17.3 C
İstanbul
Pazar, Eylül 25, 2022

Ayna – Ⅵ (Final)

Bir gün önce kanlar içinde yatan Leyla şimdi karşısında kanlı canlı duruyordu.

Yanında Sinem, Ali ve Burcu da vardı. Yiğit bir an bayılacak gibi oldu. Bir elini başına götürdü, diğer elini de düşmesin diye destek almak için kullandı. Sinem hemen koşup tuttu ve koluna girip ona yardımcı oldu. Yiğit gözlerini kapattı, tekrar kafasını kaldırarak gözlerini açıp Leyla’ya baktı. Gördükleri gerçekti. Sıra ne olup bittiğini anlamaya gelmişti.

“Si..Sinem… Ne oluyor burada? Açıklar mısın? Leyla mı bu gerçekten?”

“Hayatım geç otur şöyle hepsini anlatacağım.”

“Sinem! Bırak kolumu! Sana ne oluyor burada dedim! Ne bu? Şaka mı yaptınız? (Leyla’ya bakarak) Sen ölmüştün, nabzına baktım ve kesiklerin vardı. Kan vardı. Nasıl oluyor bunlar? Derhal açıklama bekliyorum! Hepinizi silerim bir daha kimsenin yüzüne bile bakmam!”

“Tamam açıklayacağım lütfen sakin ol, gel otur şöyle bak kötü oldun.”

“Lan şimdi mi kötü olduğum geldi aklına! Ölüyordum ben koca bir gündür. Ne için, senin aptal çocuksu şakaların için mi? Aferin Sinem Hanım, harikasınız başardınız. (Alaycı bir şekilde alkışlar)”

“Ya yeter be! Ne şakası! Görmüyor musun sence şaka mı bütün bunlar? İntihara kalkıştın sen Yiğit! İntihara! Ben seni nasıl seviyorum senin bundan haberin var mı? Sensiz bir hayat düşünemiyorum bile. Sen intihar etmeye çalıştıktan sonra ben aylarca yaşayamadım. Sensizliği düşünmekten ne geceleri uyuyabildim ne de yaşamaktan zevk aldım! Sen bütün bunları bir şaka mı zannediyorsun şimdi? Yazık sana…”

Yiğit beklenmedik bir duygusal çıkışın ardından biraz sessizliğe kapıldı. Öfkesi dinmişti sanki. Fakat Sinem’in söylediklerinden değil, konuşurken kendisi sessiz kalıp durumu daha iyi fark ettiğindendi. Leyla ölmemişti, hayatı eskisi gibi olacaktı ve sadece tek yapması gereken oturup olan biteni anlamaktı. Sonra eski yaşadığı hayatına, geçen bir günün ardından tekrardan kavuşacaktı.

“Çok korktum Sinem. Her şey bitti sandım. Bizi kaybetmekten de korktum.”

“Ben de çok korktum Yiğit ben de… Sen yaşadığın hayatı, sevdiklerini hiçe sayıp gitmek istediğinde ben de çok korktum. Hayatının ne kadar değerli olduğunu anlattım ama sen anlamadım. Bu yüzden anlatmak değil, göstermek lazımdı. Ben de gösterdim. Hayatımız değerli, insanlar sandığın kadar kötü değil, biz seninle sekiz yıldır beraberiz ama toplasan çocuklar gibi sekiz gün bile eğlenip gülemedik. Seni ve kalbini çok seviyorum. Sen, bensiz bir hayatı düşünmüş olsan bile, ben, sensiz bir hayatı bir gün düşünemedim.”

Yiğit bu sefer gerçekten dinleyip gözleri dolu bir şekilde Sinem’e sımsıkı sarıldı. Sessiz bir şekilde göz yaşları akarken birbirlerini ne kadar çok sevdiklerini söylediler. Sarıldıktan sonra Yiğit dönüp hafif gülümseyerek,

“Siz bittiniz var ya, bu sefer gerçekten ben öldüreceğim sizi.”

“Aman kardeşim bak iki kez düşün artık bu işleri. (Gülerek)”

“Ali hadi bunları anladım, oğlum sen neden böyle bir şey yaptın?”

“Kardeşim bir tek yenge değil ki, ben de kardeşimi kaybetmek istemiyorum. Kusura bakma ayrıca iyi ki de yapmışım.”

“Seninle sonra hesaplaşacağız. (Tebessüm ederek)”

“Geç otur şöyle hayatım, sana olup biteni baştan anlatayım.”

Yiğit atlatmış gibi görünse bile hala Leyla’nın gözlerinin içine bakmaktan kendini alıkoyamıyordu. Koltuğa oturdu ve aklına bir sürü soru geliyordu. Dayanamayıp ilkini Leyla’ya sordu.

“Gerçekten böyle şeyler filmlerde olurdu. Nasıl olur da ölü biri dirilebilir? Ya da yaşarken ölebilir? Anlamıyorum.

“(Leyla hafifçe gülümseyerek) Seni bu kadar seven ve harika bir plan yapan sevgilin varken bence bunlara pek şaşırmamalısın. Bu açıklama kısmını ona bırakıyorum.”

“Evet dinliyorum, kafam allak bullak lütfen tek tek anlat bana her şeyi.”

Sinem arkasına yaslanıp hep bu anı beklemiş gibi tek tek her şeyi anlatmaya başladı:

“Tamam bak her şey anlatıyorum iyi dinle. Sen intihara kalkıştıktan sonra ben çok kötü oldum. Belli etmesem de zor bir dönem geçirdim. Ne kadar konuştuysam olmadı. Bir şeyler yapmam gerekiyordu ama ne? Bir gün sizin evde anneannenle oturmuş sohbet ediyorduk. Haberlerde adamın biri dolandırılmıştı ve bu adam dolandırılan herkesle dalga geçiyormuş. Kendisinin başına gelince yaptığı açıklamalarda sandığı gibi olmadığını ve herkesin başına gelebileceğini, aklının başına geldiğini söylüyordu. Anneannen o sırada izlerken “Bir musibet bin nasihatten iyidir!” dedi. İşte bu! Aradığım şey buydu! Sana ne kadar anlatsam boştu. Başına ciddi bir musibetin gelmesi gerekiyordu. O günden sonra yaklaşık bir ay plan yaptım. Her şeyi tek tek planladım. Karar vermiştim, hayatının değerli olduğunu sana gösterecektim. İlk baştan başlayayım. Leyla en yakın arkadaşım değil. Eğer çok iyi tanıdığın birini seçsem kurduğum senaryoya inanmaz ya da şüphelenebilirdin. Bir iki defa gördüğün ve bana yardım edebilecek en iyi seçenek Leyla’ydı. Durumu anlattım, para teklif ettim. Başta kabul etmedi ama oynayacağı rol büyüktü. Zorla olsa bile ikna ettim. Sabah seni aradığım zaman her şey hazırdı. Ok yaydan çıkmıştı, artık geri dönüş yoktu. Seni apar topar olduğum yere çağırdım. Geleceğini adım kadar iyi biliyordum. Sen geldin ve Leyla’yı kanlar içinde yatarken gördün. Her insan gibi panikleyecektin elbet fakat sakinleştiğin zaman benim yanımda durmak isteyecektin, ki öyle de oldu. Senaryo hazır fakat görsel bir çalışma lazımdı. Burada Burcu devreye girdi. Kendisi dizi ve filmlerde plastik makyaj yapan profesyonel ünlü bir makyöz olduğu için aynı şekilde onunla da anlaşarak çağırdım. Harika bir iş çıkarttı. Bütün gördüğün kesik ve kanlar kendisinin sanatına aitti. Sonra Leyla’nın biraz uyuması ve nabzının düşmesi gerekiyordu. Tanıdık bir doktor kontrolü sayesinde uyku ilacıyla birlikte kullanacağı beta bloker içeren ilaçlardan aldık. Nabzı atmayacak kadar az, hareket edemeyecek kadar derin uyuyabilirdi. Tıpkı ölü gibi. Sonra sen etrafa bakacaktın bu yüzden yukarı çıkıp bir gün önce Melahat Teyze ile konuştuk. Leyla tanıdığı için güzelce her şeyi anlattı ve oda kabul etti. Artık o da bizdendi. Alt kat boş olduğu için başka yapmamız gerek bir şey yoktu. Seninle Melahat Teyze’ye çıkarken önden sen hazırlandın. Leyla’yı dolaba koymuştun, fakat her şeyden haberi olan ben arkanda gölge gibi gezinirken buzdolabının fişini çekmiş, poşeti yırtmış ve kapağı açık bırakmıştım. Ne de olsa birkaç saate uyanacaktı. Gerçi bunları yapmama gerek yoktu. Biz çıktıktan sonra diğer odada dolabın içinde sessizce bekleyen Burcu bunları yapabilirdi. Sen kendini kaybettiğin için doğal olarak ben rahatlıkla yapabildim. Yukarıda Melahat Teyze’nin evinde her şey istediğim gibi gitti. Bir ara kadını boğacaksın diye korkmadım değil. Melahat Teyze’den çıktık fakat tekrar eve dönmenin bir mantığı yoktu. Ben sana gerekli malzemeleri alalım diye teklif edecekken sen benden önce davrandın. Benim de kesinlikle seninle gelmem gerekiyordu, bu yüzden sana iyi olmadığımı söyleyip yalvardım. Sen de hemen kabul ettin. Biz bir şeyler alırken her şey kontrolüm altındaydı. Burcu dolaptan çıkıp Leyla’yı da buzdolabı ve poşetten çıkarıp yatağına yatırmıştı. Biraz zorlanacak ve ani bir şey olursa diye tetikte bekleyen kardeşin Ali bizden sonra eve girdiği için rahatça taşıdılar. Sen yöneticinle konuşup izin alırken ve durumu izah ederken aslında üç günlük izindeydin. Ne