Narsisizm: Kendine Kara Sevda

Mitolojide Narsisizm

Narsisizm sözcüğünün köken aldığı Narkissos‘un mitolojik öyküsünü bilmekte yarar var. Kendine aşık olanlara aldırmayıp onları karşılıksız bırakan ve çok güzel bir peri kızı olan Ekho, bir gün avlanan bir avcı görür. Narkissos adındaki bu avcı çok yakışıklıdır. Ekho bu genç avcıya ilk görüşte aşık olur. Ancak Narkissos bu sevgiye karşılık vermeyerek, peri kızının yanından uzaklaşır. Ekho bu durum karşısında günden güne eriyerek kara sevda ile içine kapanarak ölür . Bütün vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise bu kayalarda ‘eko’ dediğimiz yankılara dönüşür.

Olimpos Dağı’nda oturan tanrılar bu duruma çok kızarlar ve Narkissosu cezalandırmaya karar verirler. Gene günlerden bir gün av izindeki Narkissos susamış ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelir. Buradan su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzü ve vücudunun güzelliğini görür. O da daha önce fark edemediği bu güzellik karşısında adeta büyülenir. Yerinden kalkamaz, kendine aşık olmuştur. O ana dek kimseyi sevmediği kadar, sevmiştir kendi görüntüsünü. O şekilde orada ne su içebilir ne de yemek yiyebilir, aynı Ekho gibi Narkissos da günden güne erimeye başlar ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketir. Öldükten sonra da vücudu nergis çiçeklerine dönüşür.

Giriş Mahiyetinde

Narsistik yapı eskiden de böyleydi ama eskiden mi çok şimdi mi çok dersek şimdi çok çünkü aile yapısı değişti, ilişkiler değişti, ekonomik yapı değişti. İnsanların çocuklarıyla ilişki kurma biçimi değişti. 21.yy insanı çok egosantrik oldu, benmerkezci oldu. Benmerkezci olunca ötekilerine karşı duyarlılığı, acı çeken, canı yanan insanlara karşı ya da diğerlerine karşı sevgi bağı azaldı. Narsist şunu diyor: Beni izle, beni takip et. Twitter, takip edeni takip ederiz, diyor. 21.yy bizi öyle bir noktaya getirdi ki değer sistemleri altüst oldu. Akrabalık bağları, ilişkiler…  21.yy.da bireyi tamamen benmerkezci hale getiren sistem bunu pohpohladı, bunu teşvik etti. Ötekinden uzaklaşmak, ötekiyle empati kuramamak, ötekiyle ilişki kuraramak ben’i yok eder. Böyle olunca insanlar, çocuklarını da böyle yetiştirmeye çalışıyor. Narsist; bir izleyici arar, yalnız narsistin girdiği çıkmaz şudur: Seyircisi olmayan bir tiyatro sahnesi olmasıdır. Dolayısıyla 21.yy.da hepimiz seyirci arıyoruz ama seyirci kalmadı. Narsistin en önemli özelliği seyirci olamaz, ötekini takip edemez, ötekine kıymet veremez dolayısıyla kendine seyirci arar. Ancak öyle var olabilir yoksa depresyona girer. Şimdi gelin, narsisistik kişilik bozukluğu tanı ölçütlerine bakalım.

DSM-V Narsisistik Kişilik Bozukluğu Tanı Ölçütleri

Aşağıdakilerden en az beşinin bulunduğu, erken ergenlik döneminde başlayıp değişik koşullar altında ortaya çıkan büyüklenme (fantezi ya da davranışta), övülme gereksinimi, empati yoksunluğu ile seyreden kişilik tarzı:

1. Kendi önemini abartma ve büyüklenme (örneğin, başarı ve yeteneklerini abartır, başarılarından daha fazla dozda üstün görülmek, beğenilmek ister)

2. Sonsuz başarı, güç, güzellik ve ideal aşk ile ilgili fantezilerle uğraşma

3. Özel ve biricik olduğuna ve sadece özel, yüksek mevkideki kişi ya da kurumlarca  anlaşılabileceğine, sadece onlarla ilişkiye geçmesi gerektiğine inanma

4. Aşırı övgü gereksinimi

5. Hak iddia etme: örneğin nedensiz şekilde kendisine özel tedavi yapılacağı inancı ya da onun beklentilerine otomatik olarak uyum sağlanacağı beklentisi

6. İstismarcılık: Kendi amaçları için başkalarını kullanma

7. Empati yoksunluğu: Başkalarının duygu ve gereksinimlerini fark etmeye isteksizlik

8. Genellikle başkalarına haset etme ve onların kendisini kıskandığına inanma.

Narsisistik Kişi Kime Denir, Özellikleri Nedir?

Kendilik saygısının kazanmaya ve sürdürmeye yönelik etkinlikleri narsisistik olarak niteleriz. Bu tür etkinliklere duyulan ihtiyacın zorunluluğu ve sıklığı oranında da narsisitik patolojinin ağırlığından söz edebiliriz. Bir kişinin yaşamı kendilik saygısını kazanmaya yönelik etkinlikler tarafından ne oranda dolduruyorsa o oranda narsisistik olduğu söylenebilir. Narsisitik kişi hayatının önemli bir bölümünü kendisine saygı  duymak ve bunu korumak için çırpınarak geçiren biridir. Narsisizm her sağlıklı kişinin ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak sağlıklı narsisizmde kişi kendine saygı duymak için sürekli dışarıdan beslenmeye ihtiyaç duymaz ya da başkalarının olası olumsuz düşüncelerinden hemen etkilenmez. Kendisine değerli ve saygın hissetmesi için sürekli başkalarından onay ve takdir görmesi gerekmediği gibi eleştiriler karşısında da güveni kolayca zedelenmez.

Narisistiklerin genellikle kendilerini fazla seven ve kendilerine fazla güvenen kişiler olduğu zannedilir. Oysa gerçek durum bunun tam tersidir. Narsisistik, bir şey yapmaksızın kendini sevemediği ve kendisine saygı duyamadığı için kendisini sevebilmek ve saygı duyabilmek için durmadan bir şeyler yapma ihtiyacı duyar. Mesela kendini övmeleri ya da çok özel ve büyük başarılar kazanmış biri olarak çeşitli hayaller kurmaları, kendisine ve etrafına değersiz biri olmadığını gösterme ihtiyacından kaynaklanır.Yeteneklerini, başarılarını sürekli abartma ihtiyacı hissederler. Sıradan olayları, çok önemli başarılar olarak algılarlar ve çoğunlukla da buna inanırlar. Başkalarını etkileyerek kendilerini değerli hissetme çabaları insanların yokluğunda yerini fantezilere bırakır. Dışarıdan gelecek olumlu yansımalar yoksa bunun yerini hayaller alır. Bütün insanları etkileyecek, herkesin hayranlığını kazanacak ve çok tanınmış tapılan bir insan olmalarını sağlayacak şeyler yaptıkları çeşitli hayaller kurarlar. Kendilerini Nobel ödülü almış, konuşma yaparken, dünyanın en zeki, en yakışıklı insanı seçilmiş,   bütün dünyayı kurtaracak bir kahramanlığı gerçekleştirmiş olarak hayal ederler. Bu hayallere gerçekmiş gibi inanır ve kendilerini değersiz hissetmekten kurtulurlar. Narsisistikler,  narsisistik doyum alabilecekleri ortamlara katılmak için çaba sarf ederken, zedelenebileceği ortamlardan kaçınırlar. Sadece iyi olduklarını düşündükleri şeyleri yapar, başkaları tarafından da beğenileceğini düşündükleri etkinliklere katılırlar. Bir grup içinde iyi olduklarını düşündükleri oyunların oynanmasını ister, çok iyi olamayacaklarını düşündükleri oyunların oynanmasını istemez, oynanırsa da katılmazlar. Katılacakları bir ortamda kendilerinden daha fazla ilgi çekecek insanların bulunmasını istemezler eğer böyle bir durum olacaksa da oraya gitmezler. Narsisistiklerin ancak iyi olduklarını düşündükleri alanlarda etkinlik gösterebilmeleri onların bir çok şeyle ilgilenmesini ve öğrenmelerini engeller. Özellikle bulundukları yaşta zaten öğrenilmiş olması beklenen etkinlikleri öğrenmemişlerse bir dönem acemilik göstermeyi göze alamazlar. Kibir, uzaklık, soğukluk narsisistik yaralanmalara karşı bir savunma olarak sık görülen bir durumdur. Başkalarından gelecek eleştirilere karşı bir defans olarak başkalarının fikirlerini önemsemediklerini baştan belli ederler. Eleştirilebilecekleri durumlarda kibirli ve uzak davranırlar. Öte yandan bazı narsisistikler herkesten önce kendilerini eleştirir ya da alay ederler. Böylelikle bir yandan başkalarına kendileri eleştirecek fırsat vermemiş olurlarken bir yandan da bakın ben ne kadar olgun ve alçakgönüllüyüm ki kendimle alay edebiliyorum ve hatalarımın da farkındayım, demiş olurlar. Boşluk, anlamsızlık duyguları dikkati çeker. Boşluk ve anlamsız duyguları bir yandan kendiliğin bütünlüğünün olmamasının ego tarafından hissedilmesine karşılık gelirken öte yandan kendisine doyum vermeyen dünyayı değersizleştirme çabasına karşılık gelir. Narsisistik yaralanmaları takiben ciddi öfke krizleri gösterebilirler. Özellikle kendilerini değersiz ya da önemsiz hissettiren kimselere karşı son derece öfkeli davranabilirler. Kendisini inciten insanlara zarar vermek, onları değersizleştirmek ya da kötülük yapabilmek hissettikleri değersizlik ve güçsüzlük duygularını telafi etmeye yöneliktir. Kendisini değersiz hissettiren kimseyi değersizleştirerek onun değersizleştirmesini önemsiz yapmaya çalışırlar. Narsisistiklerde bilinçli ya da bilinçsiz haset dikkati çekecek kadar ön plandadır. Başka birinin iyi ve başarılı olması kendi yetersizlik duygularını tetiklediği için rahatsızlık yaratır. Narsisistik birinin yanında başka biri hakkında iyi bir şey söylendiğinde kendisini huzursuz hisseder. Bizim kültürümüzde biri hakkında iyi bir şey söyleneceği zaman “Sizden iyi olmasın.” diye bir giriş yapılması belki de çeşitli zamanlarda narsisistik kişilerin duyduğu rahatsızlığın fark edilmesinden kaynaklanmıştır. Narsisistikler başkalarının durumunu ve duygularını önemsemeksizin, onlardan  ilgi ve hayranlık almak konusunda doymak bilmez bir açgözlülük sergilerler. Sürekli onay ve hayranlık beklentisi içinde olurlar. Başkalarının zamanını, meşguliyetlerini dikkate almazlar. Olaylardaki kendi paylarını abartmak yanında başkalarını başarıları ve fikirlerini de sahiplenirler. Bu bazen çok bilinen bir olayı kendi başlarından geçmiş gibi anlatmalarına neden olur.  Hatta kendilerini bir fıkranın kahramanı dahi yapabilirler. Başkalarının ilgisini ve zamanını sömürme  onların çeşitli olanaklarından yararlanma eğilimleri vardır. Bu tutumları başkalarının da kendisini önemsediği ve hak tanıdığı hissini verdiği için kendilerini daha değerli hissetmelerine hizmet eder. Temel ego durumları: kronik boşluk duygusu, öğrenme kapasitesi yoksunluğu, izolasyon hissi, uyaran açlığı ve hayatın anlamsızlığı ile ilgili yaygın duygulardır.

Değer sistemleri yetişkinden ziyade çocuğunki gibidir. Fiziksel güzelliğe, güce, paraya ve diğerlerinin takdirine yetenek, başarı, sorumluluk ve ideallere duyulan ilgiden daha çok önem verirler. Kaliteli ve özgün giyinmeye dikkat ederler. Giyimlerinde ve tavırlarında farklılıklarını gösteren çeşitli özellikler bulunur. Histrioniklerin renkli ve abartılı dikkat çekici giyim tarzlarından farklı olarak genellikle daha sade ve kaliteli giyinmeye özen gösterirler. Sözgelimi küçük bir aksesuar, az bulunan bir kravat, fular ya da egzotik bir takı gibi, farklılıklarını gösteren çeşitli özellikler bulunur. Yaygın ve çok bilinen markalar giymezler. Paraları varsa özel terzilere diktirirler ya da iyi ama yaygın olarak tercih edilmeyen şeyleri seçerler. Özgün ve farklı olma, sıradan ve basit olandan uzak hissetmeye çabalama bir çok alanda kendini gösterir. Mümkünse çok özel ve herkesin anlamadığını düşündükleri entelektüel uğraşları olur. Herkesin beğendiği çok satan kitapları okumaz, ödül almış filmlere gitmezler. Kibirlidirler. Karşısındakileri genellikle küçümseyen ve büyüklenen bir biçimde konuşurlar.Görünürde büyüklük duygusu taşır, kendine yeterli görünür ve başarı ile ilgili fantezilerle uğraşır; gizli düzlemde ise  kendinden kuşku duyar, değersizlik hisseder, kırılgandır, eleştirilere aşırı duyarlıdır. Bach, narsisistiğin bir yanda kırılganlık ve güçsüzlük öte yanda büyüklük şeklindeki kendilik bölünmesi olduğunu belirtir. Yüzeyde,  dünyada sanki herkesten üstünmüş gibi davranırlar. Buna karşılık altta değersiz, horlanan bir kendilik bulunur. Özellikle üzüntü, kızgınlık ve utançla ilgili toleranslarının düşüklüğü nedeniyle kendiliğin küçümsenme temaları bastırılırken yüceltici  anıları veya gelecek fantezileri desteklenir. Olumsuz duyguların ortadan kalkması uzun zaman alır. Daha sonra hedonik bir evreye dönmek için aşırı talepkar olur ve ne pahasına olursa olsun bunu hakettiğini düşünürler.

Yazmaya on beş yaşımda şiirle başladım. Bu şiirler, ilk gençliğimin romantik tepkileriydi. Daha sonraları yalnızca kalemin ve dilin değil, bir alan olarak kâğıdın da imkânlarını sonuna kadar kullanmaya gayret ettim. İnsanın sözcükle her şeye ulaşabileceğini düşünen bir insanım. Çünkü söz yoksa insanı bir araya getiren bir şey de yok. Bir yerimiz varsa bu dünyada, o da birbirimizin sesini duymamız gerektiği inancındayım. O yüzden hayatımızdan sanat ve edebiyat eksik olmasın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir