27.4 C
İstanbul
Perşembe, Temmuz 2, 2026

Palindrom ~ mordnilaP

Palindrom, yazılan bir kelimenin, cümlenin veya sayıların tersten okunduğu zaman da aynı olma durumuna verilen isimdir. Bugün 02.02.2020 tarihi de, tersten okunduğu zaman aynı sonucu vermesinden ötürü bugün Palindrom Günü’dür.

Öne çıkan görsel bize, MS 79 yılında Latince yazılmış bir tabletteki palindrom örneğini gösterir. 21. yüzyıldaki ilk Palindrom Günü 10.02.2001 yılında olmuştur. Bundan önceki Palindrom Günü 10 Şubat 2001 tarihinden 809 yıl önce, 29.11.1192 yılında gerçekleşmişti. 21. yüzyılda ise, 29 adet Palindrom Günü bulunuyor. Bunların 3 tanesi 10.02.2001 , 11.02.2011 ve 21.02.2012 tarihlerinde gerçekleşti. Bugün 21. yüzyıldaki 4. Palindrom Günü’dür. Şanslıysanız eğer, bu yüzyıldaki görebileceğiniz son Palindrom Günü 29.02.2092 tarihinde olacak.

https://www.linkedin.com/company/palindrom.com

Palindrom örnekleri vereceksek, Yavuz Sultan Selim’in şiirini vermemek olmaz:

Sanma şâhım herkesi sen sâdıkâne yâr olur
Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyâr olur
Sâdıkâne belki ol bu âlemde dildâr olur
Yâr olur ağyâr olur dildâr olur serdâr olur

Şiir incelendiğinde, soldan sağa ve yukarıdan aşağıya aynı olduğunu görürsünüz. Palindrom çok güzel, öyle değil mi? Gelin biraz da bize küçükken öğretilen bazı palindrom cümlelere göz atalım:

  • Ey Edip Adana’da pide ye.
  • Ey Nihat Adana’da tahin ye.
  • Ara piller eder elli para.
  • Para hazır ama Rıza harap.
  • En iyi meşe beşe mi yine?
  • Ayla’da mı madalya?
  • Al kazık çak karaya kayarak kaç kızakla.
  • Mağara daha dar ağam.
  • Aç raporunu koy, okunur o parça.
  • Rıza, Haluk okula hazır.

Sadece kelime olarak “Kek, Kelek, Ütü, Kavak, Ebe, İki, Kabak, Kaçak…” ve daha birçok palindrom kelime örneği verilebilir.

Palindrom Günü’nüz kutlu olsun, tadını çıkarın!

Corona Virüsü Hakkında Kısa Bilgi

Coronavirüsü insanlara ve hayvan türlerine bulaşan bir çeşit virüstür. İnsanlarda soğuk algınlığından zatüreye kadar değişen çok çeşitli solunum yolu enfeksiyonlarına neden olur. Coronavirüsü belirtisi -35 oranında boğaz ağrısı, kuru öksürük, burun akıntısı, halsizlik ve yorgunluk ile devam eden soğuk algınlığına yol açar. Bu belirtiler tespit edildiğinde hastaneye gidilmesi gerekir.  

31 Aralık 2019 tarihinde Çin’de Hubei eyaletine bağlı 11 milyon nüfuslu Wuhan şehrinden bildirilen olgunun da bugüne kadar hiç görülmemiş yeni bir Coronavirüs ile enfekte olduğu saptanmıştır.

Aralık ayında ortaya çıktığı sanılan virüs, şu ana kadar 170 kişinin ölümüne neden oldu.

Hastalığın, Çin’in 11 milyon nüfuslu kenti Wuhan’daki Huanan deniz ürünleri pazarından kaynaklandığı tahmin ediliyor.

Çinli yetkililer Hubei bölgesinde toplam 50 milyon kişinin yaşadığı kentlere seyahat kısıtlaması uyguluyor. Wuhan şehri karantinaya alınmış durumda.

Bulaşma Yolu?

Wuhan şehrinde başlayan bu enfeksiyonun muhtemelen deniz ürünleri ve çeşitli vahşi hayvan et ürünlerinin de satıldığı pazardan insana bulaştığı düşünülmektedir. Şu an hastalığın insandan insana bulaştığı kanıtlanmıştır. Bulaşma şu ana kadar yoğunlukla hasta ile aynı ailede ya da ortamda bulunanlarda ve damlacık önlemlerini almayan sağlık çalışanlarında görülmüştür. Bulaşma genellikle hasta kişinin öksürmesi ve aksırması sırasında oluşan damlacıklarının 1 m’ye kadar yakın temasta ve korunmasız kişilerin solunum yollarından girmesi ile olmaktadır.

Şu an için bilinen, enfekte olgularda öksürük, yüksek ateş ve solunum güçlüğü yakınmaları olup, ağır olgularda solunum yetmezliği, böbrek yetmezliği ve hayatı tehdit eden multi organ yetmezliği gelişebilmektedir.

Hastalığın Tedavisi var mıdır? 