olur ne olmaz diye onunla da ciddi ciddi konuşup izin almıştım. Telefona sık sık neden baktığımı sormuştun o sırada Burcu ve Ali ile mesajlaşıp anlık siliyordum. Seninle her kavgamızda hayatının kıymetini daha iyi anlıyordun bu da beni çok mutlu ediyordu. Alacaklarımızı alıp dönerken denk geldiğimiz polisler konuyu çok detaylı bilmeseler bile onlar da işin içindeydi. Eve tekrar dönemezdik. Biliyorsun benim emniyette amir bir akrabam var. Hasan Amcamı arayıp ondan benim için çok önemli olan bir şey rica ettim. O da beni kırmadı günlük rutin kimlik kontrolü yapan tanıdık bir ekibi gönderdiğim konuma getirtti birkaç saatliğine. Yapmaları gereken kimlik sorup bizi almalarını söylemek ve sonra şaka olduğunu söylemekti. Beklediğimden daha iyilerdi. Seni yeteri kadar telaşlandırıp eve tekrar sokmamak gerekiyordu ve son bir hamle kalmıştı: Leyla’nın annesi Hacer Teyze. Bizi arayan elbette o değildi. Burcu ile telefonda konuşuyordum o sırada senin duymaman için elimden geleni yaptım. Aksi bir durum olursa aramızda bir şifre belirlemiştik onu söyleyecektim. Hiçbir şey olmadı, birkaç şey duydun fakat tam olarak dinlemedin bile, o kadar polislerden korkmuştun ki ses tonuna dikkat etmek sanırım aklına gelmedi. Kapattıktan sonra ailesinin evine geldiğini düşündüğün için kaçmamız gerekecekti. İlk aklına gelen kişi elbette Ali olacaktı. Ali’yi arayıp her türlü yardımı isteyecektin. Önceden planlayıp konuştuğumuz için sahne sırası ondaydı. Evi birkaç gün önceden ayarlamıştı zaten. Anahtarı neden muhtardan aldım dersen çünkü ev zaten muhtarındı. Ali kiralamıştı ondan ve detaylardan pek haberi yoktu. Ne olur ne olmaz diye kiralık araba da vardı fakat sen öyle bir şey istemedin. Bizim araba aşağıda hazır bekliyordu ve o gün için babamdan zaten almıştım. Hazırlandık ve yola çıktık. Vardığımız zaman Leyla uyanmış gayet iyi bir şekilde herkes bizden gelecek haberleri bekliyorlardı. Sen muhtardan anahtarı alırken ben mesajla haberleşiyordum ve olanı biteni anlatıyordum. Sen geldin ve eve geçtik. Her şey tam planladığım ve istediğim gibi gidiyordu. Eve yerleştik, yemek yaptım ve yerken tam o saatlerde muhtar gelecekti. Zamanlaması güzeldi ve sen tekrar panik olmuştun. Bu saatte gelmesi için ikna ederken Ali ev kirasından biraz daha fazla para vermişti. Oda hemen kabul etmişti. Sen gerildikten sonra sofrada bana neden rahatsın dediğin zaman en başta sebebi buydu. Ortada ölen kimse yoktu. Sinirlenerek yukarı çıktın ve arkandan sessizce geldim. Tek başına konuşmanı dinledim. Hayatını geri istediğin zaman o an bu oyunun uzamaması ve yarın sabah her şeyin bitmesi gerektiğine karar verdim. Aslında planım tam üç günlük bir plandı. Fakat erkenden istediklerimi verdiğin için gereksiz yere daha fazla uzatmak istemedim. Sabah Burcu’ya kendimi arattırıp, mesaj attırdım. Çok mutluydum bir yandan içim içime sığmıyordu. Anlayacaksın diye çok korktum bir an. Uyanmadan önce herkes yola çıkmış bize geliyordu. Planın uzamayacağını söylemiştim. Bir şeylerin ters gitmesi durumunda her şeyi anında açıklayacaktım. Kimsenin zarar görmesini asla istemem. Markete vardığın zaman uzun listenin sebebi seni oyalamaktı. Bizimkiler gelmişti ve her şeyi konuşmuştuk. Döndüğün zaman bütün tepkilerini anlayışla karşılayacaktık. Sandığımız kadar büyük tepki vermedin, sanırım bunlar gerçek olmadığı için, sende içten içe çok mutlu olmuştun. Yani anlayacağın başına bir musibet gelmesi gerekiyordu. Her şeyin değerini anlayacağın bir musibet.”

