Güneşli Günler…

Tüm gün duvarların arasından çıkabilmek için bir yol aramıştı. Kalbinde kayalarla geziyor gibi hissediyordu. Bunca vefasızlığın, ihanetin, nankörlüğün şelale gibi gürül gürül aktığı bir çağda dünyayı, sevmenin kurtaracağına inanıyordu. İnsanlara sevgiyle gittiği sürece aynı şekilde karşılık alacağından emin gibiydi. Yapması gereken işler taş misali zihnini ezerken, o insanlığı kurtarmanın çıkış yollarını düşünüyordu. Düşüncelerine öyle sadıktı ki gece 3’te de sabah güneş doğarken de aklındaki düşünce tekti. “Ne yapabilirim? Ağlayan bir çocuk kalmaması için, her çocuğun istediği düdüğü para vermeden çalabilmesi için, hiçbir annenin çocuğuna son bakışı olduğunu bakmaması ve o bakışla evladına sarılmaması için, bir babanın evlatlarına alamadığı ufacık bir eşya için kendinden nefret etmemesi için ne yapabilirim?”

Sorular her bakışta binlerce alt başlığa bölünürken, cevaplar da aynı oranda azalıyor gibiydi sanki. Öyle derin konulardı ki insan bazen kendini kaptırıp başka birisinin acısını sahiplenmek, onu bu acının bulunduğu yerlerden çekip kopartmak istiyordu. Fakat bunun bir çözüm yolundan ziyade daha büyük acılara yol açacağı en başından belli oluyordu. Bu acıları dindirecek güce sahip olanların olduğundandı bu acıların sonsuzluğu. Ne geçmişte bitmişti ne de gelecekte bitecekti. Sadece derdi insanlık ve iyilik yapmak olan kişilerin 18-20’li yaşlardaki hayallerini süslüyordu. Ama insan yine de bazı şeyleri kolayca kadere bırakamıyordu. Canı yanan kişiyi kendi canlarınla aynı kefeye koyduğun an hayat çabayı zorunlu hale getiriyordu sanki.

Yastığa kafasını koyduğu an sokakta üşüyen çocukları anımsıyordu, basit şeylere bile mırın kırın ettiğinde hayallerinde bile kendi konumuna erişemeyecek milyonlarca kişinin olduğunu hatırlamak ise kalbinde yumrular oluşturup kendine öfkelenmesine sebep oluyordu. Bazen hayata onu öğretmenlik gibi mükemmel bir mesleğe ittiği için şükrediyordu. Hayallerinde küçük bir dağ köyünde maddi yetersizliklere sahip olan öğrencilere ufak bir pencere açıp aslında dünyanın ne kadar büyük ve ne kadar fazla imkanlara sahip bir yer olduğunu göstermek istiyordu. İyilik ve kötülük asla tek başlarına değişime yol açmazdı. O da bunu bildiğinden iyiliklerin sayısını artırmaya çalışıyordu. Evet, belki kendisi bu süregelen düzeni tek başına değiştiremeyecekti ama o gözünden bile sakındığı pırıl pırıl öğrencileri…

Nesiller boyu sürmesini istediği iyilik tohumlarını serpmek için hayat altın tepside bir fırsat sunmuştu. Öğrencilerinin umut dolu tek bir sözü hatta fikirlerini anlattığında gözlerinde ve yüreğinde iyilik parıltısı canlanan her bir öğrenci onun gözünde “birey” haline dönüşmüştü. Çabalarının dünyayı ne kadar değiştireceğini görmek basit matematik işlemleri yapmak kadar kısa sürede sonuç vermeyecekti. Ama özel hayatında da yaptığı iyiliklerin karşılığını istemeyi sevmediğinden uzun süreli iyilik tohumlarının “iyilik nesillerine” dönüşmesini beklemek onu hiç de zorlamazdı. Belki bir kişinin denizi temizlemesi imkansızdı ama ya tüm insanlık birlik olursa?

Attığımız adımda bile kolaylıkla kötülükle karşılaşabileceğimiz bu devirde çarkı iyilerin tarafına çevirebilmek için en azından çaba göstermemiz gerekli. Çocuklarımızın, torunlarımızın sokaklarda güvenle oynayabildikleri, hak ettikleri şeylere kolayca ulaşabildikleri, hayata ve insanlığa dair hiçbir umutlarının tükenmediği güneşli günlere göz açmak niyetiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir