Gölge – ⅠⅠⅠ

Çiçeği burnunda gelin Zeynep yediği tokatla birlikte gördüğü o mutlu, harika rüyadan bir anda uyanmış gibiydi. İçinde bir taraf her şeyin bitmesini, kötü günlerin başlangıcı olduğunu söylüyordu. Diğer taraf ise böyle bir adamın bunu yapamayacağını ve istemeden bir anlık öfkeyle olduğunu söylüyordu. Kararını bir anlık öfke seçeneğinde kullandı ve gözyaşlarıyla birlikte konunun üstünü kapattı. Çünkü senelerce evlenmemiş bir kız ilk evliliğinde, ilk problemde ailesinin karşısına çıkamazdı. Çıkarsa alacağı cevapları tahmin edebiliyordu.

Sabah erken uyanan Zeynep sağına soluna bakınca Selami’yi görmedi. Tuvalete falan gittiğini düşündü. Odadaki ebeveyn tuvaletinin kapısını çaldı ama kimse yoktu. Elini yüzünü yıkayıp üstünü değiştirdi ve aşağıya indi. Evin hizmetlilerinden biri olan Rabia Hanım’ı gördü ve Selami’yi görüp görmediğini sordu.

‘’Günaydın Rabia Hanım. Selami Bey’i gördünüz mü acaba?’’

‘’Size de günaydın Zeynep Hanım. Evet gördüm sabah erkenden köşkün müştemilatına gitti.’’

‘’Hımm. Şu gizli sığınağına mı gitti yani.’’ (Gülerek)

‘’Şey… Siz öyle diyorsanız, evet Zeynep Hanım oraya gitti.’’ (Utanarak başını öne eğer)

‘’Tamam tamam şaka yaptım bir gidip bakayım ben ona.’’ (Kapıya doğru birkaç adım atar)

‘’Zeynep Hanım! Gitmeseniz mi acaba? Selami bey pek istemez de orada rahatsız edilmeyi.’’ (Telaşlı bir şekilde)

‘’Bana bir şey demez. Ben bir gidip bakayım. Hadi görüşürüz.’’

İçindeki merakı bastıramıyordu Zeynep. Sabah sabah onu oraya çeken neydi öğrenmek istiyordu. Alacağı tepkilere şimdiden kendini hazırlamıştı. Müştemilata doğru gitti. Kafasının içinde ilk gün Selami’nin dediği sözler dönüp duruyordu. Yaklaştıkça heyecanlanmaya başladı. Pencerelerden içerisi kesinlikle görünmüyordu. Biraz daha yürüdü. Sonunda kapıya geldi. Hemen çalamadı. Önce derin bir nefes aldı. Birkaç saniye bekledi, tam elini kaldırdı kapıyı çalacakken bir anda kapı açıldı. Çok hafif aralıklı bir şekilde içeriden Selami çıktı.

‘’Zeynep?’’ (Şaşkınlıkla)

‘’Ay… Şey… Kusura bakma korktum. Selami, seni merak ettim. Rabia Hanım’a sordum burada olduğunu söyledi. Bir bakmak istedim, iyi misin diye.’’

‘’Tamam anladım. Gel seninle şöyle yürüyelim biraz bahçede.’’ (Zeynep’in koluna girer)

‘’Olur tabi yürüyelim.’’

Bahçede sessiz bir şekilde biraz yürüdükten sonra havuz başında banka gelip otururlar. Selami sessizliğini bozar.

‘’Ben senden ilk gün ne rica etmiştim. Hatırlıyor musun?’’

‘’Evet hatırlıyorum.’’

‘’Bana pek hatırlıyormuşsun gibi gelmedi.’’

‘’Biliyorum ama sen varsın diye geldim. Senden izinsiz zaten asla girmedim ve girmem.’’

‘’Teşekkür ederim. Fakat ben buraya mümkün oldukça yaklaşmanı istemiyorum. Biliyorum ben buradayken aradığın zaman bile ulaşamıyorsun. Çünkü telefonumu kapatıyorum. Biliyorum dün seni çok üzdüm ona rağmen beni merak ettin ve geldin ama sana son kez söylüyorum Zeynep bir daha asla buranın yakınına bile yaklaşma lütfen!’’

‘’Tamam, tamam da sen böyle biri değildin Selami, ne oldu sana? Çok değiştin. Nerede o sakin, anlayışlı ve sabırlı adam?’’

‘’Burada Zeynep merak etme burada. Bakarsan görürsün. Yeter ki sen dediklerimi yap.’’

Oradan hızla kalkıp köşke girdi Selami ve odasını çıkıp kıyafetlerini değiştirdi. Giderken annesini öpüp kahvaltıya kalamayacağını söyledi. Düşünceler eşliğinde koca bir gün geçiren Zeynep’in asıl yenemediği şey merakıydı. Orada ne olduğunu öğrenmek istiyordu.

Aradan üç hafta geçmişti ve bütün aile Semiha Hanım’ın daveti üzerine bir araya gelmişti. Semiha Hanım güzel bir aile yemeği yemek istiyordu. Akşam anlaştıkları saatte herkes gelmişti. Zeynep’in bütün ailesi oradaydı. Ailesiyle vakit geçirdikten sonra özlediği yeğenleriyle birlikte bahçede oyun oynuyorlardı. Selami ara sıra ortadan bir kayboluyor bir görünüyordu. Yokluğunu pek hissettirmemeye çalışıyordu.

Zeynep yeğenleriyle bahçede top oynarken bir ara Semiha Hanım’ın tansiyonu düştü fenalaştı. Herkes endişe ve panikle başına toplandı. Ortalıkta görünmeyen Selami bir anda annesinin baş ucunda belirivermişti. Düşen tansiyonu sonrasında ilacını alan Semiha Hanım yavaş yavaş kendine geliyordu. O sırada top oynayan yeğenlerinden biri Zeynep’in kolunu çekiştirerek;

‘’Teyze, teyze. Çok sıkıldık saklambaç oynayalım lütfen.’’

‘’Dur teyzecim şimdi olmaz.’’

‘’Ya bana ne lütfen n’olur gel.’’

Biricik yeğenlerini kıramayan Zeynep kararsız bir şekilde ne yapacağını bilemezken, Semiha Hanım’ın iyi olduğunu görünce yeğenlerinin ısrarına dayanamayıp onlarla kısa bir süre oynamaya karar verdi. Teyzeleri ağaçlardan birine kolunu dayayıp gözlerini koluna koyarak otuzdan geriye saymaya başladı. Yeğenleri çoktan saklanmıştı bile. Saymayı bitirdikten sonra kafasını kaldırıp etrafını aramaya başlamıştı. Önce büyük yeğeni Hamza’yı bulmuş, sonra ortanca olan Ayşe’yi ve en sonunda saklambaç için ısrar eden en küçük yeğeni Kemal kalmıştı geriye.

Aramasına rağmen Kemal’i yakınlarda bulamayan Zeynep merak etti ve çıkması için seslendi. Hafif uzaktan gülme sesleri geliyordu. Sessizce dinleyen Zeynep sesin müştemilat tarafından geldiğini anladı. Müştemilata doğru yürüdü ve yine seslendi. Tekrar gülme sesi geldi. İyice dinledikten sonra sesin müştemilatın kapısından geldiğini fark etti. Kapıya doğru yöneldi ve kapının hafifçe açık olduğunu fark etti. Kapının ardından bir anda sobelemek için fırlayan Kemal gülerek ağaca doğru koşuyordu. Önce peşinden gitmek istedi birkaç adım attı Kemal’e seslendi fakat sobelemek istediği için hiç arkasına bile bakmadı.

Zeynep şaşırmış bir şekilde kapının açık olduğu gerçeğini görmezlikten gelemedi. Uzun süredir devam eden merakına yenik düştü ve kapıdan içeri girdi. İçerisi zifiri karanlık sayılırdı. Eliyle duvar dibini yokluyordu bir düğme bulup ışığı açmak için. Sonunda aradığı düğmeyi bulmuş ve basmıştı. İstediği gibi bir ışık düğmesiydi. Şimdi etrafı çok daha iyi görebilecekti. İçeride ağır bir koku vardı. Bazı eşyalara anlam veremiyordu. Sanki korku filminden bir sahne gibiydi.

Diğer odalara hızlıca bakıp çıkmak istiyordu. İlk gördüğü odaya girdi ama orası oda değil tuvaletti. Lavabonun içinde bir sürü kırmızı lekeli bezler gördü. Hemen oradan çıktı ve diğer odaya girdi. Duvarda asılı bir sürü kesici ve delici alet gördü. Sanki Marangozhane gibiydi. Diğer ve en büyük odaya giren Zeynep kapının girişinde dondu kaldı. Odanın tam ortasında Teneşir vardı. İçerisi çok soğuktu. Bir süre şaşkınlıkla baktıktan sonra, arkasından gelen yüksek bir ses tonuyla bütün şaşkınlığı ve dikkati dağıldı.

‘’Zeynep!’’

Mertcan Sezer
Merhabalar,Ben Mertcan Sezer. Muğla/Dalaman doğumluyum. Yeditepe Üniversitesi'nde aldığım eğitimler sonucunda Uluslararası Yaşam Koçu / NLP Master oldum ve  güncel olarak belirttiğim alanlarda bireysel koçluk, eğitmenlik yapmaktayım. Akademik hayatıma İstanbul Üniversitesi - Sosyoloji bölümünde devam etmekteyim.Hayatım şu an gözlemlediğim herkes kadar ''Yaşamak istenilmeyecek'' bir haldeydi. İntihar etmek isteyen ve eyleme geçmiş birinden şimdi bir gün dahi kayıp etmek istemeyen her anı dolu dolu yaşan biri olmanın sırlarını paylaşıyorum. Ne kadar çok insan hayattan zevk alırsa o kadar mutluluk ve enerji doluyorum. Bu hayat bize verilen bir armağan, hemde tek sefer verilen. Bunun değerini bilmesi için herkese değmeye, onların kalplerine dokunmaya çalışıyorum. Çünkü;Yaşamak çok nadir rastlanan bir şeydir. Çoğu insan sadece var olur.                         Oscar Wİlde