25.1 C
İstanbul
Cumartesi, Temmuz 4, 2026

Filistin Şiirleri |1| Şiirsin Bilmiyorlar

Bakma bana öyle puslu puslu
Göğsümün kapanmayan yarası
Düşlerimin ufuksuz deryası
Mazimin dinmeyen yası
Bakma bana öyle puslu puslu
Göğsümün kapanmayan yarası

Adını zikretmeyeceğim alenen
Adın hicranın diğer adıdır ey yâr
Kaderde intizar, üstünde nazarlar var
Harap oldu evlerin, bahçelerin tarumar
Sana uzanan yolda son nefesim bahtiyâr
Adını zikretmeyeceğim alenen
Adın hicranın diğer adıdır ey yâr

Gecelerime düşen sisli mehtap gibisin
Uçsuz sahralarda susamış serap gibisin
Gözümün önündeyken gözden ırak gibisin
Visale ermeyecek sonsuz firak gibisin
Canıma kast eden gizli tuzak gibisin
Gecelerime düşen sisli mehtap gibisin
Uçsuz sahralarda susamış serap gibisin

Fecrin karanlığına düşen aksın
Batıl savaşadursun sen haksın
Akvamın yöneldiği yüce âfaksın
Yeryüzüne anasın hem eşfaksın
Zapt edemediğim iştiyaksın
Fecrin karanlığına düşen aksın
Batıl savaşadursun sen haksın

Seni şehir sanıyorlar, şiirsin bilmiyorlar
Mücella çehreni; körler, göremiyorlar
Adını anacağım infilak edecek cümlelerim
Lal olurum da yine seni hecelerim
Ku-düs Ku-düs! Benim güzel sevgilim..
Seni şehir sanıyorlar şiirsin bilmiyorlar
Mücella çehreni; körler, göremiyorlar

Kudüs

Çok İyi Biliyorum

En karmaşık gülüşlerimin dahi tadı kaçtı
Şişti gözlerim sonra başım
Şişirmişim kendimi umutla
Bazen sönse diyorum son ışıkta
Sesli harfler sessizleşti hücrelerimde
Güzel benzetmeler dahi benzetemedi güzele
Hıçkırıklar bir boğulmaya dönüştü
İçimdeki bergüzar gitgide neye dönmüştü
Ellerim hep yanağımda durdu
Cesurca sırılsıklam beş kardeş oturdu
Sızlayıp inledi gizli isyanım
Çekilip tükendi apaçık bir yanım
Göğsüm darala darala genişledi
Bunu böyle bilme, doğrusu
Göğsüm darıla darıla genişledi
Kirpiklerimi bulamıyorum göz kapaklarımda
Islanmak için ağlamaya mı gittiler yoksa
Hiçbir yerim ağrımıyor
Hiçbir yerim yok da ondan -kimse- acımıyor
Yeni yeni fırtınalar yaratıyorum
Aynen(!) başka işim olmadığından boş duramıyorum
Dalgaya alınmayayım ama her dalgaya kafa tutayım
Neyi istediğimi çok iyi biliyorum
Canımı yakan da bu ya, çok iyi biliyorum

Armağan

Gel seninle bulutlara taşalım
Gökyüzünü avuçlayalım
Kana kana içelim mavilikleri
Kocaman elli nehirleri seyre dalalım
Olmadı hayallerimize dalalım
Birkaç kuru beklenti bile yorar insanı
Gözlerini kapat ve geleceğe fısılda…

Hüznü andıran bir turuncudur günün bitişi
Gün batımı bizim olmasın…
Güneşin bütün zarafeti
Bütün hazırlıklarıyla kuşanmış
Gün doğumu bizim olsun
Telaşlarımızı arındırsın üzerimizden
Yeniden heyecanlı, ürkek…
İçimizin yeniden doğuşu olsun
Yak gemini, boşalt yükünü
Doldur heybeni inançla
Savrulalım rüzgarlara sevinçle…

Ah doludizgin yağmurlara tutulmuş gönül
Ardında kaç umut biriktirdin olmayasıya
Kaç sardunya diktin satırlarına
İlmek ilmek kaç düşünceli gecen geçti
Kaç yıldız kaydırdın şu deli yüreğe
Yandın kavruldun, bıçaklar açmadı ağzını
Hamdın yoğruldun, acınla kavruldun
Koca bir okyanusu daha aştın o gücünle…

Ey güzel insan;
Hayatın bütün güzelliklerini sana armağan ettim
Sev, koru, besle, sağlıcakla kal isterim

Sen Gelince

Hafif bir rüzgâr okşadı tenimi
Saçlarım özgürlüğünü ilan etti,
Rüzgâra karşı
Üstümde ipek bir elbise
Başımda hasır bir şapka
Bekliyorum seni

Kuşlar uçuşuyor gök kubbede
Güneş göz kırpıyor beyaz adalardan
Deniz sakin bugün
Sanki yanından geçenleri dinliyor
Yârenlik ediyor

Daha sen gelmeden önce
Kokunu getirdi rüzgâr
Doyasıya çektim içime
Ruhum, nefes aldı

Yürüdün bana doğru
Yüzünde efsunlu bir tebessüm
Sen yaklaştıkça bana
Yürüdü güller yanağıma
Kalbim sana doğru koşmaya başladı

Buluştu gözlerimiz
Ah o gözlerin!
Gözlerin ki ruhumda alev
Gözlerin ki yüzümde tebessüm
Ve gözlerin canıma can

Sen gelince,
Güneş doğdu ruhumun gecesine
Bahar geldi ömrümün kışına
Ve sevgili! Sen gelince
Aşk vurdu yüreğimin zarif kıyısına

Kime Anlatsam

Dün sana olan aşkımı anlattım semaya
Ve bulutlara anlattım seni.
Ondan mı gökyüzü parça parça,
Bulutlar lime lime ağlayıp haykırmakta?
Kime anlatayım hasretimi dayanacak kim var?

Dün kuşlar geldi dinlemek için
Ve börtü böcek.
Ondan mı kuşlar uçmaz, göç etmez,
Börtü böcek ısırmaz artık?
Kime anlatayım hasretimi dayanacak kim var?

Dün gece aya anlattım hasretimi
Ve yıldızlara anlattım seni.
Ondan mı ay yerini güneşe,
Yıldızlar teker teker kaymaya başladı?
Kime anlatayım hasretimi dayanacak kim var?

Dün sana olan hasretimi döktüm kağıda
Ve anlattım seni kaleme ve mürekkebe.
Ondan mı kağıt bitmez, sonu gelmez
Kalem ve mürekkep tükenemez oldu?
Benim hasretime, aşkıma ev sahibi oldu.

Hasretin lime lime etti kalbimi,
Aşkın parça parça etti bedenimi.
Gel artık ey yolların gözlediği Güzel
İyileştir şu nasır tutmuş kalbimi
Ve iyileştir senin için pul pul olmuş bedenimi.

Kalbin Karanfil Saati

Kokun olur mu üstüme sinen
Korkun olurdu -sanki- üstüne inen
Hançerden keskindir kara bakışları
Alınganlık uğruna kafa takışları
Öldürecek beni bir gün suskunun susuşu
Diriltecek beni ses-sizce kıyametin kopuşu
Sabit denizlerde alabora olmuş gemiyi
Bilmiyorsundur, ruhunda kayboluyorum
İstemez miyim demeyi
Unutup değil tutup getir-sen hayali
Gitgide yaklaşıyor kalbin karanfil saati

Yok ki dünyanın köşesi nereye kaçıyoruz
Belli belirsiz, temkinli bir çiçek gibi açıyoruz
Öğütledin kalbini dedin ki “Korun!”
Gel teslim ol, sev(in)direcek olan içindeki korun
Sor, zor ve kor gibisi bana karşı niyetin
Zamanında yer vermez mi çiçek medeniyetin
İçine dolan rayihaya açıp da kollarını
Kucaklamak için düşünmeden edemem yollarını
İstemez miyim çözmeyi
Unutup değil tutup getir-sen hayali
Gitgide yaklaşıyor kalbin karanfil saati

Olgunluğumuzdan duygulara sıkı yönetim(!)
Aklımı yitirecek, ulaşamadığın içimdeki (masumi)yetim!
Kalbin canıma mihenk taşı
Halin -göğsüme bastırdığım- sabır taşı
Hissin hissesi var hakikatten
Karış karış karışacağım bu münasebetten
Göz kırpardı bize leylakların ülfeti
Kızarır yüzünde umurlu külfeti
İstemez miyim sevmeyi
Unutup değil tutup getir-sen hayali
Gitgide yaklaşıyor kalbin karanfil saati

Eve Ekmek Götürmek Bir Lükstür

eve ekmek götürmek

seni öldürmek istiyorum abi
vallahi o kadar çok seviyorum işte

yayınevlerine pazarlanabilirmiş
müebbet kadar ağırlaşan ruhlarımız
sen söylediğinde inanabiliyorum tüm bu saçmalıklara
hem, dünya düzdür ve
mu kıtası aslında hiç var olmamıştır desen
ona da inanırım mesela
ne derler bilirsin:
oturulan masa inanmışlarla doludur

bir yazmak kaç yöne çekilebilirse
o kadar kaçıyorum politikadan
göndere çektiğim bir bayrağım yok
ki ölmeye dursam bu yalnızca annem için olur
çünkü hiçbir anne ölmemeli
bunu ninem gidince anladım

ve mutfaklar protestolara dahil değildir
-anneler de öyle-
bu yüzden gecenin ikisinde kalkıp
poğaça yapmaklı bir hayat sunuyorum sana
sabahına çay demlemeli, domates doğramalı
ancak biliyorsun
poğaçaların ve domateslerin gözünde
asgari ücret bir başkaldırıdır
kessen kan kırmızı akamaz, zaten kesemezsin de
bıçak bilemeğe asgari ücret dayanır mı ya

sen beni seçmezsen ben mahvolurum
beni seçersen de mahvolurum
ama bu sefer deriz ki beraber sting dinledik
ya da camel, her neyse
modernite tam bir fiyasko dostum

Senden Başka

İnan ki sevdiğim yalan bu
dünya
Yolcusunu kaybetmiş yolda
Kim sevmez öz yurdunda
İnan ki sevdiğim yalan bu dünya.

İnan ki sevgilim
Kimse yok içimde
Senden başka Senden başka
İnanmazsan da alırım başımı
Giderim uzaklara

Benden sana hâyır gelmez artık sevgilim
Unut artık beni
İnanmazsan da
Alırım başımı giderim uzaklara,
giderim uzaklara.

İnan ki sevgilim
Kimse yok yolumda
Senden başka senden başka
Yolcusunu kaybetmiş yolda
İnan ki sevdiğim kimse yok yolumda.

Sevgilerimle…

Ulusal Matematik Yarışmaları

Ülkemizde yapılan fakat hakkında pek fazla bilgimizin olmadığı hangi matematik sınavları var?

Gelişen teknolojiyle gelen küreselleşmenin de etkisiyle ülkemizde yapılan hem uluslararası hem de ulusal matematik sınavlarında artış görülmekte. Bugünkü yazımda sizlere bu yarışmalardan az da olsa bahsetmek istiyorum.

Ülkemizde yapılmakta olan ulusal çapta 4 tane matematik sınavı bulunmaktadır. Güncel tarihlerde bu yarışmalardan sadece 1. yarışmaya başvuru yapılabilmektedir.

1. Türkiye Matematik Yarışması (TMY) https://www.turkiyematematik.com/

Bu sınavın yapılma amacı kendi sayfasında yazan bilgilerle; Türkiye’de öğrenim gören öğrencilerin derslerde edindikleri matematiksel bilgi ve becerilerini geliştirmelerini sergilemelerini sağlamak, Ulusal düzeyde matematik bilgisinin ve matematik sevgisinin sorular yoluyla yaygınlaştırılması, Türkiye’deki öğretmen ve öğrenciler arasında ortak bir matematik kültürünün oluşturulup yaygınlaştırılması amaçlarıyla yapılmaktadır.

Yarışmaya 3. ve 11. sınıf arasındaki bütün sınıflar başvuru yapabilmektedir. Sınav adında da belirtildiği gibi sadece matematik alanında yapılmaktadır.

Bu yarışma için son başvuru tarihi 14 Haziran 2021’dir. Yarışma 2 aşamadan oluşmaktadır. 1. Aşama 19 Haziran 2021 tarihinde çevrimiçi (online) sınav olarak yapılacaktır. 2. Aşama ise 2 Ekim 2021 tarihinde yarışma sayfasında belirtilen sınav yerlerinde yüzyüze olarak yapılacaktır.

2. TÜBİTAK Bilim Olimpiyatları https://www.tubitak.gov.tr/sites/default/files/2750/2202_v1.pdf

Bu sınavın yapılma amacı kendi sayfasında yazan bilgilerle; ortaokul ve lise öğrencilerinin temel bilimler ve bilgisayar alanlarına ilgilerini artırmak, öğrencileri Ulusal Bilim Olimpiyatlarına hazırlamak ve Uluslararası/Bölgesel Bilim Olimpiyatlarına katılımlarını sağlamaktır.

Yarışmaya 8. ve 11. sınıf arasındaki bütün sınıflar başvuru yapabilmektedir. Sınav Bilgisayar, Biyoloji, Fizik, Kimya ve Matematik alanlarında yapılmaktadır. Bu yarışmanın bu yıl için başvuruları bitmiştir. Yeni eğitim öğretim döneminde takip edilmesi gereken bir yarışmadır.

3. Ulusal Ortaokul Bilim Olimpiyatları https://www.bilimsenligi.com/tubitak-ulusal-ortaokul-bilim-olimpiyatlari.html/

Bu yarışmanın TÜBİTAK Bilim Olimpiyatları yarışmasından tek farkı sınavın sadece sınava 4. ve 8. sınıf arasındaki bütün sınıfların başvuru yapabilmeleridir. Ayrıca bu yarışma diğer yarışmadan farklı olarak sadece matematik ve bilgisayar alanlarında düzenlenmektedir.

Bu yarışmanın bu yıl için başvuruları bitmiştir. Yeni eğitim öğretim döneminde takip edilmesi gereken bir yarışmadır.

4. Ulusal Antalya Matematik Olimpiyatları http://matolimp.akdeniz.edu.tr/25-ulusal-antalya-matematik-olimpiyati/

Bu sınavın yapılma amacı kendi sayfasında yazan bilgilerle; lise öğrencilerine matematiği sevdirmek, matematik alanında yetenekli öğrencileri zamanında keşfetmek ve üstün yeteneklerini gösterebilme imkanı vererek ödüllendirmektir. Matematikte üstün zekalı öğrencilerimizin, bu yeteneklerini gösterebilecekleri bilimsel nitelikteki olimpiyatlar, bizim ülkemizde, başka gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında oldukça azdır. Bilim olimpiyatlarının yapılmasında, sadece TÜBİTAK’a değil, üniversitelere de büyük görevler düşmektedir.

Yarışmaya 9. ve 11. sınıf arasındaki bütün sınıflar başvuru yapabilmektedir. Sınav sadece matematik alanında yapılmaktadır. İlgili yarışmanın bu yıl için başvuruları bitmiştir. Yeni eğitim öğretim döneminde takip edilmesi gereken bir yarışmadır.

Ülkemizde yapılan ulusal matematik yarışmaları bu şekildedir. Fakat uluslararası bazı matematik yarışmaları da ülkemizde uygulanmaktadır. Bu konu ile ilgili içerikleri de yakın zamanda paylaşmaya çalışacağım. Ayrıca hem ulusal hem de uluslararası arenalarda matematik dersinin rolü çok büyüktür. Matematik sanıldığı kadar zor olmamakla birlikte anlatım şekline ve yöntemine göre farklı etkilere yol açmaktadır. Bu sebeple de matematik öğretmenlerine ve matematik dersine verilen önemin günden güne artması gerekmektedir.

Yeni yazılarımda görüşmek üzere. Sağlıcakla kalın…

Güzel Adam Erdem Bayazıt’ın ‘Şiirleri’

Âdil Erdem Bayazıt

Şiir Avcısı olarak da bilinen Erdem Bayazıt hayatı boyunca birçok konu ile ilgili şiir yazmıştır. Hayat, ölüm, savaş, aşk, çocuklar, sevgili ve yalnızlık bunlardan bazılarıdır. Erdem Bayazıt’ın yazdığı tüm şiirleri, Şiirler adlı kitapta toplanmıştır. Bu şiirler derin ve güçlü anlamlara sahiptir.

Bu kitabın en başında Erdem Bayazıt’ın şu sözü yer alıyor:

“Okuyucuma! Şiir diye bir ömür tüketerek yazdıklarım iki saatte okunuyor. Bundan ucuz ne olabilir, havadan başka?”

Bu sözden sonra Şiirler kitabını günlerce okuyarak bitirdim.

Bu kitabı herkese tavsiye ediyorum. Eminim şiirler ruhunuza dokunacak ve yüreğinizi ısıtacaktır.

Kitaptaki bazı şiirler:

Şehrin Ölümü \ Anı
...
"Bizim ellerimiz vardı şimdi onlar nerede
Kadife gibi okşardık çocuk yüzlerini şimdi
                                                        onlar nerede
Şehirde evler olurdu sıcak odaları olurdu evlerin
Sığınacak yataklarımız olurdu bu bizim yatağımız
                                                                    derdik
Bayram günleri donanırdık su gibi yumuşardı
                                                        yüreklerimiz
Camilere dolardık tüm olmaya ererdik
Biz vardık şimdi o biz nerede."
...


Bosna'ya Yazıt
...
"Ben Bosna'lı çocuk: -Müslümanlar!
Size şarkımı emanet ediyorum.
Bir de uçsuz denizlere akan nehrin
Sularına salıverdiğim ellerimi
Bileklerinden kesilmiş."


Karanlık Duvarlar \ IV
...
"Yatak ve yorganın kuru yalnızlığında
Ve aklın dar yalnızlığında
Şehrin ve herşeyin
Ve kalabalığın yorgunluğunda
Saçların ve parmakların
Ve gözlerin ve gecenin bu bulanık çağında
Ve aynaların sığ görünümünde
Bunalıyorum."
...


Aşk Risalesi
...
"Yaslan göğsüme sevdiğim
Benim gönlüm gök gibidir açık deniz gibidir
Pas tutmaz benim içim yeryüzü gibidir toprak gibidir
Sen ki bulut gibisin
Ay gibisin güneş gibi bazan."
...

Senli Yalnızlığımda

  • Seni arıyorum her sokakta.
  • Gelip geçenlere bakıyorum.
  • Seni arıyorum kalabalık caddelerde,
  • Bu kadar kalabalıkta
  • Yalnız hissetmek,
  • Hissi acıtıyor.
  • Senli yalnızlığımda.
  • Sesleniyorum kaldırımlara,
  • Seni sordum,
  • Geceye ağır bir sessizlik çöktü.
  • Anımsar mısın? Bilmem,
  • İlk konuşurken ,
  • Tebessümle dinlediğin o günü
  • Hani ben konuşurken,
  • Sesine sarılasım var deyişini,
  • Nefeslerimiz bir olmuştu.
  • Sonra kalbimiz birleşmişti.
  • Tek bedende.
  • Nicedir bakamıyorum o rafa,
  • Korkuyorum…
  • Anılarım, resimlerim, birlikteliklerim, umutlarım,
  • O tozlu kitapta,
  • Sanki gerçek gibi dokunsam elimdeydi.
  • Hasretine vasıl oldum böyle
  • Mecnun da baki kalır mı Leyla’sına…

Gelecekten Geçmişe Saatler

Zihnimden geçenler bir yolculuğa sürüklüyor
kalmışım yolda tıkanmış nefesim
bozuk saatler ötüyor susturun
kim bu karşımdaki nereye bakıyor
çoğu seferinde yanlış kişiye çatıyor
bir yudum hayal üç beş damla kandan
kalır mı sandın ar yükselen cihanda
ardım sırılsıklam yolcu gemisi geçerken çağırın beni belki binerim
belki de hayal kurar geçmişe giderim
karşılayan olmaz genelde, malum gelecekten gelmişiz
gelecek dediğime bakma geleceğe göre geçmişiz
-nereye varacak bu gemi?
akdenizden kalkıp pasifiğe gelmişiz
yol üstünde durmadan atlası da geçmişiz
-yok mu kaptan bi mola? uzun yol tutar beni
midemi bulandırmasa da
tutar hep aynı yerde
tutarsızlık içine
bir orman peşine
dalgalanan ağaçlar
kumdan çıkmış süzülen ayaklar
durdur kaptan gemiyi
serap gördüm sanki
yalnız başına bir ada ve bir gemi
sessiz bir ada ve ıssız bir gemi
sirenler yol gösteriyor bana orada kaldırımlar
kaybettiğim ufkumu arıyorum gözlerim kapalı

Tramvay Durağı 5. Bölüm

Hatırlar mısınız bilmem, İsimsiz Durak burası. Tabelası paslanmış bir teneke parçasından başka bir şeye benzemiyor. Havada hafifçe esinti olsa, gıcırt gıcırt…

Sesler beni çıldırtıyor. Oysa sessizlik ne iyidir. Sükûnet! Aah, sizlere suskun görünen şu doğanın muhabbet cümbüşlerinden söz edebilseydim keşke.

Siz şehir insanları! Doğa deyince kaldırım taşının kenarına insan eliyle dikilmiş kokusuz aşı çiçekleri anlarsınız belki. Ya da egsoz dumanının boğaz yakan kokusunu… Haksızlık etmeyeyim; ücret ödeyerek gittiğiniz yazlıklarınızdan veya internet aramalarından bulduğunuz görsellerden biliyorsunuzdur dağları, taşları, denizleri, ovaları… Tanışmışsınızdır oralarla.

Ben, ruhu sekseni çoktan aşmış bir köy insanıyım. Bizim oralarda doğa dediğiniz şey, Yaratıcı’nın (cc) bir lütfu olarak her sabah tertemiz bir havayla başlar, kır çiçeklerinin mis kokusu ve kuş cıvıltılarıyla devam eder. Size televizyondaki; ‘gezginçi’, yöresel yemekleri löp löp götüren program sunucuları gibi tanıtım yapmayacağım. Onlar ilk defa gördükleri, tattıkları güzellikleri ballandıra ballandıra anlatırlar.

Köy insanı öyle mi? Doğa, köy insanı için bir üstattır. Acıyı neşeyi öğrettiği bir kenarda dursun, ölümü öğretir asıl, insana. Ölmeden önce imanla şerefle ölmeyi… Saf ve berrak bir huzurun gücünü hissettirir göz bebeklerinde. Yolunuz bir köye düşerse ihmal etmeyiniz, hatta ilk işiniz; köy pazarında örgü patik ve yumurta satan ninenin gözlerinde hayatı aramak olsun. Pişman olmayı öğreneceksiniz. Neye? O zaman anlarsınız.

Vakit gece. Öyle uykum var ki… İnanır mısınız bilmem, dilimin ucunda bir yığın metaforları var anlatmak istediklerimin. Bir kapanıp bir açılan gözlerim ve bir yazıp iki silmek zorunda kalan kalemim adına özür diliyorum.

Bu İsimsiz Durak tam da şehrin göbeğinde. Büyük şehirlerde doğa namına gözleyebildiklerim; asfalt yollar, raylar, evler, arabalar, kir dolu gökyüzü, biraz deniz ve tanımadığım insanlar. Her sabah şehrin gürültüsüyle uyanıyorum. Doğanın latif sessizliği yok burada, kulaklığıma eklediğim türkülerde buluyorum insanımı. Yine kulaklığımdaki müziklerde kaybediyorum insanlığımı. Doğru duydunuz. Ritimlere eşlik eden kafiyeler anlatıyor bu şehrin hâlini. Kör kütük çıkmazlara gark olmuş sokak lambaları altında serkeş adımlar…

Şehir insanı ay ışığında komşu gezmesine yürümeyi bilir mi? Birçok köyde elektrik ve internet var artık. Köy insanı telefonun flaş ışığında gidip gelir oldu şehir meydanına. Şehir insanı; varını yoğunu terk edip köylere, yaylalara yerleşmeye başladı. Bir gariplik var bu işte.

Huzurlu yaşayan ve ölenler, uzun ve refah yaşamayı istiyor, gidiyor ve kaybediyor sahip olduklarını farkında bile olmadan.

Uzun ve refah içinde yaşayanlara artık ‘yaşamak suç’ geliyor ve terk ediyorlar malı melâli, kısa da olsa huzurluca, zahmetli de olsa “sahici” bir hayatı ve ölümü arzuluyorlar.

Hoş, ben de bu şehre geldim geleli gurbetle tanıştım. Özledim kendimi. Arıyorum hâlâ. Elektrik var, internet var, şu tramvay… Gelmek bilmeyen bir tramvayın getirmesini dilediğim bir ümidim var. Belki şehrin doğası da budur? Kaybolmayı, aramayı, beklemeyi, hatta zamanla beklentilerinden arınmayı öğretiyordur insana? Üstatlığı bu yöndedir…

Hiç, bir şehir insanının gözlerine bakmak gelmedi aklıma. Baksam, ne görürüm, hiçbir fikrim yok.

Gözlerimde

Uyku…

Uykum var…

Rasim Özdenören – Gül Yetiştiren Adam

Yazar, 1940 yılında Maraş’ta doğmuştur. Eğitimini Güney ve Doğu şehirlerinde tamamlamıştır. İ.Ü. hukuk fakültesini ve İ.Ü. gazetecilik enstitüsünü bitirmiştir ve ardından araştırma amacıyla ABD’nin çeşitli eyaletlerinde bulunmuştur. Devlet işlerinde görev yapmış daha sonra istifa etmiştir. “Çok Sesli Bir Ölüm” ve “Çözümlü” adlı hikâyeleri; ki, ayrıca bunlardan ilki TV filmi yapılmış ve Uluslararası Prag TV filmleri yarışmasında jüri özel ödülünü almıştır.

Rasim Özdenören’in hayatı böyleyken gel gelelim kitabın ana konusuna.

Kitap  1960 yıllarında basılmış ve Rasim Özdenören’in tek romanıdır. Yazarımız daha önce deneme-makale türündeki başarısını gösterirken ilk ve tek olan bu romanında da ne kadar başarılı olunabileceğini gösteriyor.

Kitap, Doğu-Batı sendeleyişi ve serzenişi üzerine toplanmış iki ana konudan oluşmaktadır.

Her yaş grubuna hitap eden sade, akıcı bir dile ve üsluba sahiptir. Kitap iki ana konudan oluşmuş ve bölümlere ayrılmadan yazılmıştır. Bu durum da geçişlerde sıkıntı teşkil etmektedir. Bu sorun haricinde kitabın noksan-i bir eksikliğinin olduğunu zannetmiyorum.

Birinci konusu kitabın başlığından gelip; yaşlı, gül yetiştiren ve milli mücadele savaşına katılmış, hayatı ve yaşamı protesto eden, evinden çıkmayan bir adamı anlatmaktadır.

Yaşlı amca yaşamış olduğu her şeyi anlamsız bulup kendini evine ve bahçesine adıyor.

Bu adamın durumu yobazlıktan  gelen ve insanların sürekli eksi yönünde bir değişimde olmalarından dolayıdır.

Yaşlı adam kendini hayattan tam soyutlamışken küçük yaştaki torunu Ahmet’in ısrarı üzerine tekrar dışarı çıkıp camiye gitme kararı alıyor.

Bu arada yolda giderken gördüğü değişim pek de hoşuna gitmemiştir. Özellikle de caminin içerisinde olan olaydan pek memnun kalmamıştır.

Buradaki olaylar kitabın en özel yerlerindendir.

Kitabın birinci konusu böyleyken, ikinci konusunda Sitare adlı bir baş kahramandan söz etmektedir.

Sitare’yi okurken aklınıza gelecek ilk şey; günümüz insanlarının kopyası olduğudur.

Sitare, zengin koca bulup rahata ereceğini düşüncesindedir fakat hasta ve yaşlı bir adamla evlenir. Ayrıca kocasını da sürekli aldatmaktadır. Mutluluğu ve hakikati parayla bulacağını zanneden Sitare çapkın, alkolik ve kumar bağımlısı bir kadındır.

Ve bunların yanında her şeyi kafasına göre yorumlayan her şeyi bildiğini zanneden bir cahildir.

Sitare’de beni en çok etkileyen şey ise; konuşma esnasında Türkçe kelimelerin arasına yabancı kelimeler koyması veya Türkçe bir kelimeyi direkt yabancı dilde söylemesidir. Bu durum, günümüzü çokça yansıtan ve gerçeği ortaya seren cehl bilir tavırdır. En üzücü taraf ise bununla havalı olduğunu zannetmesidir.

Sitare’nin sürekli olarak, omuzlarına ağırlık veren bir mental rahatsızlığı vardır ve bundan nasıl kurtulacağını da bir türlü gözüne kestirememektedir, bilemiyordur da. Bu bölüm, yine günümüzü yansıtan bir olaydır. Omuzlarına ağırlık veren bu duygudan mesuliyet almadan değişim göstermek zorunda kalmadan yapmıştır…

Bütün bu evreye kadar sergilemiş olduğu hâl ve hareketler sonunu kaçınılmaz kıldı.

Faniye odaklı kalmış olması onu çok derinden etkiledi ve bir türlü hayata tutunma,devam etme olaylarına girişemedi. Bu hem Batı’nın vermiş olduğu bir lakayitlik, laubalilik hem de Doğu’nun vermiş olduğu gururunun arasında kalmışlığın bir sendeleyişti.

Sitare’nin sonu kitabın son sayfalarında.

Dediğim gibi kitap tek bir konu üzerinde toplanmış olsaydı veyahut iki ana konu hızlı geçişlerle bağdaştırmaya çalışılmasaymış çok daha güzel olabilirdi.

Yine de, Rasim Özdenören’in okunması gereken romanıdır Gül Yetiştiren Adam…

Ruhumun Varisi Kuzey Yıldızı

Denizleri göğsüme sığdıramadım diye tüm bu olup bitenler. Hoş, semayı sadrımıza sığdırabildik mi? Toprağın saçlarını okşarken en çok mest oluyor insan. Çünkü insan, insan oluyor severken. Alem, öylesine okşarken ruhumu nasıl kör olmamı istersin benden?

Kuzey, daha da kuzey varlığını kucaklayan toprak parçası. Ah bu ruhumun memleket intizarı ile seheri kucaklayan derin sancısı. Kelam-ı rakiki kafi değil midir gözlerini memleket kılmaya? Meçhul satırlarında kurduğum gönül sofraları, deryaya nazır şehrin balkonunda bahar bahçe. Gözyaşı nimettir fani alemde. Benliği, sarmaşığın alametidir işte.

Derya sayfalarına yazdığım tek mısralık ömrümüzün eceli bir sonraki haşin dalgasına kadar. Ey ruhumun varisi! Hududu zerre kadrince aşmadığımız sürece bu aziz varisliğin vadesi beyaz elbiseme kadar. Zerre artmaz, eksilmez. Bu mekanına ecnebi gurbetçi lider, can ciğerden öte bağlı hayaline.

Eğik başakların nakıs sayıldığı bu alemde ne hoştur o başka şey. Su, ancak tahiri tahir kılar gayrısına boynu bükük. Sağ elin kirliyse soluna bulaştırmadan usulca yalvar suya çığlıklarını duymasın şehir. Bulaştırmasın biri diğerine. Hatta kalbini tahir kılan aciz insan bedeni cemalete mahkumdur.

Yaratan, bizleri ahsen-i takvimde yaratmışken bu emaneti esfel-i safilinde çürütme aman. Beyaz işlemeli dantel arasında sakla ruhunu çarçabuk. Alemin sarhoşluğu bulaşmasın. Lal eden lisanı bu ayaz gece, yarın baharı kuracak bahçeye. İnanmam vechindeki soğuğa… Her bir uzvunun alfabesine yabancıyken, destan yazan kalemimin bundan haberi var mıydı?

Bazı kelimelerin izahı;

Sadr: Göğüs, bundan kasıt insanın dar kapasiteli gönlü.

İntizar: Beklemek

Kelam-ı Rakik: İnce ince söylenmeden evvel kırk kere düşünülmüş hoş kelam.

Kafi: Yeterli

Nakıs: Eksik

Tahir: Temiz

Cemalet: Güzellik

Ahsen-i Takvim: İnsanın diğer yaratılmış varlıklara nazaran en özel ve güzel biçimde yaratılmış olması.

Esfel-i safilin: Cehennemin en alt katmanlarından biri.

Vech: Yüz

Uzv: Organ