Çıplak ayaklı haritalar
Arsız ve zamansız
Gidişlerin himayesinde,
Ayın son yırtmacında
Düşüyor, soyut uçurumlar
Ruhumun ıslak avaresinde.
Sadist parmaklar dün
Yola düştü.
Ardı artsız gözyaşı aksanı,
Gözlerim kızgın,
Gecelerin kuşatmalarını taşıyor
Alnımın ortasına iliştirdiğim
Küçük kara balıklar ölmek üzere.
Akıl kıvrımlarım
Amansız kavga hali,
Bağışlayın, ağıt bitmek üzere!
Fiziki Haritam
Söyle
Biçare kalmak nasıl bir his sizce
Bakar göğe insan puslu puslu hissizce
Gök müdür sin midir bu içimi dağlayan
İn midir cin midir
Bu sokaklar neden çıkmaz denize
Bu yeryüzü kimindir söyle
Söyle gökte neden var yıldızlar
Neden aydınlık bu denli uzak
Ve neden güneş çıplak
söyle
Bodrum katı mıdır dar olan
Çatı katı mı
İnsanların kalpleri katı katı mı
İçim mi beni daraltan
Bu duvarlar mi içine içine daralan
Söyle duvarları yaratan
Neden bu duvarlar çeker beni içine
Neden daralır sığmaz içim içime..
Bu bir şiir mıdır yakarış mıdır
saçmalık mı
Bu yazdığım kalem kimindir
Benim mi onu yaratanın mı
Söylesene onu yaratan
Yazmak için mi bu kalem
Yaşamak için mi
Yahut beni yaşatmak için mi
Yıllar sonra bu şiirler mi yaşatır insanları
bu kalemler mi
Söylesene kağıtları yaratan
Sen misin bu şiirlerin sığınağı
yoksa sen misin onlara sığınan
Ağaç doruğunda bir kırık dal
Parça parça, kıymık kıymık yaralı
Yarasından bihaber mabet ağacı
Nasıl mabet bu söylesene onu yaratan
Nasıl nankör, nasıl kör
Olmuş dal ile aralı
Güneş çıplak dal yaralı
İyileşmiş dal, güneş onu saralı
Ah Azizim
Albenisine kandığım bu dünyadaNe hep mutlu olmak nede üzülmemekEllerimizde değil. Ne kalışları, ne bitişleri, Ne bekliyişleri nede gidişler'e Engel olabiliyoruz. Ah azizim ; Şiir yürekli insanlar nerede tükendi. Bu haller yakışmıyor bize be azizim, Sarmalıyoruz bile artık O kadar ki birbirimizden uzaklaştık. Nerede kaybetti insanlar içlerindeki sevgiyi? Muhabbeti, iyiliği, güzelliği Velhasıl'ı kelam sevemiyoruz. Sevmeyi bilmiyoruz. Yorulduk galiba azizim. Ama ben yine de umut diyorum azizim; Umut güzel şey vesselam.
Sokaklarımın Sesi
Saatlerin buluşmadığı bir zamanda
Duymuştum sesini
Yaz güneşi kadar sıcak
Ellerin kadar uzak
Ben şimdi bir şehir olsam yanı başında
Tüm imkanlarım senin olsa
Toprağımda yetişen ağaç senin
Çiçek senin
Üzerime yağan yağmur senin
Ben bir şehir olsam yanı başında
Sen en çok beni sevsen
Tek yapabildiğim cümleler sıralamak sana
En sevdiğim kelimelerle
Nerden çıktın böyle birden
Daha bir kalabalıklaştım seninle
Ne bir adım geri gidiyor ayaklarım ne de ileri
Olduğum yerde kalakalmışım
Ne bir yere yetişebiliyorum ne de bir yerden gidebiliyorum
Senden önce bu kadar kalabalık değildim ben
Sessizdim
Ayak seslerimi duyardım
Şimdi içimin insanları anlatıp duruyor seni
Susmadan
Bıkmadan
Bazense hayal ediyorum sadece
Söylesene hangi şiirin kaçıncı mısrasında bekleyeyim seni
Gelip günlük telaşlarını anlatman için
Bir şehir olsam
Renklensem sana
Issız her sokağımı bir sen bilsen
Darmadağınık hayallerimi tutsan
Bu karmakarışık yaşama bir yol bulsan
Ben yanı başında bir şehir olmasam
Sen yine de beni sevsen
İki Kitap Üzerine
Oz ya da Oz büyücüsü. Kitabın aslı 1900 yılında Lyman Frank Baum (1856-1919) tarafından kaleme alınıp, kendisine “Amerikan Masallarının Babası” unvanını kazandırmıştır. Yazar Oz hikayeleri hakkında 13 kitap daha yazmıştır. Bu kitap da 1939 yılında sinemada yayımlanmış olup o günden beri gerek tiyatroda gerekse beyaz perede de birçok yapıma ilham vermiştir. Amerikan edebiyatının ilk masalı olarak görülen eser, 1890’lı yılların Amerika’sındaki politik, ekonomik ve toplumsal durumu yansıtır niteliktedir. Kitabın içeriğiyse yazarın deyimiyle “Merak ve eğlencenin korunduğu, kederin ve kabusların dışında bırakıldığı modern bir masal,” şeklinde olup bir kasırgaya kapılan Dorothy ile köpeği Toto’nun Kansas’ın uçsuz bucaksız çayırlarından Oz Diyarı’na uzanan yolculuğunu ve bu serüvende edindikleri sıradışı dostları konu alır.
Şimdi geldik Adam Fawer tarafından 2016 yılında kaleme alınan Oz: Kansaslı Dorothy kitabına. Konuya girmeden önce konu içinde kullanacağım “şerh” kelimesini açıklayayım size. Şerh kelime olarak ;izah etmek, açıklamak, konuyu detaylandırmak anlamlarında kullanılan Arapça kökenli bir kelimedir. Terim olaraksa şerh, bir kitabın anlaşılmayan ya da kapalı kalan kısımlarını açıklamak için yazılmış eserlere verilen addır. Bu kelime genelde Arapça kitaplar için kullanılan bir isim olduğundan Türkçe’de fazla kullanılmaz. Konuya dönecek olursak, Adam Fawer’ın kaleme aldığı Oz kitabıyla Frank Baum’un ki arasında genel anlamda fark yoktur. Konuları, kahramanları, giriş-gelişme-sonuç açısından konularda aynıdır. Şu farkla ki Adam Fawer’ın yazmış olduğu eser diğerinin “Şerhi” niteliğindedir. Asıl kitap 130 sayfa civarındayken şerhi niteliğinde olan kitap 380 sayfadır. Adam Fawer eserinde eksik kalan yerleri, anlaşılmayan ve hızlı geçilen noktaları, kahramanların hikayelerini ve olayların yaşanış şekillerini kah detaylandırmış kah değiştirmiş olup esere çok farklı ve hoş bir hava katmıştır. Kullandığı üslup (eğer diğer kitapları olan Olasılıksız ve Empatiyi okuduysanız fark edeceksiniz ki) kendine ait olup yine de asıl eserden tam bağımsız değildir. Ayrıca o kadar iyi kurgulamış ki aslından daha iyi olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Eğer sizde okursanız aradaki farkları görmüş ve çok güzel iki hikaye kitabı okumuş olacaksınız. Şimdiden keyifli okumalar.
Kışkırtılmış Erkeklik Bastırılmış Kadınlık
Bir defa, kadına yönelik şiddet soyaçekim veya hastalık değildir. Ailede ve toplumda gözlem yoluyla öğrenilir. Amacı diğer kişi üzerinde güç kontrolü kurmak ve uygulamaktır. Korku ve sindirme yoluyla diğer kişinin denetimini ele geçirmesine olanak veriyor. Altında toplumsal olarak onaylanmış olan, erkeklerin ilişki yaşadıkları kadınları kontrol altında tutma ve bu kontrolü sağlamak için güç kullanma hakkına sahip olduğu inancı yatmaktadır. Birleşmiş Milletler kadına karşı şiddeti, erkekler ve kadınlar arasındaki eşit olmayan güç ilişkilerinin tarihsel bir göstergesi olarak tanımlıyor.
Alkol veya madde kullanımı, işsizlik, eğitimsizlik gibi aile içi şiddetin nedeni olarak ortaya atılan birçok durum sadece aile içi şiddetin bahanesidir. Kişinin kendi bilinçli seçimidir. Alkol ve madde kullanımı ile şiddet arasında dolaylı bir ilişki söz konusu. Kişi alkol veya madde kullandığı için şiddet uygulamaz, ama şiddet davranışını sergilemek için kendisine uygun bir ortam yaratır. Alkol ve madde kullanımının tedavi edilmesi, şiddet davranışının ortadan kalkacağını da garantilemez, kişi tedavi olsa bile şiddet uygulamaya devam edebilir.
Aile içinde yaşanan aile içinde kalır düşüncesi toplumumuzda çok hâkim olduğu için bu konuda net bir istatistik elde ettiğimiz söylenemez. Psikologların yaşadıkları deneyimlerden baktığınızda, şiddetin maddi durum, eğitim durumu, yaşanılan şehir veya semt ayrımı yapmadığını görüyoruz. Her an herkes aile içi şiddete maruz kalabilir, buna ben de dahilim.
Kadınlar yaşadıklarının şiddet olduğunu bilemeyebiliyor. Şiddeti sadece fiziksel şiddet olarak görebiliyor. Şiddet sosyal, ekonomik ve psikolojik de olabilir. Mesela kocasının çalışmasına izin vermemesi de şiddettir, zorla çalıştırması da. Aynı şekilde erkek de şiddeti farklı algılayabiliyor. Sabah programlarında görüyoruz. Sunucunun ‘Eşine şiddet uyguluyor musun’ sorusuna ‘Hayır, asla’ diyen erkek ‘Peki, tokat atıyor musun’ sorusuna ‘Evet arada oluyor’ diye cevap veriyor.
Şu çok önemli; şiddet uygulayan kişinin destek alması onun bir daha şiddet uygulamayacağı anlamına gelmiyor. Kişinin yaptığı davranışın yanlış olduğunun farkına varması, bu davranışı tekrarlamak istememesi, bunun için yardım almayı kabul etmesi, yardım alması ve öğrendiği yeni davranışları hayata geçirmesi gerekir. Bu uzun ve çaba gerektiren bir yol.
Aile içi şiddetin sonu yoktur. Aile birliğinin koruması adı altında bir söylem var. Aile birliğinin korunması çok başka bir şeydir. Ailenin desteklenmesi, güçlendirilmesi, sosyal refahının arttırılması ve oluşturulan aile merkezli politikalar elbette ki oldukça önemli ve değerlidir. Ancak söz konusu olan temel fonksiyonlarını yerine getiremeyen bir aile sistemi özellikle de aile içi şiddet ise ‘aile birliğinin korunması’ söylemi çok tehlikeli bir söylemdir. Bu anlamda aile birliğinin korunmasının değil aile bireylerinin iyiliğinin ve sağlığının çok daha önemli olduğu unutulmamalıdır. Boşanma evlilik kadar eski bir durumdur. Elbette ki evlilikte yaşanan sorunların tek çözümü boşanma değildir ancak bazen aile bireyleri için en sağlıklı karar boşanma olabilir.
Aile içi şiddet gören kadın sizden benden daha güçlü olan kadındır, bunu asla unutmamak gerekir. Onca olumsuz olaydan sonra ayakta kalmak çok zordur. O yüzden kadınların sarıp sarmalanmaya, korunmaya değil ‘desteğe’ ihtiyacı vardır.
Sahipsiz Cinsiyet
Şimdi kahpe bedenler çivi ezer gibi toprakta geziyor.
Attığı adım, toprak ananın ağrına gidiyor.
Ey şerefli şahsiyetler nerdesiniz?
Yüreğim yanıyor da görmez misiniz?
Bin yıl kurak kalsa da bedenim zoruma gitmez ama akıttıkları kanı bu toprak da kabullenmez.
Ağalık mertebesiymiş ki bu bir müsveddenin öfkesi!
“Vurunca ses gelecekmiş!” Öyle diyor sözde ailenin reisi!
Adalet divanında da yok mudur bu serzenişin sesi?
Bir can daha gidiyor sanki ölümün silsilesi…
Yok mu hekimi? Yok mu hakimi ?
Kadın ölüyor illa mezarını mı süslemeli
Bak işte, bak işte yatıyor cansız bedeni
Bir toprak birde kürek böyle eşleşmemeli
Bir bebe ağlıyor.. Kıyamet habercisi !
Yoksa İsrafil Sur’a üfledi de, bu onun mu tetikçisi ?
O vakittir mahkeme-i kübra, hakkın tecellisi
Bir kadın ölüyor bir kadın, illa mezarını mı süslemeli.
Ben Kimim?
İçimin dehlizlerinde çıkan başkaldırışların susmak bilmeksizin tekrarladıkları o acı slogan. Değişen ses tonları, değişen imalı bakışlar, değişen gardiyanlar ve değişmeyen tek şey hücre hücre arayıp bulamadığım kimliğim… Sahiden; Ben kimim?
Tanımadığım şehirlerde dolaşıyorum. Kırılıp etrafını papatyalar saran kaldırım taşı aynı, her sabah 7’de bacası tütmeye başlayan evin aile saadetine(!) dayanamayıp içine çektiği sigarasıyla bulutlara meydan okuduğu saat aynı, 5 yıldır brandası açılmayan yan sokaktaki araba aynı… Ama tanıyamıyorum bu şehri, ya da unutuveriyorum dünkü benliğimi… Kahveyi şekersiz mi içerdim bilemiyorum. Parmaklıklar arasından yükselen “Şekerli!” “Şekersiz!” sesleri. Sustur emri veriyorum gardiyanlara ve yeni bir yola koyuluyorum bulmak için kendimi. Nerede kaybettiğimi hatırlamaya çalışırken o soru yankılanıyor beynimin çıkmazlarında… “Tanıyor musun aradığın kişiyi?” Kimi arıyorum sahi? Filanca şehirdeki Ahmet Dedeyi yahut falanca köydeki kara keçiyi?.. Tanımadığım birini aramaya koyulduğum yolda. Yankılanan o soru tüm şehri alıveriyor ayaklarımın altından. İçimin zindanlarında beraat sevinçleri. Gardiyanın gözlerindeki parıltı ve yan sokakta brandası açılan araba…
Çocuk işte. Saklambaç oynamak istemiş. Kuralları da değiştirmiş. Taştan ipuçları koymuş yoluma. Sobelenmek değil görülmek istemiş besbelli. Sakladığım yerde onu unuttuğum için sitemi… Sıkılmış isyanlar çıkarayım demiş en iyisi. Gardiyanları tarafına çekmeyi de unutmamış. Elinde de şekersiz kahvesi…
Dön…
Saati bilmiyorum.
Öğlen gibi,
Gözlerimi açmaya korkuyorum
Öleceğim gibi.
Ciğerlerim büzülmüş, ağlıyorum.
Kalbimin sahibi,
Terk etmiş beni.
Belki istemeden
Belki bir sebepten.
Gözlerimi açmaya korkuyorum,
Öleceğim gibi.
Sen Nur Işığı,
Nefesimdin gittin.
Ciğerimi, bedenimi bak ne hale getirdin.
Bir evdi kalbim,
Depremi yaşadı, harabe şimdi.
Unutulmuş bir evin,
Unutulmuş odası şimdi.
Sen Nur Işığı,
Beni birden bire bir hiç ettin.
Nur Işığı’m,
Gözlerinden öptüm.
Dönmekten korkma,
Ev senin.
Hep seveceğim.
Öğretmen
Sen; ey mertliğin beden bulmuş hali Fırat
Ülkenin karanlık tarihini aydınlatacaktın
Kalleş coğrafyalarda kardeşlik naraları attıracaktın
Çaldılar hayallerini soğuk bıçak darbeleriyle
Sen Fırat Hocam;
Tarihi hayatıyla yaşatan adam
Adınla yaşayan bir tarihsin artık.
Peki sana ne demeli güzeller güzeli muallime Şenay Aybüke Yalçın
Yirmi iki yaşında Batman’ın gördüğü en narin çiçek
Sesinle utandırırdın cehaleti
Her sözcüğün ayrı bir müzikti küçük yüreklerde
Kurşun notalarıyla çınladı kulakların, hüzünlü bir şarkı oldun
Sen Aybüke Hocam dinlemekten usanmadığımız bir şarkısın artık.
