Hayatın (N)Akışı

Gençliğimizin belki de en güzel senelerini neden iyonik bağın kovalantten daha çok çektiğini kavramaya harcarken bin yıllar öncesinde Yunan düşünür Empedokles bütün olayı çözmüş. Aşk adı verdiği çekim kuvvetinin maddeleri çekerken nefret olarak tanımladığı itim kuvvetinin maddelerin birbirlerini itmesine sebep olduğunu ortaya atmış. Eh, metaller hep ametallerden daha romantik gelmiştir bana zaten.

Acaba hava alanları, terminaller, otogarlar içlerinde daha çok kavuşmanın verdiği çekme kuvvetini mi yoksa ayrılıkların verdiği itme kuvvetini mi barındırır? Aylar sonra birbirlerinin yüzlerini unutmaya yüz tutmuş sevgililerin çekimi mi daha güçlüdür, kızını gurbete çalışmaya yollayan babanın itimi mi? Her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu savunan diyalektiğin ilk çizgisi “Karşılıklı etki ve evrensel bağlantı” yasası burada selam çakıyor bize. Etkiye tepki uzun lafın kısası 🙂

Etkiye tepki doğada hem fizik kanunlarını hem de kendi aramızda oluşturduğumuz sosyal kanunları açıklıyor anlaşılan. Karşımızdaki insana güleryüzle yaklaşırsak güleryüz göreceğimiz vesaire zaten insan içine çıkmadan önce annelerimizin kulağımıza küpe olarak taktığı sözler. Benim burada değinmek istediğim kısım ise her verdiğimiz etkinin tepkisinin bize doğrudan dönmeyebileceği. Tamamen iyi niyetle yaklaştığımız bir insandan kötülük görmek bizi onun yoluna düşürmemeli; burada gökyüzü hep ışıl ışıl parıldasın, bulutlar pamuk şekerden olsun demek Pollyannacılık da değil amacım. Eminim bu hayatta herkesin en az bir kere de olsa içine düştüğü bir durumdur eğer kendimden bahsedecek olursam karakter limitini aşarım muhtemelen. Zamanında gereğinden fazla canımı sıkan bu durumu şimdi biraz daha aştığımı düşünüyorum eğer sizin de gündelik hayatınızda yer edinen bir durumsa birkaç dakika içinde okuyacaklarınızla bir nebze de olsa yardımım dokunabilir umarım…

Hepimiz ayrı ayrı kumaşlardan, binbir çeşit rengin binbir çeşit tonundan farklı farklı motifler değil miyiz? Hayat yolculuğunda da hepimiz farklı bireyler olarak kendi motifimizi işlemiyor muyuz? Bazılarımız motiflerini birleştirip rengarenk bir karışımla hayat yolculuğunu beraber paylaşırlar, bazılarımızsa tüm cesur yüreklilikleriyle sürünün yürüyüşüne katılmayıp kendi motiflerini kendileri gerçekleştirirler. Eğer sizin motifinizde de her hissedebilen insanda bulunduğu üzere iyilik varsa karşılığını göremeyince neden bildiğiniz nakışları değiştiresiniz ki? Karşınızdakinin motifiyle sizin motifiniz banyo lifindeki büyükannelerimizin işlediği yıldız motifleri ve bir zamanlar insanoğlu olarak LCD ekrana geçmemizden önce(evrimde bir iki basamak geri gidiniz) kasalı televizyonların üstüne serdiğimiz örtülerdeki motifler kadar alakasız da olabilir. Peki kumaşı ve tığı bu kadar ayrı kullandığınız birinin sizin motifinizde yer edinebilmesi işlediğimiz s(h)an(y)ata yakışır mı hiç? Zaten gerçekten bir insana sırf karşılığını görebilmek için iyi davranıyorsak biraz da durup kendimizi sorgulamamız gerekmez mi?

Evet şimdi etki tepkiye geri dönelim, karşı tarafa verdiğiniz etkinin tepkisini doğrudan olarak o kişiden alamamış olabilirsiniz ama illaki bu etkinizin bir gün size döneceğine inanıyorum; hatta biliyorum, belki biz gözden kaçırırız ama fizik yanılmaz dostlarım. Fizik yanılsa da onca yılın tecrübesinin imbiğinden geçmiş atasözlerimiz yanılmaz. Ne demiş atalarımız? “ İyilik yap, denize at, balık bilmezse Halik bilir.” Halik (yaratıcı) bilir demişler ama biz kendi özfarkındalığımıza varabildikten sonra yaratılan neden bilemesin ki? Hem zaten birine iyilik yaparken -en azından ben- bunu karşıdakine olduğu kadar belki daha da fazla kendime de yapıyorum, kendim hakkımdaki düşüncemle barışıyorum; oyama geri dönüp baktığımda gülümsemek adına yeni güzellikler ekleyerek yaşama sanatını kavramaya bir adım daha yaklaşıyorum…

Zehra Özgen
Yazılarıyla dünyayı değiştirebileceğini sanan bir kadın.