Ağaçların Sıhhatine İmrenmek

Bu hastalık çocuğa o kadar ağır ızdıraplar yaşatmaktadır ki hastaneye giderken çocuğun ağzından şu sözler dökülmektedir: “Ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürürdüm.”

   Bu yazıda Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitabının bir tanıtımı, incelemesi yapılacaktır. Fakat öncelikle Peyami Safa’nın hayatından bazı kesitlere değinilecektir. Çünkü Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nu okurken Peyami Safa’nın hayatını bilirsek çok daha anlamlı bir okuma yapmış oluruz. DHK otobiyografik bir roman. Dolayısıyla yazarın hayatı romanı okurken bize önemli bilgiler verecektir.

PEYAMİ SAFA 1899-1961

    Peyami Safa, Servetifünun Dönemi şairlerinden İsmail Safa’nın oğludur. 1899’da İstanbul’da doğan yazarın babası ve kardeşi çok az aralıkla Sivas’ta vefat etmiştir. İsmail Safa, İngilizler ve Afrika’nın önemli bir topluluğu olan Boerler arasında gerçekleşen savaş vesilesiyle yazdığı bir yazıda İngilizleri destekleyen bir tavır takınınca dönemin sultanı 2. Abdülhamid Han tarafından Sivas’a sürülmüştür. Burada Peyami Safa henüz iki yaşındayken babası vefat etmiştir. İki yaşında babasız kalan Peyami Safa 9 yaşına gelince kronik bir rahatsızlığa yakalanır. Sol dizindeki bu hastalığın sıkıntılarını hayatı boyunca yaşar. Bebekken yetim kalam Peyami Safa, geçim sıkıntısıyla da karşı karşıya kalır. Henüz 15 yaşındayken çalışmaya başlar. 19 yaşına kadar öğretmenlik yapar. Bundan sonra ise hayatını kalemiyle kazanmaya devam eder. Bahsettiğimiz zorluklar ona mücadeleci bir karakter kazandırır. Hayatı boyunca polemiklerden uzak kalmaz. Özellikle Nazım Hikmet’le yaşadığı polemikler meşhurdur. Metafizik yönü oldukça kuvvetli olan yazar, psikolojiye özel bir ilgi duymuştur. Parapsikoloji, hipnotizma, ispirtizma vs. her zaman onun ilgisini çekmiştir. Matmazel Noraliya’nın Koltuğu, Yalnızız, Biz İnsanlar vd. romanlarında metafizik unsurları mükemmel şekilde işlemiştir. Bu bilgilerden sonra yazarın hayatında bahsettiğimiz noktaların inceleyeceğimiz otobiyografik romandaki yansımalarına bakalım şimdi.

    DHK üstteki kısımda da bahsettiğimiz gibi otobiyografik bir roman. Romanın başkahramanı yazarın kendisi. Başkahramanın bir ismi yok. Romanın sonuna kadar kahraman için bir isim kullanılmıyor. Bu yönüyle de Türk edebiyatında bir ilk olma niteliğine sahiptir. Kahramanın yaşadıklarına baktığımız zaman, yazarın hayatını da biliyorsak, başkahramanın yazarın kendisi olduğunu rahatlıkla anlayabiliyoruz. Romanda kahramanımız 8 yaşında sol dizindeki iltihaplanmadan dolayı birçok kez ameliyat geçirmiştir fakat bir türlü sağlığına kavuşamamıştır. Bu hastalık çocuğa o kadar ağır ızdıraplar yaşatmaktadır ki hastaneye giderken çocuğun ağzından şu sözler dökülmektedir: “Ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürürdüm.” Olaylar cereyan ederken 15 yaşında olan çocuk, bir de aşk ızdırabına düşer. Annesiyle kenar bir mahallede yaşayan kahramanımızın Erenköy’de ikamet eden, uzaktan akrabası olan Paşa onu çok sever ve arada yanlarına gitmesini ister. Paşa’nın 19 yaşında Nüzhet adında bir kızı vardır. Kahramanımız bu kıza aşıktır. Her ne kadar kızın da ona karşı bazı hisleri varsa da bu ilişki ciddi bir noktaya varamaz. Kız kendisinden oldukça büyük olan Doktor Ragıp’la sözlenir. Bu durum kahramanımıza hastalığının yanı sıra bir başka ızdırap kaynağı olur. Bu sırada birçok kez hastaneye giden çocuk, hastalığına çare aramaktadır ve kendini farklı cerrahlara gösterir. Neticede ameliyat olan kahramanımız iyileşirse de ayağı artık kısalmıştır.

Bu noktada şundan kesinlikle bahsetmeliyiz. Romanı okurken kendinizi bir hastane atmosferine girmiş  hissedebilirsiniz. Çünkü yazar, kahramanın ağzından bir hastane havasını okuyucuya mükemmel şekilde tasvir ediyor. Bunu yaparken kullandığı terimlere bakınca tıp alanındaki bilgisine de şahit olup etkilenmemek elde değil. Zaten Peyami Safa; kendini yetiştiren dil, psikoloji, sosyoloji, tıp, tarih vs. birçok alanda alanının uzmanı olan insanları kıskandıracak seviyede bilgi sahibi olan bir yazar. 

    Romanı etkileyici kılan en önemli unsur, yazarın bize hasta psikolojisini tamamıyla aksettirebilmesidir. Bir hastanın zihninden geçen nedir, bir hastanın en büyük arzusu nedir? Bunları çocuğun ağzından bize çarpıcı bir üslupla aktarmıştır. Kitabın tamamını gözden geçirince sağlığın önemini ve kronik hastalıkların insan üzerindeki etkisini görünce Muhibbi’nin (Kanuni Sultan Süleyman) şu mısraları hatırımıza geliyor: “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi/ Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.”

NOT 1: DHK (Dokuzuncu Hariciye Koğuşu)

NOT 2 : Kitap sinemaya uyarlanmıştır. YouTube’dan ulaşabilirsiniz.