Yıl 2021. Biz hala kibirden arınamıyoruz. Hala bir “üstten bakma” çabası içerisindeyiz. Çoğumuz da eşit ve hoşgörülü olduğunu düşünürken bu hareketi yapıyor. Sanki sürekli kendimizi bir şeyleri eleştirmek zorundaymış gibi hissediyoruz. Sosyal medya platformlarında da popüler başlıklar arasında bu konu var. Hatta bazen bu hareketlerin adına sayfalar bile açılıyor. Daha kendi hayatımızın bile yönetimini yapamazken, başka insanların hayatlarını karalama kampanyalarında başrolde oluyoruz. İnsanların kendi hayatlarını bir nebze olsun sevebilmek, güzelleştirebilmek için yaptıkları çay, kahve sunumlarını eleştiriyor, evlerine kendi zevklerine göre aldıkları eşyalara iğreti ile bakabiliyoruz. Benzer bir tepki ile karşılaştığımızda ise hemen alınıyor, kırılıyoruz. Peki biz alındığımız, kırıldığımız hareketleri neden başkalarına yapıyoruz?

Bana göre bu sorunun cevabı kendi iç dünyamızda olan huzursuzluklarımız. Dışımız her ne kadar mutlu olduğumuzu ifade etse de içimizde bir yerlerde belki de sevilmemenin, önemsenmemenin, verilen değerin karşılığını alamamaktan doğan kıskançlıklar yatıyor. Oysaki bu duyguların en çok bizi yıprattığının farkına genel olarak çok geç varıyoruz. Güncel dünyamıza baktığımızda bu ve benzer davranışlara gün içerisinde en çok kullandığımız sosyal medya platformlarında, internette belki de arkadaşlarımızla olan konuşmalarımızda sıklıkla rastlayabiliyoruz. Bazen birisinin başarısızlığı, kötü durumda kalması bizi mutlu ederken, bir başka kişinin birikimi, işi, başarısı, yükselişi bizim günlerce kendimizi üzmemize sebep olabiliyor. Oysa biz bu davranışlara, düşüncelere sahipken en çok da insani benliğimizden, özümüzden uzaklaşıyoruz.

Yüzyıllardır Türk kimliği en merhametli, en vicdanlı kimlikler arasında yer alırken son zamanlarda bu kimliklerimizden ne kadar uzaklaştığımızı görmek için bir haber kanalı, bir gazete açmak yeterli oluyor. Özümüze dönebilmek için bir an önce kınama, aşağılama davranışlarımızı saygı duyma, empati yapma gibi davranışlarla değiştirmemiz gerekiyor. Biz alt nesillerimize üstten bakma davranışlarımızı aşılamaya devam ettiğimiz sürece yıllar sonra bizi biz eden kimliklerimizden hiçbir zerre kalmayabilir. Unutmayın
“Bir şeyler değiştirmek isteyen insan önce kendinden başlamalıdır (SOKRATES)”.

Konuya farklı bir açıdan daha bakmak isterseniz Sevim KEBELİ ve Murat Umut İNAN’ın konu ile alakalı yazmış oldukları “GELİN EVİ’NİN KADINLARI: TÜRKİYE’DEKİ TOPLUMSAL CİNSİYET ROLLERİNİN MEDYADAKİ TEMSİLİ” adlı aşağıda linki bulunan makaleye de bakmanızı öneririm.

https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/961388

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir