Kahverengi İpek Mendil

Çikolatalı kahve tadında bazı anlar vardır. Lezzeti zihninizden çok kalbinizi etkisi altına alır. Kendinizi atmosfere bırakıp sadece düşünürsünüz… Bir şiirlik düşünürsünüz ve tek bir yaprakta bütün bir ormanı görürsünüz; kalbinizle.

Karşınızdaki insanı dinlemekle ceketin cebine özenle katlanıp konulmuş mendili dinlemek arasında tercih yapmak durumundasınızdır.


Bir mendil… Eski adı ile ‘mandilon’ … Yunanlıların sadece yüz kurulamak için kullandığı mandilon nasıl olmuştu da Kudüs’te yüzlerce yıl önce bulunmuş kilden bir pipoyu hatırlatmıştı? Ya da nasıl olmuştu da bir bez parçası insanı kalbinden tutuvermişti?

Her şey gibi değerini kaybetmiş, kullanıp atılan mendillere inat hatırlanan, insanla bağı olan, bazı anıların ağırlığıyla kahverengi mendil yıkanmış, ütülenmiş ve itinayla katlanarak ceketin cebine konulmuştu.

 

Sisli bir kış gecesinde, kestane kokan küçük bir kafede, kalbinize dokunan bir mendil ne söyleyebilirdi?

Gizem Özbek
Daktilosu, mektup kutusu ve taş plaklarıyla Neverland’ini bulmuş bir Kafkasever.