Hayvan Çiftliği

George Orwell ya da asıl adıyla Eric Arthur Blair(1903-1950), 20.yy İngiliz edebiyatının önde gelen kalemleri arasındadır.

Eserlerinde yer alan netlik, zeka, sosyal adaletsizliğe karşı farkındalık ve totalitarizme karşı duruşu onun imzası niteliğindedir. Yazılarının belirlenmesini sağlayan ve son derece etkileyen bir hayatı olmuştur. Burslu okuduğu Eton Koleji’nden mezun olduktan sonra, o sırada bir İngiliz sömürgesi olan Burma’da bulunmuş, kısa süreliğine buranın polis teşkilatında görev yapmıştır. Görevi süresince şahit olduğu haksızlıklar, zulümler ve uygulamalar emperyalizme karşı geliştirdiği derin öfkeye katkıda bulunmuştur.

Para sıkıntısı çektiği gençlik döneminde Fransa’da bulunmuş parasızlığını giderebilmek adına farklı meslek yaparak kaleme aldığı kitabını rahatlıkla bitirmek niyetindeydi, fakat ne yazık ki parasızlık yakasını bırakacak kadar zayıf değildi.

George Orwell yazarlığa başladığı ilk günden beri, kendi çizgisinden çıkmış biri olmadığı ilk eserinde göstermiş olduğu hünerlik ve objektiflikle  savaş sonrası yazdığı eserlerindeki (1984, hayvan çiftliği) konuların yalnızca despot diktatör, Stalin, Franco ve Hitler’in dünyasından ibaret olmadığı ve ayriyeten  günümüz siyasetini de önsezi ile yazmış olduğu farklı bir göz merceği olma yolunda ki hicivleridir diyebiliriz.

Hayvan Çiftliği, devrim niteliğinde yazılmış ve yaşanmış  trajikomik, fabl türünden hayvanlara aksedilmiş devrim ruhuyla çiftlik sahiplerine ayaklanma başlatarak isyan edip, özgürlüğün boğazlarından geçmelerini hedef alarak yapılmış bir ayaklanma.

1917 Rus Devrimi ve sonrasında yaşanan olayların etkisiyle kaleme aldığı bu kitabı devlet adamlarını, sistemi ve sistem içinde habersizce sürüklenen insanları da  ele alıp hayvanlar üzerinden politikalarla dolu yolları gözler önüne sererek, kitabında öne çıkan domuzların propagandaları, güç kazanma, gücü elinde tutma ve ikna yöntemleriyle günlük dilde yazılmış metaforik,s ade içeriği ile lafızda değil manada bulunabilecek adeta  bir fikir ejderhası.

                                              

Yazarın insanları uyandırma, uyanık olup diğer insanları kullanmalarını eleştirmesi doğrultusunda emperyalizm ve komünizmi taşlamayı amaç edindiği yolu, hayvanlar üzerinden benzetme yaparak Hayvan Çiftliği eserini kaleme almış ve ilk yayınlandığından geçen 71 yılda, yaklaşık 70 dile çevrilip milyonlarca satılarak amacını herkese duyurmuş ve amacının etkisini dünya çapında kitabıyla hissettirmiştir. Kitaba dünya çapında sürekli ve azalmayan bir ilginin olmasının nedenlerinden biri, içinde örneği sunulan propaganda ve ikna yöntemleri ile insanların rızasını kazanma şekillerini günlük yaşamda da geçerliliğini kazanmasındandır.

 Eserin  karakterleri  sade ve güçlüdür: Alaycı eşek Benjamin, çalışkan at Boxer, akılsız kısrak Mollie, kurnaz domuzlar (Nopeléon,Squelar, Snowboll…), aptal koyunlar ve diğer hayvanlardan oluşan eğlenceli, canlı her bakımdan eleştirilebilecek insan karakterine yakın özelliklerle hafızalarda kolayca yer edinebilecek huyları vardır.

Kitabın en çok anılan, çiftliğin yönetimini ele almış entrika yönleriyle siyaseti menfaatleri uğruna kullanmış ve bu olaylardan öne çıkan domuzların resminin kullanılması kitabı biçemiyle bütünleştirmemizi kolaylaştırmaktadır.

Hayvan Çiftliği’nde çıkan ayaklanma (Sovyet devrimi), koca reisin ölme arifesindeyken hayvanları çağırıp, görmüş olduğu rüyayı ve yaşanmışlıklarından aldığı dersleri anlatması ile  hayvanların daldıkları tutsak rüyadan silkip çıkarması ve hayvan sahipleri olan Bay Jones’in hayvanlara yeterince iyi davranmayıp yem vermeyi bile unutması ile başlar.

Şaşılası bir anda çıkan hengamede (devrimde) bütün hayvanlar gövdelerini siper ederek savaşır, inekler boynuzlarıyla, tavuklar gagalarıyla, domuzlar toynaklarıyla,  Boxer ve Benjamin de ayaklarıyla çifteyi Jones’e çoktan savurmuş ve nasıl olduğunu anlamadan galip gelmişlerdi bile.

Ayaklanmaya kadar Beylik Çiftliği diye anılan çiftlik artık Hayvan Çiftliği olarak anılacaktı. 

Özgürlük  sevincini yaşadıktan sonra yönetici olarak en sakin ve yaratıcı kişiliğiyle Napoléon kadar sağlam duruşu olmasa da Snowboll seçilmişti.

Hayvanlar özgürlükle beraber hiç olmadıkları kadar mutluydular ve  artık daha az çalışıp daha çok yiyorlardı.

Makam-mevki  sevdası üzerine tartışma yaratan çoğunlukla “Napoléon” ve “Snowboll” haricinde hayvan çiftliği bütün bir yılı hasarsız atlatmıştı, hattâ daha önce toplanmadığı kadar hasat toplandı. Bu geçen bütün bir yılı çalışarak geçirmiş olsalar da özgürce ve kendileri için çalıştıklarından dolayı asla şikayet etmiyorlardı.

Koca reisin nasihatleri ve diğer hayvanların refahı ve düzeni üzerine aralarında  yedi emir belirlemişlerdi:

YEDİ EMİR :

1. İki ayak üstünde yürüyen herkesi düşman bileceksin.

2. Dört ayak üzerinde yürüyen ya da kanatları olan herkesi dost bileceksin.

3. Hiçbir hayvan giysi giymeyecek.

4. Hiçbir hayvan yatakta yatmayacak.

5. Hiçbir hayvan içki içmeyecek.

6. Hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmeyecek.

7. Bütün hayvanlar eşittir.

Artık bütün hayvanlar işlerini yedi emire  uyarak yapıyorlardı, tâ ki Napoléon’un gözünü makam hırsı  bürüyüp her tarafa çekilebilecek koyunları kendine dalkavuk olarak seçip Snowboll’u mevkiinden daha önce ortada olmayan köpeklerle kovana dek.

Artık her şey çok değişmişti, Snowboll’un yel değirmeni üzerine olan çalışması üzerine olan fikir ayrılığı bile ortadan kalkmış, hattâ Napoléon kendisine ait olduğunu iddia edip inşaatını derhal başlatmak istiyordu. Bütün bu uydurma sözlerine inanılması için propagandacı domuz Sguelar’dan (Rus medyası)sözler yumuşatılarak, diğer hayvanlara aktarılıyordu.

Çiftlikte oluşabilecek herhangi bir zararı olmayacak şekilde Snowboll’a yıkılıyordu ve bütün esbablar onu gösteriyordu adeta günah keçisi seçilmişti.

Siyaset artık sadece kendi işlerine göre kullanılmaya başlanmış ve diğer hayvanlara da  yeniden esaretle birlikte domuzlara karşı kölelik gelmişti.

Bu kendi menfaatince uygulanan siyaset  çerçevesinde artık hayvanlar daha çok çalışıp daha az yemeye mecbur tutulmuştu. Domuzlar için de yeni kurallar gelmiş “insanlaşma” yolunda ki ilk adımlar atılmıştı. Çiftlik sahibinin evinde kalınmaya başlanmış yataklarda uyuluyor, içkiler içiliyordu.

Koca reisin en olmamasını istediği şey hayvanların insanlara benzemesi ve katliamı ortadan kaldırmaktı, fakat domuzlar bunu çoktan unutmuş ve kendi yoldaşlarının cezasını ölümle sonuçlandırmaya başlamışlardı.

Artık Hayvan Çiftliği’nde yılgı ve korku kol geziyordu. Herkes atacağı adımın hesabını vereceğini düşünerek hareket etmeye başlamıştı ve bu Bay Jones’in zulmünden daha ağır bir şeydi. Kanın aktığını görenler hayvanlar içlerinde korkuyla beraber tereddüt oluşmaya başlamıştı ki Sguelar hayvanlara büyük yoldaşları Napoléon’un sözlerini süsleyerek getiriyor ve yine yapılanı doğru görmeye başlıyorlardı…

Diğer hayvanların gariplerine gitmemesi, akıllarının kurcalanmaması üzere kuralları yaptıkları şeyler üzerine yumuşatarak, yastığa kılıf uyduruyorlardı insanlarla iletişime geçmiş ve artık yedi emir garip bir değişikliğe uğramıştı:

1. Dört ayak iyidir, iki ayak daha iyidir.

2. Hiçbir hayvan sebepsiz öldürülemez

3. Hiçbir hayvan çarşaflı yataklarda uyuyamaz

4. Bütün hayvanlar eşittir, bazıları daha eşittir

Hayvan Çiftliği ve 1984 gibi güçlü yapıtların sadece Josef Stalin’i yermek için yazıldığını varsaymak eserleri basitleştirmek olacaktır. Oysaki George Orwell sadece siyasetçileri değil siyasetçilere sorgusuz sualsiz tâbi olan budalaları da taşlamaktadır.

Romanın alt başlığı “Bir Peri Masalı”dır. Oysa bu bir peri masalı değildir, ama roman bir masal anlatımıyla yazılmıştır. Büyük küçük demeden her kesimin okuyup keyifleneceği beyin jimnastiği niteliğinde ki bu eser, çağın yalancı siyasetinden, kendi hamallığının narkozundan uyanmasına vesile olacak güçtedir.

Mürvet Yıldırak
MAÜ Arap Dili ve Edebiyatı