Annesinin Kucağında Bebeği Kundağında: Ünzile

Nerede hikâyesi olan bir şarkı görsem ona kayar yüreğim, hikâyesi şarkıda saklı olduğu için anlatmayacağım ayrıca hikâyesini fakat yine de üzerine biraz konuşmak isterim. Yadsınamaz gerçeklerimiz var ne yazık ki, inkar edemeyeceğimiz acılarımız, görmek, duymak istemesek de bir yerlerde sürekli yaşanan olaylarımız var. Doğu’nun mesela çocuk gelin gerçeği, akıllara sığmayan başlık parası ananesi, evlere sığmayacak kadar çocuk, yoksulluk… Sadece Türkiye’nin de değil İran’ın, Hindistan’ın, Nijerya’nın… Kanayan yarası, dünyamızın kanayan yarası…

Yüreğime öyle dokunan bir konu ki ne kelimelere sığdırabilirim ne kelimeler kabul eder onları, anlatmak için sıraya dizilmeyi. Henüz çocuk olmaya adapte olamamış, çocukluğunu yaşayamamış bir insanın anne olma fikri bile ne kadar korkunç değil mi?.. Bu konuya “23 Nisan” isimli şiirimde şöyle bir kıta ayırmıştım:
Annesinin kucağında, bebeği kundağında
9’unda Hindistan, 10 yaşında İran’da
Oyun nedir hiç bilmez, pencerede düşünür
Bir çocuk, sabahleyin sessizce gömülür
Bir çocuk öldüğünde, toprak göğe öykünür…

Victor Hugo’nun “Taze bir gonca iken gül dalında solmaz mı?” dizesi gelir aklıma bu konuyu her düşündüğümde. Sonra Adil Erdem Bayazıt konuya “Bazen ölüm vardır/Ölümden önce gelir” diye giriş yapar. Üzerine ne benim söz söylemeye dilim varır ne okumaya sizin gönlünüz varır.

Biliyorum biraz içinizi kararttım keyfinizi kaçırdım bugün ama oturduğumuz yerler bizi rahatsız etmedikçe düzelmeyecek düzeltemeyeceğiz… Size şarkı önerisiyle geldim ama asıl niyetim sizi huzursuz etmek, gönüllerinizin, vicdanlarınızın kısılmış seslerini açmaktı. Huzursuz dinlemeler diliyorum bugün size, uykusuz geceler…

Bir gül gibi al ve narin
Bir su gibi saydam ve sakin
Susar kadın
Ünzile…

 

 

 

 

https://www.youtube.com/watch?v=DmvfQOJtiOE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir