26.9 C
İstanbul
Cuma, Temmuz 3, 2026

Geçmişli Zaman

Hayallerin gerçeklik duvarı varmış.
Herkes o duvarın kuytusunda beklermiş.
Orada zamana elini uzatsan kor, yüreğini çeksen buz tutarmış.
Yıkılmadan direndiğin, bir duvarlık ömürde,
Gönlün başka hikayelerin çerçevesi olurmuş.

Rüyalarına tutsak yüreğin paslı bir kilit gibi
Uykularını yalan düşlerini gerçek kılarmış.
Bugün geçmiş zamanın türküsü,
Gelecekmiş bilinmeyen zamanların öyküsü…

İnsanlığını yitirmiş sokaklarda
Bir çığlık bin yıl duyulmazmış.
Adına yaşamak dediğin hikâyenin
Sonu belli, limanı kavi
Ve kaçırdığın cevapsız sualler
Kalbinle arandaki sırda saklıymış.

Sevde AKTAŞ
Şubat 2022

Bu Leyla’da Geçer


Sen sanıyor musun ki Leyla, seni hep seveceğim?
Eskisi gibi her sabah sokağından geçeceğim?
Sanıyor musun ki,
Her daim seni sevip özleyeceğim?
Sen sanıyor musun ki Leyla, seni hep seveceğim?
Bu sabah saat 6’da yine sokağında seni bekledim
Üstüme yağan her kar yalnızlığımı kat be kat artırdı
Hafifçe perdeyi araladın
Kalbim hızlı hızlı çarptı
Ah Leyla senin için atan bu kalbim
Kim bilir en son nerede duracak
Sen sanıyor musun ki ben seni hep seveceğim?
Kaç gündür hastayım, yataktayım
Seni yine de ihmal etmedim
Yine her sabah olduğu gibi
Erkenden kalktım, sokağına ayağımı sürdüm
Seni görmeden günüm nasıl geçecek?
Ah Leyla kaç defadır yolunu gözlüyorum
Kim bilir sen kime nasip olacaksın
Kimin gözlerinde açacak gözlerin
Ah Leyla muhabbetine meftunum
Kime yar olacak güzelliğin
Sendeki bu tılsım nedir?
Ben şimdilik aşk sarhoşuyum
Sanma ki bu sarhoşluk ebedi
Elbette beni ayıltacak biri çıkacak
Bir sıcak kahve ile uyandıracaklar
Sanma ki bu gözler her daim seni arayacak
Sen sanıyor musun ki Leyla, ben seni hep seveceğim?
Ben şimdilik bende değilim
Beni kaldırımlar anlar
Yoluna yüz sürdüğüm sokaklar anlar halimi
Bir bilsen Leyla ne biçim kıskanıyorum seni
En çok yaşadığın evi, dostlarını
Zaman geçirdiğin her şeyi
Ah bir zaman dilimini bana ayırsan
Her sabah örttüğün battaniye oluverseydim
Bir bilsen ne biçim kıskanıyorum seni
Gülüşlerinde ülkenin umutları yatıyor
Bu neşen geleceğin umudu gibi
Sen sanıyor musun ki Leyla, seni hep seveceğim?
Eskiden bir kuşum vardı
Sarı, mavi
Çok severdim, her sabah sana uyandığım gibi
Ona uyanırdım
Bir gün daha özgür olsun diye
Bıraktım
Kafesten uçar açmaz kedi kaptı
Ben bir daha bu dertten iflah olamam dedim
Sonra annem bir kuş daha aldı
Ben eski kuşu unuttum
Görüyor musun Leyla, eskisini unuttum
Seni de unutacağım
Sanma ki ben her sabah sana uyanacağım
Sanma ki ben her akşam senin düşünle yatacağım
Ah Leyla bu günlerde hava soğuk
Üstüne titriyorum ya hasta olursan diye
Pembeler giymişsin
Senin rengin
Sadece sen giy, olmaz mı?
Sen sanıyor musun ki Leyla, ben seni hep seveceğim?
Yağmur yağarken su bile vermiyorsun bana
Oysa ki şefkatli bakışlarını bir benden esirgiyorsun
Sen kime yar olacaksın?
Bu muhabbetin kime kısmet olacak?
Sen kimin olacaksın?
Ah Leyla benim olmadıktan sonra kaç yazar?

Kurşun Kalem

Uyanmasına sebep olan garip bir his bütün vücudunu sarmıştı. Gece saat üçü geçiyordu. Gecenin karanlığına gözlerini alıştırmaya çalışırken, masada duran kurşun kalemine gözleri takıldı. O anda dudaklarından şu kelimeler döküldü: “Çeyrek asırlık bir bahar geçmiş sanki tüm tarumarın üzerinden.”

Nereden çıkıp gelmişlerdi şimdi bu kelimeler gecenin bu saatinde? “Aman canım sen de, sanki her gece uykun kaçıp uyandığında kendi kendine bir şeyler mırıldanmıyormuşsun gibi,” diye geçirdi içinden. Kalkıp masanın başına geçti. Her gece bu saatlerde uyanır, ağırlığı altında ezildiği düşüncelerini karanlığa salıverirdi. Önce mumu yaktı, ardından birkaç dakika boyunca etrafa yayılan portakal kokusunun duyularına hücum etmesine izin verdi. Bir umut kullanırım diye aldığı renkli kalemlerinin olduğu kalemliğe takıldı gözü. Oysa bu konuda umutlanması ne kadar da anlamsızdı. Çünkü hep babasının hediye ettiği kurşun kalemiyle yazardı. Her böyle uykusu kaçıp kelimeler iç dünyasında biriktiğinde saat kaç olursa olsun uyanır ve bu kalemine uzanırdı. Fakat diğer gecelerin aksine bugün kalemini bir türlü eline almıyordu.


Zihnine kelimeler hücum ediyor, ama o kaleme dokunmamaya direniyordu: “Çeyrek asırlık bir bahar geçmiş sanki tüm tarumarın üzerinden. Toz duman daha dağılmamışken, bulutun beyazına kaptırmış kendini yağmurunu her yitiren.”

 

Ne anlama geliyordu bu cümleler? Art arda dizilen bu kelimeler aklından uçup gitmeden bunları kağıda dökmeliydi bir an önce. Fakat içinde bir şeyler onun kaleme uzanmasına engel oluyordu. Acı daha yoğrulmadan, mevsim değiştirmiş her beden.” Zihnini durduramıyordu. Oysa unutmadan bunları bir yazıverse ne de güzel olurdu. Kafasını dağıtmak ve kaleme uzanmasına engel olan gücü kırmak için kitaplığına yöneldi. Uykusu her kaçtığında yaptığı bir diğer şey de kalkıp kitaplığını düzeltmekti.

“Yaşamı öldürerek yaşayamazsın, ölü alamaz insan nefesi. Önce yaşayacaksın, sonra derin bir nefes alacaksın.”

Adımlarını hızlandırarak odanın diğer köşesine konumlandırılmış kitaplığına yöneldi. Düşünceleri de onunla birlikte zihninin derinliklerinde hareket ediyordu: “Yaşamı öldürerek yaşayamazsın, ölü alamaz insan nefesi. Önce yaşayacaksın, sonra derin bir nefes alacaksın.” Derin bir nefes aldı, zihnine sıra sıra dizilen bu cümlelerin onu hafiflettiğini hissediyordu. Gel gör ki, bu dizeleri kalemiyle buluşturamamanın verdiği sancıdan olsa gerek, ruhu çekiliyor gibiydi.

Ne vardı sanki kalem ellerinden kaçmasaydı da kendini parmaklarının arasına salıverseydi? Hem kendisi hem de onu tutan el nasıl da rahatlayıverirdi o zaman. Çocuk yüzlü bir hayal canlandı gözünün önünde tam o anda. Çimenlerin üzerinde koşuyordu, babası ona elini uzatmış “hadi beni yakala” diye sesleniyordu. O an hatırladı, o küçücük bedeniyle öyle koşmuş öyle koşmuştu ki, yeryüzü sanki ayaklarının altından kayıyordu. Bütün çabasına rağmen, yine de bir türlü babasının eline uzanamamıştı. Tam tuttum derken, o ellere dokunabilmek için çok daha hızlı koşması gerektiğini anımsıyordu. Tekrar derin bir nefes aldı, gözünde canlanan kareler birden yok oldu. 

Ruhunda dalgalanan, nereden geldiği belirsiz cümlelerin ve küf tutmaz anılarını canlandıran karelerin oluşturduğu bu tabloya bir düzen vermek istiyordu. Sağına soluna dikkat ederek topallayan duygularıyla eğildi bu tablonun üzerine. Çerçevesi toz tutmuş diye düşündü, hafifçe üfledi ve tozların uçuşarak parmak uçlarına konmasını izledi bir kaç saniye boyunca. Bu bir kaç saniye ona çok uzun geldi, bir yere tutunması gerekiyordu, yoksa düşecekmiş gibi hissediyordu. Tablonun yanına kurulmuş eski bir koltuk, koltuğun üzerinde umursamaz bir kedi, kedinin gözlerinde ise soluksuz kalmış bir bekleyiş vardı. Koltuğa yönelmek istedi fakat kedinin gözleri zihnindeki düşünceleri harekete geçiriyor, başının dönmesine sebep oluyordu.

“Daha ne kadar tutunabilirim acılarıma?”

Bir yere tutunmalıyım diye düşündü tekrar, bu sefer bu düşüncesini hayata geçirme kararıyla harekete geçti. Bir yere tutunmalıyım diye tekrarladı içinden üçüncü kez, o sırada zihninden gelen “Daha ne kadar tutunabilirim acılarıma?” diyen bir sesle irkildi. Sesin kendi bedeninin derinliklerinden kopup geldiğini anlaması birkaç saniyesini almış olacak ki sesi bulmak için ilk önce etrafına bakındı. Karanlıkta hiçbir şey göremeyen iri gözleri kendi bedenine odaklandı sonra. Bu konuşan da kimdi? 

Tekrar nefes aldı, gözleri her geçen saniye karanlığı delip geçmek istercesine daha da büyüyordu. Nefesini verdiğinde koltuğun arkasında bir pencere olduğunu gördü. Hava almaya ihtiyacı olduğunu hissediyordu fakat koltuktaki kedi sanki geçmesine izin vermiyormuş gibi griye çalan gözlerini ondan ayırmıyordu. “Yarın olur, bir bahar düşer pencerene, bekle.” Beklemekten ellerinin ağrıdığını hissetti, sonra ellerindeki taze kır çiçeklerini fark etti. Gönlünün derinliklerinde bir acı inlemesine sebep oluyordu ama o yine de ceplerini karıştırmak istiyordu; aradığını bulmalıydı fakat neyi aradığını bilmediğinin henüz farkında bile değildi. Gözlerini aydınlık olmayan gökyüzüne dikti, oysa gökyüzü sandığı şey odanın zifiri karanlığından ibaretti. “Yarın olur, titrer yüreğin ve göğsün daralır, fakat korkma; bu ardından doğacak genişlemenin bir kuralıdır.”

“Çünkü sen, binbir umutla örülmüş yarınların bugünüsün.”

Yüreğini yokladı, fakat vücudunun hangi bölgesinde onu bulabileceğini anımsayamadı. Bir nefes daha aldı almasına ama yüreğini bulamamış olması içine bir korku saldığından olsa gerek, aldığı nefesi geri vermekte zorlanıyordu. Bir yere tutunmak istedi yeniden. Derinlerinde acıyan yanlarına tutunması gerektiğini söylüyordu iniltili bir ses ona, ve de ağrıyan ellerine; yüreğini bulup dokunmak istiyordu, ve de derinden hissetmek. “Derinden hissedeceksin ki yüreğin büyüsün; çünkü sen, binbir umutla örülmüş yarınların bugünüsün.”

Daha fazla dayanacak gücü kalmamıştı, ne olursa olsun bir yere tutunması gerekiyordu artık. Elini uzattı boşluğa, havada süzülen parmakları karanlığın hacmine tutunmaya çalışıyordu. Bir kere daha gerdi parmaklarını karanlıktan bir şeyleri çekip çıkarmak istercesine, fakat elleri boşlukta sallanmaktan yorgun düşmüştü. Can havliyle bir kez daha denedi tutunmayı, bu sefer eli boşlukta yere düştü. O an omzunda bir ağrı hissetti ve sıçrayarak doğrulup gözlerini açması bir oldu.

 


Sağ eli masadan sarkmış, sol eliyle ise kurşun kalemini tutuyordu. Ne zamandan beri çalışma masasında bu şekilde uyuyordu anımsayamadı. Masadaki mum yana yana ışığını kaybetmek üzereydi fakat portakal kokusu hala buram buram odada duyuluyordu. Birkaç dakika masada oturmaya devam etti; masasına bakan duvara sabitlenmiş tabloya, tablonun içine özenle konulmuş babasının resmine takıldı gözleri.

 

 

Dakikalarca babasının ezbere bildiği yüzünü inceledikten sonra yanındaki koltuğa kurulmuş kedisinin hırıltısıyla irkildi. Açık kalmış pencereden gelen rüzgar perdeyi sallandırıyor ve içeriye taze bir serinlik yayıyordu. Rüzgarın içine verdiği ürpertiyle gücünü toplayarak yerinden kalktı. Yatağına doğru ilerlerken zihninde anlamlandıramadığı kelimeler yığını uçuştu bir kaç saniyeliğine. Saat beşe geliyordu. Yatağına yattı, bu gece defterine bir kelime bile yazamadığını anımsadı. Gözlerini kapattı fakat saat altıya yaklaşırken hala uyuyamamıştı.

Vildan Urfan 
Şubat 2022

Umut Var Mı?

Kalbim cam kırıklarıyla dolu

Her atışında daha da derine inen

Acılarım alev olmuş

Her zerremi kül içinde bırakan

Artık iyileşmek istiyorum

Umut var mı?

 

Söyleyemediklerim dilimde bıçak

Yarım kalan hayallerim, sönen umutlarım

Ruhumda veba

Yalnızlığın kalesindeyim

Artık kurtulmak istiyorum

Umut var mı?

 

Ruhum kan kaybediyor

Bedenim can çekişiyor

Kayboluyorum kimsesizliğimde

Boğuluyorum benliğimde

 

Yeniden doğmak istiyorum

Yeniden aşık olmak, yeniden mutlu olmak

Ve yeniden yaşamak istiyorum

Umut var mı?

 

Eziyet Mi? Meziyet Mi?

bakış açısı

     Bakış açısı bir şeye yön vermektir. Kimi bakar gülü görür, kimi de dikeni, kimisi de gülün dikeni ile gül olduğunu görür. Kimi anlamak istediği gibi anlayıp yorumlar, kimi de olması gerektiği gibi. Olaylar karşısında, hayata bakışında, hayatın içinde, olayların içinde sen hangisisin?

     İnsanoğludur, şaşar da beşer de ama doğruyu da bulur. Yeter ki istesin, yeter ki niyeti samimi olsun, koy vermesin, aman demesin, boşver demesin, bu dünyaya boşuna mı geldik deyip de dibe vurmasın. Evet bu dünyaya boşuna gelmedik ama dibe vurmak için de gelmedik. Hepimiz öncelikle kendimizden, anne-baba çocuğundan, eşler birbirinden, öğretmen öğrencisinden, abi-abla kardeşinden sorumluyuz, birbirimiz ile ilişkiliyiz, bir bağımız var çünkü. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyenlere bugün o yılanın ona da zarar verdiğini görmekteyiz. Bu klişeliği bozmak gerek, farkındalık gerek. Bir şeyler yapmak gerek ama önce kendimizden başlamak gerek. Ben eğriysem çocuğumu nasıl düzgün yetiştirebilirim ki nihayetinde ilk aldığı örnek benim.
     Bir yuva kurayım, karşıma gönlümdeki gibi bir eş çıksın diye dua ederiz, sabrederiz, bekleriz ve o gün gelir, muradımıza ereriz. Aradan zaman geçer belki bir de çocuğumuz olur ya da çocuklarımız. Gel gör ki sonra kendimizi her şeyden usanmış, yorgun, bitkin belki pişman görürüz. Peki neden mi? Yaptığımız fedakarlığı biz çok yanlış yorumlarız, “öf, püf” deriz, “ben hayatımı yaşamak istiyorum.” sanki evli ve çocuklu olunca yaşayamıyor, neyse “üzerimde yük olmasın, kimseye hesap vermeyim, kimsenin de sorumluluğu üzerimde olmasın, özgür olayım.” hayır yani hayat bu mu?
     Eşini, çocuklarını geride bırakıp istediğin gibi bir yaşantın olsa adına yaşamak denirse tabi, mutlu mu olacaksın, muradına mı ereceksin, başın göğe mi erecek ne olacak eline ne geçecek, geride kırık bir kalp ve boynu bükük çocuk bıraktıktan sonra ? İşte burada bakış açısı devreye giriyor. Sen evin temizliğini, çocuk bakımını, eşine bir kase sıcak çorba hazırlamayı, kapısını güler yüzle karşılamayı sana özgürlüğü kısıtlanmış, derbeder, ezilmiş, hayatını yaşayamamış geliyorsa eğer evet bu bir eziyet senin için. Çünkü gece gündüz tek düşündüğün şey bu ve kendini, kendi kendine dolduruşa getiriyorsun sonra da istediğim hayatı yaşayamıyorum diyorsun. İstediğin hayat masallarda yaşayan peri kızı mı, saraylarda yaşayan prenses mi?
     Eziyeti meziyete dönüştürmek de yine bizim elimizde ve bakış açımızda. Öncelikle insan kendsini sevecek, değer verecek, kendini önemseyecek sonrasında kendisine olan saygısı, çevresine karşı da sevgiyi, saygıyı, ahlakı getirecek. Evi temizlemeyi eziyet olarak, zaman kaybı olarak, gençliğim gitti gidiyor olarak değil de ibadet olarak görse meziyet olacak. Eşine verdiği bir bardak suyu ibadet, çocuğunun her bakımı, yetiştirilmesi ibadet…

     Şöyle bir silkelensek de kendimize gelsek niyetimizi tazeleyip ruhumuzu arındırıp bismillah diyerekten işin başına geçsek kendimize çekidüzen versek. Yeniden yeni sayfa açarak başlayabiliriz. Kendini köle gibi görmek de o hanın sahibi hanımı olarak da görmek bizim elimizde, bakış açımız hayatımıza yön verir.

ZEYNEP İNAN

 

Aslan Burcunda Dolunay! Kovalar Dikkat!

Aslan Burcunda Dolunay! Aslan ve Kova Burçlarını 2022'de Neler Bekliyor?

Aslan Burcunda Dolunay Gerçekleşiyor!

16 Şubat Çarşamba saat 19:56 civarı Aslan burcunun 27 derecesinde Dolunay gerçekleşiyor.
Dolunaylar sonuç getirirler. Özellikle Aybaşında başlayan konular bu dönem yoğunlaşabilir ve
sonuçlar belli olur. Aslan Burcunda Dolunay varken kararlar alınabilir, bitişler yaşanabilir. Dolunay zamanları farkındalık yaratırlar, her şey daha açık görünür. Aslan Burcunda Dolunay iken en çok Aslan, Kova, Akrep ve Boğa olan sabit burçlar ön planda. Aslan Burcunda Dolunayın etkisi Mart ayına kadar sürecek.

Aslan Burcunda Dolunay Hayatınızda Bir Mola Olabilir…

Aslan Burcunda Dolunay hayattaki sorumluluk ve sert geçen durumlara biraz mola vermek, duygusal
olarak keyif neşe veren konulara odaklanmak, şımartmak, şımartılmak, ışık saçmak, yeteneklerini
sergilemek anlamına gelebilir. Belki de bir süre mola, nefes alma molası gibi de düşünülebilir. Bu
dönemler yeteneklerinizle, hareketlerinizle daha çok dikkat çekebilirsiniz. Işıltınızı etrafınıza saçabilir
enerjinizle ısıtabilir herkese ne kadar yetenekli olduğunuzu gösterebilirsiniz. Bu dolunayın tek sert
açısı ay düğümleri ile oluşuyor. Bu dönem, maddi manevi belki de aile, finansal ya da benzeri
konularda daha fazla güvene ihtiyacınız var. Sevilmek, aranmak ihtiyacı duyulabilir. Hayatınızda sizi
mutsuz eden bazı konuları daha çok tamamlamak onarmak arzusu belki kızgınlık, sinirlilik, mutsuzluk
yaratabilir. Gurur yapabilirsiniz.

Dolunay Haritası Bize Ne Gösteriyor?

Dolunay haritasında Başak burcunun yükselmesi ile Merkür de ön plana çıkmakta. 12/6. Evde
gerçekleştiği için, şartları da çok kontrol edemediğinizi gösterebilir. Aslında sert açısı pek yok sadece
bazı konularda sıkışmışlık hissi oluşabilir. Birçok şey yapmak istersiniz ancak hareket edemiyormuş
gibi bir durum oluşabilir, ya da hareketleriniz bazı sorunlardan dolayı kısıtlanabilir. Merkür yeniden
Kova burcunda! Bu dönem geçmiş dönemden yarım (Ocak ayından beri) kalan işler ve detaylarla
uğraşabilirsiniz. Bekleten haberler de gelebilir. Zihinsel anlamda çok aktif hareketli olacaksınız
demektir. Endişeler zayıflıklar gerilimler huzursuzluklar ya da sağlık sorunları sizi yorabilir.
Sinirsel gerginliklere sebebiyet verebilir. Bu dönem sağlık ve detay getiren konulara ve günlük işlerinize daha
çok önem verebilirsiniz. Başak yükseldiğinde bir şeyleri geliştirmek ve bilgi alışverişini akışını daha hızlı
akıcı hale getirmek isteyebilirsiniz. Sorunlara daha orijinal farklı bakmak ve buna göre çözüm üretmek
gerekir. Belki herkesin yararına olacak çalışmalar yapmak buna göre ilerlemek gerekebilir. Artık
üretilen fikirleri uygulamaya başlayabilirsiniz. Hızlı yeni orijinal reformist çalışmalar yapmak ve bunu
günlük hayatta uygulamak gerekliliği var. İş ilişkilerine önem verebilirsiniz. Satış pazarlama işleriniz
müşterilerle bağlantı kurmak adına daha akılcı bir enerjiniz olabilir.
Daha önce problem oluştuysa bu dönem ast/üst ve günlük hayatınızdaki kişilerle çözüme
odaklanabilirsiniz. Daha aydın, parlak, herkesin yararına olan fikirler üretmek gerekliliği var. Bu
dönem bilgi paylaşımları internet çalışmaları eğitimle ilgili çalışmalar ve anlaşmalar artabilir. Yapılan
işleri derlemek toparlamak hataları tespit ederek herkesin faydasına olan sonuçlara odaklanmak
gerekir.

Aslan Burcunda Dolunay! Aslan ve Kova Burçlarını 2022'de Neler Bekliyor?

Jüpiter’de Durumlar Nasıl?

Jüpiter, 7 Evde olduğu için, ortaklaşa projeleri harekete geçirici olanaklar da var. Size
yardımcı olan destek veren kişilerle de karşılaşabilirsiniz. Yabancılarla ortaklaşa işlerde söz konusu
olabilir. Kimileri evlilik kararları da alabilir. Özellikle 18’den itibaren konular biraz değişiyor. Güneş
Balık burcuna gireceği için bu sert gökyüzü biraz yumuşayabilir. Başkalarını düşünerek evrensel
hislerle harekete geçebilirsiniz.

Venüs/Mars Bir Süre Daha Kavuşumda…

Venüs/Mars bir süre daha kavuşum içinde olacaklar. Belki de Venüs retro dönemleri ilişkinizin sorunlu
ya da kangren olan yerlerini kesip attınız. Olgunlaşmaya yüz tutmuş bir ilişkiniz olabilir. Gerek aşk
gerekse finansal alanda sorumlulukla hareket edilebilir. Jüpiter ve Uranüs’ün olumlu etkileşimleri ile
yenilik getiren ve rahatlık sağlayan etkiler vardır. Özellikle yaşamdaki güç problemleri çözmek adına
olanaklar verebilir.
Türkiye’nin progress (ilerletilmiş) haritasında 14 Şubat 2022 itibariyle çok önemli bir dönem (2,3 yıl
sonra neticelerini göstermeye başlayacak, 2025ten itibaren çok etkili olacak (Uranüs/İkizler)) başladı.
Kova burcunda Yeni Ay oluştu. Daha önceki Yeni Ay 1992 yılının Ağustos ayında Oğlak burcunda (bu
dönem bitti) oluşmuştu. Kanun, düzen, çalışmak, sorumluluklar, mala mülke alışılmış şeylere, geleneklere önem vermek ayakları yere basmak dönemleriydi, maddi konuların önemi fazlaydı, ancak olumsuz olarak ise yenilik ve rekabetten uzak, yeni olan şeylere kapalılık ve gerileme verdi. Oğlak eski Kova yeni demektir. Bu dönemi kapandı, Yeni bir dönem başladı. Bundan sonraki yıllarda her alanda yeniliklerin, teknolojinin, bilginin, bilimin öne çıkacağı bir dönem olacaktır. Hümanizm, reformist düşünceler, demokrasi, bilim, rasyonalizm, özgürlük, ilerici görüşler öne çıkacaktır. Tarafsızlık, kolektif çalışmalar, toplumsal çalışmalar, toplumun hayrına olan yenilikler fikirler dönemi denilebilir.

Dolunayın burçlara etkisi:

Koç burcu ve yükseleni Koçlar:

Birkaç hafta, arkadaşlarınızla daha çok bir arada olabilirsiniz. Keyifli bir süreç olacak. Aşk, keyifler adına biraz soluk aldırıcı canlandırıcı etkisi var. Merkür’ün de Kovaya girmesiyle, sosyal hayatınızda ve grup ilişkilerinizde aktiviteler, toplantılar, kurslar, takım oyunları başlayabilir. Daha canlısınız.

Boğa burcu ve yükseleni Boğalar:

Birkaç hafta, ev yuva aile konuları daha çok gündeme gelebilir. Özel hayatınıza konsantre olabilirsiniz. Ebeveynler önem taşır. Taşınmak, ev işlerinizi bitirmek geleceğe yönelik kararlar almak da mümkün. Merkür Kova yolculuğunda iş alanında yenilenmeler dışında sosyalleşme artıyor.

İkizler burcu ve yükseleni İkizler:

Birkaç hafta seyahatler, akrabalar, yakınlarla iletişim, konuşmalar, görüşmeler artabilir. Onlardan haberler alabilirsiniz. Hareketlilik, canlılık artabilir. Merkür’ün Kova yolculuğunda, internet görüşmeleri, seminer, sempozyumlar, eğitimler, hukuksal konular artıyor. Kariyere odaklanacaksınız.

Yengeç burcu ve yükseleni Yengeçler:

Birkaç hafta finansal alanlara odaklanabilirsiniz. Belki bir alım satım işi, tedavi ya da parasal bir konuyu çözmüş olabilirsiniz. Merkür’ün Kova yolculuğunda, evrakları düzenlemek, kredi almak, hukuksal çözüm bulmak mümkün olabilir. Ortak paylaşımlar, ortak para konuları öne çıkıyor.

Aslan burcu ve yükseleni Aslanlar:

Burcunuzda bir dolunay gerçekleşiyor. Bu dönem birkaç haftadır elinizi kolunuzu bağlayan işler bitebilir, sonuçlar alabilir buna göre karar verebilirsiniz. Sizin ve karşınızdaki kişilerin hayatında bazı sorunlar, hukuksal konular, sosyal projeler var. Yeni fikirlere açık olabilirsiniz. Taşınmalar da mümkün.

Başak burcu ve yükseleni Başaklar:

Bu dönem çok çalışmaktasınız. Detaylar, işleriniz, sağlık konusu, çalışanların problemleri birçok alanda daralmış sıkışmış olabilirsiniz. Kontrol edemediğiniz bazı konuların açığa kavuşması da mümkün. Harekete geçebilir, günlük işlerinizi organize edebilirsiniz. Angarya işler bitiyor!

Terazi burcu ve yükseleni Teraziler:

Birkaç hafta, aşk ve ilişkiler açısından ve de çocuklarla ilgili konularda farklı olanaklar gelişebilir. Onların hayatında yeni bir dönem, reform, yenilikler var. Daha çok dışa dönük sosyal olacaksınız. Kendinizi daha rahat ifade edeceksiniz. Daha sağlıklı bir ortam içindesiniz.

Akrep burcu ve yükseleni Akrepler:

Birkaç haftaya kadar taşınma kararı alabilir, kimileri ise işleriyle ilgili bir konuyu sonuçlandırabilir. Anneyle ilgili konular gündeme gelebilir. İş alanında bir bayandan yardım alınabilir. Taşınma, toparlanma ailevi sorunları düzenleme açısından reformlar var. Kendinizi göstereceksiniz!

Yay burcu ve yükseleni Yaylar:

Dolunay dönemi daha çok medyatik olabilirsiniz, seyahatler gerçekleşebilir. Farklı hayat görüşlerine açık olabilir bilgi toplayabilirsiniz. Merkür/Kovada daha çok kardeş, akraba iletişimi artıyor, sosyalleşebilirsiniz. Bilgisayar, yazışmalar, eğitim, haberleşmeler yoğunlaşıyor.

Oğlak burcu ve yükseleni Oğlaklar:

Birkaç hafta finansal konularınızı düzenleyebilirsiniz. Alışveriş, kar/zarar, kazançlar ve harcamalar dengesini kurmak adına olanaklar gelişebilir. Merkür para evinize girdi, paranızı daha akılcı kullanacak, idare edeceksiniz. Kazançları arttırmanın yolları var. Fırsatları değerlendirebilirsiniz.

Kova burcu ve yükseleni Kovalar:

Karşıt burcunuzdaki Dolunay size ışık olabilir, enerji verebilir. Sosyal ilişkiler canlanabilir. Bu dönem karşınızdaki kişilerle iletişimler kurmak, destek, öneri almak mümkün. Birlikte olduğunuz kişiyle kararlar alabilirsiniz. Projeleri hayata geçirebilirsiniz. Şartları lehinize kullanma şansınız artıyor.

Balık burcu ve yükseleni Balıklar:

İş ve sağlık evinde bir dolunay oluyor. İşlerinizi bu dönem bitirebilirsiniz. Bazı angarya iş ve sorunlar devam etse bile, 18inde Güneş’in burcunuza girmesiyle hayat enerjiniz artacak. Sağlığınız güçlenir. Dikkatleri üzerinize çekmeye başlayabilirsiniz. Şimdiden doğum gününüz kutlu olsun.
Daha fazla burç yorumu için tıklayın!

Ertelemek Bir Hastalık Mı? – Zeigarnik Etkisi

Erteleme hastalığı

Siz de sınava son gün çalışanlardan mısınız? Yetiştirmeniz gereken bir iş var ama siz daha çok süreniz olduğunu mu düşünüyorsunuz? İç sesiniz en çok “Nasıl olsa yetişir”, “Daha vakit var”, “Yarın sabah yaparım”, “Akşama daha iyi olur” gibi cümleler mi kuruyor? Üzülerek söylemeliyim ki hasta olabilirsiniz. Hastalığınızın adı Erteleme Hastalığı.

Procrastination: Erteleme Hastalığı

Gününden faydalan, yarına güvenme.
Horace Mann

Her insanın farklı dönemlerde yaşadığı yoğunlukları olur. Bu yoğunluklar esnasında yetişmesi gereken bazı işleri erteleyebiliriz. Ancak hayatın rutinini oluşturan günlük işleri ve yetişmesi acil olan işleri sık sık ertelemek bu kadar masum bir tesadüf değildir.

Sık sık erteleme hastalığı olarak bilinen “Procrastination” kişinin yetiştirmesi gereken işleri ertelemesi, ötelemesi ya da yapmaktan kaçınması olarak tanımlanır. Aslında bu bir hastalık değil psikolojik bir rahatsızlığın belirtisidir.

Erteleme Hastalığı sonra

Aslına bakarsanız; herkesin çevresinde sık sık karşılaşabileceği bu belirtinin temelinde erteleme ile beraber bir türlü başlayamama sıkıntısı yatar. Normal boyutlarda bir erteleme ya da öteleme göz ardı edilebilir ancak hayatın olağan akışına etki eden bu şekli insanların sosyal hayatında yalnızlaşmasına, iş hayatında sıkıntı çekmesine neden olur. Bu sebeple procrastination boyutuna ulaşmış bir erteleme, öteleme alışkanlığı göz ardı edilmemelidir.

Erteleme Hastalığı Nedenleri ve Belirtileri Nelerdir?

İnsanların yaklaşık yüzde yirmisinin kapıldığı bu hastalık birçok bilim insanının araştırmasına konu olmuştur. Üzerine çok çalışma yapılan erteleme hastalığı nedenleri konusunda fikir ayrılıklarına yol açmıştır. Bu hastalığın aile temelli olduğunu düşünenler olduğu gibi dönemsel değişikliklerin de erteleme hastalığına neden olabileceği ortaya konmuştur.

Psikolojik rahatsızlıkların birçoğu farklı insanlarda farklı nedenler ile ortaya çıkıp ortak sorunlar ve sonuçlar doğurabiliyor. Erteleme hastalığı da daha çok plansız kişilerde, mükemmeliyetçi bireylerde, kaygı bozukluğu yaşayanlarda görülmektedir.

Ertelemenin nedenleri

Bu yazıyı okuyanlar eminim kendinde bu hastalıktan emareler aramaya başlayacaktır. Ancak bu hastalığın kendisi bir belirti ve psikolojik temelli olduğu için virüs kaynaklı bir hastalık gibi net belirtiler sayamayız. Genel olarak; rutin işlerin hayatı olumsuz etkileyecek düzeyde sık ertelenmesi, sınava çalışmak, ödevi yetiştirmek gibi yapılması gerekenlerin akademik seviyeyi etkileyecek kadar ertelenmesi ilk akla gelen belirtilerdir. Bunun yanında iş hayatındaki ertelemeden doğan aksaklıkları, sosyal hayatınızdaki ertelemeden kaynaklanan olumsuzlukları, mükemmel koşulları bekleyerek bir türlü başlayamadığınız her işi erteleme hastalığı belirtisi olarak görebilirsiniz.

Erteleme Hastalığı Nasıl Tedavi Edilir?

Psikolojik problemlerin çözümü sorunu kabul etmekle başlar. Ertelemeyi alışkanlık haline getiren biri bunun olumsuzluklarından kurtulmak için öncelikle bunun zararlı olduğunu kabul etmelidir. Sonrasında belirtilerin düzeyine göre yapılması gereken ilk iş profesyonel yardım almaktır.

Erteleme hastalığının belirtileri tüm yaşamını sarmadan fark eden biri kendi nedenlerini tespit ederek iyileşmeye başlayabilir. Kişinin konsantrasyonunu bozan etmenler nelerse öncelikle bunları daha az etkili hale getirmek için çalışabilir. Konsantrasyon problemini çözen kişi hala istediği şekilde başlayamıyorsa iş bölümü onun için en faydalı yöntem olacaktır. Bir işi doğru planlamak iş yükünü büyük ölçüde azaltır.

Bu basit yöntemler yaşam tarzındaki; spor alışkanlığı, okuma alışkanlığı, sağlıklı beslenme gibi küçük ama etkili değişiklikler ile beslendiğinde ertelemenin aklınızdan çıkıp gittiğini göreceksiniz.

Erteledikçe İşlerin Aklımızdan Çıkmaması: Zeigarnik Etkisi

Erteleme hastalığı insanı sadece tanımını yaptığımız şekilde etkilemez. Ertelenen her iş belleğimizde daha fazla yer eder ve durmadan düşüncelerimizi meşgul eder. Erteleyip yapmadığımızı düşündüğümüz işler bu sebeple o esnada yaptığımız başka işleri de olumsuz etkiler. İşte; halk arasında vicdan azabı diyebileceğimiz bu etkinin adı Zeigarnik etkisi’dir.

Zeigarnik etkisi, ertelenmiş, tamamlanmamış, yarım kalmış işlerin hafızamızda tamamlananlardan daha fazla yer kaplamasını anlatan psikolojik bir terimdir. Ayrıldığınız sevgilinizi unutamamanız, yapmadığınız ödev yüzünden uykunuzun kaçması, yıllar önce kesilen sözünüzü hatırlamanız zeigarnik etkisi yüzünden olabilir mi?

Zeigarnik etkisi; 1901 yılında doğan Rus psikolog Bluma Wulfovna Zeigarnik tarafından tanımlanmıştır. 1920’li yıllarda kavramsal hale getirilen bu psikolojik etkinin keşfedilmesi çok enteresan bir olaya dayanmaktadır.

Bluma Zeigarnik

Psikoloji Bilimine Katkı Sağlayan Garsonlar

Bluma Wulfovna Zeigarnik’in, 1920’lerin başlarında, Berlin’de gittiği bir yemekte garsonlar dikkatini çekti. Masalardan aldığı siparişleri bir kâğıda not almayan garson siparişleri aklında tutuyordu. Bundan sonrası Zeigarnik için daha ilgi çekiciydi. Garson aldığı siparişi teslim edene kadar unutmayıp karıştırmıyordu. Ancak siparişi eksiksiz bir şekilde teslim ettikten sonra aklından tamamen çıkarıyordu. Zeigarnik, dikkatini çeken bu olay üzerine yönelip daha derin araştırmalara daldı.

Bluma Zeigarnik, çeşitli deney ve testler ile insanların yarıda kesilen işleri, tamamlananlara oranla %90 daha fazla hatırladıklarını ortaya koydu. Psikolojiye kazandırdığı bu kavram kendi ismi ile anılıyor. Günümüzde birçok alanda sektörün faydasına olacak şekilde bu etki kullanılmaktadır.

Erteleme Hastalığı’nın Zeigarnik Etkisi ile Çözümü

Farklı alanlarda kullanılan Zeigarnik etkisi tanımlandığı psikoloji biliminde de kullanılmaktadır. Bu etki en genel tanımıyla; yapılması gereken bir işe başlayan kişinin onu tamamlamak istemesiyle aklından çıkaramamasıdır. Bitme süreci bir şekilde engellenen iş zihni gererek stres seviyesini yükseltir. Bu şekilde zihni geren işin bellekte geniş yer tuttuğu görülmektedir. Zihinde geniş yer kaplayan bu alan, bilginin daha taze ve daha uzun bellekte kalmasını sağlamaktadır.

Yukarıda anlattığımız gibi erteleme hastalığının temelinde bir türlü başlayamama yatmaktadır. Bu sebeple erteleme hastalığının çözümünde ilk basamak başlamaktır. Bir şekilde başlanan iş bizi Zeigarnik etkisi ile baş başa bırakacaktır. Başlanan işin bitirilmesi için zihinde başlayan stres süreci bizi ertelemekten uzaklaştırıp bir an önce sonuca ulaşmak için motive edecektir.

Başlamak Ertelemenin En Büyük Düşmanıdır

Alışkanlık haline gelen erteleme bilim insanları tarafından ismi konmasa da bir hastalık gibi sarar yaşamımızı. Her yere, her şeye ve herkese geç kalmaya başlarız. Bugünün işini yarına bırakma diyen atalarımız bu sözü söylerken muhtemelen ertelemeyi bir hastalık olarak görmüyorlardı. Sonuç olarak hayata ve kendimize geç kalmamamız için bir yerden başlamamız gerekiyor.

Binlerce kilometrelik bir yolculuk tek bir adımla başlar.
Lao Tzu

Bonus Bölüm 🙂

Enes Akil AKBALIK

Biliyorum

Bütün yorgunluğum geçecek bir gün Biliyorum!
Sesler susacak
Bir gürültüdür içimde el alacak
Bütün sesler bir gün susacak.
Kalanlar bir tek var olanlar.
Olanlar bir tek kalanlar
Zamanın trenle geçtiği
Bir istasyonda ineceğim.
Seneler vitrinde bir kutu
Ben seçip beğeneceğim.
Kumrular var yolun tam ortasında
İnsanlar telaşlı ve doyumsuz
Bir sokak öteye koşuşturmaca
Oysa varamadık hala içimizdeki çocuğa
Bir gün yorgunluğum geçecek
Yalnız kalacağım biliyorum.

Kendine Dair

Geldi zaman, bitti dünya. Bir rüyaydı işte, toz parçacıkları gibi kaplayan bu vücudu. Gerçek neydi? Ben miydim gözümle kapatan, o muydu benden kaçan? Rüzgarlı bir günde bir çift ayaktı bu yeryüzünde duran. Neydi önemi? Ve nedir bu kadar parlatan gözlerini? Baktığın o yıldızlar mı? Yoksa kendi ışığının parıldaması mı? Neydi önemi? Bilinmez ki. Söyle bana düştüğün o cümleni ve yorulduğun zaman dinlendiğin pencereni. Gün sonunda dinleyen bir yüz olacak her zaman, birkaç gülümseme ve şiir. Neydi önemi? Yirmi dört saat bir çembere, sonsuz bir döngü evrene. Kapatsana gözlerini. Sessiz bir geceye dönüşüyor, hayatın elleri. Dinledin mi güzel karanlığı, yıldız kokan gecede? Bir gözyaşı damlar, gökyüzünün penceresinden ruhuna doğru. Tüm ateşi söndürmek istercesine. Neydi önemi? Kapatsana gözlerini. Yirmi dört saat bir çembere ve bir hiç uğruna. Kapatsana gözlerini, neydi önemi? Yirmi dört saat bir çembere, yürü bak bir sahil boyu kendine. Neredesin? Ve hangi cümleden düşersin, iyi izle. Bir toprağa dönüşmek için fazla yürümüyor muyuz bu yerde?
Neydi önemi? Kapatsana gözlerini. Bir kum saati gibi dağılıyor, dökülüyor yeryüzüne. Siyah oluyor parmak uçları mürekkep için yaşarken. Sessiz bir gecenin koynuna saklanıyor. Dağılıyor, dökülüyor yeryüzüne. Neydi önemi? Yirmi dört saat bir çembere ve bir hiç uğruna. Kapatsana gözlerini. Biliyor, bir denizde boğulacağını ve yine yürüyor o denize doğru. Deniz de kumla buluşmak için tekrar tekrar dönüyor sahile. Bir gece yarısı yıldızlarına doğru. Soruyor cevabın olmadığını bile bile.

Neydi önemi? Yirmi dört saat bir çembere ve bir hiç uğruna.

Nefes alıyor bir ruh, ilk nefesini dünyaya verirken. Neydi önemi? Geliyor dünya. İlk hediyesini ağlayarak veriyor bir bebeğe. Yürü şimdi. Geçecek tüm dağları hayatın. Uzanacaksın bir göğe doğru, yakalamak isteyeceksin. Neydi önemi? Çok sakin, esiyor tüm yapraklar ölüme doğru. Bir melodi kaplıyor her yeri, gözü kapalı bir şair… Bekliyor bir şeyleri, kendinin bile inanmadığı. Dağılıyor, dökülüyor yeryüzüne. Nasıl böyle gülümsüyor o şehirde? Biliyor bir ateşi tutamayacağını. Geçiyor bir dalga, başka bir dalgayı çekmek için. Biliyor ancak ölümle duracağını dalgaların. Öyleyse çırpınmak niye? Yüzmeyi ister dalgalar arasında, kanadı kırık bir şair. Neyi farklı görür bir şair derler, göster onlara hangi noktada boğulduğunu. Neydi önemi? Yirmi dört saat bir denizde ve bir hiç uğruna… Nefes al, durmayacak bu şiirin durakları. Bir ruhu anlatmaya devam edecek satırlarında. Gözlerin ardına saklanacak, bir ruha dokunacak.

Neydi önemi?
Yirmi dört saat bir çembere ve bir hiç uğruna.

Hayallerim Yaşatıyor Beni

 

Söylemek istediğim

                 yaşamak istediğim

        karşılık bulmak istediğim

Gururdan surların arkasında aşkım var benim

Yürüyorum ona

Kendimi uçsuz bucaksız çölde buluyorum

Sesleniyorum ona

Kendimi sonsuz fezada buluyorum

Ulaşamıyorum, dokunamıyorum, bakamıyorum ona

Ama hayallerim yaşatıyor beni

Gözlerinin koyuluğunda kaybolduğum

Ellerinin sıcaklığında eridiğim

Hayallerim yaşatıyor beni

 

Hindistan’ın Efsanesi Lata Mangeshkar Kimdir? Ölümü ve İslamofobi

Lata Mangeshkar Kimdir? Ölümü ve İslamofobi

Hindistan'ın Efsanevi Şarkıcısı Lata Mangeshkar Kimdir?“Bollywood Bülbülü” Lata Mangeshkar Kimdir?

Lata Mangeshkar, Bollywood Bülbülü, Yüzyılın sesi, Melodi Kraliçesi gibi adlarla anılan; Hindistan‘ın en sevilen ve en bilinen playback şarkıcısıdır. Mangeshkar, 1991’de tarihin en çok kaydedilen sesi (most recorded artist in history) olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na girmiştir. Kendisinin 36 Hint dilinde ve yabancı dillerde, 30.000’den fazla şarkısı kayıtlara geçmiştir. Bu yazımızda Lata Mangeshkar Kimdir? Lata Mangeshkar ‘ın Ölümü ve İslamofobi hakkında fikirlerimizi paylaşacağız.

 

Siz de “Bu Hint kadınlarının hepsinin sesi aynı!” diye düşünenlerden misiniz? Doğru düşünüyorsunuz. İşte duyduğunuz o ince ses, Lata Ji’ye ait.

1929 doğumlu Yüzyılın Sesi, yüz yılda bir gelen bir hastalıkla; Covid-19’a bağlı zatürreden, geçtiğimiz günlerde (6 Şubat 2022) yaşama gözlerini yumdu. Kadife sesini kaybeden Hindistan yasa boğuldu.

"Bollywood Bülbülü" Lata Mangeshkar Gençliği

Eskimeyen Ses Lata Mangeshkar Kimdir?

Yaşamı boyunca birçok prestijli ödüle layık görülen şarkıcının ödülleri arasında Hindistan Hükümeti tarafından verilen Dadasaheb Phalke ile Bharat Ratna da bulunmaktadır. Lata Mangeshkar, Hindistan’ın en yüksek sivil onuru olan Bharat Ratna ödülünü 2001 yılında ulusa katkıları sayesinde almaya hak kazanmıştır.

 

Lata Mangeshkar: Bollywood Bülbülü’nin sesi hep aynı; kibar, incecik, rahatlatıcı…

Aşağıdaki videoda Lata Mangeshkar’ın 2002 yılından canlı bir performansını izleyeceksiniz. Kendisi bu eseri seslendirirken 70 yaşını çoktan devirmişti. Buna rağmen; eğer şarkıyı gözleriniz kapalı dinlerseniz bu sesin genç bir kıza ait olduğunu düşünmekten kendinizi alamazsınız. Bollywood Bülbülü’nin sesi hep aynı; kibar, incecik, rahatlatıcı…

Lata Mangeshkar – Öyle Bir Geçer Zaman Ki

93 yaşında vefat eden Lata Mangeshkar şarkılarından biri bize oldukça tanıdık. Çok ufak bir araştırma sonrasında, bu yazıyı hazırlarken öğrendim bu uyarlamayı; Lata Ji’nin şarkıları arasında biraz daha dolaşsam eminim birkaç tane daha bulabilirdim. Çünkü Türk Müzik Endüstrisi bir dönem Hint melodilerinden oldukça esinlenmiştir.

Melodi Kraliçesi Lata Mangeshkar ve Cenaze Töreni

Lata Mangeshkar Gençliği, Gitar Çalıyor

Sanata adanmış bir hayat Lata Mangeshkar… Binlerce şarkıya ses vermiş, yüzlercesini de bestelemiş biri… Müziğin kutsal bir yanı da olduğu kabul edilen Hindistan’da tahmin edilebileceği üzere büyük bir kalabalık vardı törende. Hatta vefatının ardından yapılan paylaşımlardan birinde ilginç bir görselle karşılaştım. Tanrıçalardan birinin resmi üzerine Lata Ji’nin yüzü eklenmişti photoshop ile. Kendisinin Hint halkı için ne kadar önemli olduğuna dair daha fazla açıklama yapmama gerek yok sanırım…

Başbakan Narendra Modi, Aktörler; Aamir Khan, Shraddha Kapoor, Shahrukh Khan ve yüzlercesi daha bu törendeydi. Fakat içlerinden biri, yaklaşık 20 saniyelik bir video kesitiyle hem övgülere mazhar oldu hem de lince maruz kaldı.

İslamofobi

Yüzyıllardır iç içe yaşayan Hindu ve Müslüman halklar arasında, yine yüzyıllardır bitmeyen bir çatışma var. Lata Ji‘nin cenaze töreni de bu bitmeyen çatışmalardan nasibini aldı.

Törende Lata Ji’nin naaşı bir platform üstüne yatırılmıştı. Seçkin kişiler bu platform üzerine çıkarak, halk ise bariyerlerin arkasından dualarını ettiler. Birçok yerde olduğu gibi ülkemizde de ‘My Name Is Khan‘ filmiyle tanınan ve Hindistan’da en sevilen Müslüman aktörlerden biri olan Shahrukh Khan törene Hindu menejeri Pooja Dadlani ile katıldı. Şimdi, bu isimlerin önüne neden bazı sıfatlar eklediğimi anlayacaksınız.

Shahrukh Khan törene Hindu menejeri Pooja Dadlani ile katıldı. Shahrukh Khan, Pooja Dadlani, Lata Mangeshkar

 


“Shahrukh Khan, Lata Mangeshkar’ın üzerine tükürdü”
başlığıyla.

Shahrukh Khan, her Müslüman gibi duasının ardından yerde yatan naaşın üzerine maskesini aralayıp üfledi. Ve sonra da Hindu geleneğine uygun olarak naaşın ayaklarına dokunup saygısını belli etti.
Yukarıda da bahsettiğim üzere yüzyıllardır birlikte yaşayan bu iki farklı dine mensup halk, sizce Müslümanların dua ardından yaptığı bu hareketi ilk defa mı görmüştü? Hele ki bir parti lideri olacak kadar eğitimli(!) biri…
Tabii ki hayır. Sadece ellerine, cahil kesimi kandırmak için bir fırsat geçmişti. Ve her İslamofobi hastasının yaptığı gibi, hiçbir fırsatı kaçıramazlardı.
Fakat başta, ülkenin bütün aktörleri; ardından da bir kısım Hindu halk ile Müslümanlar itiraz etti. Bunun bilinen bir Müslüman hareketi olduğunu beyan ettiler. Naaş üzerine tükürüldüğüne inananlar da oldu elbet. Her çobanın arkasından giden binlerce koyun bulunması durumu maalesef evrensel. Ama linçleyenler azınlıktaydı. Linçlemeye kalkıştıkları kişi de Bollywood’un Kralı olarak anılan sanatçı olunca, bu saçma linç çabası boşa çıktı.

Her Şeye Rağmen Sonuç

Hindistan ve müzik alemi, güzide bir sanatçısını kaybetti.

İki farklı dinin, hoşgörü içerisinde ne kadar güzel bir ortam oluşturabileceğinin kanıtı olması gereken bir fotoğraf fobiklerce sabote edilmeye çalışıldı. Başarısız oldu.

Ve ilgilisine Lata Mangeshkar namı diğer Lata Ji’den birkaç şarkı daha:

 

İlgilinizi Çekebilecek Diğer Yazılar;

Gönlü Bol Adam, Aamir Khan!
https://www.24okur.com/gonlu-bol-adam-aamir-khan/

Orta Doğunun Bülbülü, Feyruz!
https://www.24okur.com/orta-dogunun-bulbulu-feyruz/

Onlarla Yaşama Tutundu

Beynindeki tümör sonucu 6 yaşındaki oğlu Utku Yücel’i kaybeden gazeteci Kemal Yücel, oğlunun anısını kurduğu dernekle yaşatıyor. Adana’da ‘’Mavi Çocuk Utku Umut Işıkları’’ adlı derneği kuran 43 yaşındaki Kemal Yücel ilik nakli ve organ bağışı konularına dikkat çekmek amacıyla kampanyalar düzenliyor. Lösemi tedavisi gören çocuklarla yakından ilgilenen Yücel, bugün birçok çocuğa umut ışığı olmaya devam ediyor. 

Beynindeki tümör sonucu 2013 yılında 6 yaşındaki oğlunu kaybeden Kemal Yücel hayatında oğlunun vefatından önce ve sonra olmak üzere 2 ayrı dönem olduğunu belirtti. Çok zor günler geçiren, oğlunun oyuncaklarını başka çocuklara verdiğinde gördüğü mutlulukla tekrar yaşama tutunan Yücel, ‘’Utku’dan önceki yaşam evremde haber peşinde koşan, günlük rutin işlerle meşgul olan herhangi bir birey gibiydim. Fakat 2013 yılında çok acı bir şey yaşadık. Hastalığı öğrendiğimiz süreyle vefat süresi arasında sadece 27 gün vardı. 27 gün boyunca büyük çaresizlikler yaşadık. Ameliyatı gerçekleştirecek doktoru bulduk nihayetinde. Ameliyat gerçekleştikten sonraki 9 günlük yaşam mücadelesi ardından kaybettik.’’ dedi.

Yücel, ‘’Mavi Çocuk Utku Umut Işıkları derneğinin hikayesi nedir?’’ sorusuna şu şekilde yanıt verdi:

‘’Utku hayattayken her hafta sonu oyuncak dükkanına giderdik. Her çocuk gibi oyuncakları çok severdi. Onu kaybettikten sonra oyuncak dükkanına gittim ve yeni bir oyuncak alarak Utku’nun odasındaki anı köşesine koydum. Bu bana çok ağır geldi. Bir süre oyuncağa bakmak istemedim. Yaşadığım bunalımdan çıkmak için hayatımı çocuklara adadım. Utku’ya aldığım oyuncağı sokağa çıkarak herhangi bir çocuğa verdim. Utku yerine başka çocuk sevinsin istedim. O çocuğun yüzündeki tebessümü görünce bir oyuncak daha aldım. Başka bir çocuk ararken 3 arkadaşımla karşılaştım. Ne yaptığımı sorduklarında Utku adına oyuncak dağıttığımı söyledim. Arkadaşlarımda destek olmak istediler. Diğer hafta bu kampanya haline dönüştü. İnsanlar sosyal medya platformlarında ‘Evladına veremediği oyuncağını başka çocuklara verdi.’ şeklinde ifadeler kullandı. Çok fazla ilgi çekti. Türkiye’nin her tarafından oyuncak gelmeye başladı. İşte o günden sonra benim Utku’dan sonraki ikinci yaşam evrem başladı. O hafta yaklaşık 15 bin çocuğumuza oyuncak dağıttık. Daha sonra 180 çocuğumuza bayramlık hediye ettik. Ardından da hastane ziyaretlerinde bulundum. Bir anda kendimi çocuk onkoloji servislerinde buldum. Kök hücre bağışı hakkında çalışmalar yapmaya başladım. Fakat bireysel olarak taleplerimize karşılık alamayınca dernek işlerine giriştik. Vefat eden oğlumun anısına ‘Mavi Çocuk Utku Umut Işıkları’ derneğini kurduk.’’

2014’ten bu yana 237 çocuğa uygun ilik bularak onlara tekrar hayat veren Mavi Çocuk Utku Umut Işıkları Derneği, organ bağışı konusuna da dikkat çekti. Kemal Yücel oğlunu kaybettikten sonra organlarını bağışlama kararı aldı. İnsanların bu konuda yeteri kadar duyarlı olmadığını vurgulayan Yücel, ‘’Yaşam evremizde bazı ikilemler yaşarız. Sıcakla soğuk veya geceyle gündüz gibi ikilemler. Hayatımız içerisindeki bir diğer ikilemde acı ve mutluluktur. Acı ve mutluluk kolay kolay bir araya gelmiyor. Bir tarafta zamansızca yitip giden 6 yaşındaki oğlumun ardında bıraktığı acı. Diğer tarafta da onun organlarıyla hayat bulan çocukların yaşama tutunma sevinci. Dolayısıyla biz acıyla mutluluğu bir arada yaşadık.’’ dedi.

‘’Her Pedal Bir Umut Olsun!’’ 

Bisiklet tutkunu olduğunu söyleyen Kemal Yücel, hayallerin gerçeğe dönüşmesi metoduyla yola çıktı. Mavi Çocuk Utku Umut Işıkları Derneği kök hücre ve organ bağışı çalışmalarını başka kişilere duyurabilmek amacıyla 2017 yılında ‘’Her Pedal Bir Umut Olsun’’ kampanyasını düzenledi. Farklı şehirlerde kalabalık gruplarla kampanyalar düzenleyen derneğin ilk durağı İstanbul oldu. Bu turlar sayesinde toplumsal bilincin arttığını belirten Yücel, ‘’İlk turumuzu 2017 yılında gerçekleştirdik. Daha sonra 2019 yılında Türkiye turu yaptım. Kanser hastası çocuklara ilik nakli yapmak isteyenlerden kan örnekleri alındı. Son olarak da 2021 yılında Adana’dan Çanakkale’ye pedal çevirdik. Rota boyunca insanlara kök hücre bağışını anlattım. Sadece Çanakkale turunda 9 eşleşmeye rastladık. Yani bu 9 hayatın kurtulduğu anlamına gelmekteydi.’’ diyerek kök hücre bağışının önemini vurguladı.

