Özlemi Tüketmeden

Günümüz teknolojisi, hepimizi değilse de birçoğumuzu bilgisayarlar dünyasına itti. Bu teknoloji sayesinde kitaplar eski önemini yitirmekte. Elbette ki kitaplardan uzaklaşmamızın nedeni bir tek bu teknoloji değil. Fakat en büyük rol ona sahip diyebiliriz. Burada üzerinde durulması gereken asıl konu sözlü ve yazılı kültür.

Daha çok iletişime ve duyuma dayanan sözlü kültür, insanlara yazılı kültürden daha güven verici gelmekteydi. Çünkü yazılı kültür beraberinde sahteciliği de getirmekteydi. Günümüzde hala devam eden yalan yanlış yazılar, sahte belgeler vb. bunun varlığının hala devam etmekte olduğunu göstermekte. Fakat şu an yaşadığımız bu teknoloji dünyası bir şeyi anlamamızı zorlaştırıyor: Sözlü kültür. Çünkü sözlü kültür aslında gördüğümüz, okuduğumuz yazılardan çok duymayı gerektiriyor. Sıralama üstüne kurulu olan belirli bir tümce yapısına sahip olan bu kültür aslında bir tekerrür gerektiriyor. Yazılı kültür ise bu konuda bizlere kolaylık sağlıyor. Sağladığı kolaylıkların en başında internet geliyor. Bilgisayarlar dünyası dediğimiz bu internet toplumunun bizlere sunduğu yararlar ve bunun yanında verdiği zararlar günümüzde büyük bir tartışma konusu.

Felsefe gibi derin bir alanda ve en önemlisi sonu olmayan, kümülatif bir şekilde ilerleyen konular hakkında düşündüğümüzü varsayalım. Bu düşünceler yazıya aktarılmadığı sürece hafızamızda nereye kadar birer düşünce olarak kalabilir? Daha dün yaşadığımız olayları güçlükle hatırlayan bizler eski düşüncelerimizi nasıl anımsayıp onları yeni bir bilgiyi desteklemek için kullanabiliriz? İşte sözlü kültürün önemli bir özelliği olan iletişim, burada kendini gösterir. Sözlü kültürde, uzunca bir konuyu düşünmek ve onun üzerinde durmak iletişime bağlıdır. Bu zorlu iletişim kelimelere ritim kazandırmıştır. Sözlü kültürün önemli bir yapısı olan deyişler bu ritmik yapısından dolayı günümüze kadar gelmeyi başarmıştır. Çünkü kelimelere ritmik ve şiirsellik kattığı gibi güçlü bir bellek için de oldukça etkili bir yoldur.

Dikkat ettiğimiz zaman her şeye duyulan özlemi hep eskilerde aramaktayız. Yeni şeylere duyulan özlemimizde elbette ki ortada. Fakat bugün bile adından söz ettiren nice yazarlarımızın kitaplarını bulmak için saatlerce araştırıyor, bulmak için birçok yol arıyoruz. Dinlediğimiz zaman bizi içerisine çeken ve saatlerce etkisinden çıkamadığımız o nostaljik parçalarda cabası. Eskiye olan özlemimiz her alanda olduğu gibi sanat içinde çok fazla. Peki bizi bu eskiye iten özlemimiz en çok nereden geliyor?


Her şeyi tükettiğimiz gibi teknolojiyi de tüketiyoruz. Hangimiz artık bir kitap kokusunda kayboluyor? Gerçek bir bilgiye ulaşmak için saatlerce uğraşıyor? Bize zaman açısından avantaj sağlayan kitle iletişim araçları aslında bilgiyi gerçekten almayı sağlamak yerine onu çok kolay bir şeymiş gibi gösterip değersiz kılıyor. Yani tüketici konumundayken kendimizi tükettiğimizi fark etmiyoruz. Bu yüzden mutluluğumuzu eskilerde arıyor, en çok gerçek bilgiye ve bize bu bilgiyi ulaştıran insanlara özlem duyuyoruz.

İçimizdeki bu özlemin bitmesini istemiyoruz elbette. Fakat yeni bir bilgiyi eski bilgiler ışığında gerçek bir öğretiye dönüştürmek, bu bilgileri doğru kullanıp tıpkı sözlü kültürde olduğu gibi onlara yeni ritmik anlamlar yükleyip ortaya özgün bir şeyler çıkartmak ilk amacımız olmalı. Kendimizi tüketmeden, bilgi dolu, ışıklı ve özgün bir yola!