Ölünç Kentinin Seyahatnamesi

İnsan seslerinden usanmış sokaklar,
          İlk aşklarının baş harflerini yazıp,
          Bir kalp boşluğu uzaklıkta kendi baş harfini yazan aşıklardan,
          Direnişlerini yazılarla gösteren devrimcilerden korkarak;
          Ayakta durmaya çalışan duvarlar..
          Hangi derdi için içtiğini kendisi bile bilmeyen,
          Soluklarından çok içen sarhoşlardan yorulan kadehler..
          “Belki biraz açılırım” diye caddelere dökülen avareler,
          Çimlere uzanan,
          Henüz acı tatmamış -ki tebessüm ederek hayal kurduğundan belli,
          Yıldızları izlemeyi romantik sanan birileri,
          Balkondan izlerken şehri,
          Sevişmekten yorulmuş,
          Ruju yanağına kadar bulaşmış kadınların kahkaları..
          Bir yerlerden gelenler,
          Bir yerlere gidenler..
          Kaldırımlarda yürüyenlerin cebinden dökülen hüzünler,
          Sanki hepsi de..
          Hepsi de darağacına asmış duygularını,
          Umutlarını boğmuş hıçkırıklarıyla..
          Bir temmuz akşamını sonbahardan beter eden,
          Tebessüm öldüren bakışlar..
          Şehir,
          Yaşamayı kalbin atıyor olmasını zannedenlerle dolu..
          Kediler bile çöpleri karıştırmıyor artık,
          Uykuyu bölercesine havlamıyor itler..
          Plak dükkanları taziye evinden beter sessizlikte!
          Yolda “tanrı rızası için…” durduran dilenciler,
          “Aslında zenginlik mutlu olmaktır” der gibi hallerinden memnun,
          Tebessüm dilenir gibi susarak yüzlerimize bakıyorlar.
          “Bu adrese nasıl gidebilirim?” diye gezinen yabancılar, 
           “Kendimi nasıl bulabirim?” sorusunu benimsemiş olmalılar ki;
          Ellerinde yırtık kağıtlara yazılmış,
          Zihinleri kadar karışık yazılar yerine;
          Bir tütün tabildotu ve çarkını çevirmekten sertleşmiş bir çakmak.
          Deniz kenarındaki; -ilk defa deniz görüyormuş gibi gözlerini kırpmadan izleyen-
          Bankları işgal edenler de yok artık..
          Kocaman bir sessizliğin taburesinde duruyor şehir;
          Gökyüzünde asılı duran bulutları boynuna dolayıp,
          Tabureyi tekmeleyerek intihar edecekmiş gibi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir