Özgür Balık

İnsanların sadece balıkçılıkla geçindiği bir sahil kasabası varmış. Sahil kasabasının nüfusu az olduğu için ne balık nüfusu tehlikeye giriyor ne de insanlar aç kalıyormuş. Kasabadaki insanlar sükun ve huzur içinde yaşarken şehirlerdeki kargaşa büyüyormuş. Bir insan diğerini, şehir ise hiçbirini kaldıramaz olmuş. Şehirlerdeki insanlar yalnız kalabilmek için sahillere veya ormanlara akın ediyor fakat herkes yalnız kalmak istediğinden kimse yalnız kalamıyormuş. Hâl böyle olunca kimisi yeraltındaki kalabalığın daha az rahatsız edici olduğunu düşünerek intihar etmiş, kimisi yalnız kalma isteğini öldürerek kalabalıktan biri olmayı kabullenmiş, kimileri ise daha az insanın bulunduğu yerlere göç etmek istemişler.
Kasaba kalabalıklaşmış.

Kasabaya yeni yerleşen insanlardan bazıları plastik tulumlarını kuşanıp sığlara ağ atmaya başlamış, bazıları taburelerini ve oltalarını alıp sahile kurulmuş, bazıları ise şehirde biriktirdiği parayla bir tekne alıp açılmaya başlamış. Gündüz vakitleri şapkalı insanlar sahile sıralanıyor, geceleri de oltaların ışıldakları teknelerinkine karışıyormuş.

Yemlere aldanan, tuzakları unutan balıklar hızla avlanıyorlarmış. Bir zaman sonra yalnızca tuzakları anlayabilen ve yemlere aldanmayan bilinçli bir azınlık grup hayatta kalmayı başarmış ve onların yavruları da bu özelliklere sahip olarak doğmuş.

İnsanlar balık avlayamadıkları için zamanla fakirleşmeye, aç kalmaya ve birbirlerini ‘yemeye’ başlamışlar. Bazı tekneler sahilde kırık bulunurken, bazı ağlar kesik,  bazı insanlar yataklarında ölü bulunuyormuş.  Hâl böyle olunca kimileri dünya üzerinde aç kalmadan yalnız kalamayacaklarını düşünüp intihar etmiş, kimileri durumu kabullenip hâlâ tek tük balık avlayabilen insanlara tabii olmuşlar, kimileri ise yeni oluşan bu balık türünü avlayabilmek için yeni yöntemler düşünmeye koyulmuş. Çok geçmeden bulmuşlar da. Tüm geleneksel yöntemleri bırakıp balıkların doğal yaşamlarında özgürce seçtikleri, sevdikleri besinlerin taklitlerini üretmeye başlamışlar. Böylece balıklar insanları fark etmeden özgür olduklarını düşünerek keyifle besleniyorlarmış. Bu taklitleri yiyip ölenler hakkında da özgürce yaşadı ve zamanı geldiğinde özgürce öldü, diye düşünüyorlarmış.

Durumu fark eden bir balık doğal besinlerle taklit olanları birbirinden ayırt etmeye çalışmış ama nafile. İnsanlar öyle gerçekçi taklitler üretiyorlarmış ki tüm çabaları sonuçsuz kalmış. Balık, insanların bu yeni tuzağını diğer balıklara anlatmaya çalışmış fakat diğerleri yaşamak için beslenmekten başka seçenekleri olmadığını, dikkat edeceklerini ama ölüp ölmemenin kendi şanslarına bağlı olduğunu söylemişler. Balığın umudu kırılmış ve iyice yalnızlaşmış. Hiçbir besine güveni kalmamış ve zamanla zayıflamış. Artık öleceğini anladığında evet, ölüyorum demiş; ama hiçbir tuzağa yakalanmadan kendi seçimimle ölüyorum, böyle ölmeyi ben seçiyorum!

Ertesi gün uzun zamandır araları düzelmiş olan insanlar her zamanki gibi ölen balıkları toplayıp dolu kovalarla evlerine dönmüşler.

Serbülent Ünalır
Hayat ve hayatın içindekilerle, kendisiyle meselesi olan; cevaplanmamış soruları bulunan, kendi halinde biriyim. Tüm ruhu zengin insanlar gibi yalnızlıkla yoğruldum ve yalnızlıkta hissederek var oluyorum.