18.5 C
İstanbul
Salı, Eylül 27, 2022

Zihin Gelişiminde En Önemli Unsur: “İlgi”

Yetişkinler üst üste gelen problemler , ağır sorumluluklar , mükemmeliyetçilik gibi durumlar sebebiyle genellikle orta yaş dönemlerinde kendilerini çıkmazda hissederler. Bu dönemde kişi erişkinliğe ulaşmanın gerçekliği ile (!) karşı karşıya kalır. Öncelerde kendine vakit ayıran , kendine bakan , sevdiği iş ve durumlara öncelik veren birey gider , yerine kendini düşünmenin dışında her şeyi / herkesi düşünen , sürekli bir şeylere yetişmeye çalışan ve bu esnada kendine bir o kadar geç kalan bir birey gelir. Bu durumun kişilerde devam etmesi ise zamanla depresyon, mutsuzluk, umutsuzluk veya huzursuzluk gibi negatif süreçlerin yaşanmasına sebep olur.

Peki nedir yetişkin bir bireyi bu hale getiren?  Onlarca yıllık tecrübeye rağmen neden birey bir türlü gerçek mutluluğu yakalayamaz?

Çocukluğunuzu ya da gençliğinizi düşünün, aklınıza gelenler neler? Sahip olduğunuz kıyafet, oyuncak, cebinizdeki para miktarı, derslerdeki başarınız  mı, yoksa o devamlı olarak ilgisini arzuladığınız ailenizin sizde bıraktığı duygular mı ? Hepimiz çocuk  olduk ve hepimiz o dönemlere ait bir şeyler elbet hatırlıyoruz. Hepimiz o dönemlerde ailemizden bize destek olmalarını , bizimle vakit geçirmelerini , bize sevgi göstermelerini ve bizi biz olarak kabul etmelerini istedik, nitekim belki de hala istiyoruz. Fakat çoğumuzun ebeveynleri bizi doya doya öpüp, “canım evladım” diyemeden ya da bizi karşısına alıp uzun soluklu keyifli sohbetler yapamadan , zamanlı zamansız bu dünyadan göçüp gitti. O zamanlar bunların farkında değildik belki , çocuk iç güdüsüyle günübirlik yaşıyorduk. Ancak şimdi yetişkinlik dönemi içinde sorunlarla debelenirken hep bir yanımızı eksik hissediyoruz. Neden mi ? Çoğumuz bu eksikliğin farkındayken çoğumuz yüzleşmemek adına kendine dürüst davranmıyor. Ancak dürüst olmakta fayda var. Çünkü hiçbir şey için geç değil.

Şimdi kendimize gelmenin, kendi evlatlarımızda da bu eksikliği bırakmamak için çalışmanın tam zamanı. Çocukları bir kalıba sokmamak, onları oldukları gibi kabullenmek, duygusal anları ertelememek için ihtiyacımız olan en temel duygu “SEVGİ”. Çoğumuz ‘O benim evladım neden sevmeyeyim?’ diyoruz, buna eminim. Peki ya çocuklarımız neden böyle düşünmüyor? Kimi zaman ağızlarından ‘Sen beni sevmiyorsun!’ sitemleri neden dökülüyor? Ya da bizler anne babalarımızın bize olan sevgisinden eminken, neden bu duyguyu tam anlamıyla hissedemiyoruz? İşte burada sevgiyi en iyi ifade etme yollarından biri devreye giriyor “İLGİ”. Peki ilgi neden bu kadar önemli?

ÇOCUKLARDA BEYİN GELİŞİMİ İLE İLGİLİ YAPILAN ARAŞTIRMALARIN SONUÇLARI ŞAŞIRTICI

İlginin insan beyni gelişimi üzerindeki etkileri, Amerika’nın Teksas eyaletinde Prof. Dr. Bruce Perry tarafından incelenmiş ve sonuçlar herkesi oldukça şaşırtmıştır. Araştırmalar sırasında 670 çocuk üzerinde çalışmalar yapılıyor ve bu süre boyunca çeşitli MR görüntüleri alınıyor. Ve sonucunda ilgi gören çocukların beyninin normal gelişiminin aksine daha büyük ve kıvrımlı olduğu, ihmale uğrayan ve ilgisiz kalan çocukların beyinlerinin ise normalden çok daha ufak olduğu gözler önüne seriliyor.

Elimizde bulunan veriler bu denli ciddiyete sahipken sevgimizi ya da ilgimizi göstermenin tam zamanı değil mi sizce de? Nasıl mı yapacağız ?

  • Kendinizi ve çocuğunuzu kalıplara sokmayın :  Yaş ilerledikçe insan duygularını ya da davranışlarını sergilerken önceliğine genellikle “çevre”sini koyuyor. Herhangi bir konuda karar aşamasındayken karşımızdaki seçenekleri iç güdülerimize ya da isteklerimize göre değil de, karşımızdakilerin düşüncelerine göre belirliyor ve maalesef çocuklarımızın da yaşantısını bu sınırlara hapsediyoruz. Çocuklar acemi beyni ile hareket ettikleri için hiçbir şeyi filtrelemeden son derece objektif seçimler yapar. Bu nedenle onların konuşmaları, hareketleri ya da seçimleri tamamen içgüdüseldir. Bir rengi seçerken o rengin altında yatan anlamları, bir davranışı sergilerden etraftakilerin ne diyeceğini ya da bir konu konuşurken onun mantıklı-saçma olup olmadığını düşünmezler. Çünkü tüm bu filtreler yaş ilerledikçe deneyimlerle elde edilir ve kişi toplumun dayattığı bu unsurlar sayesinde bir kalıba sıkışıp kalır. Bizler bugün onlara neyi öğretir ve nasıl davranırsak bundan yıllar sonra aynı davranışları bize karşı sergileyecekler, bunu asla unutmamak gerekiyor. Eğer biz, onlar fikirlerini ifade ederken onları filtrelerimizden dolayı ‘saçma’ bulursak onlar da ileride bize ‘saçmalama!’ diyecek. Bizler onların tercihlerini beğenmez ve yargılarsak onlar ileride bizim fikirlerimize ‘ne alakası var?’ diyecek. Bizler onları şu an çocukluklarını yaşayacakları anda ‘ yeter artık sus’lar ile büyütürsek onlar da bize ileride ‘sus artık!’larla cevap verecek. Şu an ne davranış sergilersek onlar da ileride bize karşı öğrendiği, gözlemlediği gibi davranacak. Şimdi sizde kendinizde belki de ailenizin öğrettiği bu tür sınırlardan kurtulmak için çocuğunuza odaklanın. Çünkü asıl önemli olan çevrenizin ne diyeceği değil, çocuklarınızın sizleri nasıl bireyler olarak gördüğü .
  • Çocuklarınızı dinleyin ve onlarında iyi bir dinleyici olmasını sağlayın : Dinlenmek ve anlaşılmak şu an çağımızın en büyük ihtiyacı. Çünkü kimse birbirini gerçekten, tam anlamıyla, hakkını vererek dinlemiyor. Hatta çocuklarımız bile çoğu zaman bizlere ‘beni anlamıyorsun’ siteminde bulunuyor. Veya biz, başkalarına ‘beni yanlış anladın’, ‘beni hiç anlamıyorsun’ gibi kalıp cümleler kuruyoruz. Peki nedir bunun sebebi? Bizler gerçekten çocuklarımız ya da bir başkası karşımızda bir şeyler anlatırken onu anlamak için dinliyor muyuz, yoksa sıra biran önce bize geçse de içimizden geçenleri döksek diye mi bekliyoruz? Bu iki davranış arasında inanın farklar saymakla bitmez. Etkin bir dinleyici olabilmek iletişim problemlerini en aza indirir. Dinleme yaparken basit empati uygulamalarının dışına çıkın. Kendinizi karşınızdaki bireyin yerine koyun: onun gibi nefes alıp verin, onu dinlerken iki kaşının ortasına bakın, onun gibi oturun, onun gibi hissetmeye çalışın ve konuşma esnasında karşınızdaki çocuğunuz dahi olsa aynı göz hizasına gelin. Bu uygulamalar karşınızdaki kişinin ve sizin bilinçaltınıza aktif dinleme mesajı gönderecek ve iletişiminiz hiç olmadığı kadar verimli hale gelecektir. Yeter ki sıra bana gelsin algısından vazgeçelim ve gerçekten dinleyelim.
  • Verimli zaman geçirmek : çocuklar yaratılış itibariyle ebeveynleri ile zaman geçirmekten hoşlanırlar. Bu vakit geçirme biçimi kişiden kişiye değişebilirken çoğunlukla etkili bir iletişime dayanır. Çocuklar anne ve babalarının onunla birlikte çocuk olduğu zamanları görmekten son derece keyif alırlar. Çocuklarımız ile vakit geçirmek ya da onların vakit geçirmesini sağlamak oyuncaklar, oyunlar aracılığıyla olabileceği gibi aynı zamanda yalnızca bununla da sınırlı değildir. Çocuklar bir birey olduğunu hissettikleri 7-13 yaş arasında konuşmak, fikirlerini ifade etmek istedikleri için bir içecek eşliğinde baş başa karşılıklı yapılacak sakin konuşmalarda çocukları rahatlatacak zaman geçirme unsurlarındandır. Bu çocuğa hem özel olduğunu hemde sizin ona zaman ayırdığınızın somut bir ispatıdır. Eğer bir çocuk ebeveyninin ona zaman ayırmadığını düşünüyorsa ne yapar? Sürekli sizden ona bir şeyler almanızı ister; bu bir yerde çocuğunuzun kendini maddi olarak önceliğe koyulduğunu hissetme şeklidir. Ödevlerini tek başına yapmaz ve sizi yanında ister; eğer yalnızca çocuğunuz ile ödev, ders konularında uzun konuşmalar yapıyor, onunla sadece ödev yaparken bir masa etrafında oturuyor, yalnızca sınav zamanları işbirliği içinde oluyor ve onu sadece okul-ders konusunda ödüllendiriyorsanız çocuğunuz sizinle vakit geçirebilme aracı olarak okulu belirler ve daima sorumluluklarını sizinle beraber yürütmeye başlar. Sizinle uyumak ister; çocukların en kolay bahane sunarak (karanlık korkusu) ebeveynlerinden ilgi alma yöntemidir. İlginin dağıldığını ya da bölündüğünü hisseden çocuklar geceleri anne -babasını yanında ister ve gece boyu uzunca bir süre kendini onunla vakit geçirmiş sayar.
  • Kararlara saygı duyun: Karar vermek insan beynini en fazla yoran ve bir o kadarda beyni aktifleştiren bir eylemdir. Temelinde zaten zor olan bu eylem, 21.yy ’da şartların gelişmesi ve her konuda seçeneklerin fazlalaşmasıyla çok daha zor bir hal almış, bireyler artık kendi başlarına ne yiyecekleri, ne içecekleri, ne giyeceklerine bile karar veremez bir hal almıştır. Bizler bir tişört seçerken bile bunu 3-4 dakikadan az bir sürede yapıyor ya da menüde ne yiyeceğimizi 3-4 dakikadan erken seçemiyoruz. Neden? Çünkü bir tişört seçerken bile pek çok kritere takılıyoruz ve bu kriterleri da yaşadıkça- tecrübelendikçe ediniyoruz. Biz yetişkinlerde durum buyken, çocuklar neyi istediğine ya da ne yapacağına bir anda karar verir. Örneğin iki tişört sunduğunuzda hemen hangisini giyeceğini söyler ve ardından hiç düşünmeden alır giyer. Çünkü onlar için beğenilme, kabul görme, üstün olma, estetik görünüm, uygunluk gibi kıstaslar yoktur, bu sayede kısacık bir zamanda seçim yaparlar. Seçimleri ya da davranışları kimi zaman bizlere saçma gelebilir. Ki bizlerde onlara bu davranışları gördüğümüzde ‘üstündeki hiç olmuş mu ?’ ‘yatak öyle mi toplanır?’ ‘o öyle mi yazılır?’ gibi kendi değer yargılarımızı içeren eleştirilerde bulunuruz. Bu söylem sonucunda kimi zaman kavga eder kimi zamanda koşulsuz bir itaat bekleriz. Oysa bu tip eleştiriler çocukların karar mekanizmalarının gelişmesini engeller. Ve ileride bize bağlı, kendi başına karar veremeyen bireyler yetiştirmiş oluruz. Karar vermek bu yüzyılda bu kadar önemliyken çocukların verdiği kararları yargılamadan dinlememiz ve uygulayışını izlememiz gerekiyor. Evet belki çocuğunuz hatalı bir seçim yapacak. Zaten en önemli nokta da burada devreye giriyor. Çünkü hayatta kararsız kalmadan doğru seçimler yapabilen bireyler, bolca tecrübe yaşamış ve sonucunda kendi doğrusunu bulmuş kişiler arasından çıkıyor. Tıpkı  bizlerin yaşadığımız deneyimler ışığında çocuklarımızın kararlarını doğru-yanlış bulabildiğimiz gibi. Bu nedenle çocuğumuzun aldığı kararları değiştirmek için üstlerinde otorite olmamalıyız. Ancak onlara karar vermeleri için seçenek sunarken de tamamen özgür bırakmamalıyız. Seçenekleri çeşitlendirerek biz sunmalı ve onların sunduğumuz seçeneklerde özgür olmasına izin vermeliyiz. Seçeneklerden en kötüsünü, en mantıksızını seçse bile inanın bir gün bu seçimi sayesinde çok daha doğru kararlar vermeyi öğrenecektir.

 Tüm bu maddeler gündelik hayatta aslında hepimizin uyguladığı, uygulamaya çalıştığı süreçler. Önemsiz gibi görünseler de yıllar geçtikçe çocukların bilinçaltına, karakterine kodlanan bu süreçler aslında çocukken ailelerimiz tarafından bizlere sunulan ve şu anda bir yerlerde canımızı acıtan yaşanmışlıklardan farksız. Bu nedenle en önemlisi çocuklarımızın şimdi geçireceği süreçlerin geleceğin yetişkinlerini belirleyecek olması. Bizler onlara ne kadar verimli, dürüst ,naif ve sevgi dolu rol modeller olabilirsek onlar hayatı o kadar rahat anlayacak ve anlamlandıracak.

Related Articles

1 Yorum

CEVAP VER

Bir yorum girin
Adınız

- Advertisement -spot_img

Latest Articles