Yarının Hayali, Bugünün Masalı

“Yarının hayali bugüne yeter mi?” Tek duyduğum ses bu. Müziğin sesinden salıncağın gıcırtısını bile duymuyorum. Kim bilir ne kadar ses çıkarıyorumdur. Bugün bana yarının hayali yetmedi. O yüzden tüm sorumluluklarımı, kafamdaki tüm sesleri bir odaya kilitleyip özgürlüğümün tadını çıkarıyorum. Gökyüzünde 3-5 yıldız var. Aslında bu cümle diğerlerine biraz haksızlık oluyor. 3-5 yıldız bugün beni kendilerine layık görmüş desem daha doğru olacak. Birini seçip güzel bir dilek diledim. Diğerleri gocunmasın, daha gece uzun. Bende dilekten bol ne var? Ne dilediğimi de gökyüzünden saklamayacağım, nasıl olsa bu gecenin başrolü o. Ne olursa olsun bunu yapabilmeyi diledim. Günün tüm yükünü, yorgunluğunu, birikimini bırakıp tam burada, yıldızların altında, olabilme gücümü hiç kaybetmemeyi… dilekleri söylersek gerçekleşmez derler, belki yarın pişman olurum ama şimdilik buna inanmak istemiyorum. Şu an her şey çok kusursuz. Hava nemli değil, ılık ılık esiyor. Bir sarılmanın özlemiyle üzerime geçirdiğim tişörtüm üzerimde. Yalnız da değilim, en yakın arkadaşım yanımda bağıra bağıra şarkı söylüyor. Kendimden bahsediyorum, çok da ciddiye almayın beni.

Saat 23.51. Aklıma gelen 1568 varoluşsal sorudan biri de şu: Acaba 23.51’de tam bu saatte, bu toprak parçasında kim bulunacak? Acaba o da benim gibi hayat geri çağırana kadar biraz dinlenmek için mi gelmiştir buraya? Minik bir bebek ilk adımını tam da buraya atacaktır belki de ya da yaşlı bir adam ilk kez tek başına doğum gününü kutlayacaktır. “Herkesin birkaçı var kendisinden içeri.” Şarkı durdu şimdi. Gecenin sessizliğinde salıncağımın gıcırtısına bir de duvardaki saatin sinir bozucu tik takları eklenmiş. Sinirimi bozmasına izin vermeyeceğim ama negatif her şeyi reddediyorum bu gece. Kulaklıkta yeni bir şarkı başlıyor ve gecenin büyüsüne geri bırakıyorum kendimi. “Gökyüzü dökülür sanki bahçeye.” Sahiden de gökyüzü gerçekliği hiçe sayarcasına tüm görkemiyle karşımda. Nil çok doğru söylemiş, bundan büyük huzur yok.

Ayağa kalkıp dans etmeye başlasam ne olacak diye 1568. kere düşünürken salıncağı bilinçsizce durdurduğumu fark ediyorum. Eyvah, yan balkondaki yaşlı teyze ışıkları kapatıp usulca içeri geçti. Umarım gecenin bu vakti deli bir kadın oradan oraya salındığı için değildir. Deliye her gün bayram ama bugün gerçekten bayram, affet teyzeciğim.  Balkonundan buraya fırlattığı çay paketiyle güne başlamıştım oysaki. Memleketinden getirmiş hem de. Komşuluk ölmemiş henüz, eğer az önce muhteşem dans figürlerim tatlı teyze için talihsiz bir gösteri olmadıysa.

Birkaç yıldız bulutların ardına karışırken yavaş yavaş hanelerden birkaçında karanlık hakimiyeti eline alıyor. Sayamadığım kadarıysa henüz uyumaya niyetli değil. Ne hayatlar var acaba bir pencere ötemde? Şu kocaman bayrağı iki silindir bina arasına nasıl astıklarını anlayamadığım binaların birinde, 4. kattaki soldan ikinci pencereyi görüyor musun?  İşte o odanın şu anda mor bir ışık yaymasının bir sebebi olsa gerek. Mor ışığın sezgileri güçlendirdiğini öğrenen bir ebeveyn çocuğunu mu uyutuyor? Bir üyesi olduğum Z kuşağından bir genç sosyal medyadaki sonsuz meydan okumadan birini deniyor da olabilir. Belki de başka bir deli zıplıyordur oradan oraya. Tüm delileri, kaçakları, kaçamayanları buraya toplasam ne de eğlenirdik şimdi. Sığar mıydık buraya, bilmiyorum. Kocaman ormanın ortasındaki gökdelenli site göz kırpıyor bana oradan, sorumu yanıtlarcasına. Biz daha şu kocaman dünyaya sığamıyoruz, neyin hayalini kuruyorum ki!

Az önce bir motosikletle iki genç geçti penceremin önünden. İnsanların hikayelerini tahmin etmeye bayılıyorum. Biraz fazla meraklıyım biliyorum. Şimdi hayal zamanı. O iki adam tam 10 dakika önce aşağıdaki caddede karşılaşmış. Beyaz gömlekli olan kaldırıma oturmuş elinde sarı papatyalar ağlıyor. Biraz klişe biliyorum ama karakterimiz romantikmiş, bana söz düşmez. Üzerindeki lacivert tişörtünü üniformaya benzettiğimse gece vardiyasından dönmüş, nasıl da yorulmuş. İki bahtsız adam. İkisi de eve gitmeye henüz hazır değil. Kader bu iki dostu 15 Mayıs gecesi bir araya getirmiş.

Üniformalı olanın adı Koruhan olsun. –Evet ilk gördüğüm yerin adından esinlendim, çok da yaratıcılık aramayın bu satırlarda.- Koruhan kıyamıyor bu zavallı adama. İnsan insana bu saatte güvenir mi demeyin, romantik karakterimiz bir o kadar da korkusuz. Onun da adı Can olsun. –Kulağıma bir yandan “Saçlarında bir sonbahar estikçe üşütür.” diye fısıldayan o sese de merhaba.- Sahile doğru usul usul ilerlerken Can başlıyor hikayesini anlatmaya. Kendi mazlumluğunu hikayesinde arayan Can, gerçekliğin bu kadar yakında yüzüne vuracağını fark edememişti. Mutlu olmak zordur, biliyor Can bunu. Ama gecenin büyüsüne kapılan tek ben olmasam gerek Koruhan’dan gelen tek bir söz masallara geri uçuruyor Can’ı “Kötü günler görmeden.” 

“Yarının hayali bugüne yeter mi?”. Çalma listemin başa dönmesiyle ben de gerçek hayata dönüyorum. Yarının hayali bugüne yetmedi belki ama bugünün masalı bana yarın yeter. Can’ın hikayesine gelecek olursak onu da hayal gücünüze, bugünün masalına bırakıyorum. Yarın sabah 8.30’da kalkıp Miescher nükleik asitleri nasıl bulmuş, onu öğrenmem gerek ne de olsa. Şimdilik hikayelere, yıldızlara, Koruhan ve Can’a veda zamanı. İyi geceler dünya! Mor camlı evdeki dost, sana da iyi geceler.

Not: Koruhan, eğer bu satırları okuyorsan yarın gece 23.51’de tekrar buradan geçmeni bekliyor olacağım, bugünün masalı yarım kalmasın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir