İnsanlık neyde, sevgi ne ile Kim nerde, kimin derdinde? Kiminle hemhal, kimin haline hâl, sözüne kâl, diline lâl…
Varılmaz ve aşılmaz dağlara ulaşan güç kimde? Yapmam dediğini yaptıran duygu nerede? Olmaz dediğini olduran yâr… Öldü dediğinde dirilten Kurudu dediğinde yeşerten Bitti dediğinde yeni bir başlangıç yazan…
Ey derdiyle sınanan insanoğlu! Şükür kime, isyan kime? Dünya için çalışırsın insan eline Aldığın nefesin vergisi kime? Konuşan dilin yönelir gıybete Yine aynı dil değil mi, yönelir Rabbe Günahkâr dille dökülen duanın Varışı kaç arşındır arşa?..
Vücudun sporu namaz İbadet olarak gör çünkü; farz Dünyalık haz bu, gelip geçici Yaşarken ölümü düşünen seçici Müslümanlık bir nimet gerçi Ebedi olarak kalan; ahiret seçildi Meyil ile kalma, dar-ı dünya senden geçti
“Gözlerimi kapattığımda seni görüyorum dersem, alınma. Biliyorsun, ben gözlerimi açtığımdan beri seni arıyorum. İki kelimeyi bir araya getirecek gücüm olursa eğer, gözlerinin içine bakarak da söylemek istiyorum. Seni öyle çok seviyorum ki varoluşum bu sevgiye borçlu gibi geliyor. Sanki ben bu sevginin hizmetkarı olarak doğmuşum. Burada olmak, seni anlatmak, seni dinlemek ve senin için çalışmak; sanki benim kaderime senin sözcün olmak yazılmış.
Herhalde bu yüzden gece gündüz demeden çalışıyorum. Bu yüzden mutluluk o boş günlerden çok parmaklarım sana dokunduğunda geliyor. Bu yüzden bu anı değil de hayalleri yaşamayı seviyorum. Belki bu yüzden başkalarının aksine benim içimde bir ateş yanıyor. Belki bu yüzden bütün belkiler bile sana çıkan yollar üzerine beliriyor.
Buradan sana sesleniyorum hayalim. Duyuyor musun beni? Görüyor musun çabalarımı? Ben sana koşsam, sen de koşar mısın bana doğru? Yolda nefesim tükense, uzatır mısın o su bardağını?
Haydi gel hayalim, seninle bir anlaşma yapalım. Ben senden vazgeçmeyeceğime söz vereyim. Sen de günün birinde, ben bugünü unutsam bile, gerçek olacağına söz ver. Günler gecelere karışsa, yılların takibi bile kaybolsa, ben içimdeki ateşe sadık kalacağım.
O zaman konuşma sırası sende. Haydi, söyle hayalim. Peki sen ne yapacaksın?
Hafta sonuna yetiştirmek istedim. Fakat o kadar özel bir çalışma ki; hemen bitsin istemedim. Tane tane, sindire sindire, düşüne taşına okudum. Öyle keyifli bir okuma idi ki siz kıymetli okurlarımızla paylaşmasam haksızlık etmiş olurdum.
Kaptansız!!!
Hem maneviyat hem huzur arayan her kaptanın gemisine güzergah çizen türden bir eser olmak konusunda oldukça başarılı. Her okuyanın kendisinden çok şeyler bulacağı çalışmayı Astrolog Can Aydoğmuş kaleme almış. Benim okuduğum nüsha beşinci baskı idi. Talep öyle artmış ki arzı beşinci baskıya sürüklemiş.
Dilin kullanımından örneklerin zenginliğine, hikâyenin özgünlüğünden gerçekliğine kadar hiç usanmadan okunası bir çalışma gerçekten. Genç yaşına rağmen oldukça seviyeli bir bilgi birikimine sahip yazar, son derece içten ve samimi duygularını tam yansıtmış. Sevgiyi gerçekten temiz kelimeleri ile yazarak adeta yaşatmış. Hz Mevlana’nın konu olduğu hangi hikaye sevgiden eksik olabilir ki?
Artık Her Şeyde ve Her Yerde Olmak İstiyorum
Kitapta hiçbir satırı üzerinde biraz düşünmeden geçemedim. Altını çizdiğim bazı cümleler ise saatlerce üzerinde konuşulacak türden:
*…kitaplar okuyarak fazlasıyla farkındalıklar sağladım ve özgüvenimi kazandım. Dünya birbirinden güzel başarı hikayeleriyle doluydu.
*Dünya dediğimiz bu diyarda aslında hiçbir yaşanmışlık yok olup gitmiyor.
*Çiçeği açmamış bir dalken dalımdan dallar yeşerdi.
*Bakan ile gören dinleyen ile duyanın arasındaki fark…
Mevlana’nın Kedisi
Bir kediden bile öğrenilecek çok şey varmış diyenlerdenseniz…
Bir iç derinlik arayışında iseniz…
Bir öze yolculuk deneyimlemek isterseniz…
Kötülüğün nasıl daha iyiye hizmet ettiğini merak ediyorsanız…
Yaşadığım her şeyi iyi ki… iyi ki yaşadım diyebiliyorsanız…
Tüm bunları yaparken de güzel bir roman okumak niyetinde iseniz…
Bu kitap tam aradığınız gibi.
Okuyun.
“Eğer bir insanın kokusu tüm kokuları bastıracak kadar güçlü değilse kendi doğasının güzelliğinde değil, karanlığındadır.”
Güzelliğine siz de ulaşacaksınız. Tadı damağınızda kalacak.
Çorak şehirlerin, boş mabedlerinden sesleniyorum Dilleri itikat eden, kalplerini afaret şeytanları yöneten; günahkar bir kavim arasından. Kız çocukları katilleri ile dolu bir diyardan, Bütün iğrençlikleri üstlerine giyinmiş, Yaradan’ın korkusundan bihaber, zalim insanlar arasından… Oysa ben hiç kimseyi sevmedim; Saçlarına baba eli değmemiş kız çocuklarından başka… Hiç kimseye açamadım yüreğimin kilitli kapılarını, Dünyayı bir elma şekerine sığdıran; O masum kız çocuklarından başka… Dimağımda yabancı bir kalabalık, Zincir vuruyor yalnızlığımın ayak bileklerine. Çığlıklarımı uyandırıyor; Bedenimde adres sormaksızın gezen sızı… Sonra, Sonra bütün düşüncelerimi astım, Gözlerimi dikip seyrettiğim o boşluğa… Kan kokan, İçinde katı yürekler ve ölü kız çocukları taşıyan bu şehirde; Bir mahkumdum artık, Ellerine “Töre” kelepçesi vurulan, Özgür bir mahkum…
I. Kendime bahaneler sunuyorum Kalanlarımla yüzleşmemek için Kaçmak için benden Kaçırılmayacak olanı almak için -Kaçanı bulmak için- senden Bin kez yüzleşmeli aynada Gök perdeyi aralayan yafta Elime sunulan binlerce yalanla İşte kapıma asılan yine o hain iftira Bundandır bin kez yüzleşmeli insan Bin kez düşmeli, bin kez izlemeli Dinlemeli ve kaçmalı yırtık dağdan Ay ışığı ile sağıma soluma Düştüm düşeli kahrın bağrına Soluklanamıyorum gecenin altında Gitmeli mi, gitmeli bu yılışık ağrı Ve kulaklarımdaki sinsi, çıplak çağrı Bin kez vurmalı, vurmalı tufanımı yuvasından
Kaç kez
II. Haftanın kaçıncı günü Evine dönen o yorgun, hoyraz Akıllanmaz gönlüm Kaçıncı kez öldüm Kaç kez gömüldüm Bu ayık tarlaların başında Derenin öbür yanından el sallayan Kızıl elma, kızıla çalan gök Semasında kanat çırp Yüksel, yüksel ve düş Düş ve yüksel… Bu kaç kez yaşandı hatırlamıyorum Affına sığınıyorum zerresi gafletimin Kaçtım bu kıştan ve saklandım Olası bir hatadan, sonra sızlandım Şarkısı kulağımda, duraksadım Söylesin bu tohum açan ahım Kaçıncı kezdir kapınızda Söz dinlemez oldu Söz dinlenmez oldu Bana bakan karanlığından Doğuşu olan güneşe Bu kaçıncı kezdir uğrayamadım kapına…
Yüzleştim
III. Oysa bu biçare gafil göremedi Kalbine saplanan hissizliğin sivri ucunu Sapından yakaladı onu iyice inceledi Biliyordu aynı yer aynı elin teri İncelen ve kırılan tahta kurusu Kurtlanan yara kanını emen binlercesi Çaresiz yüzleşti, ay’ın, güneşin ve günün Göze yansıyan, gözüyle kesişen yanını Hakikat bu kadar mı kör ederdi insanı Bu kadarı ile mi yıkıldı onca düş Onca içe çekilen kahırlı ahlar! Ve tozlu bir rüzgara kapılan yapraklar Anlaşılmaz kıldı sonbaharın getirdiğini Bilmiyorlar, bilemezler kaç bin kez yüzleştim! Kaç bin kez yüzleşti gönlüm Kaç bin kez yüzleşti yüzüm Tahirin yakındığı yanıyla Zehra’nın yakalanan sırrıyla Geceye doğan o ısırgan ıslık Sabahları bin kez yüzleşti duvarların bana anlattığıyla… Ve soldu çiçek, soldu bağ bahçe Binini bin kez yağdırsa da yağmur Küstü çiçek, küstü bağ bahçe…
Zemheri gecelerin bekçisidir suretin,
Odamdaki son ışık kırıntısı yenilince karanlığa;
zihnim çizer duvarlarıma yüzünün en ince çizgilerini...
Gözlerimi kırpmadan,
Şafak ve karanlığın boğuşacağı ana kadar izlerim seni...
İşte şimdi kovalıyor şairler kelimeleri,
söyle bana ey nefesimin celladı;
Hangi ananın rahmine sığamadın da,
yüreğimde doğdun gecenin bir vakitleri?
Hangi şairin şiirisin sen Zeyna?
Yahut hangi şiiri mısrasız bıraktın da,
Benim kalemimden sızdın dizelerime...
Seni izlerken,
bir ressam gibiyim Zeyna!
gözlerimi, kelimelere bulayıp;
yüreğime şiirlerle çiziyorum seni...
Nedir bu ansızın gelişlerin Zeyna?
söyle bana,
hangi türkünün bağrından kopup da dilime doladın adını?
sen hangi ozanın sazını notasız bıraktın?
Korkuyla seviyorum seni,
sanki birilerinden seni çalmışım da kaçmışım gibi,
Bilmiyorum zeyna;
aşıklar bunu da dahil eder mi sevdaya?
Zeyna...
Canım güller soldu bu yaz.
Öyle taç yaprakları uçtan uca kurumadı bile,
Büsbütün yok oldular ansızın zifiri karanlıkta.
Sabah ezanıyla uyandı Ruhi Bey bu yaz.
Koca sokakta aydınlık bir onun evi,
Daha ne hikmetler saklar kalbi!
Yeni savaşların habersiz çıkarmasıydı bu yaz.
Postallarını kaybetmiş Amerikan rüyası
Dişleri takırdıyor Sibirya soğuğunda
ve alınları terliyor Orta Doğu'da
Aç, huysuz ve bir o kadar da farkında...
Biz bütün çocuklar, toplanıyoruz avlularda. Hep bir ağızdan doluşuyoruz mağaralara. Bir var oluyoruz, bir yok. Bir bakıyor kör, Bir duyuyor sağır. Biz kırık çocuklarız; Görüp, işiten. Koklayan, dokunan ama hep suskun olan.
Sessizlik, şimdi susturamadığımız çığlıklara komşu. Ölüm, şimdi bağıran komşulara aşikar. Sen şimdi, ben şimdi. Şimdi insanlık, bir kapı bulduk sığınamıyoruz.
Hep birlikte bir kapı bulduk ve binlercesi. Aç kapıyı! tak ve tak Aç kapıyı biz geldik! Biz çocuğuz üşüdük de geldik. tak ve tak Aç kapıyı biz geldik! Biz ihtiyarlar, bastonlarımızla geldik. Ellerimiz buruşmuş ve kırışmış geldik. tak ve tak Aç kapıyı aç! Biz çiçekler, dallarımızdan koparıldık da geldik. Ah evet biz çiçekler, çok solduk susuz kaldık da geldik. Açıyor musun kapıyı? Biz kuşlar, kanatlarımızı yaraladık da geldik. Uçuyorduk, düşmek neymiş öğrendik de geldik. tak ve tak Biz kediler, çocuklar gibi üşüdük. Biz de geldik. Biz anneler, ocaklarda çocuklarımızı unuttuk da geldik. Biz babalar, direkleri kırdık da geldik. Açıyor musun kapıyı? tak ve tak Biz ağlayarak geldik. Biz gülen yüzlerden düşen maskeler, Biz çok güldük de geldik. Biz dolu gözlerimizi saklayan çocuklar, Sığınmaya geldik. tak ve tak Aç kapıyı. Yükü omuzlarımızda tarumar etmişler olarak, biz geldik
Bu hayat bir girizgah Yaşam ise angarya Nefis bir sakırga Aklım ise sakıt Gözlerim bir sakit Sözlerim ise hakir Gönlüme bir nazar eyle.
Ben bir aciz. Gönlüm kapalı kapı Anahtar sende. İsteğim saklı ismimde Nasibim saklı göğsümde Fecaatteyim nazar eyle.
Felek yar olursa Yar fehvasınca fek etme bizi. Sen ki mehlika bir ferişte Münzevi etme beni, nazar eyle.
Ahraz olan ben ile ahu olan sen. Sana sözlerim maval değil gözlerim kanıt Ayna olan gözlerim. Her an aklımdasın Zinhar nisyan olamazsın. Her anın anında kalbimdesin Zinhar mazi olamazsın.
Ruhunla gururunu ayıran bir perdedir yaşam Kanatları çıkınca sonsuza dek uçacak olan Ahu figan eden yürektir, kımıldamadan kanayan Bir deli rüzgar eser, uçar yüzündeki hezeyan Gecenin girizgahına girer, içeri dimağından Ezgilerin arasına meyleden, meyil ile neylenen
Derinlerden kopar, gelir bir grup nagehan Gülümüz bülbül olup, bülbül küle döner iken Ateştir içimizi ezelden beri yakacak olan
Kimdir bu mabedimizdeki yabancı eller Apansız bir fırtınadır, uzaktan gelir erler Kor olur kalbin dokusundaki mertlik Kör olur namerdin sapsız bıçağı Her dilde hissedilir vuslattaki özlem Dokunur usuldan, yer yer bölünen afitap
Söyle be içim!.. Kırılan dalından düşen bin parça… Buruk tebessümlü sokakların ışıkları söyledi Bir yanıp, bir sönerlerken yakaladım onları Bir hayli mecalsizlerdi… Yorgun argın, bıkkın bir ağaç gibilerdi Onları görünce yüreğim gücendi kendi kendine Durdum, düşündüm ve şükrettim Vazgeçmedikleri için… Hâlâ umutvari bir yansımayla diri kaldıkları için… Oysa ne çok şükredecek şey vardı… Ne çok umutlanacak hayal, ne çok tutunacak hayat, ne çok tutulacak söz…
Ellerimden değil, kalbimden! Tut kalbimden… Tut ki gücenmesin ellerime…