Öğretmen “İhsan Kartoğlu”

Okul sadece dört yanı duvarla çevrili, tepesinde dam olan yer değildir. Okul her yerdir. Sırasında bir orman, sırasında dağ başı. Öğretmenin, bilginin var olduğu her yer okuldur.

Mahmut Hoca

Genç yaşta, Kars’ın Arpaçay ilçesine bağlı Okçuoğlu köyünde ilk öğretmenlik vazifesini yerine getiren İhsan öğretmen ile çok güzel bir sohbet gerçekleştirdik. İhsan öğretmen, yalnızca öğrencilerinin değil, sosyal medyada epey ilgi gören paylaşımlarıyla takipçilerinin de kalbini fethetti. Gelin bu güzel öğretmeni biraz daha yakından tanıyalım…

Merhaba İhsan Kartoğlu, bize kısaca kendinizi anlatır mısınız?

Merhabalar. Ben İhsan KARTOĞLU. 22 Kasım 1996 yılında Rize’nin Çayeli ilçesinde doğdum. Biri benden büyük, ikisi küçük toplam üç kardeşim var. İlk ve ortaokul eğitimimi ilçem Çayeli’nde tamamladım. Lise öğrenimimin 3 yılını Fındıklı Anadolu Lisesi’nde, son yılını Çayeli Vakıfbank Anadolu Lisesi’nde tamamladım. Hemen akabinde RTEÜ Sınıf Öğretmenliği bölümünü kazandım. Üniversite dönemimde Öğrenci Konseyi Başkan Yardımcılığı görevinde bulundum. Birçok projede aktif rol oynadım. 2018 yılında üniversiteden mezun olup 2019 yerel seçimlerine katıldım ve ilçem Çayeli’nde belediye meclis üyesi seçildim. Ağustos 2019’da atamam gerçekleşince görevimden istifa edip, Kars’ın Arpaçay ilçesinin Okçuoğlu köyünde sınıf öğretmenliği görevine başladım. Ayrıyeten RTEÜ Sosyal Bilimler Enstitüsünde tezli yüksek lisans yapmaktayım.

Mesleğinize olan tutkunuzu görmemek ve hissetmemek mümkün değil. Sizce öğretmenlik tutkuyla mı yapılmalı?

Teşekkür ederim. İçimde öğrencilerime ve mesleğime karşı güçlü bir coşku hissediyorum. Bu his doğrultusunda öğretmenliğin tutkuyla yapılmasına inanmaktayım. Burada önemli olan içimizdeki tutkuyu çocuklara sezdirebilmek ve aynı tutkuyu onlardan alabilmektir. Eğer bunu sağlayabilirsek; öğretmen ve öğrenci için mesleki başarı kaçınılmaz olur.

Genç bir öğretmen olmanın zorlukları nelerdir? Memleketinizden uzak bir köyde görev yaptığınız ilk zamanlar nasıl geçti? 

Genç bir öğretmen olmanın tek ama en büyük zorluğu tecrübe. Başlangıçta belki tecrübesiziz ama  içimizde bulunan dinamik yapı sayesinde bu eksikliğimizi kapatabileceğimizi düşünüyorum. Görevimin ilk zamanlarında tecrübesizliğime bir de alışma süreci eklenince zorlanmadım diyemem. Sonuçta hiç bilmediğiniz bir yere atanmışsınız ve önünüzde çözmeniz gereken birçok problem var. Bu problemlerden en büyüğü belki de kalacak yerdir. Özellikle kış aylarının sert geçtiği Kars gibi bir memlekette iseniz kalacak yer daha da önem arz ediyor. İlk gittiğimde kendime uygun bir daire bulamadığım için öğretmenevinde kalmayı tercih ettim. Kendime uygun bir daire bulunca da öğretmenevinden ayrıldım. Köye alışma sürecinde ise köy halkı ve velilerle iyi iletişim kurmaya önem verdim. Zaten köyde öğretmenlik yapıyorsanız veli ve köy halkı tarafından sahiplenmeniz daha kolay oluyor ve alışma sürecini rahat atlatıyorsunuz. Bu süreçte öğrencilerimin evlerine tek tek tanışma ziyaretleri gerçekleştirdim. Çocuklarına değer verdiğimi velilerime hissettirdim. Bu sayede köye alışma sürecim hız kazanmış oldu.

Öğrencilerinizle ilk karşılaşmanızda neler hissettiniz? 

Bu soruyu cevaplamaya kelimeler yetmez ama hislerimi dile getirmeye çalışayım: Sınıfa ilk girdiğimde karşımda meraklı gözlerle bana bakan 11 öğrencimi gördüm. Beni rol model alacak; öğretmenim, hocam diye peşimde dolanacak çocuklar, benim çocuklarım. Kimisi göz göze gelince çekinip başını öne eğiyor, kimisi gülümsüyor. Bu manzara karşısında çok heyecanlandım. Uzun zaman sonra ilk defa kalbim o kadar hızlı atıyordu. Konuşurken birkaç kez heyecandan yutkunduğumu hatırlıyorum ki ben önceki yaşantımdan gelen toplantı, konferans vb. ortamlarda kitlelere hitap ederken yutkunduğumu hatırlamam. Ne kadar heyecanlandığımı siz düşünün.  Bu durumu onlara çaktırmamak için elimden geleni yaptım. Çünkü yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da ilk izlenim çok önemlidir.

Sosyal medya paylaşımlarınızla birçok yüreği ısıttınız. Öğrencilerinizle olan mutlu anlarınıza birçok insan şahit oluyor. İnsanların güzel yorumları size ne hissettiriyor?

Öncelikle güzel dilekleriniz için çok teşekkür ederim. İnsanların yüreklerine ufak da olsa dokunabildiysem ne mutlu bana… İnsanların güzel yorumları elbette beni çok mutlu ediyor. Etkisinde kaldığım ve yolumda daha güçlü bir şekilde ilerlememi sağlayan birçok güzel mesaj alıyorum. Bu mesajlardan bir tanesini sizinle paylaşmak isterim: “Hocam merhabalar, ben yaklaşık 10 yıldır belli sebeplerden dolayı bir köyde eğitim veren bir sınıf öğretmeniyim. Sizin videolarınızı ve çocuklarla olan muhabbetinizi gördükten sonra neden mutlu olmadığımı anladım. Çok teşekkür ederim. Artık ben de mutlu olacağım.” Bu mesaj benim için çok önemli. Mesleğe yeni başlayan bir öğretmenim. 10 yıldır görev yapan bir meslektaşımdan bu mesajı alıyorum. Bana göre bir öğretmen mutsuz ise oradaki çocuklar da mutsuzdur. Hocamızın görüşünü değiştirmem demek orada öğrenim gören çocukların da hayatlarını değiştirmem demekti. Hiç tanımadığım bir öğretmen ve çocuklarının  hayatlarını değiştirdiğimi düşünüyorum. Yaşadığım bu his paha biçilemez… Bu ve bunun gibi güzel mesajlarını ileten, desteğini esirgemeyen herkese çok teşekkür ediyorum. Güzel mesajların yanında arada kırıcı mesajlar da alıyorum. Ama şunun da bilincindeyim: Sosyal medyada yaptığım paylaşımlar dolayısıyla gelen güzel mesajlar beni iyi bir öğretmen yapmayacağı gibi gelen olumsuz mesajlar  da beni kötü bir öğretmen yapmaz. İşime ve öğrencilerime odaklıyım. Müsait oldukça da güzel anılarımızı sizlerle buluşturmaya çalışıyorum.

Öğretmenliği hepimizin nezdinde kutsal bir hâle getiren Mahmut Hoca’nın tabiriyle: “Okul sadece dört yanı duvarla çevrili, tepesinde dam olan yer değildir. Okul her yerdir. Sırasında bir orman, sırasında dağ başı. Öğretmenin, bilginin var olduğu her yer okuldur.” Taze bir eğitimcinin okul tabirini merak ediyoruz; sizce okul nedir?

Üstad Münir Özkul’un bu tanımını çok seviyorum. Bu tanıma kendi bakış açımı da eklemek istiyorum. Bence okul hayatın ta kendisi, ders ve notlardan daha fazlasıdır. Özellikle ilkokul öğrencilerine hitap ediyorsanız benim tanımım daha da önem kazanıyor. Çünkü ilkokulda temel eğitim veriyoruz. Bir nevi ağacı yaş iken eğiyoruz. İlkokul dönemlerinde okul bu kadar önemliyken çocukların okulu sevmesi için uğraşmalıyız. Peki bir çocuğa okulu nasıl sevdirebiliriz? Eğitim anlayışını sevgi değerine dayandıran bir öğretmen olarak şunu söyleyebilirim ki: Bir çocuk öğretmenini severse öğretmeninin anlattığı dersleri de sever, dersleri severse okulu sever, okulu severse araştırmayı ve öğrenmeyi sever, öğrenmeyi severse tüm eğitim hayatı boyunca bilgiye aç olur ve bunu bir alışkanlık haline getirir. Tüm bunların sonucunda sadece akademik değil her anlamda başarıyı elde eder. Ama hepsinin kilit noktası öğretmen sevgisidir. Geçmişinizde bir yolculuk yapalım. İlkokul, ortaokul, lise ya da üniversite anılarımızı hatırlayalım. Sevdiğimiz öğretmenlerin derslerini dinlemekten zevk almadık mı? Belli bir dönemde sevdiğimiz bir dersten, o dersi anlatan öğretmeni sevmediğimiz için soğumadık mı? O yüzden her şeyin başı öğretmen sevgisi… Peki kendimizi nasıl sevdireceğiz? Çok basit: Yeri geldiği zaman onlar gibi olacağız, onlar gibi davranacağız, onlar gibi düşüneceğiz. Onları anladığımızı onlara hissettireceğiz. Gerisi kendiliğinden gelecektir.

Öğrencilerinizle vakit geçirirken o yıllarınız aklınıza geliyordur… Peki siz nasıl bir öğrenciydiniz?

Öğrencilerimle iyi ilişkilerimi aslında hala kendi öğrencilik yıllarımı hatırlamama borçluyum. Bunun sayesinde öğrencilerimi çok iyi anlayabiliyorum ve verecekleri tepkiyi önceden kolayca kestirip ona göre hareket ediyorum. Ben çok sessiz, sakin bir öğrenciydim. Öğretmenlerimden çok çekinirdim. Hiçbir zaman öğretmenimle sıkı bir ilişkim olmadı. İlkokulda yazım çok güzel olduğu için panodaki tüm yazıları öğretmenim bana yazdırırdı. Yazarken çok yorulurdum ama öğretmenimden alacağım “aferin” sözü her şeye bedeldi. İlkokulda arkadaşlarım tarafından çok sevilirdim. Kimseyle kavga etmezdim. Herkesle arası iyi olan, arabulucu bir öğrenciydim. Halen daha öyleyim. Kimseyle düşman olmayı sevmem, hep bir açık kapı bırakırım. Öğretmenlerim tarafından da sevilirdim. Kopya çekmeyen, derslerine çalışan bir çocuktum. Zeki değildim, hiç de olmadım. Buralara gelmemi çalışkan olmama borçluyum.

“Her şey bir öğretmeni sevmeyle başlar.”

İhsan Öğretmen, başucuna hangi kitabı bırakıyor?

Kişisel gelişim kitapları okumayı çok seviyorum. Ama sadece nasihat tarzında olan kişisel gelişim kitaplarından hoşlanmıyorum. Yazar ortaya bir konu koyuyorsa o konuyu bilimsel çalışmalarla desteklemeli. Başucu kitabım da aynı bu şekilde yazılan bir kitap: “Çocuklar Nasıl Başarır?” Mümin Sekman ve Dr. Bahar Eriş’in birlikte kaleme aldığı mükemmel bir eser. İşin içinde çocuklar olunca zaten benim için farklı bir anlam kazanıyor. Bu kitabı defalarca okudum ve notlar çıkardım. Çıkardığım notları zaman zaman uyguladım. Başarılı olduğum birçok konuda bu kitabın etkisi büyüktür. 

Eğitim sistemimiz ile alakalı bir soru olmazsa olmazdı. Sizce eğitim sistemi nasıl daha iyiye yönlendirilebilir?

Soru çok güzel bir soru fakat bu soruyu cevaplayacak cüreti kendimde görmüyorum. Elbette benim de bazı düşüncelerim var ama mesleğe yeni başlayan bir öğretmen olarak dile getirmek istemiyorum. Öğretmen olduğum için öğretmen açısından kısaca ele alıp konuyu kapayayım. Her zaman şunu söylerim: “Çalıştığım işi en iyi ben yapıyorum.” değil, “İşimi en iyi şekilde yapma çalışıyorum.” Ufak farklar büyük sonuçlar doğurur. Ben her zaman işimi en iyi şekilde yapmaya çalışacağım. Böylece eğitim sistemimizin daha iyiye gitmesinde bir öğretmen olarak üzerime düşeni yapmış olacağım.

Son olarak bu yolda ilerleyen öğretmen adayları için tavsiyeleriniz nelerdir? 

Hepsini çok seviyorum ve onlarla aynı mesleği yapacağım günü sabırsızlıkla bekliyorum. Birçok insan yazıyor. Lisede okuyan çoğu gencin kararını değiştirip sınıf öğretmenliğine yönlendirdim. Bunu bilmek bile ayrı bir gurur veriyor. Onlara birkaç şey söylemek istiyorum: Risk alsınlar, klasik bir memur olmasınlar. Yeniliğe açık ve özgün olsunlar. Doğru olduğunu bildikleri şeyi yapmaktan korkmasınlar. Bugün sizinle röportaj yapabiliyorsam bunları yaptığım içindir. İyi bir öğretmen-öğrenci ilişkisi ve öğrenci başarısı istiyorlarsa çocukları sevsinler, kendilerini öğrencilerine sevdirsinler. Çünkü “Her şey bir öğretmeni sevmeyle başlar.”

Bizimle bu güzel sohbeti gerçekleştirdiğiniz için teşekkür ediyoruz ve 24Okur ailesi olarak meslek hayatınızda başarılarınızın devamını diliyoruz güzel öğretmen…

Röportaj yapma fırsatı verdiğiniz için dergi ekibinize çok teşekkür ederim, gurur duydum. Yolunuz düşerse sizleri okulumda ağırlamak isterim. Sevgiyle kalın…

Gülsüm Özalp
Ben Gülsüm. Edebiyatçıyım. Yaklaşık bir yıldır 24Okur ekibiyle çalışıp, editörlük yapıyorum. Aynı zamanda felsefeye ilgim var.