Gölge – ⅠⅠ

Aradan on beş gün geçmişti. Bu geçen sürede taraflar anlaşmış, Selami ve Zeynep iki defa buluşup görüşmüş, hazırlıklar yapılmış ve geriye evlilik kalmıştı. Semiha Hanım’ın tek isteği bir an önce oğlunu evlendirmekti. Bu yüzden işleri bizzat kendi hızlıca hallediyordu.

Nişan yapıldı, nikah tarihi alındı ve o büyük gün geldi çattı. Bir yaz akşamı kendi köşklerinde harika bir organizasyon ile Selami ve Zeynep dünya evine giriyorlardı. Konuklar gelmiş, her şey özenle hazırlanmış ve nikah memurunu bekliyorlardı. Bu süreç herkes için hızlı olduğundan, bir yandan beklerken diğer yandan aileler görmedikleri diğer kişilerle tanışıyorlardı. Herkesin keyfi yerinde ve yüzler gülüyordu.

Selami her zaman olduğu gibi, Zeynep’in ailesini de efendiliği ile büyülemiş, şimdiden biricik damatları olma yolunda ilerliyordu. Memur geldi, nikah kıyıldı ve konuklar dağıldı. Geçen yorucu günün ardından herkes evine ve odasına çekildi.

Genç çift sabah ilk uçak ile balayına gideceklerdi ve bir an önce yatıp dinlenmek istiyorlardı. Köşkün en büyük odası onlar için ayrılmıştı. Yeni odalarına çekilen Selami ve Zeynep önce kıyafetlerini değiştirdi. Yatağa ilk önce Zeynep yattı. Selami pijamalarını giymişti ve artık eşi olduğu için yanına doğru oturdu ve ellerini tuttu. Gözlerine bakıp;

“Ne güzel bir gündü değil mi?” (hafif bir tebessüm ile)

“Güzel mi? Harikaydı! Çok mutluyum. Evlendiğimize hala inanamıyorum. Çok hızlı oldu ama iyi ki oldu.”(gülerek)

“Kesinlikle. Şey Zeynep senden bir şey rica edebilir miyim?”

“Tabi ki canım benim ne istersen.”

“Bizim köşkte bazen sıkıldıkça kafamı dağıtmak için gittiğim ama sadece benim girdiğim müştemilatta bir yer var. Evliliğimiz boyunca lütfen oraya ben istemedikçe ve izin vermedikçe girme olur mu? Düzenim var hassasım o konuda. Gün gelir birlikte gireriz ama daha değil. Benim gizli sığınağım gibi düşünebilirsin orayı.” (hafif gülümseyerek)

“Tabi, tabi. Hiç sorun değil. Girmem merak etme. Hem pek rahat biri değilimdir. Evin mutfağına bile utanarak girerim.” (hafif gülümseyerek başını öne eğer)

“Senin mutfakta ne işin var zaten, yardımcılar var o kadar. Senden ara sıra hasta olursam çorba isterim, yapar içirirsin bana o yeter.” (gülerek)

“Yaparım tabi, sen iste yeter ki.” (sevinçli bir şekilde ellerini daha sıkı tutar)

“Teşekkür ederim anlayışın için. Hadi bakalım şimdi uyku vakti. Yarın erkenciyiz. Balayına gidiyoruz.” (mutlu bir şekilde gülerek)

“Tamam tamam yattım hemen, bak kapattım gözlerimi…”

Zeynep o gece harika başlamış bir filmin içinde gibiydi. Fakat açtığı filmin korku filmi olduğunu bilmiyordu.

Sabah oldu ve yola çıktılar. Barcelona’ya gittiler. Sonra Paris, sonra Roma, New York ve eve dönüş olarak bir rota oluşturmuşlardı kendilerine. Barcelona’ya vardılar, kalacakları balayı süitine gittiler ve eşyalarını yerleştirdiler. Aşağı inip yemeklerini yediler. İlk geceyi farklı planlamışlardı bu yüzden gezmek yerine odalarına çekildiler. İkisi de hazırlıklarını yaptı ve anlaştıkları gibi yatak odalarında buluştular.

