Melankoli, egoizmin düŠhalidir.
-Emil Michel Cioran

YaratıcılıÄın kaynaklarından biri olarak görülen melankolik tavır, psikolojik anlamda kaçıŠve kayıp sadeliÄiyle karÅılanabilir. Bunu temellendirmek maksadıyla konuya psikolojik ve antropolojik pencereden iki bakıÅla yönelmemiz mümkündür. İlki Freud’un analizlerinde beliren “kayıp nesneâ, ikincisi Canetti’nin “kaçıÅâ deÄerlendirmesini besleyen çıkıÅsızlıktır. Ãncelikle de melankoli hastalıÄı ile melankolik mizacı bir birinden ayıran Teber’in tespitine kulak vermek gerekir. Yoksa aradıÄımız bedensel bir rahatsızlıkla yaratıcılık ilgisi kurmak zorunluluÄuna dönüÅür:
“DoÄaları gereÄi melankolik mizaçta olanlarda (da) zaman zaman bazı has talik belirtileri görülse de, bunlar temelde hasta deÄillerdir. Sıradan insanlarda daha çok melankoli hastalıÄı görülür. Buna karÅın melankolik mizaç/ kiÅilik yaratıcıdır. Bu mizaçta görülen ruhsal acı, korku duygusu, bilgeliÄin uzantısıdır. Bunlar, özgün bir ahlâk ve özünde haklı çıkmıŠtutkulu bir güçle heyecanlanma ve öfkelenme yeteneÄindeki insanlardır.â
Antik çaÄdan bu yana ciddi bir hastalık olarak görülen, Åiddetli öfke nöbetleriyle birleÅtirilen melankoli, ruhsal bir kararma hâli anlamıyla karÅılanmaktadır. Bedensel olarak ise kanın ve safranın toplanmasıyla oluÅan ve safranın suyunun acılaÅması ve hatta zehir niteliÄine dönüÅmesiyle teÅhis edilen bir hastalıktır. Melankolinin öncelikle bir hastalık belirtisi olduÄu, sonrasında derin düÅünce ve daha çok bireyde yaÅanan derin korkuya dayalı olumsuz fikirler içerdiÄi İbn-i Sina ve Aristo gibi bilginler tarafından söylenmiÅtir.
Onlar, kavramı mizaçla açıklamıÅlardır. İslam düÅünürleri, bunu vücudun “dört suyuk”undan birinin zayıflaması olarak kabul etmiÅlerdir. Bu konuda önemli bir çalıÅma olan Melankoli “Normal Bir Anomali “de Serol Teber, Åöyle bir tanımla onu çevreler:
“Melankoli, dünyaya gelmesine ‘fırlatılıp atılmıÅlıÄa’ bir türlü anlam veremeyen dünya ve diÄer insanlarla iliÅkilerini sürekli sorgulayan ve bütün bunlardan acı çeken, korkan, varoluÅ konumundan sürekli güvensizlik duyan, bir türlü kendisi olamadıÄını duyumsayan ve düÅünen insanın durumu, özgün bir psiÅik yaÅantıdır.â
Freud, melankolinin ‘yas’la iliÅkisinin uzak oluÅuna deÄindikten sonra kaybın ne olduÄuna dair bilinçte meydana gelen bir sıkıntıdan söz eder. Devamında sevgi nesnesine aslında ulaÅmamıŠlibidonun var diye kabul ettiÄi kendine dönük, regressif bir yön görür. Melankoli, Freud’a göre, kayıp zannedilen nesneye verilmiÅ tepkidir. Bir baÅka deyiÅle kiÅinin kendine benzer görmek istediÄi bir baÅka Åeye duygusal yatırım yapması ve onun kaybıyla ortaya çıkan yıkımıdır. Freud, “Melankolide yoksullaÅan ve boÅalan egodur.” saptamasıyla kaybolmuÅ bir nesnenin egonun içinde tekrar kurulduÄu analizine doÄru gider. Sanatın da bu aÅamada, anlattıÄı bireyi bir içe dönüÅle veya iç selleÅtirdiÄini dıŠdünyada görememenin endiÅesiyle ifadeye döktüÄü söylenebilir. Yerine konan ya kederli bir dünya veya tam zıddı hedonizm olacaktır. Burada bir çeÅit narsizm olduÄu da gözden kaçmayacaktır. Ãünkü sanatçı bizzat kendisinde eksik olanı aramaktadır.
Antropolojik bir kalkıŠnoktasıyla mani ve melankoliyi histerinin uzantısında irdeleyen Canetti’nin yaklaÅımındaki arketipsel çizgi ise bize Åunu söyler. İnsan ve av iliÅkisinde avlananın dönüÅümleri, aslında bir dizi kaçıÅtır ve bunun Åiddeti histeriye yol açar:
“KaçıŠdönüÅümleri yararsız oldukları hissedildiÄi için terk edilince melankoli baÅlar. Melankoli durumundaki bir kiÅi kovalamacanın bittiÄini ve çoktan ele geçirildiÄini hisseder. Kaçamaz, yeni metamorfozlar bulamaz. GiriÅimde bulunduÄu her Åey boÅa çıkar; kaderine razı olur ve kendisini bir av olarak görür; önce bir av olarak, sonra yemek olarak ve son olarak da leÅ ya da dıÅkı olarak. Kendi kiÅiliÄini giderek daha deÄersiz kılan kıymetten düÅme süreci mecazi olarak suçluluk duygusu diye ifade edilir. (â¦) Melankolik insan yemek yemek istemez ve yemeÄi reddetme gerekçesi olarak da bunu hak etmediÄini söyleyebilir. Ama asıl neden kendisini yenmiÅ hissetmesidir; yemeye zorlanırsa bunu hatırlar.