Hayranlık ve Korku Kaynağı Olarak Baba

“Kuvvetli bir babamız olsun, bize neyi yapıp neyi yapamayacağımızı söylesin isteriz. Niye? Neyi yapıp neyi yapamayacağımıza, neyin ahlaklı ve doğru, neyin ise günah ve yanlış olduğuna karar vermek zor olduğu için mi? Yoksa suçlu ve günahkar olmadığımızı işitmeye her zaman ihtiyaç duyduğumuz için mi? Bir baba ihtiyacı her zaman mı vardır, yoksa, kafamız karıştığı, dünyamız dağıldığı, ruhumuz daraldığı vakit mi isteriz babayı?”

-Orhan Pamuk


Freud, Sofokles tarafından yazılan tragedya Kral Oedipus’un öyküsünden yola çıkarak Oedipus karmaşası kuramını geliştirir. Bu kuram, çocukların psikoseksüel gelişimlerinde kritik bir aşama olarak babaya dair otoriteyle yüzleşmelerini anlatarak psikanalitik teoride babanın önemini ortaya koyar. Kuramda, toplumsal ve kültürel özdeşleşmelerin merkezi figürü babadır. Freud’a göre, oğulun dünyasında babası kesin bir güç sahibidir. Ancak, babaya karşı gösterilen yüksek saygı ile ona duyulan güvensizlik sıkı sıkıya bağlıdır. Freud, baba oğul ilişkisinde oğlun babayı, “başına gelen bütün şanssızlıkların nedeni olabilecek bir konuma” getirdiğinden söz eder. Bu nedenle baba, Oedipus karmaşasında hem hayranlık duyulan hem de nefret edilen bir kişidir.


Freud, babanın korumasına duyulan gereksinimi büyük bir çocukluk gereksinimi olarak düşünür. Babanın psikanalitik teoride rolünü açıkladığı çalışmasında Jones’un belirttiği gibi, Freud için çocukluk döneminin Pre-Oedipal ve Oedipal aşamasında bu önem kritiktir. Pre-Oedipal dönemde erkek çocuklar, babaları ile sevecen bir özdeşleşme yaşarlar. Oedipal dönemde ise kültürün düzenine girerler. Erkek özne bu dönemde kültüre ilişkin cinsel kimliğini kazanır. Kültüre girişle birlikte bilinç dışının temelleri de atılmış olur. Bu anlamda çocukluk döneminin sarsıntıları ve örselenmeleri bilinç dışının malzemelerini oluştururlar.
Freud’un kuramında anne, erkek çocuğun ilk sevgi nesnesidir. Sevgi nesnesiyle kastedilen şey, cinsel dürtülerin şehvetli yanı değil düşünsel yanıdır. Annenin sevgi nesnesi olmasıyla çocuğun içinde (bu düşünceyi) bastırma işlemi de başlar. Erkek çocuk annesine sadece kendisinin sahip olmasını ister; babayı bu isteğinin önünde bir engel olarak görür. Baba anneden uzaklaştığında erkek çocuk rahatlar ve annesiyle evleneceğinden söz eder. Bu aşamada babayı isteklerinin önünde bir engel ve rakip olarak görmesine rağmen erkek çocuk babaya da sevgi gösterir. Bu çifte değerli duygular erkek çocuğun bilinç dışında sürekli olarak bir arada yaşarlar. Bu süreçte, erkek ve kız çocuk için kastrasyon karmaşası etkilidir. Erkeklerde kastrasyon korkusu, kızlarda penis kıskançlığı erken çocukluk dönemine aittir. Ergenlik döneminde bu düşünceler yeniden ilgi alanlarına yerleşir. Erkek çocuk, bir yandan babasını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir kin ve nefret besler, diğer yandan babasına ilişkin bir sevgiyi ruhunda barındırır. Kendisine rakip gördüğü babası tarafından cezalandırılacağı korkusunu taşıyarak annesi ile ilgili isteklerinden geri çekilir. Ancak bu isteğin bilinç dışında varlığını sürdürmesiyle -erkek ruhunda- suçluluk duygusunun temeli de oluşur. Fallik dönemde babaya karşı kin ve nefret duyguları içindeyken, anneye karşı arzu duyar. Freud’un Oedipus karmaşası olarak adlandırdığı süreçte, nevrozların karmaşası bulunur; çünkü bu çifte duygu karmaşasının çözüme kavuşamaması nevrozların ortaya çıkma nedenidir. Klasik teoriye göre, erişkin bir cinsel ve duygusal yapılanmaya ulaşabilmek için bu karmaşanın üstesinden gelinmelidir. Freud’un kuramında erkek çocuk için bunun en iyi yolu, rakip babanın yerine geçmeyi arzulamaktır. Böylelikle baba ile özdeşleşme süreci de başlamış olacaktır. Özellikle ergenlik dönemi, çocukların anne-babalarından kopma çabasına girmelerini beraberinde getirir. Bu, toplumun bir üyesi olmaları için gereklidir. Erkek çocuk, kastrasyon endişesi yüzünden dışarıda annesinden ayrı bir sevgi nesnesine yönelmek için anneden kopmak durumundadır. Babasıyla ilişkisinde çatışma halinde kalmışsa, şimdi onunla barışmalıdır. Freeman’ın belirttiği gibi, Freud’un teorisindeki bu gerilimler, erkek çocuğun babayı bir erkeklik sembolü olarak tanımasına odaklanılarak gösterilebilir.

Babalar, “erkekler için erkeksi bir toplumsal cinsiyet kimliğinin kurulmasında kritik olan aynılığın bir tanımlaması; kızlar için kadın cinselliğinin merkezini kuran farklılıkların çekiciliğini ifade eder. Özetle, Chodorow’un da belirttiği gibi Freud’a göre kastrasyon endişesi, bunun neticeleri ve dönüşümleri erkek kimliğinin oluşumunda belirleyicidir. Freudyen psikanalize göre, Oedipus karmaşasıyla bağlantılı bu süreçler, baba-oğul ilişkisindeki krizlerin kaynağını oluşturur.

Gamze Yüksel
Yazmaya on beş yaşımda şiirle başladım. Bu şiirler, ilk gençliğimin romantik tepkileriydi. Daha sonraları yalnızca kalemin ve dilin değil, bir alan olarak kâğıdın da imkânlarını sonuna kadar kullanmaya gayret ettim. İnsanın sözcükle her şeye ulaşabileceğini düşünen bir insanım. Çünkü söz yoksa insanı bir araya getiren bir şey de yok. Bir yerimiz varsa bu dünyada, o da birbirimizin sesini duymamız gerektiği inancındayım. O yüzden hayatımızdan sanat ve edebiyat eksik olmasın.