Yiğit bu uzun konuşmayı bölmeden pür dikkat dinledikten sonra şaşırmış bir surat ifadesiyle derin bir nefes alarak söze girdi.

“Vay be! Diyecek bir şey bulamıyorum. Senden korkulur vallahi. Gerçekten nasıl ikna ettin onca insanı? Nasıl ayarladın her şeyi hala aklım almıyor. İtiraf etmek gerekirse bir an her şey bitti sandım. Hayatımızın sonunda hapislerde çürüyerek geçeceğini düşündüm. Sana çok kızmak istiyorum ama yapamıyorum. Bilmiyorum nasıl olur da işe yarar bu yaptığın anlayamıyorum. Böyle anlamlı olduğunu düşünmezdim hayatımın. Gidecek bir işimin olması, rahatça yaptığım alışverişler, rahatça yediğim yemekler, yarının bana getireceği en büyük problemin mutsuz bir müşterinin söyleyeceği sözlerden ibaretti hayatım. Bir anda elimdekileri kaybetmeye başlayınca değerli gelmeye başladı. Bir ara sevdiklerimi ne zaman göreceğimi bile düşündüm. Belki hapiste ziyaretime gelirler dedim. Ortada ölen bir genç kız vardı. Gördüklerim gözümün önünden gitmiyordu. Sebebi ne olursa olsun kimse ölmeyi hak etmiyordu. Bir yandan diğer bir gerçekte seni çok sevdiğimdi. Senelerdir hep yanımdaydın her anımda, şu an bile olduğu gibi. Seni asla bırakamazdım. Şimdi bunların olmamış olması sanırım ömrümün sonuna kadar bir an bile unutamayacağım bir şey, hayatın anlamsız geldiği her an, aslında ne kadar anlamlı olduğunu hatırlatacak bir şey… Ne kızabiliyorum ne de sakin kalabiliyorum resmen aptal gibiyim şu an. Bunu atlatmam ve tam olarak sindirmem biraz zaman alacak. Diğer insanlara kızar ve hep nefret ederdim. Bunları yaşarken bir yerde okuduğum bir söz geldi aklıma ‘Kimseyi derdiyle yargılamayın, karıncaya göre çekirdek kabuğu ağırdır.’ İşte o sözün ne demek istediğini çok iyi anlamıştım. Ben bir cinayete ortak olurken bile kendimi haklı bulduğum sebepler varsa, diğer insanların da yaptığı yanlışlarda ve hatalarda mutlaka kendince bir sebepleri vardır. Daha fazla ne denir bilmiyorum fakat bir tek şunu diyebilirim sanırım. İyi ki varsın Sinem. Ne yapmış olursan ol ne hissetmiş olursam olayım, geçen onca zamanda hepsini benim iyiliğim için yaptığını gözlerinde görebiliyorum. Elbette bunun hesabını ayrı soracağım sana. (hafif gülümseyerek) Ama yine de iyi ki varsın!”

Geçen zorlu bir günün ardından birikmiş olumsuz duyguları daha fazla tutamayan Yiğit, sımsıkı Sinem’e sarılarak ağlamaya başladı. Ona sarılan Sinem bir yandan başını öperek okşuyordu bir ’Anne’gibi. Birkaç saat daha oturup konuştuktan sonra hep birlikte evden ayrıldılar. O günden iki yıl sonra Yiğit ve Sinem evlenmişti. Evliliklerinden bir yıl sonra kız çocukları olmuştu.

Ve adı da Leyla’ydı

Mertcan Sezerhttps://mertcansezer.wixsite.com/yasamkocu/iletisim
Merhabalar,         Ben Mertcan Sezer. Muğla/Dalaman doğumluyum. Yeditepe Üniversitesi'nde aldığım eğitimler sonucunda Uluslararası Yaşam Koçu / NLP Master oldum ve  güncel olarak belirttiğim alanlarda bireysel koçluk, eğitmenlik yapmaktayım. Akademik hayatıma İstanbul Üniversitesi - Sosyoloji bölümünde devam etmekteyim.       Hayatım şu an gözlemlediğim herkes kadar ''Yaşamak istenilmeyecek'' bir haldeydi. İntihar etmek isteyen ve eyleme geçmiş birinden şimdi bir gün dahi kayıp etmek istemeyen her anı dolu dolu yaşan biri olmanın sırlarını paylaşıyorum. Ne kadar çok insan hayattan zevk alırsa o kadar mutluluk ve enerji doluyorum. Bu hayat bize verilen bir armağan, hemde tek sefer verilen. Bunun değerini bilmesi için herkese değmeye, onların kalplerine dokunmaya çalışıyorum. Çünkü;      Yaşamak çok nadir rastlanan bir şeydir. Çoğu insan sadece var olur.                         Oscar Wİlde

Related Articles

CEVAP VER

Bir yorum girin
Adınız

- Advertisement -spot_img

Latest Articles