Mezar Bekçisi

Bir mezarlık bekçisiyim. Ölülerin hepsi cinayete kurban gitmiş. Güneşin doğmadığı bir yer burası. Ürkütücü kuş seslerine bürünür her an, vakit hep gece yarısı. Yağmurdan başka durumu da yoktur havanın. Süratle yağar, eşeler toprağı döver gibi. Yakacak odunum, yatacak yatağım da yoktur hem. Ben bir mezarlık bekçisiyim. Üstüm başım perişan. Saçım sakalım karışmış. Dolaşır dururum mezar taşları arasında. Beyaz değildir taşları buranın. Üzerinde okunamaz bir dilde anlaşılmaz sözler yazılı. Yalnız ben anlarım onları. Anladıkça daha da perişan bir görünüme bürünür, bir yaş büyürüm her seferinde. Kelime mezarlığı burası. İçlerinde söylenemeyen sözler gömülü. Kimi derin hepsinden daha derin, kimi özensiz gömülmüş, sayısız kelimenin olduğu mezarlık burası. Ne yol varır, ne iz buraya ulaşan. Bir ben varım bir de medfun kelimeler. Bir ben varım bir de ölmüş kelimeler. Bir ben varım bir de çürümüş kelimeler. Bir ben varım bir de toprağa karışmış kelimeler. Esasında hepsi yok olmuş da yarası kalmıştır içimde. Bir mezar bekçisyim. Her gün sayısız ölü gömerim. Mezarlık içimdedir. En içimde. Mezar bekçisi içimdedir. Daha da içimde.  İçim hep gece yarısıdır. İçim karanlıktır. İçim soğuk ve söylenmemiştir. Binlerce kez söylenmemiş, binlerce kez gömülmüş, ardından binlerce kez gözyaşı dökülmüştür. Yasin dağıtmamıştır arkamdan teyzeler. İrmik kavurmamıştır. Kelimeler her gün ölmüştür. Bunu yalnızca perişan bir mezar bekçisi görmüştür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir