Gençlik Tutkusuna Dair

Oysaki anneannelerimizin, dedelerimizin gençliğinde bunlar mı vardı? Koyunları, davarları ‘’tek tıkla’’ gütmek… ‘’Tek tuşla’’ su kuyusundan su çekmek…

‘’Ah, gençliğimdeki ben olsam! Neler yapardım, neler…’’ der anneannelerimiz babaannelerimiz. Bir de gençlik diye yanıp tutuşurlar. Ne varmış bu gençlikte? Biz de genciz. Bir elimiz balda bir elimiz kaymakta. İstediğimiz her şey hemencecik önümüzde.

Teknolojide de vardır dünyaları kapına kadar getirmene yardımcı olan. Japonya’da hangi deprem olmuş, Amerika’da hangi fırtına olup bitmiş ‘’tek tuşla’’ anında haberin olur.

Oysaki anneannelerimizin, dedelerimizin gençliğinde bunlar mı vardı? Koyunları, davarları ‘’tek tıkla’’ gütmek… ‘’Tek tuşla’’ su kuyusundan su çekmek… Bizler ayağa kalkıp da su almaya üşendiğimiz şu günlerde onlar boylarından büyük işlere göğüs gerdiler. O küçük yaşlarına rağmen kocaman merhametli kalplere sahip oldular. El ele tutuşup tüm dünya işlerinin üstesinden geldiler. Onlar gençti.

 Ya biz, biz genç miyiz peki? Hemen her odada büyük biraderin bizleri izlediğini hissediyormuşçasına yaşıyoruz hatta bıraksak düdüğünü öttürüp bize hesap soracak. Acaba böylesine diken üstünde oturmak mı bizim gençliğimiz?

Belki de şu ‘’meçhul gençlerin’’ yanına uğramak lazım. Albümleri karıştırmak, bu meçhullerin nasıl genç olduğunu öğrenmek zamanı geldi. Fotoğraflar ardı ardına sıralanıyor. Bakıyorsun bıyıkları yeni terlemiş, tel tel yiyen gençler; bir bakıyorsun radyosu elinde çayırda oturan gençler görüyorsun. Sonra gözlerin, onların gözlerine takılı kalıp onların gözlerinden kalplerine ulaşıyorsun. Kalplerindeki gençlik tutkusuna… Gençlik kıpırtısıyla birlikte gelen ilk tecrübeleri görüyorsun. Okuyamadıklarını, çalışmak zorunda olduklarını, hayvanlara bakmak ya da çiftlikte çalışırken yanmış olan ten renklerini gözlemliyorsun. Belki de çeşme başında karşılaşılan yârilerin sevgisini sıcacık gülümsemeyle karşılıyorsun. Yine çeşme başında bulunan o beyaz mendilin saf ve temizliğini okuyorsun onların gözünde. Ayrıca küçük yaşta hayatın ıstırabını görmüş, tüm hayatları boyunca babasıyla göz göze gelmekten korkan, annesiyle iki kelam edemeyen gençleri selamlıyorsun yine onların gözlerinde.

İşte o vakit anlıyoruz ki onlar, o meçhul gençler, gençliği dibine kadar yaşamışlar. En önemlisi de kalplerinde hissederek…

Onlar biliyorlar ki zamane gençleri tek tuşla yitiriyor gençliklerini, kendi tecrübe edindikleri duyguları yaşayamadıklarını düşünerek. Diyorlar ki ‘’Ah, ben bir genç olsaydım!’’ İşte buradan geliyor onların genç olmayı istemeleri. Sonradan da ekliyorlar, sadece fiziken yaşlandıklarını, kalben hâlâ genç olduklarını kanıtlayan şu sözleri sarf ederken: ‘’Neler yapardım, neler?’’