Nehirkent: Adalet İçin Mücadele Etmek

O dönemin toplum sistemi bizi bir birlik olmaya itti. Zorbalara, haksızlıklara, kaybedişlere karşı duracak bir birlik. Henüz küçük olduğumuzdan vasfımıza uygun bir sıfat bulduk kendimize; Yavru Kurtlar. Biz, insanları dalayan ısırganlara, sinsi hırsızlara, bir arkadaşımıza sözlü yada fiili saldırıda bulunan zorbalara karşı nice cephelerde mevzi alıp savaştık. Kah sopalarımızla, kah sözlerimizle, kah kaçarak verdik bu mücadeleyi. Kaçmak bir mücadele ya da savaş mıdır demeyin sakın! Zira karşı taraf kalabalıksa ve stratejik bir üstünlüğe sahipse kaçıp onlardan kurtulmakta bizim tarafımızdan başarı onların tarafından başarısızlık olması hasebiyle bir zaferdi. En azından biz öyle düşünürdük. Adalet için savaşırdık kısacası. Her ne kadar adalet kavramı kafamızda tam şekillenmemişse de bir gururumuz vardı. Onu çiğnemek adaleti yıkmak demekti bizim için. Arkadaşımıza da yapılsa savunurduk.

Adalet demişken, mesela o zamanlar sizden büyük bir kişiyle taso oynarken kazanıp her şeyini keyerseniz, o büyük olan rakip size sitem edip, “Sen kimi keyiyorsun abisi? Yarın gel tekrar oynayacağız,” deyip tasolarını geri alması adalete uygun bir davranıştı. Çünkü o büyüktü, bir çok imtiyaza sahipti. Yine bakıyorum mesela küçüklerin toplu olarak oynanılan oyunlarda fasulye olması da adaletin bir getirisiydi. Böylece onlar hiç ebe olmayıp daima oyunda kalırlardı. Büyüklere saygı küçüklere sevgi buydu işte. Adalet buydu..!

Savaşlarımız demiştim, üç yavru kurt olarak verdiğimiz savaşlar. Bunlardan biri Büyük İskenderiye Harbi mesela. Dört büyük mahalleliye karşı göğüslerimizi gere gere verdiğimiz bu savaş bir hakaret ve bir sömürü girişiminden çıkmıştı. Bir diğer mücadelemiz ise 2. Park Hattı’ydı. O gün aramızda dördüncü bir kurt vardı. Bilmeyerek sınırları ihlal etmiş ve rakipleri üstümüze çekmişti. Şimdi düşünüyorum da büyük mücadeleydi. Sinsi kurtla beraber 9 süvari birlikten, gördüğümüz küçük bir hataları üzerine müthiş bir stratejiyle kurtulmuştuk. Bu ve daha bunun gibi bir çok mücadelemiz olmuştu. İnandığımız adalet uğruna. Üç kişiydik, üç yavru kurttuk; Usta kurt, Sinsi kurt ve ben, Obur kurt.

Gizlilik üzere yemin ettiğimizi hatırlamıyorum ama yine de kimseye söylemedik kurduğumuz bu cemiyeti. Bu yüzden şimdi de kimliklerimizi açıklamayacağım. Israr etmeyin yani. Nehirkent’te kurulan bu cemiyetin daha birçok macerası vardır. Belki sonra bir tane daha anlatırım size. O zamana kadar siz siz olun iyi ve hoşçakalın.

Sakarya'da oturuyorum İstanbul'da okuyorum. Okurum umarım bir gün yazar da olurum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir