Karanlıklar, Ağaçlar ve Yurdum

Bilmiyorsun sen olmadan hangi ağacı kendime yurt bellediğimi
Oluk oluk akan kanıma hangi kabuğun değdiğini
Tenimi ısıtanın ayın hangi evresi olduğunu, bilmiyorsun
Yüz çizgilerine gizlenmiş yüz ömür var
Sokağında alelade döndüğün köşeler tüm sırlarını saklar
Karanlıklar kaç sabahtır özlem çekiyor bu kalabalık ıssızlığına?
Ve işte görüyorum öylece yürüyorsun
Şiirimin kaçıncı şahsı olduğunu bilmeden, yürüyorsun
Bilmiyorsun sana kaç mabet diktim
Bahçene hangi bitkiyi hoplaya zıplaya yerleştirdim, bilmiyorsun
Gördüklerinse bir umut genişliğinde
O umuda kaç hayat yerleşir
Tükenmişliklerinin katına ellerim nasıl sığınır bilmiyorsun
Belki bir kış gecesi sonusun ya da
Ya da bir beyaz zambak, aydınlıklar kadar karanlığa da aç bir zambak
Sen buram buram is kokan gecelerin en çok bilmek istediğim yanısın
Kokuna sığınır korkularım
Ayaklarına değil zihninin derinliklerine örmek isterim renkli patikleri
Üşümesin diye değil bayram havasına bürünsün diye
Çünkü bilirim ki en çok sana yaraşır dünyanın tüm sevinçleri
Ve bunun kuytularına biriktirdiğin hüzünlerinle bir ilgisi yok değildir
İnkar etmem, inkar etmeyeceğim
Gönlümün locasındaki tabloda sen değil senin ayakkabıların var
Bana geldiğin gün giyindiğin belki de hiçbir anlam yüklemediğin
Sen bağcıklarına atarken o düğümleri, ben seninle birlikte yola çıkan tüm aşıkların gözlerine atıyorum
Gelsen bir düğüm gelmesen bin
Haydi çıkar bakalım cebinden çarşaflara bürünmüş tüm hikayeleri
Anlasınlar bizden daha güzel olamayacaklarını, anlasınlar ve söylesinler tüm şafaklara
Ve madem gideceksin şehrimden, en büyük türkünü söyle şakaklarıma
Sesim olamıyorsun madem işte fırsat! Haydi sessizliğim ol
Benden ziyade kendini duy ve anla
Anla plaklara sıkıştırdığın tüm kavgaların benim çığlıklarım olduğunu
Ah, bilmiyorsun
Bilmiyorsun hayatın ezberlediğim birkaç çiçekten ibaret olduğunu
Bunlardan birinin de sen olduğunu bilmiyorsun
Sen, sen adını bile bilmiyorsun
Sen olmadan hangi ağacı kendime yurt bellediği bilmiyorsun…