İstanbul’un Mavisi

Nereye bir rüzgâr esse oraya çarpıyorum. Durmuyor içimdeki heyecan gökyüzündeki yıldızlar gibi neşeleniyorum. Ah kalbim! O kadar merhametli ki yağmur bulutlarını bile yere yavaşça indiriyor üstüme sıçramasın diye. Bir falezin kenarında durup “Hey! burdayım baksana bana” diyebilmek kadar özgürce yaşıyorum bu dünyayı. Taşın üstünde bir taş bırakmadan küçükken hep beraber oynadığımız oyunlara “ bana da öğretir misin?” der gibi sırtıma kadar uzanan bu saçlarımı örerek oyunuma devam ediyorum.

Emek Ver!

Küçükken hiç sorumluluğumuz yoktu. O kadar mutluyduk ki akşam eve girmek istemezdik. Şimdilerde gözü yaşlı birçok insan görüyorum sokak ve caddelerde. Garip ve masum bir nefes alıyorum. Sırlı tuğlalarda yaşamış insanlarla anılarını paylaşıyoruz. Bu sefer bir kılıç ustasının o kılıcı kılıç yapana kadar verdiği emeği konuşuyoruz. Günümüz aydın olsun ustam! Kılıcın keskin duan kabul olsun.

Gelirken Ustanın Kim Olduğunu Sormayı Unutma!

Sığamıyorum bu mekâna. Ustam derdi ki “yaptığın iş kendineyse öğrendiğin başkasına”. Her hâlime şükrediyorum böyle bir zamanda böyle bir ustam var. Yaptığın iş evde, okulda yani günlük hayatta uğraştıklarındı. Öğrendiğin başkasına ise işin ustası olduktan sonra anlattıkların… Çırak olmak zor değil ki ustan insan gibi olduktan sonra… Demiri sert döversen, demirin sana vereceği cevap “canım yanıyor” yavaş yaparsan da aynı. Kısaca demirle geçinmek kolay iş değil. Güzel davranacaksın işine. Güzellik işinin başarılı olmasına sebeptir. İşini güzel yaparsan bereketi bol olur. İnsanlardan takdirin eksik olmaz. Tüm aynalarda vicdanın seninle yüzleşmek için sırasını beklemek zorunda kalmaz.

Akşam Olunca Mavi’de buluşalım.

Gazetelerde adını okudum. Bir müziğin notasını hissedince fonu kimin yaptığını merak edersin ya bende nerelere imza attığını merak ediyorum. Acaba bu şirince insan nelere imza attı? Bir tebessüm istiyorum senden. Aniden kaybolma dünyadan. İçimize karış biraz. Yok deme! Papatyalarla çekindiğin fotoğrafı galerime kaydettim. Hayatıma bir renk gerekiyordu, ben de düşündüm papatyaları ne kadar çok sevdiğini hatırladım. Sonra güzel bir söz yazıp armağan ettim uzaktan yakına. Hani, “Albino umutlar” diye bir kitap yazmıştın, siyah bir kabı ve içinde benden bir parça sevgi vardı. Hatırladın mı? Duygusal davranmıyorum hemen panik olma. Yunus gibi yaşıyorum da ondan bu hissiyatım. Sırra ermek üzere gelen ben,  yolları açmaya gelen ben, işini düzgün yapmayı öğren diyen ben, kara kaplı kitabın olsun da defterin olmasın diyen ben.

Özetle; Seninle bir gün bir yerde karşılaşırsak çadırını kurup benimle dağların yamacına doğru yürümeni isterim. Yanımda bulunduğun zaman mavi saçlarının geceye selam vermesiyle ve kalbinden geçeni yazarken sevdiğin bir şairden şiir okumanı istiyorum. Yeşil, mavi ve semaverin karşısında bana aklından geçeni anlat yeter. Tabii sen de istiyorsan… Umarım beni anlıyor ve seviyorsundur. Çünkü bu gözlere kocaman bir yürek yakışır! Adıyla ve mavisiyle… Neyse ki, her zaman ki yerde buluşuyoruz. Sosyal ağlarda. Olsun bu da muhteşem. Kız kulesine benzer gülüşünle…  Ne yazayım artık bilemedim…  Sonra yine görüşürüz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir