Soluksuz Kitapların Sesi

Kendimi ne kadar tanıyorum diye düşünürken kafamda bir pazar yeri kuruldu.

Seçmece olanlar; sevdiklerim, sevmediklerim… 

Seç, beğen diye bağıranlar; nerde ne derim, bu olaya nasıl tepki veririm?

Korkularım…

İyi kilerim…

Keşkelerim…

Her resme mutlaka güneş ve bir çiçek çizermişim ya da sadece gökyüzü ama gece; ay ve yıldızlar… Havuç veya turp rendelerken aşırı endişeleniyormuşum.

Lambası kesik olan odanın ışığını her giriş çıkışta açıp kapatıyormuşum. Karanlığı kabullenemeyişim mi yoksa çoktan kabullendiğim için mi? Bilmiyorum. Alışkanlık diyip geçiyorum.

Kendi içimde savaşa hazırlanıyorsam veya kendimle zaman geçirmek istiyorsam kitaplığımı dökermişim. 

Tanımadığım bir ses “Evet bu doğru” dedi. İrkildim. 

O an kimlerin sesini ezbere bildiğimi düşünmeye başladım, geri döndüm. Tekrar aynı ses konuşmaya başladı.

– Gözlerinden hissettiklerini anlayabiliyordum, kitapları içimden parça parça alışında zihnindeki düşünceleri boşalttığını biliyordum. Bu kadar özenmenin sebebi yine düşüncelerindi. Asıl olan benim raflarım değil senin düşünce raflarındı. Kitapları yerleştirirken söz konusu hep zihnindi.

– Bilmiyorum.

– Seni tanıyorum, okuduğun kitapları okuyorum, altını çizdiğin cümleleri ezbere biliyorum. Kendini çok belli ediyorsun. Bitirdiğin kitaplarda görüyorum. Bu cümlenin altını çizmeliydi, diyorum. Dokunmamışsın. Birkaç kere okuduğundan eminim.
Geçmişi yâd edip döndüğünü hatta dünlerinin eksiklerini yarınlarından çalarak kapatmaya çalıştığını biliyorum. 

İnsanlar içinden ağlar, içinden gülerler. Bazen de içlerinden çıkamazlar. Oysa her şey çok basit. Ben burdayım hislerim içimde düşüncelerim yanımda diyebilmelisin. Sonra bazı çizgilerin cetvelle çizilmiş gibi yine düşünceli yine kendine dönmeye çalışıyor diyorum. 

Sustu, söylediklerini hissetmemi bekliyor gibiydi. Hissetmiştim.

–  Sadece geçmişten bir parçamı bulduğum cümleleri çizerken buluyorum kendimi. Ne çok detay var her anımda. Kendimi tanımlayamıyorum. Yarınlarıma tutunamıyorum. Bir değişim içindeyim, sanırım olması gereken de bu.

– Şöyle ki her an bir değişim her insan bir sebep. Konu ne uzunluk ne de derinlik… Öyle olsaydı eğer sayfalarca yazılmış mektuplar, defterler sahipsiz kalmazdı. Bunu sorun etmemelisin. Yarın buraya tekrar geldiğinde sesimi böyle duymayacaksın. Sen yine başladığım yere döndüm diye yakınacaksın belki ama seçtiğin yeni yollardan yürüyeceksin.

Kitaplığım sustu ben biraz odamda dolaştım. Sonra kafamın içine döndüm.

İşte burada geç fark ettiğim gerçeklerim.

Mesela yorulduğumda ayaklarım düz yolda taşlara takılmaya başlarmış benim. ( Bazı bilgileri kalbinize dokunan insanlardan da edinebilirsiniz. )

Derine doğru iniyorum; kendimi arıyorum kendime söyle(ye)mediklerim… Ne karanlık ve sisli…

Çok bilmiş biri şöyle demişti: “ Ne çok yol alıyoruz kendimize ulaşmak için kendime bu kadar yakınken, nasıl bu kadar da uzağım? ”

Kafamın içinden çıkamayacağım galiba.

Sessizliğini bozdu. 

“Kendimi kaybedersem ilk nereye giderim?” diye sor kendine. Gün ışığına çıkmaya ihtiyacın var.

Kendimi kaybedersem ilk nereye giderim?