Saklanan Zehirler

Her kadının kendine has güzelliği vardır. Ancak normların belirlediği güzellik algısı vardır ki bu kaçınılmazdır. Yani gerçekten bazı kadınlar hakkında konuşulduğunda, o kadınların güzel olduğu dile getirilir. Gerçi bu her iki cinsiyete ait bir durumdur. İşte görünümü güzel olan insanlar “toksik” ilişki yaşadığında ve bunu bitirmeye çalıştığında ona “çok güzelsin, elini sallasan ellisi, bu güzellikle yalnız kalmazsın korkma” tarzında cümleler destek amaçlı söylense de aslında o kadar korkunç ve rahatsız edici cümlelerdir ki… Sanki bir insanın değer görmesi buna bağlıymış gibi. Yani, bu olmazsa kaderinle barış zaten kaybetmişsin anlamına geliyor. Ben mi öyle anlıyorum, çok mu agresifçe? Hayır.

Gerçek şu ki bazen çok çok normal gelen davranışlar aslında içten içe ya bizi ya da karşımızdakini çürüten mesajlar, tavırlar olabiliyor. Elbette güzel görünme isteği genel olarak insanların doğasında vardır. Ancak şart değil, değer görebilmek için sebep değildir. Belki görünüş, çok güzel bir ilişkinin başlangıç kıvılcımı olabilir ama asla sadece bununla yoldaşlık sürdürülemez. Değerli olmak ve hissetmek için güzel olmak gerekmez. “Kendini değerli hisset” şablonunu da söylemeye gerek yok. Bu asla kolay bir şey olmadı, olmayacak. Kabullenilmesi gereken bir gerçek bu. Değerli hissetmek bencillikle, obsesiflikle karıştırılırsa hayat bir yolunu bulur ve bunu çok acıtarak yüzüne çarpar.

Bazen değersiz hissedebilir insan. Etmeli de. Çünkü böyle acı veren duygular biterse insan öğrenemez. Yanlışlarını analiz edemez, o duygular geldiğinde nasıl dayanacağını bilemez, “neden böyle hissediyorum, neleri çözmem gerekiyor” sorusunu veremez. Bunlar olmayınca insan mutluluğun, sevginin, nefes alırken “şükür” hakkında düşünmenin renklerini göremez. Değersiz hissetmek bazen geçmişteki bir şeyleri çözmek için gelen alarm gibi olur. Bazen ise bu günün alarmına dönüşebilir. Sadece sabırlı olmak gerekir. Araştırıp öğrenmek gerekir. Kişi, bir psikoloğa, psikiyatriste gidemiyorsa bile teknikleri araştırabilmek için kaynaklar arayabilir. İşte, yaşamaya karar verdiği andan itibaren insan zaten en değerlidir, bunun için aynaya bakıp ya da kendin hakkında düşünüp zevk almaya gerek yoktur. Nitekim, kendine güvenmediği zaman bile çok önemli bir varlıktır insan. Sadece sabra ihtiyacı vardır ve bunu bulabilecek güçtedir.

İyileşmek, iyi hissetmek zorunluluk hâline gelmemelidir. Geçmiş çok korkunç yaralar bıraktığında hele bu yaralar görünmez bir şekilde bilinçaltında yattığında çok kolay görünen bazı şeyler insana çok zor gelir. Mutluluk, gülebilmek, kendine güvenmek, kendine değer vermek ve daha neler neler. Bunlar kolay değil ve bunları yapamamak veya başaramamak insanın suçu değildir. Ama bunları kazanacağına karar vermen hayatın yönünü oraya doğru değiştirir. Ne güzel paradoks bu.

Psikoloji öğrencisiyim. Felsefeyle ilgileniyorum. Her zaman okuyup araştırmayı ve öğrendiklerimi kendi üslubumda yazmayı severim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir