26.5 C
İstanbul
Cumartesi, Temmuz 4, 2026

Gönül Yazısı – II

Bakalım, gün doğmadan huzur doğacak mı içimize ? Gözümüzü araladığımız ân, dünün tasası bırakacak mı peşimizi?

Meşakkatlidir gönül yolunda yürümek.

Atmak için çırpındığın her adımın muhasebesini yapmak lazım evvela. Avamın diline doladığı gibi, her yiğidin harcı değildir muhabbet.

Lisandan gönle değil, gönülden lisana dökülür ilkin.

Zira insan, telaffuz ettiğini hissetmez belki lâkin, hissiyatını lisanından asla saklayamaz.

Öğrenci Şiiri

Cebimde son bir buçuk lira yol param

O da zaten son param

Tansiyonum düştü de ayran alamadım

Güzelim bu son isteğine hayran kalamadım

Bana dediğin şey şu:

Aşkım bana pamuk şeker alsana

Tansiyonum düştü de ayran alamadım

Güzelim kusura bakma bu son isteğine

Hayran kalamadım.

35. Ölüm Yıldönümünde Göğün Şairi Turgut Uyar Ve Şiirleri

“Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım.
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum…”

Göğe Bakma Durağı

Telaşsız, soğuk ve müphem bir kalabalığın arasında yürüyen kimsesiz çocuklardık… Bir şair eli değdi göğümüze ve kaldırdık bakışlarımızı semaya; sıyrıldık içerisinde olduğumuz sahte karmaşadan…

Ve o, göğümüze veda edeli 35 yıl oldu. Sanki hiç nefesi kesilmemiş gibiydi şairin. Çünkü hâlâ göğe bakma durağında bekliyordu kimsesiz çocukları…

Ayrılıklardan

“Böyle sessiz ayrılıklarda,
her şey önceden belli olur.
en güzel zamanında, aşkın ve hayatın
insan deli olur…

O, kadırga taraflarında bir evden çıkmıştır.
masum bir yalanla -halama diye-
gözleri pabuçlarında, mahcup
ellerine yapışmış gibidir
harçlığından arttırıp aldığı
sevimli hediye…”

Tomris Uyar ve Turgut Uyar, çocukları Hayri Turgut Uyar ile, 1969

Geyikli Gece

“Hiçbir şey umurumda değil diyorum
Aşktan ve umuttan başka
Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor.

Biliyorum gemiler götüremez
Neonlar ve teoriler ışıtamaz yanını yöresini
Örneğin Manastırda oturur içerdik iki kişi
Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek
Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı
Koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi
Geyikli gecenin karanlığında”

Turgut Uyar, oğlu Hayri Turgut Uyar ile, tahminen 1975

Bir Gün Sabah Sabah

“Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam,
Uykudan uyandırsam seni:
Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliçten.
Vapur düdükleri ötmededir.
Etraf alacakaranlık,
Köprü açıktır henüz.
Bir gün sabah sabah kapıyı çalsam…

Yolculuğum uzun sürmüş oldukça
Gece demir köprülerden geçmiştir tren.
Dağ başında beş on haneli köyler,
Telgraf direkleri yollar boyunca
Koşuşup durmuş bizle beraber.”

Turgut Uyar ilk eşi Yezdan Şener ile. Çocuklar soldan sağa: Tunga, Şeyda, Semiramis

Aramızdaki

“İşte bundan ötürü
hüznü artık bir ayıya bıraktım
sevgilim sevgilim
bir ayıya
ister ormanda kullansın
ister buzdağında

hayatın kutlu olsun sevgilim
ki sana değişe değişe aktım
kimi zaman bir japon gibi uykusuz kaldım
-uykusuz kalır mı onlar bilmem aslında-
sevgilim sevgilim
bir orman gibi çoğal aramızda
şehirden bir çocuk olarak şurda burda
bir sabuntozu markasında köpürerek
çınarın tutsaklığını
ve menekşenin tutsaklığını
ve menekşenin sevincini yaşa
sevgilim sevgilim
hüzüne yer var hayatımızda”

İlkin

“Bunu kimse söylemedi belki düşündü
çünkü vardır insanın yaşamasında
uyku ve öfke gibi vardır
kimse söylemedi
tuzunu çoğaltan bir denizde

nasıl batarsa güneş öyle
bende kaçırdım
ki gözüm bütün gün
günboyu lekelerde
kaçırdım ama şöyle de söylenebilir
şiirin bütün geçmişinin dışında
önceden açıklanan her şeyin dışında
örneğin en sıcak ülkelerin yazında
en soğukların kışında
yanarım üşürüm berbat olurum
hiç bir şeye yaramam
ama yinede seni severim
o zaman sende beni sev
evet…”

Uzak Kaderler İçin

“Asır yirminci asırdır, amenna
Bir yanımda sevgilerim, bir yanımda sancım
Neon lambaları büsbütün karartır gecemizi
Uzaklar daha uzaklaşır
Bir define çıkarır gibi kayalardan, Ademden beri
Sımsıcak sevgilere muhtacım.

Bir gün alıp başımı gideceğim
-Yıldızlar ışısın, yollar üşüsün, yollar…-
Belimi bir ılık şal sarsın, mavi
Hüzünlü bir serencamın ardından, şarkısız
Rüyalarım unutulmuş bir handa pes desin
Görmüş geçirmiş bir çift duygulu dudak karşısında.

Kendi kendine çekilmez oluyor ömrüm
Her insanın ayrı ayrı yaşayabilsem kaderinde
Diyarı gurbette kanlı bir aşk
Bahtsız bir çocukluk uzak köylerin birinde
En uzak beyazlar,
En yakın ikindilerde, duygulu
Ve bir sahil meyhanesinde bir akşam
İçip içip ağlasam…”

Kalbim Kalbine …

Gözlerim sadece sana bakınca bir şeyler anlatabiliyor. 

Sırf sana bir şeyleri daha güzel anlatabilmek için Adının olduğunu  dilde konuşmayı öğrenmiş gözlerim.

Ben gönülce bilmem

Gönlünü bilirim

Gönlüne gönül olabilmek adına 

Gönülce öğrenmiş  gönlüm.

Sıradan cümlelerle değil 

Herkesin herkese söyledikleri gibi değil

Herkesçe dile gelmişliklerle değil

Gönlümden gönlüne dokunan kelimlerle

Gönül dilimle seviyorum gönlünü

Bir çizgisi, bir yolu vardır her insanın

Hedeflediklerine o yoldan ulaşır

Ben bir yol, bir rota belirmedim

Yüreğin yüreğime pusula 

Yüreğin yüreğime ev

Yüreğin yüreğimin gideceği tek yerdir.   

Meskendir kalbin kalbime

Sığınaktır kalbin kalbime

Gölgesidir kalbin kalbimin

Kalbin, kalbimdir. 

Kalbin kalbimin evi,

Kalbim evdir kalbine…

Anlayamıyorum İnsanları

Anlayamıyorum insanları;
Herkes bir yabancı konuşuyor.
Kimi İngilizce,
Kimi Latince,
Kimileri de varlığından şüphe ettiğim terimlerle.

Anlayamıyorum insanları;
Herkes bir başka zamanda yaşıyor.
Kimi tarihin kuytu köşesinde,
Kimi talihin belirsizliğinde,
Kimileri de geçmişimle geleceğimle kınamaya çalışıyor.

Anlayamıyorum insanları;
Herkes bir hastalığa yakalanmış.
Kimi virüslerden, bakterilerden,
Kimi iyi niyetindeki kangrenden,
Kimileri de tedavisi olmayan dert taşıyıcı hücrelerinden şikayetçi.

Anlayamıyorum insanları;
Herkes bir başka konuşuyor.
Kimi hoş,
Kimi boş,
Kimileri de hakikatsiz, torba dolsun diye.

Anlayamıyorum insanları;
Herkes bir yönüyle sinirime gidiyor.
Kimi kaçtıklarıyla,
Kimi kovaladıklarıyla,
Kimileri de varlıklarıyla asabımı bozuyor.

Anlayamıyorum insanları;
Herkes bir başkasını canlandırıyor.
Kimi samimiyetini yitirmiş,
Kimi kendini intihar etmiş,
Kimileri de mankurtlaşıp hafızasını silmiş.

Anlayamıyorum insanları;
Herkes bir aşk peşinde.
Kimi şarkılarda,
Kimi şiirlerde,
Kimileri de dualarıyla iletiyor sevdiğine duygularını.

Anlayamıyorum insanları;
Herkes bir cümle dahi kuramıyor.
Kimi anlatamamış,
Kimi anlayamamış,
Kimileri de iç dünyasında dünyasız kalmış.

Anlayamıyorum insanları;
Herkesin gerçekten hayali var mı?
Kimi gece oluncaya kadar,
Kimi güneş doğuncaya kadar,
Kimileri de bir kelebeğin ömrü kadarmış.

Anlayamıyorum insanları;
Herkes birbirinden bihaber.
Kimi kulaklığını takmış,
Kimi gözlerini kapamış,
Kimileri de limandaki tüm gemileri yakmış.

Anlayamıyorum insanları;
Herkes bir hedef peşinde,
Kimi savaşçı,
Kimi barışçı,
Kimileri de balıkçıydı hedefini ağlarında arayan.

Anlayamıyorum insanları;
Herkes sadece taklit yapıyor.
Kimi suçlu,
Kimi mutlu,
Kimileri de insan taklidini çok iyi başarıyor.

Anlatamıyorum, anlayamıyorum insanları;

Anlatıyorum, anlayamıyorum insanları…

İnsanoğlunun Fıtratı Ne Peki

Bugün hayatın bize her fırsatta sorduğu soruyu sordum kendime,
“Her şey  olması gerektiği gibi mi?”
Kim ne kadar doğru yerde doğru şekilde acaba.
 Bazen çok lezzetli olur yemeğimiz,
bazen yanmış veya fazla tuzlu,
bazen etrafımız çok kalabalık, destekçimiz çok, kimi zaman da feryat etsek de yanımızdaki duymaz.
Bir gün en pahalı kıyafetleri giyeriz, 
başka günde yama yaparız yırtık elbisemizi.
Yeri gelir methetmeye doyamayız hayatımızı,
yeri gelir sıkıntılarımızı anlamasınlar diye kendimizden geçeriz..
Bırakın başkalarını, çok değil bi iki sene önceki halimize bile mana buluruz.

Küçücük sivilceye söylenir durur, muhteşem yaradılışımızı övmeyiz.

Tuzu az olduğu için sevmeyiz, acıyı çok olduğu için.
Ekşide yüzümüzü buruşturur mesela, ama her salataya ekleriz..
Arıyı soktuğu için sevmeyiz, 
belki de bir köpeği havladığı için.
Kışın yazı ister, yazın ise güneşten şikayet ederiz.

Fıtrat nedir peki?
 Ateşin fıtratı söndürmek değildir elbette.
Örneğin bir köpek de miyavlayamaz değil mi?
Ve yine gök gürlerken göstermez termometre 35 dereceyi.

Birinin fıtratı yakmak iken, diğerininki söndürmektir dedik ya! 
“İnsanoğlu’nun fıtratı ne peki?”

Evrendeki bütün her şey ne gerekiyorsa onu yapıyor, bir hayvan, bir eşya bir ağaç, bir çiçek.
 ”Zıt  olan biziz aslında, ne tuz, ne şeker, ne sizi sokan arı, ne de ekşi olduğu için yüzünüzü buruşturan limon.

Sanırım bir tek insanoğlu dışında herkes, olması gerekeni yapıyor bu dünyada.

Karanlık Taraf

Bir kez daha ben olmak için zorlanıyorum
Kapanıyorum ve kendimi bulamıyorum
Herkesin baskısı üzerimdeyken ve ben her zaman beynime yenilirken

Sancılarımla uyanıyorum.

Kaygılar başladığı zaman mutsuzluğum tetiklenir ve sorunlarım kenetlenir bir kez daha beni incitmek için.

Ama burdayım ve nasıl olduğumun bi önemi yok.
Koşuyorum ve yoruluyorum, tökezliyorum ağlıyorum ama vaçgeçmek yok


Bu sefer

Güçsüz olduğum bu sefer pişman olmak yok.
Ve yardım eli yok.
Bir soluk yok.
Yokta yok olan bir hayatta ben dediğim o varlık var
Ruhum hatalarım ve pişmanlıklarım var.
Hasetlerim kederlerim kalbimde kocaman bir cephem var.
Ve benim bir savaşım var.
Kendi kendimle
Beynimde kalbimde
Dilimde fikrimde

Kaybettiğim yıllar ve insanlar var
Bide o var
Bana sevmeyi öğreten o var
Ama artık YOK.

Şimdi varlığım ve yokluğum biterken hepside hayatımdan geçerken
O yok.

Her zaman düşmek istemiyorum ve yoruluyorum aptal dramatik laflardan
Ve kasıntı hayatlardan

Çaresiz laflarım bir çözümü yok.

Netflix’in Yeni Filmi ‘Cuties’e ‘Pedofili’ Tepkisi

Yeni filmi ‘Cuties’e ‘pedofili’ tepkisi gelince Netflix özür diledi!

Tanıtımı Netflix’te yapılan Fransız yapımı Cuties, pedofili içeren öğeler barındırma, fragmanda ve tanıtım afişinde çocukların seks objesi haline getirilmesi gerekçesiyle sosyal medyada büyük tepki topladı. Bunun üzerine Netflix, 11 yaşındaki bir çocuğun dans ekibine katılmasını ‘kendi feminenliğini keşfeder’ şeklinde yazdığı tanıtımı değiştirdi ve özür diledi.

Netflix’in Twitter’da yaptığı açıklama: 

Mignonnes/Cuties için kullandığımız uygunsuz çalışma için derinden üzüntü duyuyoruz. Uygun değildi ve Sundance ödülü kazanan Fransız filmini doğru yansıtmıyordu. Fotoğrafı ve tanıtımı değiştirdik” 

Sundance Film Festivali’nde ödül alan film, 11 yaşındaki Senegalli kız çocuğu Amy’nin, ailesiyle ve dans etme tutkusu arasındaki ikilemi konusuyla tanıtıldı.

Film, Netflix’te ise şu ifadelerle tanıtıdı: “11 yaşındaki Amy, twerk yapan bir dans grubuna hayran kalır ve onlara katılma umuduyla aile geleneklerine meydan okur. “

Filmin posteri ise bir grup çocuğun verdiği pozlardan oluşuyor. Çok kısa sürede sosyal medyada tepkiler çığ gibi büyüdü. İşte o tepkilerden birkaçı:

GÜNEŞ

Git güneş git,
Doğ başka şehirlere
Yarınlara umut, inanç ol.

Git güneş git,
Ben alıştım zaten sensizliğe
Karanlık çöksün üzerime, yüreğime.

Git güneş git,
Öyle bir git ki fark etmeyeyim
Yavaş yavaş kaybol ufuktan.

Git güneş git,
Seni dört gözle bekleyenlere
Saçtığın ışığa muhtaç olanlara.

Git güneş git,
Öyle bir git ki
Onun gidişini örtebilecek kadar öteye.

Git güneş git,
Ben alıştım zaten zifiri geceye
Ansızın terk edilmelere, gitmelere.

Gitme güneş, gitme
Desem bile sen de gideceksin
Bu yüzden git,
Öyle bir git ki…

Lucifer 5. Sezon Bugün Yayında!

Lucifer 5. Sezon ne zaman yayınlanacak?
Lucifer yeni sezon Netflix’e geldi mi?

Lucifer ‘ın yeni sezonu sevenleri tarafından büyük bir heyecan ile bekleniyor. Drama, suç ve fantezi türündeki dizi Lucifer’ın 5. Sezon ‘u için geri sayım sona eriyor. Yeni sezonda tamı tamında 16 yeni bölüm olacak ve iki parça halinde izlenecek. Peki dizinin 5. Sezonunun ilk 8 bölümden oluşan kısmı hangi tarihte izleyiciler ile buluşacak? Peki ikinci kısım hemen ardından yayınlanacak mı? Hepsinin cevabı yazımızda gizli!

LUCIFER 5. SEZON NE ZAMAN GELİYOR?

Bir çizgi roman uyarlaması olan popüler dizi, Netflix’in en çok izlenen dizilerinden biri olma özelliğini taşıyor! 2016 yılında başlayan ve birbirinden değerli 4 sezonu çok iyi izlenme istatistikleri ile geride bırakan dizinin hayranları 5. sezonun Netflix’te yayınlanacağı günü iple çekiyor! 

Dizinin 5. Sezonunun ilk 8 bölümden oluşan kısmı 21 Ağustos ‘ta (bugün) izleyici ile buluşacak. Diğer kısmı ile ilgili bir tarih ise henüz verilmedi.

Lucifer dizisinin 5. Sezonu bugün 21 Ağustos 2020’de yayınlanacak. 16 bölümden oluşan 5. Sezonu iki parça halinde yayınlayacak olan Netflix sezonun ikinci kısmı için henüz bir yayın tarihi vermedi.

LUCIFER DİZİSİ OYUNCULARI KİMLER?

  • Tom Ellis (Lucifer Morningstar)
  • Lauren German (Chloe Decker)
  • Kevin Alejandro (Dan Espinoza)
  • D.B. Woodside (Amenadiel)
  • Lesley-Ann Brandt (Mazikeen)
  • Scarlett Estevez (Trixie)
  • Rachael Harris (Linda Martin)
  • Aimee Garcia (Ella Lopez)
  • Tricia Helfer (Charlotte)
  • Tom Welling (Marcus Pierce)
  • Inbar Lavi (Eve)
  • Kevin Rankin (Malcolm Graham)
  • Graham McTavish (Father Kinley)
  • Jeremiah Birkett (Lee)

Lucifer’ın 5. Sezon’unu nereden takip edeyim?

Lucifer ile ilgili yayınladığımız haberleri web sitemizden ve https://www.instagram.com/24Okur adresinden takip edebilirsiniz. Ayrıca Lucifer’ın Netflix’teki resmi sayfasına (https://www.netflix.com/title/80057918) da göz atmayı unutmayın!

Biraz Kan Biraz Savaş: Drifters

Bugün size dikkatimi çokça çeken ve aksiyon severlerin de kesinlikle izlemesini tavsiye ettiğim Helsing Ultimate‘nin yazarı Hirano Kovta‘nın yazdığı bir mangadan uyarlama olan bir anime önereceğim: Drifters

Animemiz Shimazu Toyohisa’nın savaşta ağır bir şekilde yaralandıktan sonra gizemli bir kapıdan geçip başka bir dünyaya geçmesiyle başlıyor.

Bu dünyada onun gibilere drifter yani gezgin denir. Ayrıca bu yeni dünya tarihte önemli olan birçok kişiyi de içerisinde barındırıyor; mesela tüm insanlığa korku salmış Adolf Hitler gibi (şunu belirtmeden geçmek istemiyorum: Adolf Hitler ile ilgili çok güzel bir ayrıntı var. Onu gördüğünüzde benim gibi düşüneceğinize eminim.) Bu yeni dünya hakkında bilmemiz gereken en önemli şeylerden biri de buranın savaş eşiğinde olmasıdır, zaten asıl önemli olan da gezginlerin hangi safta duracağıdır.

Başta da dediğim gibi dizide bol bol kan ve savaş sahnesi çarpacak gözlerinize. Zaten dizi savaş stratejileri ve kriz yönetimleri konularını oldukça başarılı bir şekilde ele almış. Çizimlerin, efektlerin çok başarılı olduğunu da söylemek isterim. Yani sırf görsel şölen için bile izlenebilir bir dizi bence. Baş karakterlerimizden bahsedecek olursak üç tane baş karakterimiz var ve bu baş karakterler tarihin önemli kişiliklerinden ilham alınarak bulunmuş kişiler. Bu karakterlerimizin şöyle bir özelliği var ki, vay be dedirtecek cinsten. Biri çok iyi bir şekilde orduları koordine ederken, birisi teknoloji konusunda bâyâ maharetli bir diğeri de demeden onu da size bırakalım 😉

O zaman çok fazla spoiler vermeden bitirelim yazıyı. İzledikten sonra ben daha önce bunu neden izlemedim sorularını soracaksınız muhakkak.

Keyifli izlemeler…

Netflix Deneme Süresini Yeniden Açtı

Netflix Türkiye 30 günlük ücretsiz deneme sürecini kötüye kullanım nedeniyle kullanıma kapatmıştı. Artık ücretsiz olmasa da çok uygun bir fiyata geri geldi bu özellik.

Dünyanın en büyük film-dizi platformlarından olan Netflix ilk ay ücretsiz kampanyasını Türkiye’den kötüye kullanım gerekçesiyle kaldırmıştı. Artık 1,99 TL karşılığında bir aylık deneme sürümünü kullanabilirsiniz. Yeni üye olmanız şartıyla.

Kullanmak için bilgileri doldurarak üye olmanız ve kart bilgilerinizi girmeniz yeterli olacaktır.

Sokaklarda

Sokaklarda yürüyoruz
Elimizde pankartlar
Önümüzde barikatlar
Sağımız solumuz biber gazı

Bağırıyoruz…
Bağırıyoruz…
Duymuyorlar
Bağırıyoruz…

Yaşasın
Sokaklarda yürüyoruz
Dilimizde isyan türküsü
Hep birlikte
sokaklarda…

Ankara Film Festivali’nden Vişegrad Dörtlüsü Klasikleri

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle ve Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından düzenlenen 31. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde adını Çekya, Macaristan, Polonya ve Slovakya’dan alan ‘Vişegrad Dörtlüsü’ seçkisinde beş yönetmenden dört klasik komedi filmi yer alıyor.

3-11 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek olan 31. Ankara Uluslararası Film Festivali’nin yeni ve klasik filmleri bir araya getiren Dünya Sineması bölümünde gösterilecek Vişegrad Gülümsüyor seçkisi unutulmaz filmleri seyirciyle buluşturacak.

Kızılay Büyülü Fener Sineması’nda gerçekleştirilecek olan festival, Covid-19 tedbirleri kapsamında yüzde 50 kapasiteyle yapılacak.

Vişegrad Gülümsüyor seçkisinde yer alan filmler şunlar:

Aziz Peter’in Şemsiyesi

Aziz Peter’in Şemsiyesi’ni  (Szent Péter esernyöje, 1958) Slovakyalı yönetmen Frigyes Ban ve Çekyalı yönetmen Vladislav Pavlovic birlikte yönetmiştir. Film, Macaristanlı yazar Kálmán Mikszáth’ın aynı adlı romanından uyarlanmıştır.

Kardelen Festivali

Usta Çekyalı yönetmen Jirí Menzel’in Kardelen Festivali (Slavnosti snezenek, 1984), Bohumil Hrabal’ın hikâyesinden uyarlanmıştır. Film, Kersko adlı küçük bir köyde yaşayan insanların günlük hayatları ve ilişkilerine lirik bir bakış getiren bir komedidir.

Profesör Hannibal

Macaristan sinemasının en önemli isimlerinden Zoltán Fábri’nin başyapıtlarından olan Profesör Hannibal (Hannibál tanár úr, 1956) 1930’larda Amiral Miklós Horthy’nin faşist yönetimi altındaki Macaristan’da geçmiştir. Film, bir lisede Latince öğretmeni olarak çalışan Béla Nyúl’un başından geçen trajikomik olayları konu alıyor.

Eroica

Polonyalı yönetmen Andrzej Munk imzalı Eroica, (1958) adını Beethoven’ın 3. senfonisinden almıştır. Film, II. Dünya Savaşı sırasında Almanya işgali altındaki Polonyalıların 63 gün boyunca Nazilere direndiği 1944 Varşova Ayaklanması’nın ardından yaşanan hadiseleri konu ediniyor.

Ayna – Ⅵ (Final)

Bir gün önce kanlar içinde yatan Leyla şimdi karşısında kanlı canlı duruyordu.

Yanında Sinem, Ali ve Burcu da vardı. Yiğit bir an bayılacak gibi oldu. Bir elini başına götürdü, diğer elini de düşmesin diye destek almak için kullandı. Sinem hemen koşup tuttu ve koluna girip ona yardımcı oldu. Yiğit gözlerini kapattı, tekrar kafasını kaldırarak gözlerini açıp Leyla’ya baktı. Gördükleri gerçekti. Sıra ne olup bittiğini anlamaya gelmişti.

“Si..Sinem… Ne oluyor burada? Açıklar mısın? Leyla mı bu gerçekten?”

“Hayatım geç otur şöyle hepsini anlatacağım.”

“Sinem! Bırak kolumu! Sana ne oluyor burada dedim! Ne bu? Şaka mı yaptınız? (Leyla’ya bakarak) Sen ölmüştün, nabzına baktım ve kesiklerin vardı. Kan vardı. Nasıl oluyor bunlar? Derhal açıklama bekliyorum! Hepinizi silerim bir daha kimsenin yüzüne bile bakmam!”

“Tamam açıklayacağım lütfen sakin ol, gel otur şöyle bak kötü oldun.”

“Lan şimdi mi kötü olduğum geldi aklına! Ölüyordum ben koca bir gündür. Ne için, senin aptal çocuksu şakaların için mi? Aferin Sinem Hanım, harikasınız başardınız. (Alaycı bir şekilde alkışlar)”

“Ya yeter be! Ne şakası! Görmüyor musun sence şaka mı bütün bunlar? İntihara kalkıştın sen Yiğit! İntihara! Ben seni nasıl seviyorum senin bundan haberin var mı? Sensiz bir hayat düşünemiyorum bile. Sen intihar etmeye çalıştıktan sonra ben aylarca yaşayamadım. Sensizliği düşünmekten ne geceleri uyuyabildim ne de yaşamaktan zevk aldım! Sen bütün bunları bir şaka mı zannediyorsun şimdi? Yazık sana…”

Yiğit beklenmedik bir duygusal çıkışın ardından biraz sessizliğe kapıldı. Öfkesi dinmişti sanki. Fakat Sinem’in söylediklerinden değil, konuşurken kendisi sessiz kalıp durumu daha iyi fark ettiğindendi. Leyla ölmemişti, hayatı eskisi gibi olacaktı ve sadece tek yapması gereken oturup olan biteni anlamaktı. Sonra eski yaşadığı hayatına, geçen bir günün ardından tekrardan kavuşacaktı.

“Çok korktum Sinem. Her şey bitti sandım. Bizi kaybetmekten de korktum.”

“Ben de çok korktum Yiğit ben de… Sen yaşadığın hayatı, sevdiklerini hiçe sayıp gitmek istediğinde ben de çok korktum. Hayatının ne kadar değerli olduğunu anlattım ama sen anlamadım. Bu yüzden anlatmak değil, göstermek lazımdı. Ben de gösterdim. Hayatımız değerli, insanlar sandığın kadar kötü değil, biz seninle sekiz yıldır beraberiz ama toplasan çocuklar gibi sekiz gün bile eğlenip gülemedik. Seni ve kalbini çok seviyorum. Sen, bensiz bir hayatı düşünmüş olsan bile, ben, sensiz bir hayatı bir gün düşünemedim.”

Yiğit bu sefer gerçekten dinleyip gözleri dolu bir şekilde Sinem’e sımsıkı sarıldı. Sessiz bir şekilde göz yaşları akarken birbirlerini ne kadar çok sevdiklerini söylediler. Sarıldıktan sonra Yiğit dönüp hafif gülümseyerek,

“Siz bittiniz var ya, bu sefer gerçekten ben öldüreceğim sizi.”

“Aman kardeşim bak iki kez düşün artık bu işleri. (Gülerek)”

“Ali hadi bunları anladım, oğlum sen neden böyle bir şey yaptın?”

“Kardeşim bir tek yenge değil ki, ben de kardeşimi kaybetmek istemiyorum. Kusura bakma ayrıca iyi ki de yapmışım.”

“Seninle sonra hesaplaşacağız. (Tebessüm ederek)”

“Geç otur şöyle hayatım, sana olup biteni baştan anlatayım.”

Yiğit atlatmış gibi görünse bile hala Leyla’nın gözlerinin içine bakmaktan kendini alıkoyamıyordu. Koltuğa oturdu ve aklına bir sürü soru geliyordu. Dayanamayıp ilkini Leyla’ya sordu.

“Gerçekten böyle şeyler filmlerde olurdu. Nasıl olur da ölü biri dirilebilir? Ya da yaşarken ölebilir? Anlamıyorum.

“(Leyla hafifçe gülümseyerek) Seni bu kadar seven ve harika bir plan yapan sevgilin varken bence bunlara pek şaşırmamalısın. Bu açıklama kısmını ona bırakıyorum.”

“Evet dinliyorum, kafam allak bullak lütfen tek tek anlat bana her şeyi.”

Sinem arkasına yaslanıp hep bu anı beklemiş gibi tek tek her şeyi anlatmaya başladı:

“Tamam bak her şey anlatıyorum iyi dinle. Sen intihara kalkıştıktan sonra ben çok kötü oldum. Belli etmesem de zor bir dönem geçirdim. Ne kadar konuştuysam olmadı. Bir şeyler yapmam gerekiyordu ama ne? Bir gün sizin evde anneannenle oturmuş sohbet ediyorduk. Haberlerde adamın biri dolandırılmıştı ve bu adam dolandırılan herkesle dalga geçiyormuş. Kendisinin başına gelince yaptığı açıklamalarda sandığı gibi olmadığını ve herkesin başına gelebileceğini, aklının başına geldiğini söylüyordu. Anneannen o sırada izlerken “Bir musibet bin nasihatten iyidir!” dedi. İşte bu! Aradığım şey buydu! Sana ne kadar anlatsam boştu. Başına ciddi bir musibetin gelmesi gerekiyordu. O günden sonra yaklaşık bir ay plan yaptım. Her şeyi tek tek planladım. Karar vermiştim, hayatının değerli olduğunu sana gösterecektim. İlk baştan başlayayım. Leyla en yakın arkadaşım değil. Eğer çok iyi tanıdığın birini seçsem kurduğum senaryoya inanmaz ya da şüphelenebilirdin. Bir iki defa gördüğün ve bana yardım edebilecek en iyi seçenek Leyla’ydı. Durumu anlattım, para teklif ettim. Başta kabul etmedi ama oynayacağı rol büyüktü. Zorla olsa bile ikna ettim. Sabah seni aradığım zaman her şey hazırdı. Ok yaydan çıkmıştı, artık geri dönüş yoktu. Seni apar topar olduğum yere çağırdım. Geleceğini adım kadar iyi biliyordum. Sen geldin ve Leyla’yı kanlar içinde yatarken gördün. Her insan gibi panikleyecektin elbet fakat sakinleştiğin zaman benim yanımda durmak isteyecektin, ki öyle de oldu. Senaryo hazır fakat görsel bir çalışma lazımdı. Burada Burcu devreye girdi. Kendisi dizi ve filmlerde plastik makyaj yapan profesyonel ünlü bir makyöz olduğu için aynı şekilde onunla da anlaşarak çağırdım. Harika bir iş çıkarttı. Bütün gördüğün kesik ve kanlar kendisinin sanatına aitti. Sonra Leyla’nın biraz uyuması ve nabzının düşmesi gerekiyordu. Tanıdık bir doktor kontrolü sayesinde uyku ilacıyla birlikte kullanacağı beta bloker içeren ilaçlardan aldık. Nabzı atmayacak kadar az, hareket edemeyecek kadar derin uyuyabilirdi. Tıpkı ölü gibi. Sonra sen etrafa bakacaktın bu yüzden yukarı çıkıp bir gün önce Melahat Teyze ile konuştuk. Leyla tanıdığı için güzelce her şeyi anlattı ve oda kabul etti. Artık o da bizdendi. Alt kat boş olduğu için başka yapmamız gerek bir şey yoktu. Seninle Melahat Teyze’ye çıkarken önden sen hazırlandın. Leyla’yı dolaba koymuştun, fakat her şeyden haberi olan ben arkanda gölge gibi gezinirken buzdolabının fişini çekmiş, poşeti yırtmış ve kapağı açık bırakmıştım. Ne de olsa birkaç saate uyanacaktı. Gerçi bunları yapmama gerek yoktu. Biz çıktıktan sonra diğer odada dolabın içinde sessizce bekleyen Burcu bunları yapabilirdi. Sen kendini kaybettiğin için doğal olarak ben rahatlıkla yapabildim. Yukarıda Melahat Teyze’nin evinde her şey istediğim gibi gitti. Bir ara kadını boğacaksın diye korkmadım değil. Melahat Teyze’den çıktık fakat tekrar eve dönmenin bir mantığı yoktu. Ben sana gerekli malzemeleri alalım diye teklif edecekken sen benden önce davrandın. Benim de kesinlikle seninle gelmem gerekiyordu, bu yüzden sana iyi olmadığımı söyleyip yalvardım. Sen de hemen kabul ettin. Biz bir şeyler alırken her şey kontrolüm altındaydı. Burcu dolaptan çıkıp Leyla’yı da buzdolabı ve poşetten çıkarıp yatağına yatırmıştı. Biraz zorlanacak ve ani bir şey olursa diye tetikte bekleyen kardeşin Ali bizden sonra eve girdiği için rahatça taşıdılar. Sen yöneticinle konuşup izin alırken ve durumu izah ederken aslında üç günlük izindeydin. Ne olur ne olmaz diye onunla da ciddi ciddi konuşup izin almıştım. Telefona sık sık neden baktığımı sormuştun o sırada Burcu ve Ali ile mesajlaşıp anlık siliyordum. Seninle her kavgamızda hayatının kıymetini daha iyi anlıyordun bu da beni çok mutlu ediyordu. Alacaklarımızı alıp dönerken denk geldiğimiz polisler konuyu çok detaylı bilmeseler bile onlar da işin içindeydi. Eve tekrar dönemezdik. Biliyorsun benim emniyette amir bir akrabam var. Hasan Amcamı arayıp ondan benim için çok önemli olan bir şey rica ettim. O da beni kırmadı günlük rutin kimlik kontrolü yapan tanıdık bir ekibi gönderdiğim konuma getirtti birkaç saatliğine. Yapmaları gereken kimlik sorup bizi almalarını söylemek ve sonra şaka olduğunu söylemekti. Beklediğimden daha iyilerdi. Seni yeteri kadar telaşlandırıp eve tekrar sokmamak gerekiyordu ve son bir hamle kalmıştı: Leyla’nın annesi Hacer Teyze. Bizi arayan elbette o değildi. Burcu ile telefonda konuşuyordum o sırada senin duymaman için elimden geleni yaptım. Aksi bir durum olursa aramızda bir şifre belirlemiştik onu söyleyecektim. Hiçbir şey olmadı, birkaç şey duydun fakat tam olarak dinlemedin bile, o kadar polislerden korkmuştun ki ses tonuna dikkat etmek sanırım aklına gelmedi. Kapattıktan sonra ailesinin evine geldiğini düşündüğün için kaçmamız gerekecekti. İlk aklına gelen kişi elbette Ali olacaktı. Ali’yi arayıp her türlü yardımı isteyecektin. Önceden planlayıp konuştuğumuz için sahne sırası ondaydı. Evi birkaç gün önceden ayarlamıştı zaten. Anahtarı neden muhtardan aldım dersen çünkü ev zaten muhtarındı. Ali kiralamıştı ondan ve detaylardan pek haberi yoktu. Ne olur ne olmaz diye kiralık araba da vardı fakat sen öyle bir şey istemedin. Bizim araba aşağıda hazır bekliyordu ve o gün için babamdan zaten almıştım. Hazırlandık ve yola çıktık. Vardığımız zaman Leyla uyanmış gayet iyi bir şekilde herkes bizden gelecek haberleri bekliyorlardı. Sen muhtardan anahtarı alırken ben mesajla haberleşiyordum ve olanı biteni anlatıyordum. Sen geldin ve eve geçtik. Her şey tam planladığım ve istediğim gibi gidiyordu. Eve yerleştik, yemek yaptım ve yerken tam o saatlerde muhtar gelecekti. Zamanlaması güzeldi ve sen tekrar panik olmuştun. Bu saatte gelmesi için ikna ederken Ali ev kirasından biraz daha fazla para vermişti. Oda hemen kabul etmişti. Sen gerildikten sonra sofrada bana neden rahatsın dediğin zaman en başta sebebi buydu. Ortada ölen kimse yoktu. Sinirlenerek yukarı çıktın ve arkandan sessizce geldim. Tek başına konuşmanı dinledim. Hayatını geri istediğin zaman o an bu oyunun uzamaması ve yarın sabah her şeyin bitmesi gerektiğine karar verdim. Aslında planım tam üç günlük bir plandı. Fakat erkenden istediklerimi verdiğin için gereksiz yere daha fazla uzatmak istemedim. Sabah Burcu’ya kendimi arattırıp, mesaj attırdım. Çok mutluydum bir yandan içim içime sığmıyordu. Anlayacaksın diye çok korktum bir an. Uyanmadan önce herkes yola çıkmış bize geliyordu. Planın uzamayacağını söylemiştim. Bir şeylerin ters gitmesi durumunda her şeyi anında açıklayacaktım. Kimsenin zarar görmesini asla istemem. Markete vardığın zaman uzun listenin sebebi seni oyalamaktı. Bizimkiler gelmişti ve her şeyi konuşmuştuk. Döndüğün zaman bütün tepkilerini anlayışla karşılayacaktık. Sandığımız kadar büyük tepki vermedin, sanırım bunlar gerçek olmadığı için, sende içten içe çok mutlu olmuştun. Yani anlayacağın başına bir musibet gelmesi gerekiyordu. Her şeyin değerini anlayacağın bir musibet.”

Yiğit bu uzun konuşmayı bölmeden pür dikkat dinledikten sonra şaşırmış bir surat ifadesiyle derin bir nefes alarak söze girdi.

“Vay be! Diyecek bir şey bulamıyorum. Senden korkulur vallahi. Gerçekten nasıl ikna ettin onca insanı? Nasıl ayarladın her şeyi hala aklım almıyor. İtiraf etmek gerekirse bir an her şey bitti sandım. Hayatımızın sonunda hapislerde çürüyerek geçeceğini düşündüm. Sana çok kızmak istiyorum ama yapamıyorum. Bilmiyorum nasıl olur da işe yarar bu yaptığın anlayamıyorum. Böyle anlamlı olduğunu düşünmezdim hayatımın. Gidecek bir işimin olması, rahatça yaptığım alışverişler, rahatça yediğim yemekler, yarının bana getireceği en büyük problemin mutsuz bir müşterinin söyleyeceği sözlerden ibaretti hayatım. Bir anda elimdekileri kaybetmeye başlayınca değerli gelmeye başladı. Bir ara sevdiklerimi ne zaman göreceğimi bile düşündüm. Belki hapiste ziyaretime gelirler dedim. Ortada ölen bir genç kız vardı. Gördüklerim gözümün önünden gitmiyordu. Sebebi ne olursa olsun kimse ölmeyi hak etmiyordu. Bir yandan diğer bir gerçekte seni çok sevdiğimdi. Senelerdir hep yanımdaydın her anımda, şu an bile olduğu gibi. Seni asla bırakamazdım. Şimdi bunların olmamış olması sanırım ömrümün sonuna kadar bir an bile unutamayacağım bir şey, hayatın anlamsız geldiği her an, aslında ne kadar anlamlı olduğunu hatırlatacak bir şey… Ne kızabiliyorum ne de sakin kalabiliyorum resmen aptal gibiyim şu an. Bunu atlatmam ve tam olarak sindirmem biraz zaman alacak. Diğer insanlara kızar ve hep nefret ederdim. Bunları yaşarken bir yerde okuduğum bir söz geldi aklıma ‘Kimseyi derdiyle yargılamayın, karıncaya göre çekirdek kabuğu ağırdır.’ İşte o sözün ne demek istediğini çok iyi anlamıştım. Ben bir cinayete ortak olurken bile kendimi haklı bulduğum sebepler varsa, diğer insanların da yaptığı yanlışlarda ve hatalarda mutlaka kendince bir sebepleri vardır. Daha fazla ne denir bilmiyorum fakat bir tek şunu diyebilirim sanırım. İyi ki varsın Sinem. Ne yapmış olursan ol ne hissetmiş olursam olayım, geçen onca zamanda hepsini benim iyiliğim için yaptığını gözlerinde görebiliyorum. Elbette bunun hesabını ayrı soracağım sana. (hafif gülümseyerek) Ama yine de iyi ki varsın!”

Geçen zorlu bir günün ardından birikmiş olumsuz duyguları daha fazla tutamayan Yiğit, sımsıkı Sinem’e sarılarak ağlamaya başladı. Ona sarılan Sinem bir yandan başını öperek okşuyordu bir ’Anne’gibi. Birkaç saat daha oturup konuştuktan sonra hep birlikte evden ayrıldılar. O günden iki yıl sonra Yiğit ve Sinem evlenmişti. Evliliklerinden bir yıl sonra kız çocukları olmuştu.

Ve adı da Leyla’ydı