Voltaire’in İslâm’a Bakışı

                              Bir Filozofun Gözüyle İslâm

Aydınlanma çağının önemli isimlerinden Voltaire, döneminin gerek sosyal yapısına gerek yönetim anlayışına ve kilisenin baskıcı tutumuna karşı çıkmıştır. Filozof, yaşamı boyunca insan haklarına, farklılıklara saygı gösterilmesi için çaba göstermiştir. Kilisenin dini işleyişi, düşünce sistemi, insanlar üzerinde ki baskıcı yapısı, Voltaire’ in en büyük sorunu olmuştur. Kilisenin, toplum üzerindeki baskıcı tavrının iyi bir netice getirmeyeceğini aksine toplumun dinden nefret etmesine sebep olacağı görüşündedir. Hatta bu kiliseye karşı aşırı pesimist tavrından dolayı Tanrı’ya karşı gelgitleri olmuştur. Şöyle ki: Eserlerin de bazen Tanrı’ya inanmanın gerekliliğini vurgularken bazen de Tanrı’ya karşı kayıtsız kaldığını görmekteyiz.


Filozof, kendi yaşadığı ortamı incelemekle yetinmeyip Avrupa ve Asya dinlerini de inceleyerek kendince spesifik ve çarpıcı bir değerlendirme yapmıştır. Voltaire’in felsefesinin temel kavramı hoşgörü olduğunu söyleyebiliriz. Ona göre; dinsel hoşgörü olursa, insanlar hangi inançtan olursa olsun barış içinde bir arada yaşayabilecekleridir. Sözlerin de farklı inançlara karşı saygı gösterilmesini, bağnazlığın kötü bir şey olduğunu vurgulasa da Filozof,  İslâm’ı tahlil etmeye geldiğinde sözleriyle çelişmektedir. Scarmentado’nun Seyahatlerinin Hikâyesi’nde hikâye kahramanı, Avrupa ülkelerine yaptığı yolculuklardan gördüğü manzaraları anlatırken inançlarından dolayı yakılan insanları görmektedir. Filozofa göre buradan din adına insanı yargılamaya cezalandırmaya yer olmadığıdır. Ardından Türkiye’ye gelen hikâye kahramanı, Müslüman Türklere karşı önyargılı bir tutum sergilediğini, Türklerden bahsederken onların imansız ve çok zalim oldukları görüşündedir. Lakin Türkiye’de, kendi ülkelerinden daha fazla kilise olduğunu, farklı inançlardan insanların kendi dillerinde rahatça ibadet ettikleri şeklindeki izlenimlerini hayretle gördüğünü söylemekten alıkoyamaz. Fakat bu ülkede de dini istismarlar olduğunu söylemektedir.

Voltaire’in İslâm’a yer yer ince istihza ile yaklaştığını ifade edebiliriz. Bu istihzanın yerini şimdi ise küçümseyici ve tarihsel bağlamdan uzak gerçek dışı söylemleri yer almaktadır. Hz. Muhammed ile ilgili yazdığı eserin adı Fanatizm veya Muhammed Peygamber’dir. Bu eserinde Hz. Muhammed, Mekke’yi ele geçirmek için yapıp ettiklerini hikâye tarzında anlatmaktadır. Öyküde 2 köle vardır. Bunlar: Seide ve Palmire’dir. Seide genç bir erkek iken Palmire genç bir kız, Muhammed peygamber bunları etkisi altına alarak kullanmaktadır. Seide’e, İslâmiyet’e karşı çıkan İsmâilîlerin lideri olan Zopire’i öldürmesini emreder. Seide, Zopire’i öldürür fakat kısa süre sonra öldürmüş olduğu kişinin babası ve Palmire’in kız kardeşi olduğunu öğrenir. Zopire, Muhammed’ten intikam almak için, İsmâilîleri ona karşı ayaklandırır. Fakat Muhammed’i öldüreceği sırada, Muhammed’in kendisine daha önce içirmiş olduğu zehrin etkisiyle ölür. Seide’in ölümünü, kendisine sunulan tanrısal bir desteği olarak yorumlayan Muhammed, Mekke halkına bu olayı tesir ettirir. Bu olaylara dayanamayan Palmire de intihar eder.
Hikâye’yi incelediğimizde olaylar, kişiler, tarihi gerçeklik ile örtüşmemektedir. Bir kere Hz. Muhammed devrinde, İsmâililer diye bir inanç yoktur. Filozof’un böyle gerçeği yansıtmayan tarihsel olgularla çelişen bir olayı neden konu edindiği, olayı öykü anlatması, fiozofun niyetini ve gayesini anlama noktasında durum güçleşmektedir. Bir diğer çarpıcı husus ise Hz. Muhammed’e yakışmayacak nitelikleri ifade etmesidir. Böyle bir durum mevzubahis bile olamaz. Bu durum Peygamberlerin sıfatı ile bağdaşmamakla beraber hikâye de söz edilen fiillerin İslam’ın kırmızı çizgisi olduğu kesin hükümlerdir. Bir diğer Türkler, Müslümanlar ve Ötekiler adlı eserinde ise Türklük ve Müslümanlık üzerine fikirlerini daha geniş biçimde ortaya koyduğu için önemlidir. Esere baktığımız zaman yer yer İslâm’a ve Hz. Muhammed’e övgü sayılabilecek ifadeler geçse de yine zaman zaman Batılı tavrını bizlere sezdirmektedir. Söz konusu batılı tavrına bir örnek vermek gerekirse: Hz. Muhammed’i Kureyş soyundan olduğunu, kabul eder ancak şeceresinin Hz. İbrahim’e dayandırmasının kendisini üstün gösterme duygusundan kaynaklandığı görüşünde olsa da bu görüş asılsızdır. Voltaire’in bir asılsız iddiası da İslam’ın olduğu dönemde yaygın olan Sabiîlik, Yahudilik ve Hristiyanlığı yok etmek adına ve bunu gerçekleştirmek için de, Hz. İbrahim’in dinini tecdid etmek maksadındaki Hz. Muhammed tarafından oluşturulduğunu, bu iddiasına delil olarak “İbrahim ne Yahudi idi ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif“ İbrahim ne Yahudi idi ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah’ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir Müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi” mealindeki Âl-i İmrân, 67. ayeti kullanır. Buradan bir sonuca daha  ulaşabiliriz ki Voltaire Kur’ân’ı Kerim’i incelemiştir.
Hz. Muhammed’in ümmililiği meselesi günümüzde  hâlâ tartışılmaktadır. Gerek yerli oryantalistler gerek batılı oryantalistler Peygamberin ümmi olmadığını savunuyorlar. Voltaire da ümmilik meselesinde tebliğ ettiği vahyin niteliğine bakıldığında ümmi olmaması görüşündedir. Ona göre “Bir adamın tüccar, şair, yasa koyucu ve devlet kurucu” olup da  nasıl imza atmayı bilmediğini şaşkınlık ve alaycı bir tavırla belirtir. Kur’ân’ı Kerim’in mahiyeti ile ilgilenen filozof, Kur’an’a yapılan yorumların gülünç olduğunu, Batılı bilim adamlarının gerçek bilgi ve fikir bilmediklerini savunur. Kur’ân’ın Arap literatürün de yer alan benzersiz ve zarif bir eser olduğunu objektif haliyle ifade ederken, vahyi de beşeriyet düzeyine indirmesi çarpıcıdır. Şöyle ki bir taraftan Kur’ân’ın eşsiz ve zarif oluşundan bahsederken diğer taraftan Hz. Peygamber’e şairlik vasfını takdim etmesi eleştirdiği bilginlerden bir farkı kalmayarak yine kendisiyle çelişir. Kur’ân’ın bir beşer tarafından yazıldığında ısrar eden filozof, Hz. Muhammed’in bir Yahudi’den çalıştığını dile getirir. Bir Yahudi’nin kendi dini aleyhinde eleştirmesini zor bir ihtimal olarak söylese de imkansız olmadığını söyleyerek bu iddiasın da açık kapı bırakır.
Batılılar, Hz. Muhammed’in; Kadınları akılsız varlık ve değersiz olarak gördüğünü, kadınların temel hak ve özgürlüklerden mahrum bıraktığını lanse etmeleri, Voltaire için bir düzmeceden ibarettir. Bu iddiayı kurutmak için de yine Kur’ân’a başvurur. Nîsâ, 3-5 ayetler aralığında ki yerler kadınlara karşı adaletli davranılmasını, mehirlerinin ödenmesini, beslenme, giyinme gibi ihtiyaçların karşılanması öğüt edilirken onlara güzel sözler söylenmesini de vurgular.
Yine günümüzde süre gelen tartışmaların birine asırlar önce değinen Filozof, Türklerin kılıç zoruyla Müslüman oldukları şeklindeki görüşlerin asılsız ve eleştirel bir şekilde ele alır.
İslâm’ın neden ve nasıl hızla yayıldığını İhlâs suresine bakılarak anlaşılacağını ve yeterli olacağını söyler. Hristiyanların hoşuna gitmese de Kur’ân vahyinin güzel olduğunu, Hz. Muhammed’in Asya kıtasını putperestlikten kurtardığını, Tanrı’nın birliğini öğrettiğini ve şirki ortadan kaldırdığını söyler. Dahası İslâm’ın faizi kaldırdığını, sadaka ve duanın emredilmesini, kadere rıza gösterilmesinin İslâm’ın temel ilkeleri olduğunu belirtir. Kötülük edenlerin bağışlanmasını, herkese iyi davranılmasının Kur’ân’ın temel prensipleri içerisinde görür. Yine Kur’ân’ın getirdiği hükümlerin hiçbir tahrife uğramadan geldiğini ve gevşetilmeden uygulandığını da ekler. Buraya kadar filozof, methedici görüşleriyle tavır sergilerken şimdi yerini Batılı bir Oryantalist ve tuhaf tavrıyla Kur’ân ayetlerinin gelişigüzel sıralandığını, düzensiz haberlerden oluştuğu şeklindeki tavrını alır. Voltaire, Mirâç hadisesi ile ilgili olarak bu olayın mümkün olabileceğini çünkü o dönemdeki Arap toplumun hurafe ve kerametlere meyli olmalarından dolayı hadiseyi mümkün görür.
İslâm ve Hristiyanlığı mukayese etmeye çalıştığında, Hz. Muhammed’in doktrinlerini cesaret ve silahla yayan güçlü bir kişilik olarak görürken bu şekilde kurulmasından sonra İslâm’ın durumunu değiştiğini artık merhamet ve hoşgörü dinine büründüğünü ifade eder. Hristiyanlığa göre ise bu durumun tam tersi olduğunu savunur. Ona göre Hz. İsa, Hristiyanlığın İlahi kurucusudur. Hz. İsa, sade, mütevazı ve sakin geçen hayatı boyunca kötülüğü engellediği, hoşgörüyü yaygınlaştırmaya çalışmıştır. Ancak Hz. İsa’ dan sonra Hristiyanlığın barbar ve merhametsiz bir din halini aldığını, Filozof şaşkınlık verici olduğunu söyler. Voltaire’in bu görüşü tutarsız ve gerçekleri görmezden gelmekten başka bir şey değildir. Çünkü Hz. Peygamber, tebliğe başladığı andan Medine’ye hicretine kadar müşriklerin, Hz. Peygamber’e ve ona inanlara eziyet ettikleri bilinmektedir. Hz. Peygamber şahsına yapılan kötü muamelelere, tehdit ve alaylara tenezzül ve karşılık vermemiş hatta kötü söz bile söylememiştir. Mekke dönemde Müslümanlar gerek ihtiyaç alanında gerek sosyal alanda büyük ambargolarla karşılaşmış bunlara rağmen Müslümanlar sebatkar bir tutum sergileyerek, şiddete şiddetle değil Allah’tan sabır ve yardım dileyerek bu olumsuz duruma katlanmayı tercih etmişlerdir. Habeşistan’a ve Medine’ye yapılan hicretler bile bize başlı başına gösterir ki Müslümanların şiddet uygulayan taraf değil, şiddet ve eziyete uğrayan taraf olduğunun apaçık delilidir. Hz. Peygamberin Mekke’yi fetih ettiği gün müşriklere karşı tutum ve davranışı ayan beyan ortadadır. İslâm’ın tebliğ edildiği ilk günden itibaren Müslümanlar muhataplarına sevgi, saygı, merhamet ve hoşgörü çerçevesinde yaklaşmışlardır.
Voltaire’in İslâm’la  ilgili düşüncelerini genel hatlarıyla açıklamaya çalıştık. Kısaca İslâm’a bakışını özetlemek gerekirse, yer yer tarafsız fikirleri olsa da fikirlerine toplu halde baktığımızda İslâm’a karşı ince bir istihza ile yaklaştığını görebiliriz. Yer yer takdire şayan tespit ve İslâm’ı eleştirenlere karşı cevapları olan böyle bir filozofun neden İslâm’a karşı istihza ile yaklaştığının iki temel sebebi olduğunu düşünüyoruz. Bunlardan birincisi, Onun Hristiyan olarak yetişmesi ve o kültürden gelmesidir. İkinci sebep ise, İslâm’a dair kapsamlı malumatının olmadığıdır. Özellikle Hz. Peygamber’le ilgili düşüncelerini tipik bir Oryantalist ön yargısı tutumuyla ele almaktadır.  Bunu da İslâm’ı, Batılı kaynaklardan öğrendiğinin gerekçesidir. Voltaire’in, İslâm’ın ve Hz. Muhammed’in üstün yönlerini itiraf ettiğini belirtmeliyiz. İslam Hukukuna ve Müslüman yaşamı ile ilgili bazı konularda Kur’ân’a başvurması, İslam’ın hoşgörü, saygı ve merhamet dini olduğunu söylemesinden geri duramamış bu davranışı takdir edilecek yöndedir. Yine yenilemek gerekirse Voltaire’in İslâm’a karşı önyargılı ve düşmanca duygularla yazılmış kaynaklardan İslam’ı araştırdığı da ihtimal dahilindedir. Voltaire için dinlere karşı bağnazlığın iyi bir şey olmadığı, dinlere hoşgörü ile yaklaşılması görüşü ayrılmaz bir parça iken sıra İslâm’a geldiğinde filozof kendini bağnazlıktan kurtaramamıştır. Dönemin de Filozoflar, İslâm ve Müslümanlar barbar olarak nitelendirilirken, İslâm ve Müslümanların araştırılmasının değeri olmadığı mevzubahisken Türklerden, İslâm’dan, Müslümanlıktan gerçek dışı haberler bahsedilirken o nispeten gerçekçi bilgiler sunması önemlidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir