Safiye Ayla

14 Temmuz 1907’de İstanbul’un Kadırga semtinde dünyaya gelmiştir. Babası Hicazîzâde Hâfız Abdullah Bey, annesi Suudi Arabistan’ dan gelip küçük yaşta saraya girmiş ve daha sonra çıkarılmış olan Seyyide Hanım’ dır. Sarayda cariye olan annesi, bir başka cariyeyle serbest bırakılınca ahşap bir eve yerleşirler; İstanbul’ un o dönem pek meşhur olan yangınlarında tek varlıkları olan ev gidince yoksulluk içinde kalırlar ve anne veremden ölür. Çocguğa bakamayan kalfa da onu Çağlayan Darü’ leytâm’ ına verir. İlkokuldan sonra Bursa Muallim Mektebi’ ne verilir. Müzik dersleri ve piyanoyla orada tanışır. Safiye’ nin mutlu olduğu tek şey, şarkı söylemektir. Derslerden daha çok müzikle ilgilidir. Okulu bitirip vekil öğretmen olur ama hayatının en acıklı dönemi başlar. Kalacak yeri, evi bile yoktur. Gündüz öğretmenlik yaparken elinde tahta bavulu, gece cami avlularında, musalla taşlarında yatar. Tek hayali sahneye çıkıp şarkı söylemektir! Sokaklarda öğrenciyle şarkı söyleyerek dolaşırken sesini duyan bir müzisyen kendisiyle ilgilenir; bir plak doldurtur. Hayalleri gerçek olmuştur, 1930′ da doldurduğu Yesârî Asım Bey’ in ” Sevdâ yaratan gözlerini her zaman öpsem” ve ” Bekledim de gelmedin” güfteli şarkıları ile bir ay içinde meşhur olur Safiye Ayla. Ardından Colombia için on plak doldurur. Bir yandan Eyyûbî Mustafa Sunar’ dan müzik dersleri alan Ayla,Darû’t-talîm- i Musiki Heyeti’ nin konserlerine katıldıktan bir süre sonra öğretmenlikten ayrılır. Artık sahneye çıkmakta ve şarkı söylemektedir.
1932′ de İstanbul Vali Muavini Nuri Bey’ in evinde verilen bir davette, Atatürk’ ün huzurunda ilk kez şarkı söyler. Hayatının dönüm noktası olan bu karşılaşmada Safiye Ayla, Atatürk’ ten büyük övgü alır ve bundan böyle Ata’ nın en beğendiği seslerden biri olacaktır. Dört yıl sonra tekrar karşılaşmış ve sonrasında sık sık Gazi’ ye şarkılar okumuştur. Safiye Ayla; ” Her şeyden evvel tahih etmek isterim ki Atatürk yanlız bir Türk musikisi severi değil, hayranı idi… Üstün bir bestekâr kadar ve belki de onlardan saha fazla makamdan anlar, falsoları yakalar, çok haklı tenkitlerde bulunurdu.” diye anlatır.
1950′ de Hz. Peygamber’ in otuz yedinci kuşaktan torunu olan besteci, udî, viyolonselist Şeref Muhittin Targan ile evlenir. Kendisinden yaşca çok büyük olmasına rağmen aralarında büyük bir aşk vardır, 17 yıl evli kalırlar. Müzikten oluşan bir dünya içinde mütevazı yaşamları olur. 1967′ de eşini kaybeder Safiye Ayla. Açılışından itibaren İstanbul Radyosu olmak üzere Türkiye radyolarında sayısız konser verdi, 500′ den fazla plak doldurdu. Büyük beğeni toplayan sesiyle ünü yurt sınırlarını aştı. Sesi geniş dinleyici kitlelerine duyurabilen kadın okuyucuların en ünlüsü olan Safiye Ayla’ nın, dönemin diğer kadın okuyucularınkinden ayrı, kendine özgü bir okuyuş tarzı vardı. Ölçüye uyarak, iyi bir diksiyonla, düzgün, aynı zamanda da coşkun, çekici bir tavırla okurdu. Sesindeki pürüzsüz akış en tiz perdelerde bile kaybolmazdı. Zamanın gözde şarkılarıyla fantezileri olduğu kadar, Rumeli türküleriyle klasik örnekleri de içine alan repertuvarıyla geniş bir dinleyici kesimince çok sevilmiş, beğenilmişti. “Gönül Şarkıları” ve ” Aşk Yaprağına Konarak Koza Öresim Gelir” adlı iki bestesi bulunan Safiye Ayla, 1942′ de Cemal- Ekrem Reşit Rey kardeşlerin “Alabanda ” revüsünde Kraliçe Mimiza rolü ile izleyici karşısına çıktı. Gösterdiği başarıyla oyunculuk alanında da yetenekli olduğunu kanıtlamıştır. 4 oktavlık mezzosoprano sesiyle, kendine özgü yorumuyla, kişiliğiyle, özel yaşamıyla halk tarafından çok sevilen Türkiye’ nin sesi Safiye Ayla; yetimhaneden, sahne ışıklarına, bir roman gibi yaşadığı hayatını 14 Ocak 1998′ de kaybetmiştir.