Şu an için hastlığı tedavi edecek herhangi bir ilaç yoktur, tedavi semptomatik olup yatak istirahati, bol sıvı tüketimi ve günlük alınması gerekli olan kalorinin alınması vücut direnci açısından önemlidir. Zira hastalığı tedavi edecek olan vücut direncidir.

Son bilgilere göre ülkemizde herhangi bir Coronavirüsüne rastlanmadı.


Bizden Büyük Tanrısı Yok Yalnızlığın

Gözlerinle dilin arasında gerili uçurumu seviyorum
Kekeme özgürlüğünü seviyorum
Susuşundaki hıncı seviyorum
Kalbinde ürperen kışı seviyorum
Ellerindeki bilge zamanı
Denizi yağmurdan korumaya çalışan
Çocukluğunu seviyorum
Alnın masamızda dört mevsime ufuk
Dudaklarında titreyen zamanı seviyorum
Yürüyorsun ya
Kalabalık bir daha dönüp bakıyor kendine
Boyunda çiçeklenen yedi rengi seviyorum
Her damlası ayrı bir hayat; ne bilsin gözüne düşmeyen
Gözlerindeki yaşı seviyorum
Beni uzaklaştırmaya çalışırken aklından geçenleri seviyorum
Kalbinden gövdene yürüyen utangaç karıncayı seviyorum
Ses nasıl menevişleniyor susunca ağzında
Ağzından gelecek her sevinci, azabı seviyorum
Gece ışıklarından topladığın o evler esrarını seviyorum
Susmanın da bir dili var elbet
Teri yastığına sızan rüyanı seviyorum
Uyandığın sabahlarda başka bağım yok dünyayla
Odalara ömür veren gövdeni seviyorum
Yürümediğin sokaklar nasıl da göz göz
Bekleyişteki o mucizeyi seviyorum
Serçe parmağındaki lekedir yerim
Kalabalığın uyumuna inat
Hayalin gerçeğe değdiği yeri seviyorum
Ölümdür en büyük zaman
Bilmez takvim gezenler
Bir iç çekişte yanan hayatı seviyorum
Bizden büyük tanrısı yok yalnızlığın
Getirdiğin hevesi, götürdüğün inkarı seviyorum
Evlerdesin
Dışarılar hüzün
Eşyalar ayakta
Senden ayrılanı seviyorum
Sana kavuşanı seviyorum
Uzun cümlelerle konuşuyor kalabalık
Bir sözcüğe sığdırdığın dünyayı seviyorum
O gölgenin taş dibinde bir çürüme bilinci
Hükmün yok bahçende diyorum
Üstüme elediğin şefkati seviyorum
Dişlerimin arasında bir
İshak Kuşu Eğiyorum ya başımı
Çaresizliğime tuttuğun aynayı seviyorum
Bir gün bir kötü haber birimizden
Kalanın diline gelecek ilk sözü
Arayacağı ilk insanı
İlk gece yapacağı her şeyi seviyorum

Bir Şükrü Erbaş şiiri
Eser Gökay seslendirmesi..

Ölü Çiçek

Bugün günlerden ne bilmiyorum,

Yürüyorum. 

Ne çok yakına ne çok yakınına,

Yürüdüm, bir ağaç gördüm                salıncak kurdum.  

Yürüdüm bir bulut gördüm sahi adı neydi onun 

Uzun süre seni hatırlatmayan bir bulut aramıştım, bulamadım.

Yürüdüm gökkuşağına dokunmaya çalıştım.

Nerede yağmur damlaları?

Aradım, bulamadım.

Yürüdüm, durdum.

Bilmeden koştum bulut peşimde, ağaç salıncağı göndermiş                                  “sen git ben yetişirim”

Salıncak peşimde, gökkuşağı bana dokunmaya çalışıyor.

Yoksa ben bu dünyadan değil miydim?

İşte bir çiçek ağlıyor  

Burdaysa gülüyor

Bir serçe başını göğe kaldırıyor 

Şükredercesine  

Yürüdüm, durdum, yürüdüm 

geri döndüm

durdum

Çiçek ölmüş.

Barış Manço

Barış Manço Türkiye’de Rock müziğin öncülerinden biridir. Aynı zamanda Anadolu Rock türünün kurucuları arasında da sayılan sanatçı müziğe Galatasaray Lisesi’nde başlamıştır.

Eğitim Hayatı

Lise öğreniminde okul değiştirmiş. Şişli Terakki lisesinde eğitimini tamamlayıp Yüksek öğrenimini Belçika Kraliyet Akademisi’nde resim-grafik-iç mimari alanında tamamladı ve okulunu birincilik ile bitirdi.

Müzik Hayatı

Bestelediği 200’ün üzerindeki şarkısı, kendisine on iki altın ve bir platin albüm ve kaset ödülü kazandırdı. Bu şarkıların bir bölümü daha sonra Arapça, Bulgarca, Felemenkçe, Almanca , Fransızca, İbranice, İngilizce, Japonca ve Yunanca olarak yorumlandı. Hazırladığı televizyon programıyla Dünya’nın pek çok ülkesine gitmiş hatta bu nedenle “Barış Çelebi” olarak adlandırılmıştır. Barış Manço 1991 yılında Türkiye Cumhuriyeti Devlet Sanatçısı Unvanı’na layık görüldü.

Televizyon Hayatı

1988 yılının Ekim ayında TRT 1’de çocuk ve aileye yönelik bir eğitim kültür ve eğlence programı olarak başlayan 7’den 77’ye adlı televizyon programı, 1998 yılının Haziran ayında 378. kez ekrana gelerek Türk televizyonculuğunda ulaşılması zor bir rekoru kırdı. Ekvatordan Kutuplara isimli programında ekibiyle birlikte beş kıtada 100’den fazla değişik yöreye giderek altı yüz bin kilometreye yakın yol kat etti. Ayrıca 4×21 Doludizgin adında bir talk-show programının yapımcılığını yaptı.

Sinema Hayatı

2 Ocak 1975 tarihli Baba Bizi Eversene, sanatçının tek sinema filmidir. Barış Manço bu filmde başrol oynamış ve filmin müziklerini Kurtalan Ekspres ile beraber yapmışlardır. Sinan Çetin’in yönettiği 1985 yılı yapımı 14 Numara adlı filmin müziklerini yine Kurtalan Ekspres’le, 1982 yılı yapımı Çiçek Abbas filminin müziklerini de Cahit Berkay’la beraber yaptı.

1963 yılında Yeni Sabah gazetesinde “Sami Sibemol” takma adıyla müzik içerikli yazılar yazdı. 1993 yılında Milliyet Gazetesi’nde Oku Bakiim başlığıyla konularını günlük hayattan alan köşe yazısı yazmaya başladı ve 1995 yılına kadar yazmaya devam etti. Ölümünden önce müzik hayatının 40 yılını kitap haline getirmeyi planlıyordu.

31 Ocak 1999 gece saat 23:30 civarında İstanbul’un Moda semtindeki evinde kalp krizi geçirdi ve kaldırıldığı hastanede aynı gece saat 01:30’da hayatını kaybetti.

Müzik ve televizyon hayatında üç binden fazla ödül almıştır. Bu ödüller Barış Manço Evi’nde sergilenmektedir.

Bir ışık hüzmesi ki;
ince ince serpilir,
fırtınalı son arzum
gül yüzüne serilir…
ben ki bir garip seyyah
firari bir hastayım,
ellerinde can bulan
şarabın ayyaşıyım…

(Dorsalida)

SCOOT SIGLER İLE RÖPORTAJ (INTERVIEW WITH SCOOT SIGLER)

1- Röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Öncellikle kendinizden bahseder misiniz? Scott Sigler kimdir?

Thank you very much for accepting my interview offer. Could you tell us about yourself first? Who is Scott Sigler?

Benim hakkımda tüm bilgileri burada bulabilirsiniz: https://scottsigler.com/about/

You can get all the info about me here: https://scottsigler.com/about/

2- Yazarlık serüveniniz ne zaman başladı?

When did your writing adventure begin?


İlkokuldan beri yazıyorum. Her zaman canavarlı hikayelerinin hayranı oldum. King Kong’un 1976 versiyonunu küçük bir çocukken gördüm ve o zamandan beri insanları filmin korktuğu gibi korkutmak istiyorum.

I have been writing since grade school. I’ve always been a fan of monster stories. I saw the 1976 version of King Kong as a little kid, and ever since then I knew I wanted to scare people the way that movie scared me.

3- Kitaplarınızda en çok neye dikkat edersiniz veya en çok neyden ilham alırsınız?

What do you pay the most attention to or inspire from your books?

İlhamımın neredeyse tamamını bilimsel araştırma ve gelişmelerden alıyorum. Biyoloji, bilgisayar bilimleri ve malzeme bilimleri hayal gücümü tetikleyen ve beni “ya?” Diye düşündüren kilit alanlardır.

I get almost all of my inspiration from scientific research and developments. Biology, computer sciences and material sciences are key areas that trigger my imagination and make me think “what if?”

4- Size göre kitap okuma alışkanlığı kazandırılmak için neler yapılmalı?

According to you, what should be done in order to gain the habit of reading books?


Bunu yapmanın en iyi yolu, okuyucu olan arkadaşlarınızdan kitap önerileri istemektir. Siz ve arkadaşlarınızın benzer eğlence zevklerine sahip olduğunuzdan, arkadaşınız başlamak için doğru kitabı bilebilir. Bir başka harika yol, yerel bir kütüphaneniz varsa oraya git, bir kütüphaneci bul, onlara okumak istediğini söyle, sonra kitap tavsiye et. Ne tür hikayeler, filmler, televizyon veya Internet gösterileri hakkında sorular sormalıdırlar. Orada harika önerilerde bulunabilirler.

The best way to do that is to ask friends of yours who are readers for book recommendations. Odds are you and your friends have similar entertainment tastes, so your friend might know the right book to get your started. Another great way is if you have a local library. Go there, find a librarian, tell them you want to get into reading, then have them recommend books. They should ask questions about what kind of stories, movies, television or Internet shows you like. From there, they can make great suggestions. 


5- Şimdi olmak istediğin yerde misiniz? Hayallerinizi gerçekleştirdiniz mi?


Are you where you want to be now? Have you achieved your dreams?

Ben olmayı hayal ettiğim yerde değilim, ama bulunduğum yerde çok mutluyum. Her zaman 10.000.000 kitap satmayı ve tüm dünyada okunmayı hayal ettim. Ben o kadar çok satmasam da, birden fazla dilde basıldım ve gerçekleşmediğini fark etmediğim bir şey başardım yazımın etrafında inşa edilmiş başarılı bir küçük işletme işletiyorum. Kendi kitaplarımı hazırlamaktan ve kendi kaderimi kontrol etmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Yazmaya başladığımda bunun bir olasılık olduğunu fark etmedim, bu yüzden gelecek yıllar boyunca yaratmaya devam etmeme izin verecek başarılı bir işim olduğunu bilmek beni heyecanlandırıyor.

I am not where I dreamed of being, but I am very happy where I am. I always dreamed of selling 10,000,000 books and being read all over the world. While I haven’t sold that many, I’ve been printed in multiple languages, and I have achieved something I didn’t realize could happen — I run a successful small business built around my writing. I get an immense amount of satisfaction putting out my own books and controlling my own destiny. When I started writing, I didn’t realize that was a possibility, so I am thrilled to know I have a successful business that will let me continue to create for many years to come.

6- Hayal dünyanızı bu kadar genişlemesine sebep olan olaylar nedir ? (Aşık olmak gibi)

What are the events that make your imagination so wide? (Like falling in love)

Hayal gücümün merkezinde bilim ve bilim insanlarının dünya çapında yaptığı son gelişmeler var. Ayrıca yaşadığımız dünyanın biyolojisinden de besleniyorum; evrim hikayelerime başarılı stratejiler koymam için bana ilham veren pek çok mükemmel şey yarattı. Parazitoloji, özellikle büyük bir ilham kaynağıdır. Bugün yaşayan organizmaların üçte ikisinin parazit olduğunu biliyor muydunuz? İnanılmaz!

7- Kendinizi yakın bulduğunuz yazar var mı?

Is there any writer you find yourself close to?

Yazdıklarım yüzünden, aksi halde bilmeyeceğim birçok yazar arkadaş edinebilecek kadar şanslıydım. Pierce Brown, Jonathan Maberry, Gail Carriger, JC Hutchins, Myke Cole, Delilah Dawson, Sam Sykes, Chuck Wendig ve daha birçoğu onları tanıyarak hayatımı iyileştirdi.

Because of my writing, I’ve been fortunate enough to make many author friends that I otherwise wouldn’t have known. Pierce Brown, Jonathan Maberry, Gail Carriger, JC Hutchins, Myke Cole, Delilah Dawson, Sam Sykes, Chuck Wendig and many more have made my life better by knowing them. 

8- Eserlerinizin Beyaz perdeye uyarlanmasını ister misiniz? Bu hangi kitap olmalı?

Would you like your works to be adapted to the screen? Which book should this be?

NOCTURNAL adlı romanımın bir TV dizisine dönüştüğünü görmek istiyorum.

I would like to see my novel NOCTURNAL turned into a TV series.

9- Kendi kitaplarınızı nasıl eleştirmek istersiniz?

How would you like to criticize your own books?

Çoğu yazar ve üreticinin aksine işlerim asla “yeterince iyi” diyebileceğim bir seviyede değiller. Gerilim tarzı hikaye yapısına sadık kalarak sürekli olarak daha iyi karakterler geliştirmeye çalışıyorum. Benim işimde, hikayenin gidişatı, konusu ana yoldur. Kitabın başlamadan önce nasıl biteceğini tam olarak biliyorum ve okuyucuya mantıklı, eksiksiz bir hikayenin tadını çıkarmak için rehberlik etmeye çalışıyorum. Karakterlerin yapmak istediklerini yapmalarına izin vermiyorum, bu da mantıksız bir hikayeye neden olur ve okuyucuyu “dürüst bir son değil” diye düşünmeye sevk edebilir.

Like most authors and creators, my work is never “good enough.” I’m constantly trying to develop better characters while sticking to my thriller-style story structures. In my work, the plot is the main driver. I know exactly how the book will end before I begin, and I try to guide the reader there so the reader enjoys a logical, complete story. I don’t just let the characters do whatever they want to do, which can make for an illogical story and leave the reader thinking “that’s not an honest ending.”

10- Gelecekteki yazarlar için ne tavsiye etmek istersiniz?

What advice would you like to provide for future writers?

Yazın, yazın ve biraz daha yazın. Sadece tekrar ederek daha iyi olursunuz. Ayrıca, paylaştığım ana tavsiyeye uygun çektiğim bir video: https://www.youtube.com/watch?v=3UW4Y3svkA8

Write, write, and write some more. You only get better by repetition. Also, here’s a video I did that has the main bit of advice I share: https://www.youtube.com/watch?v=3UW4Y3svkA8

11- Son olarak, okuyucularınıza neler söylemek istersiniz?

Finally, what would you like to say to your readers?

Seni seviyorum! Okuyucularım olmasaydı, bu yaratıcı yaşamdan zevk almazdım. Yaptığım her şey okuyucularım için. Çalışmalarıma koydukları vazgeçilmez zamana saygı göstermek için çok çalışıyorum.

I love you! Without my readers, I would not be enjoying this creative life. Everything I do is for my readers. I work hard to respect the irreplaceable time they put in with my works. 

Benim için çok keyifli bir röportaj oldu. Umarım sizin için de keyifli olmuştur.

It was a very enjoyable interview for me. I hope it has been enjoyable for you as well.


Nuri Bilge Ceylan’ın Yeni Filminin İsmi Belli Oldu

Türk sinemasının yetiştirdiği en önemli isimlerden birisi olan Nuri Bilge Ceylan’ın yeni filminin ismi belli oldu. Son olarak 2018 yılında vizyona giren “Ahlat Ağacı” filmi ile kendisinden bir kez daha söz ettiren usta yönetmenin yeni filminin ismi “Kuru Otlar Üstüne” olarak duyuruldu.
Yeni filmin senaryosu, oyuncuları ve gösterim tarihine dair herhangi bir paylaşım ve açıklama yapılmadı.
Kış Uykusu filmi ile 2014 yılında Cannes Film festivalinde Altın Palmiye ödülünü kazanan Nuri Bilge Ceylan’ın “Ahlat Ağacı” filmiyse Cannes Film Festivalinde eli boş dönmüştü.
TRT 12 Punto yapmış olduğu açıklamayla bu yıldan itibaren her yıl Türk sinemasının ustalarından birine “Ustaya Saygı TRT Ortak Yapım Ödülü” verileceğini duyurdu. Bu ödülün ilki ise “Kuru Otlar Üstüne” filmi ile usta yönetmen Nuri Bilge Ceylana verilecek

Düş Mahali

PORTUGAL. 1993.

 

“İbrahim
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim?”

(Asaf Halet Çelebi)

Bir aziz meczubun birine “Alem nedir? Şu kurulu düzeni bir anlatıversene.” dedi.

Meczup dedi ki: “Bu şan ve şöhretle dolu olan alem, yüz türlü şekillere donanıp bezenmiş bir nahle benzer. Birisi baştan aşağı el sürdü mü, şüphe yok ki, bütün o şekilleri bozar, hepsi de bir tek mum olur gider.”

Mademki hepsi mumdur, mumdan başka bir şey değildir; yürü vazgeç, o kadar donantı, bezenti de ancak bir şeyden ibarettir!

Her şey bir oldu mu, ikilik kalmaz. Burada benlik ortadan kalkar, senlik de!

Bugün yürüdüğümüz yolların birer sahibi, her bir sahibin de birer putu vardı. O putlar ki, İbrahim’in gelişini beklemeden boyluca seriliverdi yerlere! “Dünya benim mabedim” diyenlerin, bu uğurda kan dökenlerin kaçı sahip oldu, bu süslü sahteliklerle bezenmiş aleme?

Ne Süleyman hüküm sürdü sonsuza dek, ne de Firavun “ben” diyebildi doyasıya…

 

Unsınkable Sam (Batırılamaz Sam)

Kedi Oscar

Bu bir kedi. Evet yanlış duymadınız. Adı bilinmiyor ancak daha sonradan Oscar adını almış. Kediye sam lakabı verilmiş. Bu lakabı kullanarak anlatacağım. Şimdi bu kedinin hikayesine bir değinelim.

Sam, 1941 yıllarında Alman savaş gemisi Bismarck’ta yaşıyordu. Geminin maskotu haline gelmişti. Kendisi oldukça rahat ve keyifliydi. Vaktinin çoğunu Atlantik okyanusun yüksek dalgalarını izleyerek ve uyuyarak geçiriyordu.

Bismarck büyük bir gemiydi. Bu yüzden sallantı pek hissetmiyordu. Taki 27 mayıs 1941 tarihine kadar. Bu tarihte Bismarck son seferini gerçekleştiriyordu. Bismarck 2000 den fazla top mermisi aldığı halde hala ayaktaydı. İngiliz gemilerden gelen yoğun ateşe ve HMS Ark Royal uçak gemisinden kalkan uçaklar tarafından yoğun saldırıya maruz kaldığı için Bismarck, daha fazla dayanamadı. Ve en sonunda battı. (Kendi mürettebatı tarafından batırıldı. Bismarck battıktan sonra Sam HMS Cossack destroyeri tarafından bir tahtada yüzerken bulundu. Kediye Oscar adı bu mürettebat tarafından verildi.

HMS Cossack küçük bir gemiydi. Çünkü destroyer idi. Bu yüzden hep sallanıyordu ve hep hareket halindeydi. Bu Sam’i rahatsız ediyordu. 24 Ekim 1941 de HMS Cossack bir Alman denizaltısı (U-563) tarafından batırıldı. Geminin mürettebatından 159 kişi ölmüştü. Ancak şans eseri Sam hala hayattaydı.

Batırılamaz Sam lakaplı bu kedi bu seferde Bismarck’ın batırılmasında görev alan HMS Ark Royal’e transfer edildi. Bu gemide Sam rahat etmişti. Uçak gemisi oldukça sakin ve sallantısız ilerlerdi. Uçak gemisinin penceresinden güverteden kalkan uçakları izlemekle geçirdi bütün günlerini. O gemide de mürettebatın maskotu haline gelmişti. Ancak Sam orada daha fazla rahat edemeyecekti ve 14 Kasım 1941’de bu gemi de bu sefer Alman denizaltısı U-81 tarafından torpido edildi. Ancak Sam hala hayattaydı. Batırılamayan Sam lakabı bu yüzden verilmişti bu kediye.

Ark Royal’in kaybedilmesi Sam’in gemi kariyerinin sonunu getirdi. Önce Cebelitarık Valiliği’ne transfer edildi ve daha sonra Birleşik Krallık’a geri gönderildi ve burada Belfast’taki “Denizciler Evi” olarak adlandırılan bir denizcinin evinde yaşadı. Ve Sam 1955’te hayata gözlerini yumdu. Belkide dünyanın en şanslı kedisiydi Sam. İnfilak eden 3 gemiden kurtulup tüm 2. dünya savaşını görüp yaşamını devam ettirdi.

Karanlık Sokak

“Karanlıktan korkan bir çocuğu kolaylıkla affedebilirsiniz. Hayatın gerçek trajedisi, bir yetişkinin aydınlıktan korkmasıdır.”
Platon

“Hadi baba, etraf ne kadar sessiz, kimsecikler de yok, bi’kere daha baba, N’olur? İnan bana, benden başka kimse duymaz sesini.”

Biliyordu, etraf çok sessiz.

Biliyordu, etrafta onlardan başka kimsecikler de yok.

Çok iyi biliyordu ki bağırsa dahi sokak köpeklerinden başka kimse işitmez sesini. Belki de bu yüzden; hızlanan kalp atışlarının, sıklaşan nefesinin ve art arda yutkunmasının yankı yaptığını zannediyor, içinden gelen sesleri bu denli net duyuyordu.

Edison’un ruhuna rahmet okutan sokak lambaları çalışmıyor. Allah’ın bir arada yaşasın diye cem ettiği insanoğlundan kimsecikler yok sokakta. Gitgide seyrelen, perdelerin arasından sızan ışıklar da yolu aydınlatma konusunda oldukça cimri bugün.

Sokak karanlık, babanın aklı kapkaranlık. Aşılması gereken bir karanlık, taşınması gereken bir sorumluluk var. Sorumluluğun adı evlat, gelecek, teminat, hürriyet, adalet.

İki ruhani yaklaşıyor babaya sağdan, soldan ama sıfatları kirâmen kâtibin değil. Karanlık bulandırdıkça babanın aklını, daha çok bağırmaya başlıyorlar.

                – İçindekilere rağmen bu karanlığı geçeceğini mi sanıyorsun?
                – Sakın deneme. Kim başa çıkabilmiş ki sen çıkacaksın?
                – Karanlık bu, aydınlığı da yutar seni de.
                – Hadi kendinden geçtin, ya evladın?
                – …

İnsan, kendi karanlığında boğulurken başkalarına nasıl ışık dağıtır?

İnsan, kendini karanlığa boğmayı göze alırsa ancak başkalarına ışık dağıtır, baba.

Sorarım sana, ey baba!

Sa’d Bin Ebû Vakkâs, gecenin bir vakti, kendi cennetle müjdelensin diye mi söndürdü, Mekke sokaklarında, mimlenmiş tek göz odanın mumunu?

Yaver Salih Bozok, milli mücadele ateşini yakabilmek için söndürmedi mi Şişli’deki bir ülke kadar büyük 3 katlı evin ışıklarını?

Filistinli Muhammed, Gazze sokaklarında, bir çöp bidonunun arkasında, babasının yamacında, Selahaddin Eyyubi’nin ölmediğini göstermek için söndürmedi mi hayat ışığını?

Teğmen Emre, halel gelmesin diye hududa, söndürüp ışıklarını karakolun koşmadı mı karanlığın içine?

Dön de bir sor kendine, korkun karanlıktan mı, aydınlıktan mı?

Aydınlık arzusunda olan karanlıktan korkmaz, karanlıktan korkmayan da karanlıkta boğulmaz. Karanlığa düşmekten korkma, at kendini karanlığın içine. Önce sen adım at ki harlansın küllenmiş büyük ocak.

İçindeki savaşın galibi belli olunca döndü baba kızına. Titreyen ellerini fark etmesin diye daha sıkı tuttu kızının elini. Ruhunu saran ferahlık soğumasın diye de diğer elini cebine attı. Gözlerine baktı kızının ve ayazda kalmış gönüllere har salacak bir gülümseme belirdi yüzünde. Dilinde anın feraseti, sinesinde aydınlığın insicamı, başladı kızının en sevdiği şarkıya. Gözleri, karanlık içinde gördüğü aydınlık ufuklarda, bir adım daha attı ve sonra hiç durmayacak bir adım daha.

Ne çıkar bahtımızda ayrılık varsa yarın,
Sanma ki hikâyesi şu titreyen dalların
Düşen yaprakla biter,
Böyle bir kara sevda kara toprakla biter.

Ağlama olma mahzun gülerek bak yarına,
Sanma ki güzelliğin o ipek saçlarına
Dökülen akla biter,
Böyle bir kara sevda kara toprakla biter.

HARABAT

Karanlık bir sır yankılanır göklerde,
Karşılığı olmayan…
Ulaşmıyor akisleri sırrımın menzil-i maksûda,
Şehrâyinler düzenleseler de nevbaharda,
Şu benim mecruh gönlüm, hep sonbaharda…

Yağsın da üzerime baran-ı belâ,
Yeter ki gitmesin benden o bülbül-ü ra’nâ.
Açıldığı vakit karşımda dâr-ı ukbâ,
İsmini sayıklasam yeter, ey gûl-î sahra…

Şeş cihetten geçse de taarruza şule-i hazân,
Gönlüm hâlâ ism-î pâkine nalân,
Sıbgatullahı göremedim, ben kara nâdân,
Üftâde olmakmış senden bana kalan…

Bağ-ı hezar gibi ne ötüp durursun?
Sana vabeste ruhumu ne diye susturursun?
Attığında şu bî-kes’in üzerine bir kürek toprak
Seni unuttuğu her ânı,
Şule olsun cennet, gözlerini kurutsun…

SERMEST

                                                                      

Peyami Safa’dan Yazarlara Tavsiyeler

Atatürk, “Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz fakat sanatkar olamazsınız.” diyor. Edebiyat da sanatların en çetrefilli olanlarından. Ne şiir ne de nesir sadece ilham ile yazılır. Büyük bir kafa yorma, silip silip yeniden yazma, analiz dönemleri büyük emek ister. Sonuçta ortaya bir metin çıkar. Peki bu metin bir sanat eseri olmuş mudur bunu nasıl anlayabiliriz? Peyami Safa yazarlara ve yazar adaylarına 12 filtreli bir süzgeç veriyor. Şimdi bunların ne olduğuna bakalım;

  1. Tekrarlardan kaçınmak sağlam bir ifadenin temel prensibidir.
  2. Halk tabirlerinden, atasözlerinden, beylik ifadelerden, basma kalıp üsluptan kaçının
  3. Adilikten (basitlikten) kaçarken yapmacıklığa düşmemek
  4. Kuvveti kendi kendine yeten bir düşünceyi ve ya ruh halini imajlarla (teşbih ve istiare gibi sanatlar) desteklemekten kaçınmak
  5. Manayı en sade şekline döndürürken basitliğe düşmemek, yalın yazacağım diye basitleştirmemek
  6. Yazının inceliklerini anlaşılır olmasına feda etmemek
  7. Basit manayı karışık, karışık manayı basit ifade etmekten kaçınmak
  8. Manaya en uygun kelimeyi bulmak
  9. Kelimelerin sesleri ile manaları arasındaki ilişki kurmak
  10. Mana inceliklerini ahenge feda etmemek
  11. Bir cümle yapısıyla o cümleyi yüksek sesle okuyanların teneffüs ritmini kaçırmamak
  12. Fakat manayı bu ritme feda etmemek

Şimdi yazdıklarınızı 12 kere daha gözden geçirin.

Kolları ve Bacakları Olmayan Nick Vujicic’in Başarı Hikayesi

“Mutluyum ve yaşamayı seviyorum!”

4 Aralık 1982’de Avustralya’da doğdu. Kolları ve bacakları olmadan dünyaya geldi. Bu sebeplerden dolayı çok sıkıntı çekti ve hayatında birçok kez intihara kalkıştı.

Vujicic’in doğumu sırasında omuzunu gördüler ama devamını göremediler ve doktorlar ailesine bu kelimeleri kulandı ‘Hayatı boyunca elleri ve bacakları olmayacak ve yürüyemeyecek bir bitki gibi hayatını sürdürecek ve hayatını yatağa bağımlı olarak devam edecek’.

Vujicic’in iki küçük ayağı var, bunlardan biri şekli nedeniyle “tavuk baget” olarak adlandırır.

Okul hayatında birçok kez sıkıntı çekti ve okuldaki çocukların alay konusu oldu ve 8 yaşında intihara kalkıştı.

10 yaşında kendini suya atıp boğulmak istedi fakat ailesini sevdiği için bunu yapamadı.

Annesinin ona bir makale okudu ve makale sayesinde insanoğlunun her şeyi başarabileceğini anladı.

Vujicic’in okuduğu yazı engelleri olmasına rağmen hiç pes etmeyen bir adamın hikayesi. Bu yazıyı okuduktan sonra Vujicic’in hayata bakış açısı değişti ve engellerini kabul etmeye başladı.

Kısa zamanda birçok ihtiyacını tek başına yapmayı başardı. Nick sol ayağında iki ayak parmağı ve ayak başparmağına kaymış özel bir tutuşla yazı yazar. Bilgisayar kullanmayı biliyor ve “topuk ve burun” yöntemini kullanarak dakikada 45 kelimeye kadar yazı yazabiliyor. Ayrıca golf topu, yüzme ve hatta gökyüzü dalışına ek olarak tenis topları atmayı, davul pedalları oynamayı, bir bardak su almayı, saçlarını taramayı, dişlerini fırçalamayı, telefona cevap vermeyi ve tıraş olmayı öğrendi.

Yedinci sınıftayken okul birliğine üye oldu. 17’sine geldiğinde ise yaptığı konuşmalar sayesinde birçok insana ilham kaynağı oldu. Kısa bir süre sonra Life Without Limbs (Uzuvsuz Hayat) derneğini kurdu.

27 yaşında kitap yazdı ve yaptığı konuşmaları video haline getirip satışa çıkardı. Yazdığı kitaplar çok satıldı ve satışlarda rekor kırdı.

Gün geçtikçe insanlara daha çok faydalı olmaya başladı kısa belgesellerde rol aldı.

60 ülkeden fazla konferanslara katılan vujicic birçok insana umut ışığı oldu kendi hayatından örnekler verdi neler yaşadıklarını anlatı neler yaptıklarını söyledi. Düşünsenize sizin karşınıza böyle bir insan geliyor ve diyor ki ben yüzme biliyorum kimse inanmaz çünkü kolları yok bacakları yok ama yüze biliyor tenis oynaya biliyor araba süre biliyor demek ki her şey kol bacak değil insan isterse her şeyi başarabilir ve yapa bilir.

Çünkü her şeye rağmen kabullendi kendini sevdikleri için yaptı isyan etmedi kendisi gibi olan insanlara umut oldu onun gibi insanlar bende yaparım dedi ve birçok insan Nick’in izinden giderek birçok şey başardı.

Nick Vujicic’in hayatının dönüm noktası sevdiği kadınla tanışması ve aşık olması oldu.

Her başarılı bir erkeğin arkasında bir kadın vardır.

12 Şubat 2012’de evlendi. Gittiği bir konferansta izleyicilerden Kanae Miyaharayla evlendi. Çiftin dört çocuğu var.

Hala verdiği konferanslardan dolayı birçok insana umut ışığı oluyor.

Nick Vujicic’in yazdığı kitaplardan alıntılar….

Eğer sadece bir kişiyi cesaretlendirebilirsem bu hayattaki işim yapılır.

Hayatımı seviyorum çünkü amacımı gördüm.

Tekrar tekrar deneyeceğim, çünkü vazgeçtiğim an, başarısız olduğum an.

Minnettar olan acı bir insanla hiç karşılaşmadım. Ya da acı olan minnettar biri.

Yeterince iyi olmadığınızı düşünmek yalan. Hiçbir şeye değmeyeceğini düşünmek yalan.

Denediğim sürece, her zaman kalkma şansı var. Sen vazgeçene kadar bu son değil.

Eşimin ellerini tutmak için elim olmayabilir, ama kalbini tutmak için ellere ihtiyacım yok. Bunu ben tutacağım.

Sahip olmadığım şey için Tanrı’ya kızgın olma ya da sahip olduğun şey için şükran duyma seçeneğim var.

Kalkmak için yüz kere deneyeceğim ve yüz kere başarısız olursa. Eğer başarısız olursam ve pes edersem, kalkabilir miyim? Hayır! Başarısız olursam tekrar tekrar deneyeceğim. Ama bunun son olmadığını söylemek istiyorum….

Huzura Aç Ruhun Bensiz

Sözü müziği ve düzenlemesi de kendine ait yeni bir single Karsu’dan. “Vuslat”

Kendine has sesi ve yorumuyla dinleyiciyi mest eden Karsu’nun yeni şarkısı “Vuslat” yayınlandı.

Huzura aç ruhun bensiz
Huzur bende, sen neredesin?
Huzura aç ruhum sensiz
Huzur sende, ben neredeyim?
İçimizdeki o korku
İlk dokunuşta kayboldu
Bu vuslat başka, çok farklı
Hem yanlış hem doğru
Huzura aç ruhun bensiz
Huzur bende, sen neredesin?
Huzura aç ruhum sensiz
Huzur sende, ben neredeyim?
Ruhumdaki dudak izin
Yasakları deldi geçti
Pişmanlık ve tutkular
Arasındaki o ince çizgi
Dilimin ucundaki sessizlik
Senleyken oluşan sensizlik
İnkar etsen de nafile
Bu bir anlık heves değil
Yanlış ve doğru birbiriyle
Hiç böyle sevişmedi
Kendimden korkuyorum ama
Heyecana muhtacız sanki
Huzura aç ruhun bensiz
Huzur bende, sen neredesin?
Huzura aç ruhum sensiz
Huzur sende,ben neredeyim?
Huzura aç ruhun bensiz
Huzur bende, sen neredesin?
Huzura aç ruhum sensiz
Huzur sende, ben neredeyim?