çok fiyakalı olan arabasında bu oyunu denemeyi düşünür. Bu işi yaparken de yakalanır. Portekizli, poposuna vurarak onu herkese rezil eder. Bu olaydan sonra Zeze, ondan nefret etmeye başlar. Sonraları ise o adamı yakından tanıma fırsatı bulmuş ve en sevdiği insan o Portekizli olmuştur.
Babasından yediği dayaktan sonra intihar etmeyi düşünmüş ama Portekizlinin desteğiyle vazgeçmiştir. Daha sonra ondan kendisini evlat edinmesini ister. Ama Portekizli fazla yaşamamış ve bir trafik kazası geçirip ölmüştür. Portekizlinin ölümü Zeze’yi hayattan koparmıştır.
Zeze acıları öğrenmeye hayatın farkına varmaya başlamıştır. Portekizli adam öldükten sonra hastalanmıştır. Hastalığı esnasında şeker portakalının çiçek açtığını öğrenmiştir. Ama artık ne yarasa ne de çiçek açan şeker portakallarının önemi yoktur. Yaşadığı acılar Zeze’yi hayata hazırlamıştır.
Jose Mauro de Vasconcelos
Brezilyalı ünlü yazar Jose Mauro de Vasconcelos, 1920′de Rio de Janeiro yakınlarında Bangu’da doğdu. Çok yoksul olan ailesi, onu Natal kasabasındaki amcasının yanına yolladı. Orada dokuz yaşındayken Potengi Irmağında yüzmeyi öğrendi ve hep günün birinde yüzme şampiyonu olmanın hayalini kurdu. Liseyi Natal’de bitirdikten sonra iki yıl tıp öğrenimi gördü. Öğrenimini yarıda bırakıp yeni hayaller peşinde Rio de Janeiro’ya döndü. İlk işi, hafif siklet boks antrenörlüğü oldu. Yaşamı boyunca ressam ve heykeltıraşlara modellik, muz plantasyonlarında hamallık, gece kulüplerinde garsonluğa[4] kadar çeşitli işlerde çalıştı. Bu deneyimleri ise onun yazarlığına büyük katkılar sağlamıştı.
İlk kitabı ‘Yaban Muzu’ 1940′ta yayımlandı. 1945′te yayımlanan ‘Beyaz Toprak’ adlı romanı çok beğenildi. Daha sonra ‘Evden Uzakta’ (1949) , ‘Sular Çekilince’ (1931) , ‘Kırmızı Araba’ (1953) ve ‘Ateş Çizgisi’ (1955) romanlarını yazdı. ‘Kayığım Rosinha’ (1961) ile ününün doruğuna çıktı. En ünlü kitabı ‘Şeker Portakalı’ (1968) on iki günde yazılmıştı. ‘Ama onu yirmi yıldan fazla yüreğimde taşıdım‘ der yazar. Bu kitaptaki küçük Zeze’nin serüvenleri ‘Güneşi Uyandıralım’ (1974) ve ‘Delifışek’ (1963) adlı romanlarında sürer. Bu ünlü yazar 1988′de öldü.[5]
[1] Jose Mauro De Vasconcelos, Şeker Portakalı , Çeviren: Aydın Emeç;, Can Yayınları ,İstanbul , 2011 ( Arka kapak
[2] https://www.sinemalar.com/film/62348/meu-pe-de-laranja-lima
[3] https://karlitorosdaglari.blogcu.com/seker-portakali-kitap-ozeti-roman-ozeti/1230387
[4] https://www.idefix.com/kitap/seker-portakali-jose-mauro-de-vasconcelos/tanim.asp?sid
[5] Jose Mauro De Vasconcelos, Şeker Portakalı , Çeviren: Aydın Emeç;, Can Yayınları ,İstanbul , 2011 ( Arka kapak)
Soğuk Kaldım
Yağmur olur
Islak olur sana değen şiirlerin perde arkası
Çünkü gözyaşı ister
Sana nakşedilen ihtiyar satırlar
Poyraz olmak
Saçlarını tel tel sessizliğe süpürmek ister
O yüzdendir ki
Her şiirde üşür kağıt
Soğuk alır yokluğunun satır aralarından
Bende öyle soğuk kaldım
Öyle soğuk kaldım
Arkadaşımdır
Paltomu aldım çıktım dışarı,
Yağmur yağıyor üstüme damla damla,
Damlalar arkadaşımdır ses çıkarma onlara,
Yağsınlar üstümüze kana kana,
Vardım şu dolu bir çamura,
Bir tane gül var orada,
Aldım onu koydum yanıma,
Benim gibi ıslanmıştı o da,
Güller arkadaşımdır dikenleri her zaman vardır,
Islak bir gülü almak da er kişinin kârıdır,
Alınma arkadaşım güller de solar bir gün,
Sevgiyle beslenmiş gül solar mı hiç gülüm,
Bak gökyüzü masmavi oldu,
Mavi gökyüzü benim sırdaşımdır,
Birazdan yağmur üstümüze yağdırır,
Sırrım biraz ağırdır….