Merhaba Necmetin Hocam
Hani babana defalarca şehit olacağım demiştin
Düşüncelerinle korkuttun cahil güruhu
Yolunu kestiler yaktılar aracını
Ölü bedeninden dahi korktular, Pülümür’e bıraktılar acını
Pülümür deresi temizliğinden utandı da saklayamadı seni
Şimdi sınıfının minik avuçlarında açılan bir duasın
Yarım kalan nişanınla Pülümür’ün en acı günüsün
Sen Necmettin Hocam yüreklerde bitmeyecek bir düğünsün…
NOT: İlim yolunda şehit düşmüş öğretmenlerimiz başta olmak üzere;
Bu yolda her türlü zorluğa katlanarak kutlu görevlerini yerine getiren bütün öğretmenlerin gününü kutlarım.
Ağıtların Son Nefesi
Her şey yıkılmış
Yerle bir olmuş, helak olmuş tüm şehir
Ben bir başıma kalmışım
Kocaman bir yıkıntının ortasında
Arkadan bir Ermeni ezgisi geliyor
Hiç bilmediğim dillerde yakılıyor ağıtlar,
Ölüleri, yaralıları kimseyi tanımıyorum
Onlar mı tanınmayacak haldeler ben mi yabancıyım,
Kestiremiyorum.
Eğreti duruyorum dünyada
Bir yerim yok, gideceğim kalacağım bir yer yok
Sonramı düşünecek halim olmadığı gibi
Evvele dair fikrim de yok.
Her yerle birlikte zihnimde tuz buz olmuş sanki
Ölenlerle ölüyüm, yaralılarla yaralı
Kimsesizlerin kendisiyim,
Ağıtların öznesi.
Dünya sallanıyor beşik gibi,
Durmuyor durdurulamıyor.
Yalvarıyor köylü kadınlar dünyaya
‘’Bir saniye olsun dur yerinde, gömeyim çocuğumun bedenini’’
Dünya ona bile izin vermiyor,
Ölüye ölü olma şansı dahi vermiyor dünya,
Yaşayana yaşamak şansı vermediği gibi.
Ermeni ezgisi bitti,
Kadınlar da yoruldu bağırmaktan.
Ölüler nerede bilmiyoruz, yaralılar ölmüştür belki.
Her şeyin gelip geçeceğine
Ve omzumuzda taşıyabileceğimiz kadarı olduğuna
Ve dualarımızın bir uzay boşluğunda kara deliğe gitmediğine
Ve dolunayların bölünebileceğine, yunusların yuva olabileceğine
Ve Allah’a
Dünyanın son olmadığına
Sonsuzluğa
Ve acizliğe
İnandığımız her şeye
İnandığımız için
Son veriyoruz ağıtlara ve ezgilere
Dünya sallanıyor, bitecek biliyoruz.
Ölüler mezarlara girecek, yaşayanlar yaşayacak bir gün.
İnanıyoruz.
Tecrübe
Gel gitlerin olmadığı bir hayat düşünebilir misin? Hüzün olgunlaştırır. Kaybetmek sabrı öğretir.
Hz. Mevlânâ
Korkma çocuk benimsemekten,
korkma hayallerinden
Senin ufkun, özgürlüğün var
Korkma yaşamın getirdiği sürprizlerden
Elbet bir gün herkes de sen gibi çok küçüktü.
Sen gibi çaresizdi, ulaşamıyordu her şeye
Ama büyüdüler ve ulaştılar
Ne oldu ulaşınca söylesene?
Yandılar, yaktılar, yıktılar
Büyüdüler işte, büyük sorunlar yarattılar
Korkmadılar sevdiğini incitmekten,
Gam yemediler kötülüklerden
Vicdanları sızlamadı hiç
Oysaki dünyaya zarar veren tek varlık insanoğluydu, yine güzelleştirebilecek olan da..
Var git istediğin yerlere ama acele etme!
Senin önünde nice çıkılacak güzellikler var
Ömrün, bahtın güzel ola çocuk
Yürüdüğün yol, imkan temiz ola
Kalbin güzel göre, gözlerin güzel söyleye
Her bir kelimeni iyi seç çocuk
Bugünün işini bugün yap, yarına uğraşma
Şairin dediği gibi: “Yarın çok geç olmakla meşhurdur.” Seviyorsan şimdi söyle. Yazacaksan şimdi yaz. Açıklaman gerekeni şimdi açıkla. Tüm doğrularını tüm yanlışlarını söyle gizli tutma ve pişman olma.
Ders al, tecrübe kazan,
Üstün başın toz toprak olsun.
Sırrını söyleme, halledebileceğin işleri kendin halletmeye çalış.
Önünde nasip olduğu kadar kocaman bir yol var, bu yolu iyi değerlendir.
Ömrünü, vaktini; aziz, kıymetli işlere ada.
Sen masumsun çocuk, masum kal…
Dünyaların Öğretmenisin
Zil çalıyor dünyamın merkezinde,
Işık tutuyor biri hayaller alemime.
Dünyalar kadar bir kelime,
“Öğretmenim”
Dünyama getiriyorsun baharı,
Öğretiyorsun sevmesini bile hazanı.
Yuvarlak dünyanın dikdörtgen hayatları,
Şefkatin gibi yayılır şiirime…
Hoş geldin dünyama,
Hayal kırıklığına ve ümitsizliğe yer vermediğin hayatıma.
Dünyama girdiğinden bu yana,
Son nefesime kadar öğretmenimsin.
Farklı mevsimlerde her dünyada yaşarsın,
Öğrencilerine aynı iklimde kucak açarsın.
Mesleğini her şeyden öte bizler için yaparsın,
Sen herkesin, dünyaların öğretmenisin.
Ben ve Kendim
Anlatabilirim
Nasıl söndüğünü düşlerimin
Nasıl kaybettim bütün dövüşlerimi
Nerede bıraktım gülüşlerimi
Gösterebilirim
Hangi sokakların denize çıktığını
Hangi sokaklardan kaçtığımı
Hayatımı sokaklarda harcadığımı
Okuyabilirim
Ayrılık şiirlerini ezbere
Ayrıldığım gözlere
Hatırlarım
Bakma unuttuğuma
Güçlüdür hatıralarım
Çünkü aynı hatayı defalarca tekrarlarım.
Bilirim
Değişmez ismim
Yolunda gitmiyor hiç bir işim
Ama bu durumu değiştirebilirim
Anlayamazsınız
Yürünmez dersiniz yoluma
Yürürüm, kan revan olsa da ayaklarım
Düşer yine ayaklanırım.
Göremezsiniz
Her gün görseniz bile
Görünmem size
Yalnız yaşanmayacağını bile bile
Okuyamazsınız
Okumayı bilmek yetmez
O kumlarda dolaşmak gerek
Ve o kumlar sizi kabul etmez
Görün
Değişmeyecek ismim
Ama değişecek işim.
Vicdan
Beşer, yerle gök arasında vicdanıyla seferde,
Bîdar her daim, göz kapaklarında perde.
Bırakmaz tenhada yahut izdiham ortasında,
Bitmez mi bu muhasebe bir lahza da olsa?
Gönlü diyar-ı gurbet olanı tutar mı hiç uyku?
Bu ne çetin tefrika, ihrak eder ruhu.
Göz pınarları çağlayan; sebatkâr, dinmez gam,
Vicdan deyince “Ey İnsan!” mefkud olur endam.
Çiçek açar erguvan, cemre düşer âfere,
Ölüm olsa yeğlerdi bu umarsız sefere.
Zira dili lâl, bakışları âmâ; gönlü kor ateşlerde…
Yok mudur kurtuluş, uzanmaz mı tutulacak el?
Bir nefha getirmez mi ötelerden yel?
Bulunmaz mı sırat-ı müstakim, dinmez mi elem?
Katre-i fikir yüreğimde bin dirhem.
Ye’s çukurunda yaşamak değildir gayret
Umutsuzluk zehir, umutsa baldan şerbet..
Sabret ey insan! Sabır çölde vaha,
Gafletle yaşamaya razı olur mu Hüda?
