Selami Zeynep’i görünce şaşırmıştı. Yaklaştı ve güzel birkaç söz söyleyerek sarılıp öpmeye başladı. Zeynep artık karşısındaki eşi olduğu için ne kadar çekinse bile kendini ona bırakmak istiyordu. Tam yatağa yattıkları sırada hafifçe kendisinden geçen Zeynep’in dikkatini o durumda bir şey çekmişti. Sormadan geçebileceği bir şey değildi. Selami’nin dirsek içinde bir morluk fark etti. Duraksayarak;

“Hayatım koluna ne oldu?”

“Ne? Ne olmuş ki?”

“Morarmış baksana.”

“Aa.. Evet ya, şey… Evlilik için kan aldılar ya, morardı orası. Hemşire biraz sert davrandı sanırım ondan.” (hafifçe gülümseyerek)

“Allah Allah. Tamam dışarı çıkınca krem falan alalım onun için.”

“Gerek yok geçer birkaç güne zaten.”

“Peki tamam, sen nasıl dersen.”

Zeynep aldığı cevaptan tatmin olmamış gibiydi. Yine de konuyu uzatmadı. Geceye kaldıkları yerden devam ettiler.

Sabah kalkıp tüm şehri gezdiler. Sonraki durakları olan aşıklar şehri Paris’e gideceklerdi. Ertesi gün oldu ve Paris için yola çıktılar. Aşıklar şehrinden sonra Roma ve New York’a giden çiçeği burnunda çiftin dönme vakti gelmişti. Köşklerine döndükleri zaman büyük bir mutlulukla karşılayan Semiha Hanım onları karşısına aldı ve Türk kahvesi eşliğinde sohbet etmeye başladı.

“Eee… Yediğiniz içtiğiniz sizin olsun bakalım. Neler yaptınız, nereleri gezdiniz, bana torun verecek misiniz torun?” (kahkaha atarak)

“Anne! Ne diyorsun lütfen düzgün konuşur musun? Utandırma bizi.” (sitem ve hafif kızgın bir şekilde)

“Ne var oğlum. Ben senelerce bu anı bekledim. Ne yapayım? Bir torunum olsun istiyorum artık. Ne kadar yaşayacağım belli değil. Bende böyle mutlu oluyorum.”

“Tamam annecim ama yine de öyle denmez bir anda lütfen.”

Lafın arasına naiflikle Zeynep girerek;

“Tamam Selami, annemin üstüne çok gitme. Hem oda haklı. Bizimkiler de torunları olsun çok istiyorlar.” (hafif tebessümle)

“Hey yaşa be kızım. Bir dakika sen bana anne mi dedin?”

“Şey… evet Semiha anne.” (utanarak)

“Tamam, ben artık ölsem de gam yemem.” (gülerek)

Böyle devam eden sohbetin ardından evlilik heyecanlarını biraz da olsun atmışlardı. Aradan geçen bir hafta sonunda aileler tekrar buluşup bir akşam yemeği yemişlerdi. Selami artık anne parası ile geçinmek istemiyordu. İş kurmaya karar vermişti. Pek fazla iş bilmediği için hangi alanda ne iş yapacağı hakkında hala kararsızdı.

Şimdilik boş vakti olan Selami, tek başınayken en büyük hobisi olan sinema salonlarında film seyretmeyi uzun bir süredir aksatmıştı. O gece en sevdiği filmlerden biri vizyona giriyordu. Biletini aldı, odasında üstünü giyindi ve tam dışarı çıkacakken odaya Zeynep girdi.

“Nereye hayatım?”

“Film seyretmeye.”

“Aaa… Selami, neden söylemiyorsun hazırlanırdım. Dur hemen üstüme bir şeyler giyip geleyim. Geç kalmayalım.”

“Sana gelmeyeceğin için sana haber vermedim.”

“Pardon, nasıl? Anlamadım.”

“Tek gidiyorum. Evlenmeden önce de tek giderdim. Bu benim en büyük zevkim.”

“Ama artık evlisin?”

“Tamam bir gün seninle de gideriz.”

“Hım. Anladım Selami peki git o zaman. Nasıl istiyorsan.”

“Tamam canım teşekkür ederim. Öptüm görüşürüz.”

Zeynep kendini ilk orada yalnız ve dışlanmış hissetmişti. İçinden takip etmek geliyordu ama o kadar cesareti yoktu. Aşırı öfkeden bir an önce uyumak istiyordu. Yatağına yattı ve sağa sola dönerek birkaç saat içinde uyuya kaldı. Ertesi gece hiçbir şey yokmuş gibi davranan ve yatağa yatan Selami kitap okumaya başladı. Zeynep sessiz bir kızdı ama aptal bir kız değildi. Geçen balayındaki morluk geldi aklına. Üstündeki pijamayı çıkartmanın tek yolu vardı. Önce biraz tahrik edici davranışlar sergiledi sonra elleriyle Selami’nin üstündeki pijamayı çıkarttı. Görmek istediği şeyi artık rahatlıkla görebilirdi. Kolundaki morluk hala vardı. Hatta daha mor bir haldeydi. Amacı ona bakmak değilmiş gibi yapan Zeynep sonradan fark etmiş gibi konuya girdi.

“Hayatım kolundaki morluk hala geçmemiş? İyi misin? Neden bu kadar uzun sürdü?”

“Aa.. Evet hala duruyor. Bilmem sanırım ağır kaldırıp, çok oynattıkça geç iyileşiyor. Geçer ya merak etme.”

“Ama kaç gün oldu çoktan geçmesi lazımdı. Daha çok morarmış.”

“Öyle mi hiç farkında değilim. Sen neden buna bu kadar takıldın onu anlamadım? Sen buna bakmak için mi beni soydun?”

“Ne! Ne alakası var canım. Olur mu hiç öyle şey.” (panikle)

“Zeynep! Ben aptal gibi görünüyorum ama değilim. En nefret ettiğim şey sorgulanmak. Bana bir şey ima etme, direk sor ne soracaksan.”

“Öyle mi? Peki o zaman. Sen uyuşturucu mu kullanıyorsun?”

Selami bir anlık öfke ile Zeynep’e tokat attı! Sonra durup ne yaptığının farkına vardı. Yaşadığı hızlı pişmanlıkla birlikte,

“Özür dilerim. Çok özür dilerim. Öyle duyunca bir an kendimi kaybettim. Çok özür dilerim.”

Zeynep geçirdiği şok karşısında, acısını bastıracak bir şaşkınlığa sahipti. Nasıl olur o tanıdığı naif kibar adam bunu yapabilirdi. Hem de evliliklerinin ilk günlerinde.

Oysa bilmediği bir şey vardı. Tek şok geçireceği şey bu değildi…

Mertcan Sezer
Merhabalar,Ben Mertcan Sezer. Muğla/Dalaman doğumluyum. Yeditepe Üniversitesi'nde aldığım eğitimler sonucunda Uluslararası Yaşam Koçu / NLP Master oldum ve  güncel olarak belirttiğim alanlarda bireysel koçluk, eğitmenlik yapmaktayım. Akademik hayatıma İstanbul Üniversitesi - Sosyoloji bölümünde devam etmekteyim.Hayatım şu an gözlemlediğim herkes kadar ''Yaşamak istenilmeyecek'' bir haldeydi. İntihar etmek isteyen ve eyleme geçmiş birinden şimdi bir gün dahi kayıp etmek istemeyen her anı dolu dolu yaşan biri olmanın sırlarını paylaşıyorum. Ne kadar çok insan hayattan zevk alırsa o kadar mutluluk ve enerji doluyorum. Bu hayat bize verilen bir armağan, hemde tek sefer verilen. Bunun değerini bilmesi için herkese değmeye, onların kalplerine dokunmaya çalışıyorum. Çünkü;Yaşamak çok nadir rastlanan bir şeydir. Çoğu insan sadece var olur.                         Oscar Wİlde