‘’Donörlerin Bilinçlendirilmesi Gerekiyor!’’

İnsanları kök hücre bağışı hakkında bilinçlendirmek için bisiklet turları düzenleyen Kemal Yücel Türk toplumunda bilgi eksikliğinin olduğunu söyledi. Bireylerin toplumdaki yanlış bilgiler nedeniyle kök hücre bağışından korktuklarını, zor bir süreç olarak gördüklerini belirten Yücel, ‘’İnsanlar toplum baskısından dolayı kendilerine zarar gelecek zannediyorlar ama öyle değil. Hiçbir zararı yok. Korktukları gibi bir işlem olmuyor. Kök hücre bağışının kan vermekten farkı yok. O yüzden donörlerin bilinçlendirilmesi gerekiyor’’ diyerek düşüncelerini dile getirdi. Yetkin son olarak 18 yaşını dolduran her bireyin belirli sağlık testlerinden geçerek donör olabileceğini vurguladı.

 

 

El Değmemiş Şiir

Bir mabeddir içim, açık denizlere yolcu
Bir serçedir kollarım, kanatları grice
Bir tını eşlik eder, yazılarımdan bîhaber
Belli belirsiz bir ömürdür aklımdan hallice
Ne anladın, ne okudun, belki de gördün…

Tam öldü dediğin bir sümbüldü hayat
Ocak’ın sonunda yeşillenen umutluca
İçinde gizliden gizliye saklanan bir çiçekti
Toprakla örttü bedenini, korudu hanesini

Ne kadar sadık olursan, o kadar koruyucu
Ne kadar sevilirsen, o kadar güçlü olursun
Ne kadar şiir yazarsan, o kadar içli olursun
Hele bir de söylemeye koy; köy yanar!..
Bir vadi oluşur kurak arazilerde
Hayvanlar otlaşır, çiçekler uzar boylu boyunca
Memleketime bahar gelir, sesin  çınladıkça…

Şiir yazandan korkma azizim!
Anca dokunursa; şiirleri dokunur sana
Bir de kırılmak istemezsen,
sevgisiyle sınama onu
Çünkü o çok sınanmıştır senden önce
Sen geldin diye her yer gül olacak değil ya!..
Ama sen güldün diye, o; gül eyler oraları
İlgini eksiltme! Çünkü onun,
hep bir yarım kalmışlıkları vardır
Ne kadar; güçlü cümleler,
dağları sırtlayan satırları olsa da;
gönlü bir kelebeğin kanadı gibidir
Ya da üfleyince uçuşan bir hindiba…

Ara, bul onu,
tamamla onu
Tam anla onu...

 

 

 

Sözlerin Enlerini Seçelim #2

Sevincimizi, hüznümüzü, aşkımızı, kırgınlığımızı vb. birçok duyguyu sözlerle ifade ederiz. Bazen de başkalarının sözlerini kendimiz için söylenmiş kabul ederiz. İşte bizlerin yerine söz söyleyenler şairlerdir. Şairler duygularını şiirleriyle anlatıyorlar ve hayatlarını şiirlerinde yaşıyorlar. Yazılan şiirlerin üzerinden yıllar geçmesine rağmen o şiirler etkisini asla kaybetmiyor. Çünkü o şiirler etkileyebilecek birçok insan bulabiliyor. Sizlerden de ankette yer alan ünlü şairlerin sözleri arasından en etkilendiğinizi ve en sevdiğinizi seçmenizi istiyorum. Haydi ankete!

[zombify_post]

Uzunca Bir Kırık Kılıçtır Artık Hüzün*

“Bizim her şeyimiz orantısız be amcaoğlu.. Hayallerimiz de orantısız, gerçeklerimiz de..  Ya sorsan bak bir sürü iş başardık .. Ama bir arpa boyu kadar yol alamadık heaa ”

Uzaklara daldın yine… Gecenin izbe, kayıp, hor görülmüş, açığa alınmış , kararname sağanağına tutulmuş bir vaktinde.. ” Gözlerinde bir hüzün var demişti ” …  Gözlerinde ölümden arta kalan, yaşamaya mecali olmayan, kavga etmekten yorgun düşmüş ve buna rağmen kinini diri tutan, intikam almaya bile değmeyecek bir öfkeyi barındıran, senden öte, senden ziyade ve seni de içinden barındıran ve aynı zamanda senin canından can olan bir hüzün…

” Yıllardır besleyip büyütüyorsun bu hüznü biliyorum ” demişti… Geceleri üstünü örtüyorsun bütün yarım kalmışlıklarının, gündüzleri kelimelerinin arkasına saklıyorsun pişmanlıklarını… Her an her saniye başka bir sarsıntıya sebep oluyor yalnızlığının, kalbinin derinliklerinde… Teker teker yıkılıyor umutların teker teker ve her geçen gün büyüyor içindeki bu enkaz, susuyorsun… Hüznün en çok sessizliğini seviyor. Senin söyleyemediklerini, senin ağlayamadıklarını, senin kabullenemediklerini ve yaşayamadıklarını çekip çıkartıyor o sessizliğin içinden ve harmanlıyor adına ukde dediğin bir yerde… Böyle böyle büyüyor senin içinde… Etten, kemikten bir yokluk oluyor gözlerinin önünde… Bir tek sen görüyorsun onu ve bir tek o görüyor seni, biliyorsun…

” Çok üzgünüm ” demiştin… Yaşanan, yaşanmayan ve yaşanamayacak her şey adına çok üzgünüm. Bir şeylerin farklı olmasını istemiştin, bir şeylerin fena halde farklı olmasını… Başka evrende dünyaya gelmeyi, insan olmak yerine ağaç olmayı, kuş olmayı, börtü-böcek olmayı ama insan olmamayı, bütün geçmişini ve geleceğini yok edip hayatı basit bir şimdiden ibaret kılmayı istemiştin. Hiç büyümemiş olmayı, canının hiç yanmamasını, yamalayacak bir söküğünün, düşüp kanattığının bir dizinin olmamasını ve daha nice keşkeyi yük etmiştin sırtına… Bir kolundan geçmiş, öteki kolundan gelecek çekiştirirken sen önüne bakmaya fırsat bulamıyordun. Çok üzgündün ve üzüntün yaşamana mani oluyordu. Sanki bir hayatı değil de, bir hüznü yaşıyordun. Siparişi kalp kırıklıkların tarafından verilmiş bir hüzün… Bir şey yapmalıydın…

Vazgeçtin… Kabullenmenin merhametine bıraktın ömrünü, ruhunu ve bedenini… İzin verdin canının yanmasına… Acılarını dindirmek, yok etmek yerine barıştın onlarla… Hüzün senin hayatına doğmuş, istenmeyen, arzularından ve ihtiraslarından olma gayrimeşru bir çocuktu belki… Çirkin olsa da, sana acı verse de, senin kanını taşıyordu. Onu yok etmeye çalışmak yerine bağrına bastın. Şiirler okudun, şarkılar dinledin onunla…

Şimdi daha iyi davranıyorsun ona… Kabuk bağlamış yaralarını kaşıyıp yaramazlık yapmadığı sürece kızmıyorsun da. Yalnız başına göğüs boşluğunda ağlamasına gönlün razı gelmiyor artık. Elinden tutup kalbine götürüyorsun onu. Set çekmek, mevzi almak yerine kucaklıyorsun sana yaşattığı bütün duyguları. Başını okşuyorsun yenilgilerinin. Hüzünle gülümsüyorsun onlara…

Çok üzgünsün, vazgeçtin, kabullendin… Artık kazananı olmayacak bu savaşa girmeye niyetli değilsin. Geç kaldın, yoruldun ve yenildin. Bir yanın hep eksik kalacak. O kayık kepli çocuğu gözlerinde taşıyacaksın. Ve hep bir çay daha diyeceksin. Gözlerinde hep hüzünden bir parça olacak. Sen biraz hüzün olacaksın, hüzün de biraz sen olacak. Sen onun yaralarını okşayacaksın, o senin yarım kalmış cümlelerini tamamlayacak…

” Eğer bir kalp taşıyorsan, onun ızdırabından kaçamazsın” demişti. Artık biliyordum…

Onur Oruç

* Murat Özel – El Pençe Divanı