Sevda Dilenciliği

Gün tüm kötülükleri ve güzellikleri ile son buluyordu, kafasını koyduğu bir yastık, yastığını koyduğu bir döşek ve bir de han sahibiydi. Geçimini ise dilencilikle sağlayan bir ihtiyardan başka söylenecek bir tarafı yoktu. Kendi hanında dilencilik yapan bir ihtiyarın hikâyesidir bu, elbet bir gün son bulacak bir yaşamın penceresi. Her insan gibi düşünüyordu, aynı şekilde de diğer insanlar onun hakkında söyleniyordu. İki ayrı fikre ev sahipliği yapan iki ayrı bünye, iki ayrı beyin ve iki ayrı kalp.

Sabahın ilk ışıkları ile gözlerini açan ihtiyar, köşede duran testiye doğru uzandı, bu testi ona bırakılan tek armağandı. Testiden dökülen birkaç damla gözyaşı ile gözlerinin etrafındaki yaşanmışlıkları, tek seferde sildiğini düşünmüştü. Her gün aynı şekilde düşünürdü. Ellerini açar ve semaya bakarak sürekli ağzının içerisinde mırıldandığı duayı dillendirirdi. Tek isteği, tek kelimesi, ağzının içerisindeki birkaç sözcük idi. Şu an dilencilikten vazgeçse, ömrünün sonuna kadar keyif içerisinde yaşayacağı bir servete sahipti. Onun tek isteği bir sevgi idi, gönül idi, mesleği ise sevda dilenciliği. Kimsesiz bir handı oysaki neyin sevgisi, sevmek yaşlı ihtiyara denk gelecek miydi? Ömrünü kimsesiz bir taş yığını içerisinde geçirmesi bünyesindeki rutubetten belliydi, belki kalbi de taş misali sertleşmişti. El açtığı gibi emir de verebilecek bir yapıya sahipti. Daha önce sevda denilen illeti kestirememişti, sözleri iğneleyici, gözleri büyüleyici, yüreği ise buz tabakasından çıkan çöl kumu misali, bir gölgeye denk geldi. Bu belki de kalbinin çorak arazisini yağmur ormanına çevirmeye yetecekti, belki de karasal iklimini Karadeniz’e bırakacaktı, ondan gelen yağmurlar, gönül tabakasında bir fidan olup açacaktı. Açılacağını sanmıştı, yalnızlığa alışmıştı, gözlerine bakarak konuşmak için son adımları kalmıştı. Oysaki ihtiyarın bildiği tek cümle, ‘’Allah rızası için’’ demekti. Ne söyleyecekti, yerine getirebildiği tek görevi dilencilikti…

Öğrenmişti, sevda dilenerek bir yere erişilemeyeceğini. Konuşmak gerekti, her nefesinde oksijen tüketmek gerekirdi. Mesleğinden vazgeçmedi, ihtiyardı ihtiyarların inat denildiğinde, her daim başa çıkılmaz bir hal aldığını gösteriyordu. Yağmurlu bir han akşamı, toprak kokusu ile karışıyordu…

‘’Kendi hanında dilencilik yapan bir ihtiyarın hikâyesidir bizimkisi, her gün tezgâhı açtığında sevda diye öykünen.’’

Yazmak duygusunu daha iyi tanımak için üniversite hayatımı Edebiyata döktüm.

2 Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir