Kriz Anında Ömer Olmak

Nedir kriz anında Ömer olmak?
Olaylar biraz durulmuşken, yani en azından gündemimizi başka meseleler meşgul etmeyi başarmış ve Filistin meselesi gözden düşmüşken zihnimi meşgul eden bazı düşünceler beni bu yazıyı yazmaya teşvik etti. Öyle anlar olur ki ne açıdan bakarsanız bakın, hangi zaman diliminde, neresinden tutarsanız tutun her şey sizin haklılığınızı gösterir. Zaman adeta sizin haklılığınıza arka çıkmak için akmaya başlar, nesneler vasıflarından ziyade yalnız bu haklılığa hizmet etmek için görev yapar. Her zaman firak eden duygular tek bir amaç için bir araya gelir omuz omuza verir. Her şey böyle sürüp gider, ta ki olduğunuz yerden birkaç adım geri çekilip içinde bulunduğunuz olaya dışarıdan bakıncaya dek…

Gözler, kör olmaya müsait bir fıtratta yaratılmış kanımca. Bir sevda, bir öfke, inanılmış bir dava, sonuca varamayan mülahazalar silsilesi ve saire ve saire. Hararetli bir olay anı da aynı bu şekildedir. İnsan hakikati göremez, odaklanılmış tek bir şey vardır ve odaklanılan şeye giden yolda takınılan tutuma kördür gözler. Olayların üstünden biraz zaman geçince ve biraz hararetin ortasından dışarı doğru yönelince aklımı önceleri okuduğum ve üstünde hayli düşündüğüm bir hadise işgal etti.

Alemlere rahmet Peygamber Efendimizin fani dünyada görevi bitmiş, tebliğ sona din kemale ermişti. Veda Hutbesi’ndeki konuşmasından birçok sahabe meseleyi idrak etmiş, hüzne boğulmuştu fakat O da bir beşerdi ve O da karşılaşacaktı ‘Ağızların tadını kaçıran’ ölümle. Durumu daha da ağırlaştı ve 12 Rebîülevvel, pazartesi günü Mescid-i Şerif’te, Cebrail (a.s) eşliğinde Azrail (a.s)’ı huzuruna kabul etti.

Zihnimi işgal eden mesele ise biraz sonra yaşanan hadiseler. Dünyada Habibullah’ın ebedi aleme gidişinden daha hüzünlü bir mesele yoktur herhalde. Bizler O’nu hiç görmemiş, sesini hiç duymamışken okumaya dayanamıyoruz düşünelim ki sahabeler ne denli üzülmüş ne denli acı çekmişlerdir. Burada bir parantez açmak gerekli diye düşünüyorum meseleyi başka tarafa çekecekler için. Duha Sûresi 4. Ayette der ki: Muhakkak ki âhiret senin için dünyadan daha hayırlıdır. Bizim için ebedi yurt fani alemden evladır elbette.

Sahabelerin üzüntüsünden kasıt, özlemden gayrısı değildir. İşte böyle bir anda, gözyaşları Medine topraklarını suluyorken Hz. Ömer odaya girer, dehşete kapılıp dışarı çıkar ve “Re­sû­lul­lah ölmemiştir ve sağdır! Ona sadece, Hz. Mûsa’ya ârız olan saika gibi bir saika ârız olmuştur. Kim ‘Muhammed öldü’ derse, onu kılıcımla iki parça ederim!” diye bağırır.  Sonra Peygamberimizin sadık dostu Ebâ Bekir haberi almış, kalbinde ağır bir yük, hicranın şimdiden saran ateşiyle gelir ve yanına varır. “Ölümün de hayatın gibi temiz ve lâtif, yâ Re­sû­lal­lah!” der dışarı çıkar. Hz. Ömer’in dediklerinden haberdardır, hüzne boğulan sahabelere şöyle seslenir: Kim ki Muhammed’e (a.s.m.) tapıyorsa, bilsin ki Muhammed (a.s.m.) öl­müştür. Kim ki Allah’a ibadet ve kulluk ediyorsa, bilsin ki Allah, Hayy’dır, ölümsüzdür.

Bu noktada karşımıza türlü türlü sorular çıkar. Hz. Ömer, Ebû Bekir kadar tanımamış mıydı İslam’ı? Hz. Ömer, Hz. Ebû Bekir’den daha mı çok seviyordu Resûlullah’ı? Adalet ve hassasiyette benzeri bulunmayan Hattaboğlu Ömer bilmiyor muydu O’nun fani olduğunu ve yalnızca Allah’ın baki olacağını? Hayır, ortada tek bir gerçek vardı. Her alanda sıdkın eşsiz örneği metanete de şuura da sadıktı. Onun da yüreği yanmıştı, onun da göz pınarları Medine çöllerini ummana çevirecek kadar dolmuştu fakat o şuura dayandı.

Bu meseleyi düşündüğümde kendime hep iki sonuç çıkarırım. Hz. Ömer’in bu tutumu beni şu noktaya götürür: “Demek ki Peygamber’in ‘Allah’ım İslam’ı 2 Ömer’den biriyle güçlendir’ diye ettiği duanın kabulü olan, okuduğum hadisleri bizzat gören, yaşayan; müşriklere meydan okuyan, gecelerini gündüzlerini ibadetle, tefekkürle geçiren Ömer bin Hattab da olsan bazen duyguların şuurunun önüne geçebilir.” Bunu düşündüğüm an aklıma gelen soruya Ebû Bekir aleyhisselamın duruşu cevap verir. “Öyleyse Ebû Bekir ol yahut Ömer mizacındaysan etrafını Ebû Bekirlerle donat.”

Öfke Ne Tarafa Yönelmeli?

Biz bazı meselelerin özünü yeterince idrak edememiş olduğumuzdan kriz anlarını yönetmede Ebû Bekir şuuruna eremiyoruz ne yazık ki. Evet öfkeliyiz, evet olayın içinden baktığımızda yüzde yüz haklıyız, evet yüreğimiz yanıyor fakat ateş, ateşle sönmez. Evet canımız acıyor fakat acı, daha büyük acılarla dinmez. Zalime daha beterini dilemek, mazlumun ıstırabını azaltmaz. Okları her seferinde karşıya yöneltmek asıl hatanın bizde olduğu gerçeğini değiştirmez. Sen diliyle muamele yalnızca nefs karşısında nihayete götürür bizi.

Uhud bize bir şeyler anlatır, Bedir’de atılan toprak bir şeyler anlatır, Taif bir şeyler anlatır, Miraç bir şeyler anlatır. Yalnız kim olduğunu bilmeyen ve gözlüğü kirle pasla dolu olan kimse gerçeklerin özündeki hakikati anlayamaz, anlamak bilmekle değil amel etmekle mümkündür. Ebû Bekir’i anlamak Ebû Bekir olmaktan geçer. En yakın örneğiyle Filistin meselesinde ben birçok meseleyi anlayamadığımı, anladım. Anladım ki Ömer mizacındayım ve gördüm ki etrafımda Ebû Bekirler de var Ebû Cehiller de. Bilenler bilir Hattaboğlu Ömer Peygamberimizi öldürmeye niyetle çıktığı yolda hidayete erer. Bu sebeple etrafımızdaki Ebû Bekirlerin sayısını Ebû Cehillerin sayısından fazla tutmaya dikkat etmekte fayda var, maazallah insanı çıkmaz sokaklara sürüklerler haberi olmaz.

İsrail’den nefret ediyoruz evet. Fakat olayın birkaç adım gerisinden değil de binlerce adım dümdüz ilerleyip onların safından meseleye bakalım. -Doğru veya yanlış- inandıkları dava uğruna bebekleri katlediyorlar. İnandıkları dava uğruna işgal ediyor, saldırıyor, zulmediyorlar. İnandıkları dava uğruna çalışıyor, üretiyor ve topraklarını büyütüyorlar. İşte mesele tam da bundan ibaret, davanın doğruluğu değil davadaki samimiyet. (Doğruluk önemsiz gibi bir sonuç çıkmasın, şayet önemsiz olsaydı bir avuç Müslüman orada her gün şehit verdikleri halde hala şehri müdafaada başarılı olamazlardı.) Buradan bakınca öfkemizi yöneltmemiz gereken şahısların düşman olmadığına kanaat getiriyorum. Zira düşman, düşmanlığını yapıyor. Buradan bakınca kendi eksikliğini, güçsüzlüğünü eşine şiddet uygulayarak kapatmaya çalışan bir erkek figürü canlanıyor gözümde. Buradan bakınca diyorum ki hezimet düşmanın tavrı değil, bizim tutumumuzdan ibaret.

Bizim nefretimizi, öfkemizi yöneltmemiz gereken şahıs ve kurumlar; bizi ayırmaya, bölmeye çalışanlar olmalı. Bizim menfi duygularımızda toplanan enerjimiz müspet projeler için, daha fazla çalışmak için güce dönüşmeli. Basit ideolojiler ardına sığınıp kaybettiği insanlığına kılıf uydurmaya çalışanlara dur demeliyiz. Biz bir olduğumuzda ağaçların, dağların dillenip bize yardım edeceğinin bilincinde olmalı ve bir olmaya odaklanmalıyız. Her fırsatta sizli-bizli konuşan, her fırsatta bizi karşı karşıya getiren, her fırsatta alevi-sünni, Türk-Kürt, siyah- beyaz, bizi ayırmaya sınıflandırmaya çalışan kirli zihniyetlere yöneltmeliyiz öfkemizi. Onlara haykırmalı, onlara dur demeliyiz evvela.. Mehmet Akif ne demişti: Girmeden tefrika millete düşman giremez! Biz bize nifak tohumları ekenlerin arasında kör sağır yaşıyorken ne Filistin’i kurtarabiliriz ne Doğu Türkistan’i ne Yemen’i ne de kendimizi..

Şamil Basayev

Yine başka bir açıdan bakacak olursak Çeçen komutan -ruhu şad olsun ve Allah ondan razı olsun- Şamil Basayev şöyle demişti: “Moskova’ya 150 askerimle girdim. 2 gün içinde 2 bin kişiyi rehin aldık. O gün 3 savaş uçağını düşürdüm, dünya ayağa kalktı. Rusya 46 bin Çeçen çocuğu katlederken sözde Müslüman’ım diyenler neredeydiniz? Ben bir generalim ve halkım için cihad ettim” sonrasında da şu sözleri sarf etmişti: “Eğer Allah’ın çağrısı ve tehdidi bu insanların kalplerini titretmediyse benim, yani Rabbine karşı son derece zayıf ve aciz olan Şamil’in onlardan yanıt beklemesi yanlış olur.” Olayın bir başka boyutu da bu iki sözle açıklığa kavuştu sanıyorum.

Biz çağrıyı alacağız, bir olacağız, samimi olacağız sonra da:

'Yazmak ibadetimdir, ibadetimdir şiir Kalemimdir askeri cihat meydanlarının" 19 yaşında, kendine Hakk'kı ve hakkı anlatmayı şiar edinmiş, aciz bir kul.

2 Comments

  1. Hüleyda Cevapla

    Çok güzel, çok faydalı bir yazı olmuş. Ders çıkarılacak o kadar çok şey var ki, herkesin okuması duyması ve uygulaması gereken bir yazı. Allah razı olsun. Dilime, kalbime gelenleri kağıdına döken bir Mücahide gördüm sanki. Allah davamızı muzaffer kılsın, amacımızı unutturmasın.
    Bir sabah gelecek kardan aydınlık… 🕊🌹

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir