Merdiven ve Toprak Altları

Merdiven altlarında buluşurduk seninle, apartmanın kapısı hiç açılmasın, birileri bizi hiç yakalamasın isterdik. Kışın beraber üşürdük, bu his de eksik kalmasın diye yapardık bunu. İkimiz de bilirdik bir gün yaşlanacağımızı, çoluk çocuğa karışamayacak olmamıza rağmen evin bir köşesinde çocuk odamızın yerini alacağını. Bir oğlan ve bir kız çocuğu vermişsin gibi öpmüştüm seni evlendiğimiz günün ertesi ve bir ömür devam ettim bu şekilde öpmeye, binlerce çocuğumuz oldu, onlar da çoluk çocuğa karıştılar ve uçup gittiler bu evden. Bu evin kapısından giren sadece sen ve ben kaldık. İlk girdiğimiz günü hatırla şimdi; heyecandan elimiz ayağımıza dolaşmıştı, balkonda birkaç dakika sarıldık birbirimize, sonra sırasıyla her odada, ardından da tüm caddelerde ve sokaklarda saat fark etmeksizin. Bazı akşamlar ise çay demlerken eskileri yâd ettik seninle, elin yanar diye ben koydum hep çayı. Tüm iş telaşesinden ve tüm kalabalıklardan senin hayalin ile sıyrılıp ulaştım sana. Televizyonun sesi asla senin sesini örtecek kadar açılmadı. Hep beraber yaptık kahvaltıyı; bazen hastane odasında poğaça simit ile, bazen bir çorbacıda, bazen ise bizim evimizde, hep de senin ellerinden. Yıllar yılları kovaladı, ben çay dökmeye devam ettim, ellerim de titrer oldu sen çay bardağını titretirken. Bastonlar odamızın baş ucunda yerini aldı, ben yine de senin elini tutmaktan hiç vazgeçmedim. Beraber vapura bindik İstanbul’da, beraber simit attık martılara, ardından gözümü kapadım birkaç saniyeliğine, açtığımda yine bir vapur dolusu kadar insan vardı yanımda, lakin ne bir kuş ne de bir martı vardı etrafta. Elimde de simit yerine bir kürek vardı, toprak atıyordum istemsizce bir kefenin üzerine, etrafta seni arar oldum, yıllardır her şeyi beraber yapan biz, yine bir olup toprak atalım istedim bu zavallı ölüye. Sonra aklıma çocukken buluştuğumuz merdiven altı geldi, gözümü kapadım hemen, oraya dönelim diye, tekrar köşe başında sen belir, soluğu merdiven altında alalım diye, olmadı. Gözümü açtığımda yine kürek ileydim, yine toprak atıyordum ve yine seni göremiyordum. Bu sefer ağlıyordum, hem de hiç ağlamadığım kadar. Kapattık üstünü, son kez toprak attım üzerine, mezar taşınla bakıştım biraz, yüzünü arar oldum, birkaç saat orada öylece oturup yüzünü aradım. Herkes gitti, ben yine orada sabah ettim akşamı, sen yine yoktun. Oysa nefes alsan, bu dünyanın herhangi bir yerinde var olsan izin verir miydin bana, bir gece vakti mezarlığın tekinde olmama, ıssız bir yer olan bu mezarlıkta tek başıma kalmama? Vermezdin işte, ama yoktun sen. Çıktım gittim mezarlık kapısından, eski apartmana gittim hızlıca, rastgele zillere bastım, sonunda birisi açtı kapıyı. Buraya sensiz hiç girmemiştim, merdiven altına oturdum usulca, yine seni bekledim, ilk günkü heyecanıma ulaşamadım bu sefer, o seninle ilk kez yalnız kaldığım an oluşmadı kafamda, hiç yalnız kalmamıştım merdiven altında, şimdi sen nasıl yalnız kalırsın toprak altında? Nefret ettim bu yüzden merdiven ve toprak altlarından ben, ikimizi ayrı düşürdüler diye.

Merdiven altlarında buluşan bir çift varmış diye yazsın şimdi kitaplar ve kadın toprak altına girdiğinde erkek nefret etmiş merdiven ve toprak altlarından. Adam bir daha asla uğramamış merdiven altlarına ve yakmış kendisini doğmamış çocuklarına ait çocuk odasında. Küle çevirmiş aciz bedenini,  girmek istememiş toprak altına, olur da görür diye sevdiği kadının cansız bedenini, tekrardan ölür diye toprak altında.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir