21.6 C
İstanbul
Cuma, Ekim 7, 2022

Soğuk Yenen Tek Yemek İntikam Değildir

Gökyüzüne baktı. Hava mı sisliydi yoksa başındaki duman mıydı bu görüntünün nedeni? Doğru ya, iki parmağının arasındaki sigaradandı. Kendi parasıyla kendini zehirliyordu, bunu düşünerek gülümsedi ve bir nefes daha çekti parmağının ucundan. Sosyal hayatta fazla hareketlilik sağlayarak iç dünyayı az düşünmeyi başarmak gibiydi sigara içmek. Hem ellerin hep meşgul oluyordu bir şeylerle. Zararlıymış… Herkes bir gün ölecek. Bari keyfimizden ölelim…

Düşünceler arasında bitirdiği sigaranın izmaritini çöp kovasına atmak için oturduğu banktan kalktı. Henüz yeni alıştığı sokak köpeklerinden iki tanesi üzerine doğru koşunca -belki de korkacak mecali kalmadığından- iki köpeğin de gözlerine bakıp “Sakin ol.” diye fısıldadı. Hiç işe yaramayacağını sandığı bu hareket gerçekten işe yaradı ve köpekler onu rahat bıraktı. 

Sabahın beşinde sahildeydi yine. Sahil çatısız meskeniydi yıllardır onun. İzmariti atarken ismi hakkında düşünmeye başladı. İhya. Anlam katmak demekmiş ihya etmek. Annesi ona, hayatlarına anlam katacağı için bu ismi verdiğini söylemişti birkaç sene önce. Vefatından önce. Daha dünyaya gelmemiş bir hücre topluluğuna yüklemek için biraz büyük bir sorumluluk, hayatı anlamlandırmak… Çoğunlukla bu sorumluluğu hakkıyla yerine getirip getiremediğini düşünürdü. Babası ona bunun önemli olmadığını, yine de çok merak ediyorsa hayatlarına çok büyük anlam kattığını söylerdi. İhya bu cevapları duyunca kendisini utanmış ve rahatsız hissettiğinden bu konuyu babasına açmamaya özen gösterirdi. 

O sabah güneş doğmak bilmedi. Gün bile aymak istemezken anlamıyordu İhya, insanlardaki yaşama sevincini. Bu hayatı hiç sevecek miydi, bunu düşünüyordu… Muhtemelen o kadar vakti olmayacaktı. 

Evde birlikte ve yalnız yaşadığı babasıyla bir haftadır araları bozuktu. Ortada ciddi bir sebep bile yoktu. Sadece konuşmuyorlardı işte. 

Antidepresanları tamamen keyfinin kâhyasının emri üzerine bırakalı da bir hafta olmuştu. İlaç yoksunluğu sendromunun berbat getirilerini gülerek karşıladı. Artık onun için tüm bunlar bir domates konservesi kadar önemsizdi.

Hayata olan nefretine dair süslü cümleler vardı kafasında. Yazmayı pek beceremezdi ama yazmazsa fikirlerine yazık olacak diye düşündüğü için belki de ilk kez içinden gelerek bir şeyler yazmayı deneyecekti. Aklına raptiyeledi bu yazma fikrini. 

Bir saat kadar yürüdükten sonra çatılı meskeni olan evine döndü ve biraz uyudu. Uyandığında ağzı ve dili uyuşmuştu. Kendi kendine “Bari dozu azaltarak bıraksaydın…” diye söylendi. Çizgisel hızı ekvatordan fazla olan başını durdurmaya çalıştı ama nafile. Kendini çalışma masasına attı ve önüne bir kağıt aldı. Başladı yazmaya:

“Sevgili olmayan hayat, 

Ergence olan bu giriş için hiç üzgün değilim çünkü senin hak ettiğin bu. Sana yıllarca dört elle sarılmaya çalıştım. Şimdi de sarılmak istiyorum fakat boğazına. Bazen senden nefret ediyorum ama bazense çok daha iyisi, sen yoksun gibi davranıyorum. Beni hiç sevmediğini ve beni kendi alanında istemediğini biliyorum. Artık peşinden koşan arsız aşık olmayacağım… Sen de bu haberi alınca hüngür hüngür ağlamayacaksın ama en azından son gülen ben olacağım. Yüzüme güldüğünü sandığım zamanlar halime gülmüş olduğunu unutmadım ne de olsa. Sana belki hâlâ katlanabilirim ama bunu tercih etmek isteyeceğimi sanmıyorum. Bana “Ee ne oldu şimdi?” diye sorma, intihar da soğuk yenen bir yemektir. Yolcu yolunda gerek.”

“Ee bu kadar mıydı süslü cümlelerim? Kafamın içindeyken daha güzellerdi.” dedi seslice ve kağıdı yırtıp attı. Hevesi kaçmıştı. 

Mutfakta birasının kapağını açarken dünyanın en rahatlatıcı sesini duyduğunu düşündü. Gülümsedi ve kendisi ile konuştu : “Bari keyfimizden ölelim.” Alkol alırken babası eve geldi. Aradan geçen kısa bir süre sonra babası yanına gelip onunla konuşmak istediğini söyledi.

Arayı düzeltmek için yapılması planlanan bu konuşmanın sonu tam tersine doğru gitti, güzelinden bir tartışma yaşandı. İhya babasının kırıcı sözlerinin onu çok yaraladığını hissetti ve uzun süre sonra ilk kez ağladı. Odasına giderken “Neyse ki bunlara üzülecek kadar yaşamayacağım.” dedi. Babası dudaklarından art arda dökülen sorularla birlikte İhya’nın peşinden gitti. Babasının bitmek bilmeyen sorularından sonuncusuna, “Nereden biliyorsun ne zaman öleceğini?” sorusuna, “Çünkü ne zaman öleceğime ben karar veriyorum.” diye cevap verdi. Babasının dehşet dolu gözlerine dimdik baktı bunu söylerken. Ağlamaya devam ediyordu çünkü kendisini susturamıyordu. Babası “Sakın bir delilik yapma.” deyince gülümsedi delice.

Aradan geçen cümlelerin ardından İhya babasının durmadan soru sormasından bıktı ve babasına her şeyi anlattı. Hayata olan nefretinden ve intihara olan meyilinden, hayatta kalma şansının hiç olmadığı on numaralık intihar planından… Babası “Bunları gerçekten düşündün mü?” ile başladı ve “Ben sensiz ne yapardım?” ile bitirdi. İhya git gide acımasızlaştı ve “Ne var baba, hayat bu. En fazla bir yıl ağlarsın. Sonra arada bir duvardaki fotoğrafıma bakıp duygulanırsın. Hayat bu kadar işte.” diye cevapladı. 

Babası elinden tutup onu çekti ve İhya’ya sıkıca sarıldı. Sonra onu kucağına oturttu. Ağlaştılar. Farklı bir gündü. Babasını annesinin cenazesi haricinde ilk kez ağlarken görüyordu. 

Dakikalar süren bu ağlaşmanın sonunda babası gece İhya ile uyumak istediğini söyledi. Zaten çok yorgun olan bu ikili beraber yemek yedi ve uyumak için odaya geçti. İhya’nın kafası her zamankinden karışıktı. Uykuya daldı. 

Gecenin bir vakti anlamsız bir sese uyandı. Saate baktı. 04.44. Dört rakamını hiç sevmezdi. Uykulu ve dengesiz zihni bundan hemen bir anlam çıkardı. İhya odasına gitti ve önüne bir kağıt daha çıkardı. Kağıdı yırtarak küçülttü ve kağıda bir şeyler karalamaya başladı. 

Kuş kadar olan bedenini on üçüncü kattan aşağı bıraktığında cebine sıkıca iliştirdiği notta yazan cümleler şunlardı:

“Üzülme baba, son gözyaşlarımı bu akşam döktüm. Daha fazlası yok. Bu hayatı hiç sevmedim ama seni bu hayatta çok sevdim. Özür diler ve teşekkür ederim.”

O gece İhya, kendisini aşağı bırakıp betona çarpmayı beklerken beton yerine babasının kanlı ve cansız bedenine çarptı. Neyse ki bunun anlamını bilecek kadar yaşamadı…

Selin Ece Güllü
Ben Selin Ece Güllü, 18 yaşındayım. Okumayı ve yazmayı boş zaman aktivitesi olarak değil günlük hayatın bir parçası olarak gördüğüm için buradayım. Burası çok güzel bir yer.

Related Articles

CEVAP VER

Bir yorum girin
Adınız

- Advertisement -spot_img

Latest Articles