18.5 C
İstanbul
Salı, Eylül 27, 2022

Geçmişten Geleceğe Bırakılan Not: Otomatik Portakal

Not 1: Yazıda romanın kısa bir özeti verilmiştir.

Not 2: Yazıya niçin bu başlığı seçtiğimden kısaca bahsetmek istiyorum. Malumunuz bugün bütün dünyaya yayılan bir virüs salgınıyla mücadele ediyoruz. Virüsle ilgili birçok spekülasyon var. Bazı insanlar virüsün tabii yollarla değil insanların üretimiyle ortaya çıktığını iddia ediyorlar. Ve bu virüsü üreten insanların (şirketler, milyarderler, devletler vs.) dünyadaki insanları kolayca yönetebilmek ve yönlendirebilmek için bazı yollara başvuracaklarını ileri sürüyorlar. Eğer böyle bir şey gerçekleşirse buna benzer düşüncelerin daha 1960’larda (romandaki olayların yaşandığı yıllar) insanlar tarafından düşünüldüğünü ve dillendirildiğini görünce hayret edeceğinize eminim. İnsanları yönlendirmek için kafalarının içine bir çip yerleştirme düşüncesinin Black Mirror dizisinde de işlendiğini kısaca belirtmek isterim.

Kitabın ismi ilk anda Charlie Chaplin’in “Modern Zamanlar” filmiyle benzer bir konuyu işlediği düşüncesini uyandırdı bende. Ancak kitabın ilk sayfasından itibaren fena halde yanıldığımı anladım. Elimdeki kitap modern zamanlarda yazılmış bir “picaro romanı”ydı. (Başkahramanı bir serseri olan, modern romana geçişte bir basamak olarak kabul edilen, 16. yüzyılda çokça yazılmış bir roman türü.) Ancak roman ilerledikçe postmodernist unsurların da ustalıkla kullanıldığını fark ettim. Postmodernist romanlarda  çokça tercih edilen bir teknik olan “üstkurmaca tekniği” (oyun içinde oyun, romanın yazılma sürecinin esere dahil edilmesi) güzel bir şekilde kullanılmıştı. Yazar esere kendini ve eserin yazılma sürecini de dahil etmişti. (F. Alexander adıyla romanda iki bölümde geçmekte.) Romanın ismiyle ilgili zihnimde uyanan çağrışım romanın ilerleyen bölümlerinde kendini gösterdi. Aslında yazar, Otomatik Portakal’ı tam da düşündüğüm gibi, Modern Zamanlar’ın konusuna uygun, bir roman olarak kurgulamıştı. Ama bahsettiğim gibi postmodernizm etkisindeki romanlarda oyun içinde oyun çokça tercih edilir. Bu yüzden bu tekniğin gerektirdiği gibi kurgu girift ve oldukça karmaşıktır. Romanda işlenen esas konu oldukça farklıdır.

Roman birinci şahıs anlatıcı (kahraman bakış açısı) tarafından bizlere sunulmuştur. Eserin başından sonuna kadar argolu bir dil tercih edilmiştir. Başkahramanımız Alex türlü serseriliklerini ilk sayfadan itibaren sıralamaya başlar. 1960’lı yılların İngiltere’sinde geçen olaylarda Alex’e üç arkadaşı -Georgie, Pete, Aptalof- eşlik etmektedir. Yaşlıları sebepsiz yere dövmek, iş yerlerini basıp soygun yapmak, geceleyin evlere gasp ve tecavüz için musallat olmak, 10 yaşındaki küçücük kızlara tecavüz etmek vb. bir sürü kötülük bu ekibin (bu çetenin üyeleri henüz 15 yaşlarındaki çocuklardır) elinden çıkmış adiliklerden sadece birkaçı. Ve bu çocuklar suçları işlerken son derece mutluluk duymakta, büyük bir zevkle bu suçları işlemektedirler. Bir gün yine bir eve girdiklerinde grup içindeki ihtilaf Alex’e pahalıya patlar. Alex girdikleri “Köşk’te” arkadaşlarının ihanetine uğrayıp suçüstü yakalanır. Yaşlı bir kadını öldürmüştür. Polis Alex’i karakola götürür ve Alex’in çileli günleri başlar. 14 yıl hapse mahkum edilir. Orada da rahat durmaz. Bir gün hükümet suçluların topluma kazandırılması için bir program uygulamaya başlar. Bu programın ismi Ludvıco Yöntemi’dir. İlk kobay ise haşarı Alex olur. Alex’i bir hastaneye götürürler. Tedavi kısa sürede tamamlanır. Alex artık Otomatik Portakal olmuştur. Kötülük yapmak isteyince vücudu, tabiri caizse, error vermektedir. Artık seçim hakkı olmayan bir köle haline gelmiştir. Ailesi de geçmişinden dolayı onu dışlamıştır. Yersiz yurtsuz dolaşırken tekrar yazarla karşılaşır. Yazarın arkadaşları onu hükümete karşı kullanırlar. Alex, nihayet intihar eder ama ölmez. Hastanedeki tedaviden sonra tekrar normale döner. Artık Otomatik Portakal değildir. Yine bir çeteye dahil olur. Eskisi gibi hikayelerini bize aktarmaya devam eder. Ama bir süre sonra bu hayatın anlamsızlığını anlar ve iyi bir insan gibi yaşamanın yollarını düşünür. Zihninde bu fikirlerle ilk işi kendine bir eş adayı bulmak olacaktır. Ama Alex, bizi bu maceralarına ortak etmez ve hatıralarını burada noktalar.

Tabii, bu yazdıklarım romanın basit bir özetiydi. Önemli olan romanın sorguladığı düzen ve düzenle ilgili verdiği mesajlar. Düzeni gençler üzerinden bir sorgulamaya tabi tutan yazar; insanların makineleştirilmesine, birey olma özelliğinden soyutlanıp tekdüze davranışlar sergileyen bir kitle haline sokulmasına keskin kalemiyle karşı koymaya çalışmaktadır.

Related Articles

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Bir yorum girin
Adınız

- Advertisement -spot_img

Latest Articles